TMMOB 48. DÖNEM II. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI YAPILDI
09.05.2026

48. Dönem TMMOB II. Danışma Kurulu Toplantısı, 9 Mayıs 2026 Cumartesi günü MMO Eğitim ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
II. Danışma Kurulu toplantısı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın açış konuşmasıyla başladı. Koramaz, 48. çalışma dönemi faaliyetlerini değerlendirirken Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal durumuna ilişkin kapsamlı eleştirilerde bulundu. TMMOB’nin tarihsel olarak laik, demokratik, kamucu ve toplumcu çizgide bir örgüt olduğunu, bu çizginin korunacağını ifade etti. Oda genel kurullarında üyelerin örgüte sahip çıktığı belirtirken, özellikle İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi seçimleri sonrası ortaya çıkan “tekbirli görüntüler” eleştirerek bunun laiklik açısından tehdit oluşturduğu vurguladı. TMMOB’nin hiçbir siyasi yapının “arka bahçesi” olmadığını, bilimi ve tekniği halk yararına kullanma anlayışını sürdürdüğünü ifade eden Koramaz; 48. dönem boyunca mesleki haklar, eğitim, çevre, enerji, kentleşme, iş güvenliği, laiklik, demokrasi ve toplumsal eşitlik gibi çok sayıda alanda çalışmalar yürütüldüğünü; kongreler, raporlar ve hukuki mücadelelerle kamu yararının savunulduğunu anlattı. Türkiye’de artan otoriterleşme, hukuksuzluk, kayyum uygulamaları, siyasi baskılar ve ekonomik krizi sert biçimde eleştirerek laiklik karşıtı uygulamaların arttığı, eğitim sisteminin tarikat ve cemaat etkisine açıldığını dile getirdi. Mühendis, mimar ve şehir plancılarının yaşadığı işsizlik, düşük ücret, güvencesizlik ve mesleki itibarsızlaşma sorunlarına dikkat çekti ve emperyalizm, savaş politikaları ve Ortadoğu’daki müdahaleleri eleştirirken; barış, bağımsızlık ve halkların dayanışması savundu. Koramaz sözlerine TMMOB’nin mücadele geleneğinin sürdürüleceği, demokrasi, laiklik, eşitlik ve kamuculuk mücadelesinden vazgeçilmeyeceği mesajıyla son verdi.
Ardından TMMOB Genel Sekreteri Özgür Topçu, TMMOB’nin I. Danışma Kurulu’ndan bu yana geçen sürede yapılan çalışmaları, TMMOB’ye bağlı Odalar, İl Koordinasyon Kurulları, örgüt içi toplantıları, etkinlikler ve yayınlar konusunda geniş kapsamlı bir sunum yaptı.
284 TMMOB Yöneticisinin katıldığı toplantıda sırasıyla; Kaya Güvenç (MMO), Yavuz Önen (MO), Mehmet Soğancı (MMO), Deniz Kapıkıran (ZMO), Uğur Toprak (GıdaMO), Diyar Kut (MO), Aydan Adanır (MMO), Yunus Yener (MMO), Mahsum Çiya Korkmaz (İMO), Hüseyin Kargın (MO), Emre Aşkın (GEMİMO), Erol Özkan (ZMO), Mehtap Aslanyüreği (MO), Süleyman Boz (MO), Aynur Savaş Uluğtuğ (MO), Yakup Ebiri (İMO), Veysel Özekti (EMO), Metin Karadağ (MO), Engin Fırat Ata (İMO), Serhat Mehmet Altuner (MO), Seçkin Gülbudak (JMO), Emrah Kaymak (İÇMO), Suat Selvi (MO) ve Ezgi Kılıç (MMO) konuştu.
Son olarak TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın kapanış konuşmasıyla Danışma Kurulu sona erdi.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın açış konuşması şöyle:
“Sayın Başkanlarım,
Sayın Onur ve Denetleme Kurulları Üyeleri,
Birliğimizin ve Odalarımızın Değerli Yöneticileri,
Sevgili Meslektaşlarım,
Hepinizi TMMOB Yönetim Kurulu adına sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum.
