“Kanunlar, Hukuk Üretemezler; Sadece Toplumda Meşruiyet Koşullarında Üretilmiş Olan Hukuku Korumak İçin Yazılırlar…”

Metin Karadağ 30 Aralık 2019 Pazartesi

Mimarlık mesleği açısından “bu konuyu yeniden okumaya çalışırsak” durum belki biraz daha netlik kazanabilir…

Örneğin, “mimarın çizdiği bir mimari proje; yerinde uygulanmasıyla birlikte fiili bir ‘kanun’ halini alır…”

Çünkü “mimar, projesini tasarlarken yapıyı kullanacak olan insanların kendisinden ve o insanların kurduğu her türlü insani ilişkilerden ortaya çıkan ‘hukuku’ dikkate alarak oluşturabilir…”

“Mimarlar, olabildiğince dikkatle algıladıkları bu ‘hukuku’ projeye ve oradan da uygulamada ortaya çıkan yapıya tam olarak yansıttıklarında; ‘katılaşarak kalıcılaşmış’ ve bu nedenle de uyulması gereken bir kanun ortaya koymuş olurlar…”

Öte yandan hem kavramsal hem de uygulama olarak “ayrıcalıklı bir yere sahip kanunlardan oluşan Bilim”in işleyişinde “ne demokrasiye ne de hukuka yer yoktur!…”

Çünkü Bilim, doğrudan doğruya; “yanlışlanıncaya kadar doğruyu temsil eden” kanunlardan oluşur…

Örneğin yerçekimini ya da Newton’un matematiksel olarak tanımlayıp yazdığı “Kütleçekim Kanunu” da “demokratik oylama” ile değiştirilemez…

Bilimin kendine özgü sarsılmaz sorgulama kuralları, gereken tüm soruları açık ve net bir biçimde yanıtlar.

Çünkü ikircikli hiçbir konu bırakmayan “tam ikna yöntemi ana kuraldır…”

Kaçınılmaz olarak doğrudan matematiksel bir bağlamla, bilimsel kanunlardan esinlenilerek tarih boyunca bilgi birikimleriyle ortaya çıkmış olan mimarlığın da içinde yer aldığı alana ait tüm bilimsel kurallar;

“mimarlığın kendine özgü bir temeli olan Yorumbilim(Hermeunetic) ile harmanlanarak mimari eserlerin üretilmesini denetlerler…”

“Yapıyı oluşturan ‘her bir öge’ tasarlanarak ‘o yere ait bir bütünlük olarak resmedildiğinde’; artık kesinlikle uyulması gereken kurallar manzumesi yani ‘kanun’ halini alır…”

Hatırlamak için tekrar dile getirmek gerekirse; “Hukukun tek kaynağı insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir…” Kanun ise bu kaynaktan doğan hukuku “korumak için” yazılır ve ilan edilir…

Kişisel keyfiyetle topluma zorla dayatılan kanunlar, nasıl ki bireylerin psikolojilerine doğrudan etki ediyorsa yine bireylerden oluşan toplumdaki sosyal psikoloji de etkileyerek genel huzursuzluğa mutsuzluğa yol açarlar.

Aynı mutsuzluk durumunu bir kenti oluşturan yapılar da yaratabilirler. Ki bu konuda dünyada olduğu gibi ülkemizdeki benzer yapılaşmalar da huzursuzluk nedenidirler…

Ne yazık ki, günümüzde de bu huzursuzluk; mimarinin tüm temel etik değerleri gözardı edilerek yapılan projelerde sürekli üretilmektedir.

Bir yerde eğer mutluluk şartı olarak nitelikli mimari hizmetler üretilmiyorsa; orada “hukuka aykırı kanunlar” gibi “niteliksiz mekânlardan oluşan bir yaşam” topluma dayatılıyor demektir.

Huzurlu bir yaşam için herşeyin hukukla üretilmediği “Adalet Güvenceli Hukuktan” yoksun bir yaşam; dayatılmış kanunların emredici ve ezici etkisi altında kalan insanlara çevrelerine bakamamayı da dayatır.

Bu nedenle de kalitesiz mimarlık hizmeti, sıradanlığın sürekliliği olarak; insanlara tüm yaşamlarında inceden inceye mutsuzluk vermeye devam eder…

Çünkü insanların yaşamının önemli bir bölümünü oluşturan “Yanılgılar Okyanusu” bizlere “zorlu şartlarda yüzmeyi de öğretir…”

İçinde bulunduğumuz mekân/lar dünyasında, bilmediğimiz şeyin-farkında olmadığımız hayatın- sahibi de olamayız…

Çoğu zaman “Kanun Koyucular, hukuk ürettiklerini sanarak; aslında o alandaki hukuku öldürdüklerini de bilmezler…”

Genel olarak “Öncelikler Sıralamamız”, sadece etik değer anlayışımızı yani kalitemizi belirlemez; aynı kalitede yaşamamızın da imzalı belgesi sayılır…

Herkesin hakkı olan mutluluğun nedeni olacak kadar kaliteli yeni yıllar yaşamak dileği ile…

“Parisliler’in TOKİ’si…” (Paris Banliyösü’nde Terkedilen Konutlar-Fotoğraf: Laurent Kronental)

“Tavukların TOKİ’si…”
(Fotoğraf: Anonim-İnternet)

Metin Karadağ 30 Aralık 2019 Pazartesi