Mimarlık Hizmet İthalinin Gündeme Getirdikleri

Bülend Tuna 6 Kasım 2019 Çarşamba

Dünyada, bölgemizde ve ülkemizde çok hızlı altüst oluşları yaşıyoruz. Felaketlerle dolu böylesi günlerde yaşanan insanlık dramlarının vicdanlarımıza yüklediği acının yanı sıra mesleğimizle ilgili gelişmeler gölgede kalabiliyor ve gerekli ilgiyi göremeyebiliyor. Ülkemizin geleceği konusunda yaşadığımız belirsizlikler elbette birincil önceliktedir ve hepimizi olduğu gibi Odamızı da doğrudan ilgilendirmektedir. Burada ülke sorunlarından ayrı düşünülmesi mümkün olmayan, meslek örgütü olarak her şeye rağmen ele alınmasını, değerlendirilmesini gerekli gördüğüm bir konuyu dile getirmeye çalışacağım.

“Kuşaktan Kuşağa Mimarlar Buluşması” etkinliğine 50. yıl plaketi almak üzere gelen Prof. Dr. Mete Tapan’la ayaküstü sohbetlerimizde henüz ziyaret ettiğimiz ve beğendiğimizi belirttiğimiz Eskişehir’deki “OMM – Odunpazarı Modern Müze” binası gündeme geldi. Benzer şekilde İstanbul’da yeni açılan ve açılması beklenen pek çok yeni yapının da yabancı mimarlık ofisleri tarafından tasarlandığının dile getirilmesi, ülkemizdeki önemli bir sorunun tekrar tartışılmasını tetikledi. Bu yapıların mimarlık eleştirisi kapsamında olumlu / olumsuz pek çok yönünün farklı yayın ortamlarında yer alması kaçınılmaz olacaktır. Mimarlara Mektup bültenindeki bu yazıda onlardan ayrı olarak konunun bir başka boyutuna dikkat çekmek istedim. Mete Tapan’ın yıllar önce Yapı dergisinin Kasım 1997 tarihli 192. sayısında yer alan “Türkiye Yabancı Mimarların Çiftliği Olmamalıdır” başlıklı yazısını da bu tartışmaları tekrar gündeme taşımak amacıyla ve kendisinin izniyle paylaşıyorum. Tapan 2005 yılında “Yabancı Mimarların Ülkemizde Çalışmalarına Yönelik Bazı Düşünceler” başlığı altında konuya tekrar dönerek Mimar.ist dergisinin (Mimar.ist, Mart 2005, Sayı: 15) “Mimarlık ve Gelecek” dosyasındaki yazısında benzer düşüncelerini irdelemeye devam etmiş. Bu yazısında ülkemizdeki işverenlerin yabancı mimar hayranlığını hicveden Şevki Vanlı’nın “Yarı Şaka, Çok Ciddi / Kâğıttan Patronlar” başlıklı yazısına da atıfta bulunuyor (Yapı dergisi, Şubat 1998, sayı: 195). İlgilenenler için kaynak belirtmekle yetineyim.

Mimarların ve Mimarlığın Değişen Kimyasını Gözlemek

Mimarlığın şu an içinde bulunduğu durumu ve geleceğine ilişkin daha fazla irdelemeler yapmamız gerektiğini belirterek başlamak isterim. Çok ciddi boyutlarda mimar işsizliğinin yaşandığı bir dönemdeyiz. Meslektaşlarımız yaşanan kriz ortamında, daralan inşaat ve yapı üretim pazarında yeterince istihdam olanaklarının bulunmamasından yakınıyorlar. Ücretli çalışan mimarların karşılaştıkları sorunların, kamu kesimindeki teknik eleman istihdamındaki daralmanın ele alınarak değerlendirilmesi ve bu alandaki tartışmaların yönlendirilmesi, taleplerin çözüm önerilerinin aktarılmasına yardımcı olunması meslek örgütü olarak yapılması gereken en önemli görevlerden biri.

İşsizliğin arttığı ve ekonomik krizin tüm boyutlarıyla hissedildiği bu ortamda bir başka önemli konuyu daha gündeme getirmek istiyorum. Mimarın yapı üretim sürecindeki rolünün değiştiğini, işveren-mimar ilişkilerinin başkalaştığını, mimarın pek çok uygulamada artık sadece teknik hizmet üreten bir duruma indirgendiğini gözlüyoruz. Müelliflik kavramı, bu alandaki kazanımlarımız hırpalandı, yaşanan sorunlar daha sık gündemimize gelmeye başladı. Geçtiğimiz dönemde gerçekleştirilen “Fikrî Haklar Çalıştayı” bu kapsamdaki sorunlarımızın irdelendiği önemli bir platform olarak gerçekleşmişti. Mimarlık meslek hukukumuzun geliştirilmesi, mimarlığın zedelenen hukukunun onarılması, gündemde önemini korumaktadır.