Başta unutulmaz başkanımız Teoman Öztürk olmak üzere, Birliğimizin halktan, emekten yana yurtsever ve toplumcu çizgisini oluşturan, bu örgütü bugünlere taşıyan tüm değerlerimizi saygıyla anıyor; onların birikimi ve mücadelesi ışığıyla Danışma Kurulu toplantımıza hoş geldiniz diyorum.
Sevgili Arkadaşlar,
48. çalışma dönemizin son danışma kurulu toplantısını yapıyoruz. Bu toplantı aynı zamanda odalarımızın yeni seçilen yönetim, denetim ve Onur kurullarıyla gerçekleştirdiğimiz ilk danışma kurulu toplantımız.
Bu vesileyle, Genel Kurul süreçlerinde görev alan, sorumluluk üstlenen ve emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Oda ve Şube yönetimlerine, Oda üst kurullarına seçilen tüm arkadaşlarımızı kutluyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum.
Oda genel kuruları, üyelerimizin TMMOB örgütlülüğüne sahip çıkma iradesini açık biçimde gösterdiği süreçler oldu.
Önümüzdeki ayın başında, 5-6 Haziran tarihlerinde de TMOB Genel Kurulunu toplayacağız.
Odalarımızın seçim sonuçlarına baktığımızda, örgütümüzün temel değerlerine sahip çıkan, bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunma yaklaşımını sürdüren, kamucu ve toplumcu çizgimizi koruyan anlayışların Oda yönetimlerinde bir kez daha karşılık bulduğunu görüyoruz.
Ancak burada özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var.
Bu sonuçları yalnızca bir başarı olarak görmek ve bununla yetinmek doğru değildir. Çünkü içinde bulunduğumuz süreç, aynı zamanda örgütlülüğümüze dönük ciddi riskleri ve müdahale girişimlerini de barındırmaktadır.
Son dönemde özellikle İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi seçimlerinin ardından kamuoyuna yansıyan tekbirli görüntüler, bu tehlikenin somut bir göstergesi olmuştur. Bu görüntüler, meslek odalarının hangi anlayışla dönüştürülmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Tekbirlerle verilen mesajlar, meslek odalarını ideolojik bir gösteri alanına çevirme çabaları, TMMOB’nin tarihsel kimliğiyle asla bağdaşmaz.
Bu durum, laiklik ilkesinin ne denli derin bir saldırı altında olduğunu ve Anayasal bir ilke olan laikliği savunmanın artık meslek odaları için dahi ne denli hayati bir mücadele konusu haline geldiğini göstermektedir.
Buradan bir kez daha ifade ediyorum.
TMMOB ve bağlı odalar hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Bu odalar mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının bilimi ve tekniği halkımızın hizmetine sunma mücadelesiyle büyümektedir.
Bu kürsüler rant çevrelerinin ve gerici yapılanmaların değil; bilimin, tekniğin, kamuculuğun ve kamu yararına yapılan faaliyetlerin kürsüleridir.
Hiç kimse TMMOB’yi gerici bir hattın parçası haline getiremez. Hiçbir anlayış, bu örgütün laik, demokratik ve toplumcu çizgisini değiştiremez.
Laik, eşit ve aydınlık bir Türkiye mücadelesinden asla vazgeçmeyiz.
Değerli Arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi TMMOB Danışma Kurulu, örgütlülüğümüzün bütünlüklü olarak kendisini değerlendirdiği, ortak aklını oluşturduğu ve geleceğe dönük çalışmalarını şekillendirdiği en önemli zeminlerden biridir.
Bugünkü toplantımızın gündemi de artık gelenekselleşmiş iki ana başlıktan oluşmaktadır.
İlki “TMMOB çalışmalarının değerlendirilmesi”, ikincisi ise “Ülkemizde yaşanan sürecin değerlendirilmesi.”
İlk gündem maddemize ilişkin olarak, yaklaşık iki yılını tamamlamak üzere olduğumuz görev süremizde 48. Dönem Çalışma Programımız çerçevesinde yürüttüğümüz çalışmalar hakkında Genel Sekreter Vekilimiz Özgür Topçu sizlere kapsamlı bir sunum yapacak.
Ben yalnızca şu kadarını söylemekle yetineceğim: Hepinizin bildiği üzere TMMOB olarak bizler, birlikte karar alma, birlikte üretme,birlikte yönetme temel ilkesini ve demokratik merkeziyetçi çalışma anlayışını esas alan bir örgütlenmeyiz.
