“Üniversiteler, Hamaset Bulvarı’nda Volta Atma Yeri Değildir…”

Metin Karadağ 6 Ağustos 2018 Pazartesi

Daha çok siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla tanınan Alman düşünür ve sosyoloğu Max Weber; 20.yy’ın hemen başında “Çağımız bürokratik ve teknokratik bir çağdır…” derken, belki de 21. yy da kapsayan bir saptamada bulunmuş olduğunun farkında değildi…

Ama inadına bu saptama peşpeşe gelen bu her iki çağın da aynı zamanda “Meşum Melaneti”ne (yani “uğursuz büyük kötülüklerine”) işaret etmekteydi… Öyle de oldu; yaşadık ve yaşıyoruz da… Hepbirlikte çok kanlı bir yüzyılın ardından başka bir kanlı yüzyıla adım attık… Savaşlar, açlık, yoksulluk; “teknolojik” devrimlerin en üst düzeyden ürünleri eşliğinde ve “bürokratik” yolsuzlukların gölgesi ve korumasında hâlâ devam ediyor…

Sosyal medyada dolanan bir video belki de dikkatinizi çekmiştir. Afganistan’ın karla kaplı yoksul bir köyünde, çoluk çocuk köylüler, yine bir yoksul köylünün getirdiği bir televizyonu küçük bir kar yığını üzerine koyduktan sonra “Şeytan İşi olduğunu…” söyleyerek bu teknolojik eşyayı el birliği ile balta ve balyozlarlarla parçalarlarken; “oradaki bir kısım yoksul köylüler de son model teknolojiye sahip cep telefonları ile kaydını alıp fotoğrafını çekmektedirler!!!…” Bu, aslında “çağımızın hiç de çağcıl olmayan!…” dramatik ve çaresiz bir özeti ya da yüzüdür, diyebiliriz…

“Niye böyle?…” diye sorulduğunda hemen hazır cevap sloganlarla olanı biteni sürekli olarak geçiştirmek için nedense, “Bir şeyin gölgesini değiştirerek kendisini değiştirdiğimiz yalanına sığınmamıza…” yol açıyor!…”

Toplumsal aklın, hamaset dışında kalan alanı olarak üniversiteler; toplum kuyrukçuluğuna düşmeden kendisi dahil her şeyi her hal ve şart altında tavizsiz sorgulayan eleştiren yapılar olarak üretilmiş “evrensel bilimi” koruyan ve sorgulayarak geliştiren yerlerdir. Yüzyıllar içinde kazandığı bu özellik; üniversitelerin bilimsel özgürlüğün ve özerkliğin alanı olarak “örgün eğitim alanı olarak da” hizmet üretmektedirler.

Amerikalı Sosyal Bilimci Prof. Stuart Hall’un; “Üniversite, eleştirinin kurumsallaşmış halidir. Eleştiri yoksa üniversite hiçbir şeydir…” sözü de üniversitelerin tam da bu noktada tekrar hatırlamamız gereken en temel özelliğidir.

Her türlü eleştirel sorgudan yani “hukuktan uzak olarak” toplum ve “üniversiteler üzerine tuzaklanarak bina edilen” bürokratik-teknokrasi yapılanması; ancak toplumu esir eden bir “hamaset tekniği” ile olanaklıdır.

Bu noktada başka bir uyarıcı saptama ise Fransız yazar ve filozof Gilles Deleuze’ün “… üniversitenin rolü iş pazarına adapte etmek değildir!… Bu Teknik Okulları’ın işidir!…” sözünde “işin asıl hilesine” işaret edilmektedir…

Üniversiteler işte bu “bürokratik-teknokratik”(İşbitirici!…) kurnazlıkla asıl özünden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır…

“Bilimin Hizmetinde” değil de “Toplumun Hizmetinde” bir üniversite…” söylemi, işte tam da bu noktada devreye sokularak duyarlılığın en üst düzeydeki “bürokratik-teknokrasi zehiri” ile “üniversal/evrensel bilim odağı” olan üniversite olgusu ve kavramı “mundar hale getirilerek” ele geçirilmektedir…

