Demokrasi Tarihimizdeki Kısır Döngü: “Sefaletin Hukuku” ve “Hukukun Sefaleti”nin “Karşılıklı Dengesizlik Oyunu…”

Metin Karadağ 3 Nisan 2019 Çarşamba

Demokrasi Tarihimizdeki Kısır Döngü:

“Sefaletin Hukuku” ve “Hukukun Sefaleti”nin “Karşılıklı Dengesizlik Oyunu…”

Acaba ülkemizdeki “İmar Hukuku”nun “Mayası” olan “Hukuk” bu kadar bozuk olmasaydı; “Demokrasi Tarihimiz”de bir türlü varlık kazanmayan “Hukuk” konusunda bu kadar ısrarla yazmaya devam eder miydim, bilemiyorum… Çünkü “Hukuk” ve “Şiddet” birbirinin tam zıttı olarak aynı anda “Demokrasi Terazisi”nin “birbirine karşıt iki kefesini oluştururlar…”

“Demokrasinin niteliği artınca hukuk kefesi ağır basar; aynı demokrasinin niteliği azalınca da şiddet kefesi ağır basıyordur… “      

Yani sonuçta bu “maya konusu önemli”; çünkü sonrasındaki bütün aşamaları sırasıyla tetikleyen sihirli bir öze sahip “Hukuksuzluk” da bildiğiniz gibi “Rezi’L’danslar” diyarı “Hödükland”a çeviriyor ülkeyi!…

Hani çocukken gömleğinizin ilk düğmesini yanlış iliklemişseniz; o yanlış ilk adım en son düğmeye ya da iliğe kadar devam eder ya, hah işte aynı durum…

Planlı ya da plansız her türlü çıkar çatışmalarını(Özellikle de “Kayıkçı Döğüşlerini”) hariç tutarsak toplum, normalde “zihniyeti sürekli olarak çocuk ve ergen aralığında sıkışıp kalmış bu toplumsal ilişki biçimiyle”(sağlıklı hesap yapmasını da beceremediği için) basit dört işlemli aritmetikten-en karmaşık işlemli yüksek matematiğe doğru uzayan bu tarihsel süreçte; duyarlı/hassas/ince ayar hesaplarla yapılması gereken “Hukuku” da “doğru olarak kurmayı beceremiyor!…” demektir…

Neden acaba?!…

Çünkü “Mevcut İmar Hukuku Anlayışıyla” da sürekli “Huzur Sürekliliği Olan Sürdürülebilir Kentler” yerine “Rezi’L’danslar” diyarı “Hödükland Yapılaşmaları” ortaya çıkarıyor da ondan…

Eskilerin kullandığı “Murakabe” yoksunluğu “Muhakeme” yoksunluğunu doğuruyor!…

“Tarihi, Doğal ve Kültürel kaynaklardan TASARRUF!…”

Yani bugünün deyişiyle, neredeyse tümüyle ortadan kaldırılan “Denetim/Karşılaştırma” yoksunluğu; “Değerlendirme/Yargılama” yoksunluğu ile sonuçlanıyor!… Ölçüsüzlük, ölçeksizlik, denetimsizlik harmanıyla oluşan “Hastalıklı Kentleşme Virüsü”nün nedeni de yine aynı “Hukuksuzluk!…”

Bugün uluslararası hukuk literatüründe olmazsa olmazların en başında gelen “Açıklık”; “Şeffaflık”; “Hesap Verebilirlik”; “Denetlenebilirlik” ölçekleri yok sayıldığı için; “Kendi kuyruğundan başlayarak kendisini yutup öldüren Ejderha Yılan Ouroboros Efsanesi”nde olduğu gibi “Hukuku Yine Kanunla Boğduran” bir “Hukuk Anlayışsızlığı” ile karşı karşıyayız…

Her şeyden önce tüm toplumu bir arada tutan harcın mayası olan “Hukuk ve Hukukun Üstünlüğünün Kabulü İlkesi”yle; o toplumun hizmetinde olarak davranacağı kararı kendi “Anayasası”nda yer alan “Devlet” de bu kısır döngüye teslim olmuş görüntüsü vermektedir…

Yok sayılan “Açıklık”; “Şeffaflık”; “Hesap Verebilirlik”; “Denetlenebilirlik” ölçekleri nedeniyle “Kamusal Kaynakların Kullanım Kararları Süreci…” de “Yok Hükmü”nde işlem görmektedir!…