Bu kolektif çalışma anlayışımız gereği her çalışma döneminde olduğu gibi 48. Dönem Çalışma Programımızı da Genel Kurul Sonuç Bildirgemizin ve Genel Kurul’da alınan kararların yol göstericiliğinde, Oda başkanlıklarımız ve İKK sekreterlerimizle yaptığımız ortak toplantılardan süzülen görüşlerle hep birlikte oluşturduk.
Çalışma programımızda, mühendis,mimar ve şehir plancılarının çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunların çözümünden lisans eğitimi ve meslek içi eğitime, mesleki denetimden sanayi, tarım, enerji, iletişim, bilişim, madencilik, denizcilik, kentleşme, gıda, ormancılık ve çevre politikalarına, Kürt sorunun demokratik çözümünden laiklik ve demokrasiye, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden cinsiyet ayrımcılığına kadar uzanan bir yelpazede 31 mücadele başlığında çalışmalar yürütmeyi ve bu mücadele başlıklarının her birine yönelik olarak da kongre, sempozyum,kurultay veya çalıştay düzeyinde birer etkinlik düzenlemeyi önümüze hedef olarak koymuştuk.
Özgür arkadaşımızın sunumunda da izleyeceğiniz üzere, bir kısmı Odalarımızın sekretaryasında, bir kısmı ise TMMOB ve İKK’lar bünyesinde düzenlemesi planlanan bütün bu etkinliklerin tamamına yakınını, yine birlikte yönetme anlayışımızın gereği olarak hep birlikte yaşama geçirdik.
Hemen her meslek ve çalışma alanımızda düzenlenen bu kongre, kurultay, sempozyum ve çalıştayların yanı sıra çalışma gruplarımız tarafından hazırlanan sanayi,afetler, enerji, eğitim, mesleki denetim, iş güvenliği, yerel yönetimler ve çevre sorunlarına ilişkin raporlarla ve yaptığımız açıklamalarla kamucu toplumcu politikaların önemini ısrarla dile getirdik.
Orman yangınlarından sel felaketlerine, iş cinayetlerinden, çevre katliam ve talanlarına kadar nerede bir acı varsa tüm örgütlü gücümüzle oradaydık.
Geçmiş çalışma döneminde olduğu gibi, bu çalışma dönemimizde de bir yandan toplumsal mücadelelerin aktif bir bileşeni olurken, mesleki bilgi ve birikimlerimizin ülke ve halk yararına seferber edilebilmesi için çabamızı da sürdürdük.
Tek adam rejimine karşı halk egemenliğini, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü; çevre ve halk düşmanı rant projelerine karşı doğayı ve toplumu; ırkçı-gerici-faşist politikalara karşı laikliği, barışı ve kardeşliği; kayyumlara ve hukuksuzlara karşı haklarımızı; sömürü düzenine karşı emeği ve alın terini; ayrımcı, cinsiyetçi, dışlayıcı politikalara karşı eşitlik ve özgürlükleri savunduk.
Yine bu dönemde açtığımız davalar ve yürüttüğümüz hukuki mücadele ile şehirlerimizin, kıyılarımızın, madenlerimizin, tarihi eserlerimizin, kültürel mirasımızın yağmalanmasına karşı önemli davalar kazandık.
Üyelerimizin haklarını koruma ve teknik yönetmeliklerin mesleki ilkelere uygunluğu noktasında önemli kazanımlar elde ettik.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı olarak, şunu açıkça ifade edebilirim ki; geçtiğimiz dönemde belirlediğimiz çalışma programının gereklerini, tüm zorluklara ve ülkenin içinden geçtiği ağır koşullara rağmen büyük ölçüde yerine getirdiğimize yürekten inanıyorum.
Bu süreçte ilgiden eyleme kadar çalışma dönemimiz boyunca TMMOB çalışmalarına katkı sunan tüm Oda ve Şube yöneticilerimize,İKK sekreterliklerimize örgütlü üyelerimize, TMMOB dostlarına ve örgüt çalışanlarımıza, TMMOB‘nin onurlu yürüyüşünü ve dik duruşunu sürdürenlere yürekten teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız.
Sevgili Arkadaşlar,
Buradan ikinci gündem maddesine geçersek, gerek dünya, gerek bölge, gerekse de ülkemiz açısından çok zor dönemler yaşıyoruz.