Her üniversiteye sıçratılarak yayılan, “örnek; rektör atama rezaletleri” de işte bu mundar edilmiş alanlarda(aşındırılmış üniversite kavramı) rahatça; çağın vebası “bürokratik-teknokrasi” olarak boy gösterebilmektedir…

Üniversitelerin bu durumdan kurtulabilmesi için tek çare, ilk adımda; “Eğitimin Öznesi” olan “Üniversite Öğrencileri’nin akıllarında ve yüreklerinde taşıyabildikleri kadar bilim sevgisidir!…” diyeceğiz; “çaresizce!…”

Nasıl olacak bu iş, bilemiyoruz; ancak “Eğitimin Nesnesi” olarak üniversiteye kadar gelen öğrencinin; artık “Eğitimin Öznesi” olduğunun “farkına varması şartına bağlı olduğunu” rahatça söyleyebiliriz…

İkinci adımda; geçmişte ve bugün uygulanmış/uygulanmakta olan bazı modeller işe yarayabilir!… Örneğin; “Yaşanılan sorunları çözmek için “durmak yerine” ilk adımı atmak, yani düşünmenin en önemli belirtisi olan “konuşmak ve yazmak” olduğuna göre; iletişim çağının da hakkını vermek için biraraya gelmektir…”        

“Gözlem Gücü ve İfade Yeteneği’nin “pekiştirilmesi” ve “zenginleştirilmesi”; üniversite öğrencisinin eğitim sürecinde doğal olarak edinmesi gereken en temel özelliklerinden biridir…

İşte bu konunun en önemli noktasını oluşturan, edinilen bilgi ve deneyimlerin “pekiştirilmesi” ve “zenginleştirilmesi” süreci; öğrenciyi içine kapalı “asosyal birey” olmaktan kurtarıp “sosyal birey” haline dönüştürmesiyle kazandırılacak olan “özne psikolojisi” yani “mesleki disiplinle ilgili etkileşimler süreci”nin açığa çıkartılması; kısaca staj denilen ve  “kendi deneyimlerinden oluşan” bir meslek sosyolojisi bilgisinin edinilmesine dayanır…

Bu özellik, üniversite bünyesindeki tüm disiplinler için geçerli olan “kolayca görünmez ve fark edilemez bir uygulamalar alanı” oluşturur ki; bu alan zamanla nesiller boyu aktarılabilir deneyimlerle zenginleşir…

“Farklı Okul, Farklı Yıl/Sınıf”lardan oluşan ortak gruplarla, birbirinden çok farklı alanlarda, farklı zamanlarda “eğitim süreci boyunca ve ona paralel olarak” gerçekleştirilen atölye pratikleri; unutulmaz anılarıyla birlikte, bilimsel sorgulamaların dinamik bir örneğini oluşturmuşlardır…

Mimarlık öğrencileri için somut bir örnek vermek gerekirse; “Galata Grubu” süreci ve ondan sonra “Galata Grubu”ndan alınan “Farklı Okul ve Farklı Yıl/Sınıf” özel “DNA”sıyla; tüm öğrencileri katılabildiği, ülke boyutunda bir model olarak “Mimari Stajda Rotasyon Programı Çalışma Grupları” sürecinden söz edebiliriz…

O zaman “Evrensel Eleştirel Alanı” üniversitelerin “yeniden soluk alıp verebilmesi için” bir kez daha tekrar edelim; (*) “Bütün Üniversitelerin Öğrencileri Birleşin!…”

 

(*) “Bütün Üniversitelerin Öğrencileri Birleşin!…”(*) (Hiç olmazsa kendinizi kurtarın; belki böylece bizi de kurtarabilirsiniz!…)

http://www.mimarist.org/butun-universitelerin-ogrencileri-birlesin-hic-olmazsa-kendinizi-kurtarin-belki-boylece-bizi-de-kurtarabilirsiniz/

Mimarlara Mektup Bülteni, Ağustos 2018, Sayı: 234

Metin Karadağ 6 Ağustos 2018 Pazartesi