Demokrasinin tüm bileşenlerince olmazsa olmaz kuralı olan “Kuvvetler Ayrılığı İlkesi” fiilen “yok edilerek” yine eskilerin deyimiyle “İti ite kırdırmak…” yöntemiyle “Ouroboros Ejderhansı”na dönüştürülen; “Hukuksuzluk Usül Anlayışı”yla aslında tüm “Yasal Mevzuat” da “Doğrudan usülsüzlüklerin kaynağı haline getirilmiştir!…”

“Hukukun bir ‘uygulama biçimi olarak’ planlamanın varlık temeli; ‘neyi planlayacağını bilmekten’ dahası ‘Envanter Bilgisi’nden kaynaklanır…”

Ortada “Tam bir bilimsel yetkinlikte hazırlanmış” bir “Ülke Envanter Planı” yoktur!… “Kanser gibi yayılmış hasbelkader bir garip kaderci zihniyet dışında!…”

Nerede “geçmişten gelen bir zihniyet bozukluğu” varsa, onun öne çıkarılarak kullanışlı hale getirilmesiyle; “hiç modası geçmeyen bir plan(lama)sızlık anlayışı sürekli uygulanagelmekte ve hukuk bilerek çürümeye terkedilmektedir…”

Örneğin geçmişte “Karayolları Genel Müdürlüğü”nün ABD’li bir şirketin raporu üzerine; ülkenin tüm ulaşım politikasına bağlı olarak uygulama plan ve programını hazırlaması gereken “Ulaştırma Bakanlığı”na değil de “Bayındırlık Bakanlığı”na bağlı olarak kurulduğu ve “bugünün en önemli çevre felaketi olan ulaşım keşmekeşine de yol açtığı sorgulanamamaktadır…” Yani yine ortada hukuk yoktur!

Buna bağlı olarak bugün; “… dışa/petrole bağımlı, asfalt ve lastik tekerlekli ulaşım politikası…” cümlesine yabancılık çekmediğinizi düşünüyorum.

Çünkü “Bugün bu konuda kamusal kaynak israfı akıl almaz boyutlara gelmiştir!…”

Yine aynı şekilde geçen yılın sonlarında gazetelerin 3. sayfasında “Ülkedeki SİT Alanlarının Sayısı İkiye Katlandı!” haberini gördüğümüzde uyarmıştık ve “Mevcut SİT Alanları bölünüp parçalanıyor!” diye de yazmıştık!… Bugün bu uygulama, nedenleriyle birlikte belgelendi!…

Evet, daha yeni “Kültür Bakanlığı”na bağlı “Tarihi ve Doğal SİT Alanları”nın “bütünselliği gözardı edilip parçalanarak”; tüm “Doğal SİT Alanları” hakkındaki tasarrufun dünün “Bayındırlık Bakanlığı” bugünün “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı” kanalıyla “TOKİ”ye devredilişi üzerine aklınıza neler gelmektedir?…

Nasıl biliyorduk, “Tarihi, Doğal ve Kültürel kaynaklar, bütünlüğü bir kez yok edildiğinde tekrar yerine konulamayacak kamusal değerlerimizdir!” öyle değil mi?…

Deneyimlerimizle tekrar edersek “yarın bu konuda da kamusal kaynak israfı akıl almaz boyutlara gelecektir!…”

Dün ve bugün arasındaki hukuksuzluğun bu arsız artışı dışında önemli bir hareket yok ise; hukukun yeniden ama bu kez “Evrensel Hukuk” düzeyinde ve “Kamuyasal bir değer” olarak yazılması için yola çıkılması gerekmektedir…

Bunun için de demokrasi tarihimizdeki kısır döngü: “Sefaletin Hukuku” ve “Hukukun Sefaleti”nin “Karşılıklı Dengesizlik Oyunu…”na bir son vermek gerekiyor…

Hukukun hiç olmadığı yerde; herkes kör olduğu için mi, yoksa her yer karanlık olduğu için mi göremediğini tam olarak anlayamaz acaba!

Daha da fazla karanlık basmadan ve hep birlikte kör olmadan!

 

Metin Karadağ 3 Nisan 2019 Çarşamba