Yaptığımız her kongrede, her sempozyumda altını ısrarla çiziyoruz; Dünya uzun süredir emperyalist sistemin derinleşen krizinin etkisi altında yeni bir güç ve paylaşım dengesi arayışı içindedir.
Enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik geçiş hatları üzerinden yürütülen bu mücadele, bölgesel çatışmaları daha geniş ve daha tehlikeli bir zemine taşımaktadır.
Ortadoğu’da artan gerilim ve en son İran’a dönük saldırganlık, bu sürecin en kritik başlıklarından biridir.
“Güvenlik” ve “tehdit” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu müdahaleler gerçekte Ortadoğu’nun enerji kaynakları ve stratejik geçiş hatları üzerindeki hâkimiyet mücadelesidir
Afganistan’dan Suriye’ye kadar pek çok bölge ülkesinde şahit olduğumuz üzere, bu müdahaleler rejim değişikliği adı altında laik ve kamusal birikimi tasfiye eden, gerici yapıları güçlendiren sonuçlar üretmektedir. Bölge halkları yoksulluk, savaş ve zorunlu göçle karşı karşıya bırakılırken, bu karanlık tablo emperyalist politikalarla derinleştirilmektedir.
Aynı emperyalist müdahale mantığını Latin Amerika’dan Afrika’ya, Doğu Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok coğrafyada görmek mümkündür.
Venezuella ve Küba örneğinde yaşandığı üzere bu emperyalist saldırganlık yalnızca askeri müdahalelerle de sınırlı kalmamakta; ağırlaştırılan ekonomik, ticari ve finansal abluka politikalarıyla, enerjiye erişimin engellenmesinden sağlık ve üretim süreçlerinin felce uğratılmasına kadar uzanan sonuçlarıyla adeta bir soykırım uygulamasına dönüştürülmektedir.
Uluslararası hukuku hiçe sayan bu uygulamalar, emperyalist tahakkümün ve sermaye çıkarlarının halkların yaşamı pahasına dayatıldığının en somut göstergesidir.
Bizler TMMOB olarak tarihimizin her döneminde olduğu gibi bugün de bu kuşatma ve saldırganlık politikalarına direnen tüm halkların, ülkeleri ve gelecekleri için yürüttükleri onurlu mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz.
Savaşa karşı barışı, sömürü ve ambargolara karşı bağımsızlığı, gericiliğe karşı aklı ve bilimi savunmayı sürdüreceğiz.
Değerli Arkadaşlar,
Cumhuriyet’in bir asrını geride bıraktığımız tarihsel bir dönemdeyiz.
Cumhuriyet; halkın kendi geleceği hakkında söz sahibi olduğu bir yönetim biçimi olmasının yanısıra, ülkemizde bağımsızlık, demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma yolunda atılmış en büyük adımdır.
Ancak hepimiz görüyoruz ki; bir asır önce büyük umutlarla kurulan Cumhuriyet, son çeyrek yüzyılda adım adım aşındırılmıştır.
Kurumlarıyla, laik ve bilimsel değerleriyle ters yüz edilen bir yönetim anlayışı egemen kılınmıştır. Kalkınma, üretim, bilim ve teknoloji hedefleri rafa kaldırılmış; yerini yandaş kayırmacılığına, rant ve talan düzenine bırakmıştır. Kentlerimiz, kıyılarımız, ormanlarımız, su kaynaklarımız sistemli bir yağmanın konusu haline getirilmiştir.
Ülke öyle bir noktaya sürüklenmiştir ki, hilafet ve şeriat çağrılarına karşı çıkmak ve laikliği savunmak dahi suçlama konusu yapılabilmektedir.
Bunun en yakın örneğini bu salonda pek çok arkadaşımla beraber yaşadık.
Laiklik konulu bir pankart astıkları için bir parti mensuplarının ev hapsi cezasına maruz bırakılmasına tepki göstererek “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi kamuoyuyla paylaşan , aralarında bizlerin de bulunduğu 168 meslek odası yöneticisi, sanatçı, aydın yazar ve akademisyene devletin en yetkili ağızları tarafından ağza alınamayacak hakaretlerle saldırıldı ve hakkımızda soruşturma başlatıldı.
Eğitim alanında yaşananlar da bu sürecin sonuçlarından biridir.
Parasız, kamusal, bilimsel ve laik eğitim anlayışı sistemli bir biçimde zayıflatılırken; okullarımız, şiddetin, eşitsizliğin, güvencesizliğin üretildiği mekanlara dönüştürülmekte, tarikat ve cemaat yapılarıyla, çeşitli vakıf görünümlü oluşumlar üzerinden kurulan ilişkilerle kuşatılmaktadır.
Urfa’da ve hemen ertesinde Maraş’ta bir okulda yaşanan acılar bu yaklaşımın ne denli riskler ürettiğini açık bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Değerli Arkadaşlar,
Bu dönüşüm, 24 yıldır artan otoriterleşmeyle birlikte ilerlemektedir.
Çok uzun süreden beri hukukun işlemediği, hukuksuzluğun egemen olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Türkiye artık Cumhurbaşkanının sözünün ve eyleminin tüm hukuk kurallarının üzerinde tutulduğu bir ülke haline geldi.
Hukukun siyasallaştığı, parlamentonun işlevsizleştirildiği anayasa ve yasaların anlamsızlaştırıldığı, tüm karar alma mekanizmalarının tek bir merkezde toplandığı, her kurumda ve sektörde çeteleşmenin yaygınlaştığı bir ülke gerçekliği ile yüz yüzeyiz.
Özellikle, 19 Mart süreci, bu otoriter yapılanmanın önemli bir dönüm noktası olmuş, yargı ve güvenlik güçleri, açıkça siyasi alanı yeniden şekillendirmenin, muhalif sesleri tasfiye etmenin birer aracı olarak konumlandırılmıştır.
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyımların atanması, uzun süreli tutukluluk halleri, gizli tanıklara dayalı somut delillerden yoksun iddianameler, gece yarısı baskınları ile yapılan gözaltılar, artık yalnızca ülkemizin güney doğusuyla sınırlı kalmamış, sosyal demokrat belediyeleri de hedef alarak, rejimin temel karakterini oluşturan bir uygulamaya dönüşmüştür.
Böyle bir ülkede huzur olmasının, istikrar olmasının, güven olmasının imkanı yok. Böyle bir ülkenin olağan biçimde yönetilmesinin imkanı yok.
Zaten yönetilemiyor da…
Siyasi ömrünü çoktan tamamlayan, ülkeyi yönetme kabiliyetini tümüyle kaybeden iktidar partisi, iktidarını korumak ve kendi tükenişine ülkeyi de ortak etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor
Bir taraftan demokratik Anayasa, Terörsüz Türkiye, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm nutukları atarken, diğer taraftan bırakın AHİM kararlarını AYM kararlarını dahi uygulamıyor.
Anayasa’nın amir hükmüne rağmen Can Atalay ve Tayfun Kahraman hala hapiste tutuluyor. AHİM’in adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlarına rağmen Başta Gezi tutukluları ile, Demirtaş,Yüksekdağ, Kozağaçlı olmak üzere onlarca kişi hala cezaevinde.
Siyasetçisi, gazetecisi, sendikacısı, yaşam savunucusu, meslek odası yöneticisi, öğrencisi, sanatçısı, esnafı, çiftçisi, köylüsü, doğa savunucusu ayırt etmeksizin dahil sözünü söyleyen, hukuksuzluklara karşı direnen, hakkını arayan tüm kesimler siysallaşmış yargı sopasıyla susturulmaya, sindirilmeye çalışılıyor.
Daha geçtiğimiz günlerde Ankara’nın orta yerinde, Kurtuluş Parkı’nda hakları için direnen madenciler; en temel taleplerini dile getirdikleri için polis şiddetine maruz bırakıldı, günler boyunca baskı ve saldırılarla susturulmak istendi.
Baştan aşağı yanlış ekonomik tercihleriyle ülkeyi içinden çıkılması zor bir krize sokan AKP, artık tüm adımlarını “benden sonrası tufan” anlayışıyla atıyor.
Kendi yandaşlarının kasaları dolsun, kendi çıkar çevrelerinin çarkları dönsün diye halkı büyük bir sefalete sürüklüyor.
Devlet ihaleleriyle, çılgın projelerle Hazine garantili gelir elde eden şirketlerin ödemeleri yapılabilsin diye kamunun tüm kaynakları seferber edilmiş durumda.
Halkın üzerindeki vergi yükü hiç olmadığı kadar arttı. Halkın alın teri, bir avuç yandaşın kasasına akıyor.
Hayat pahalılığı, işsizlik, yokluk ve yoksulluk bütün toplum kesimlerinin yaşamını tehdit eder hale geldi.
Bu yoksullaşma süreci, sadece gelirlerin erimesiyle de sınırlı değil…
Güvencesizlik, toplumsal dokuyu parçalayan, gelecek umutlarını yok eden bir kanser gibi yayılmaktadır.
Emekliler açlığa mahkûm edilmiş, gençler ya güvencesiz işlerde köle gibi çalışmakta ya da bu toprakları terk etmenin yollarını aramaktadır.
Sonuç ortadadır: Ülke, uluslararası kara para ve yolsuzluk endekslerinde zirvelerde, eğitim, bilim ve insani gelişmişlikte ise diplerde sürünmektedir.
Bizler, TMMOB bileşenleri de bu tablonun dışında değiliz.
Ülke genelinde düzenlediğimiz Mühendislerin, Mimarların ve Şehir Plancılarının Güncel Sorunları Merkezi Kurultayı’nda da ortaya koyduğumuz gibi, bu karanlık tablo meslek alanlarımızı da derinden etkilemektedir.
Bir zamanların saygın, aranan ve ülke kalkınmasının lokomotifi olarak görülen mesleklerimiz, ne yazık ki bugün kronik işsizlik, düşük ücretler, meslek dışı alanlarda istihdam ve güvencesiz çalışma ile anılır hale gelmiştir.
Günümüzde bir mühendisin veya mimarın kazancı, artık bir aile geçindirmek, çocuk okutmak, temel sosyal ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmaktan bile oldukça uzaktır.
Dahası, mesleğimizin özüne aykırı bir şekilde, mühendislik ve mimarlık bilgisi, toplum yararını gözeten kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmakta; piyasanın kısa vadeli çıkarlarına, siyasi iktidarın keyfi projelerine ve rant mekanizmalarına hizmet eden bir teknik araç haline getirilmek istenmektedir.
Plansızlık, denetimsizlik ve liyakatsizlik meslek alanlarımızı tahrip ederken emeğimiz sistematik olarak değersizleştirilmektedir.
Gerekli fiziksel ve akademik altyapı oluşturulmadan, istihdam boyutu düşünülmeden açılan bölümlerle bir yandan teknik eğitimin içi boşaltılırken diğer yandan da işsizlik tırmandırılmaktadır.
Sevgili Arkadaşlar,
Ülkemizin, halkımızın, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın içerisinde bulunduğu bu zorlu koşullarda önümüzdeki çalışma döneminde Oda ve TMMOB organlarında görev alan arkadaşlarımızı son derece zor bir çalışma süreci bekliyor olacak.
Ancak TMMOB’nin 70 yılı aşan tarihi, tam da böylesi dönemlerde sorumluluk almaktan geri durmayan, baskılar karşısında geri çekilmeyen, mesleğine ve ülkesine sahip çıkan kadroların tarihidir.
Bu mirasa güveniyorum.
Zamanını, emeğini ve hatta özel yaşamını ortaya koyarak bu örgütü ayakta tutan tüm arkadaşlarıma, Birlik Yönetim Kurulumuz ve şahsım adına içtenlikle teşekkür ediyorum.
Bu inanç ve kararlılıkla, Türkiye’nin içinden geçtiği bu karanlık dönemde, ülkemize, mesleğimize ve değerlerimize sahip çıkmak konusunda en ufak bir tereddüt yaşamadan mücadele eden tüm arkadaşlarımızı dostlukla kucaklıyorum.
Oda ve TMMOB çalışmalarında emeği geçmiş tüm değerlerimizi, bağımsızlık, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yitirdiğimiz tüm yoldaşlarımızı özlem ve saygıyla anıyorum.
Güzel günleri hep birlikte yaşamak dileğiyle, Birlik Danışma Kurulumuzun eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelemize; üreten, sanayileşen ve hakça bölüşen bir ülke özlemimize katkı vermesi umuduyla hepimize kolaylıklar diliyorum.
Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü, Yaşasın Mücadelemiz!”