Farklı imzacılık türleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Bütün bunların yanı sıra yabancı mimarların ülkemizdeki çalışmaları dikkat çekecek boyutlara ulaşmış durumda. İnşaat tabelalarında, proje ve yapı tanıtım bültenlerinde herhangi bir uluslararası ortak hizmet üretiminden söz edilmemekte, doğrudan yabancı mimarlık ofislerinin adları anılmaktadır. Ülkemizdeki geçerli olan hukuka göre bu yapıların müellifi olarak belirtilen meslektaşlarımızın durumu tartışmalara neden olmaktadır. Sadece bürokratik işlerin takibi ile uğraşan ve “yerli partner” olarak süreçte yer alan mimarın bu “görev bölüşümü”nün hukuki karşılığı bulunmamaktadır.

Yabancı Mimar Tercihinin Sorgulanması

Eskişehir’deki “OMM – Odunpazarı Modern Müze” ve İstanbul’daki Arter gibi kültür-sanat yapılarının tasarımları üzerinden tartışmaya başladık, ancak konu sadece bu yapılarla sınırlı değil. Büyük sermayenin gücüyle orantılı bir şekilde kentlerimizin şekillenmesi sürecinde aktif bir şekilde yer aldığını ve siyasi erk sahipleriyle kurdukları yakın ilişkilerle mimarimizi etkilediğini belirtmeliyiz. Kentlerimiz büyük endüstri kuruluşlarının, holdinglerin devasa yapılarıyla doldu; ekonominin devleri büyüklüklerini aynı zamanda yapılarıyla da göstermek istiyorlar, böyle bir prestij arayışı içindeler. Bu yapılardaki görkem arayışı Ankara’da gözlediğimiz devlet yapılarındakinden pek de farklı değil. Dev cüsseleriyle kentte konuşlandıkları bölgeyi tanımlayabiliyorlar. Bu yapılarla birlikte bize özgü farklı bir uygulama da gözleniyor: Holdinglerimiz yapılarının heybeti kadar, bu yapıların arazilerinin imar sorunlarını çözebilmekle de övünüyorlar. İmar suçlarının olağanüstü hoşgörüyle karşılandığı ülkemizde bu beceri olumlu bir sicil olarak anılabiliyor. Küreselleşmenin yoğun etkisinin en kolay gözlenebileceği mimarlık alanında, işverenlerimizin uluslararası alanda şöhret yapmış mimarları çağırmaları ya da onların yapılarının benzerlerini sipariş etmeleri, özellikle metropol kentlerimizde değişik bir pazarın doğmasına yol açıyor.

Ülkemizdeki inşaat piyasası sıkıntılı bir süreçten geçiyor, buna rağmen ciddi bir pazar olduğu, yabancıların bu piyasadan pay kapmak istedikleri bir gerçek. Yakın tarihlerde bazı ünlü yabancı mimarların, yanlış ve haksız imar uygulamalarını perdelemek için ülkemize davet edildiklerini, ülkemizde geçerli imar hukuku çerçevesinde çalışma izni alma zahmetine bile katlanmayan bu yabancı mimarlara, büyük iltifatlarla önemli kentsel projelerin sorumluluğunun verildiğini hatırlayalım. “Her terzi ipek kumaş dikemez” sözü henüz tazeliğini koruyor.

Küreselleşmenin çok yönlü bir şekilde bütün dünyayı etkilediğini, ülkemizin ve mesleğimizin de kaçınılmaz olarak bu sürecin içinde olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu süreci iki zıt kutuptan izlemek ve yorumlamak mümkün; ülkemizde her iki örneği de sıklıkla izliyoruz. Küreselleşmeyi büyük bir açılım, dünyayla entegrasyonumuzu sağlayacak bir umut olarak görmek ve bu şekilde olumlamak pekâlâ mümkün. Şüphesiz ki bu durumda karşılaştığımız sorunların yorumlanmasında bazı açmazlara düşebilir, elimizden gidenin ardından şaşkınlıkla bakabiliriz. Belki de bu kâbusu görmemek için korumacılığı genişletmeyi, uluslararası ilişkilere yönelik bir tehdit söylemini tercih edebilir ve bununla avunabiliriz. Oysa günümüzde gerek ticari, gerek siyasi, gerekse de kültürel ilişkilerde uluslararası etkileşime girmeyen, bunu dışlayabilmeyi beceren bir alan bulmak oldukça güç.

Meslektaşlarımız dünyanın her yerinde mesleklerini yapabiliyorlar, ancak proje üretimi sürecindeki konumları, önemli bir tartışma konusu olarak önümüzde durmaktadır. Proje üretme kapasiteleri anlamında bir eksikliğinden söz edemeyeceğimiz ülkemizin sayılı mimarlık büroları uluslararası alandaki ihalelerde ancak taşeron olarak iş alabilmekte. Mimarlar Odası ve UIA yıllardan beri uluslararası ortaklıklar kurulmasını öneriyor, fakat bu süreçte eşit değerde bir ortaklık yapılamıyor. Bir yandan yetki alabilmiş bir yabancı kuruluş oluyor ve yerel ortağı oluyorsunuz. Bu asimetrik ilişki bir ölçüde taşeronluk niteliği taşıyor; büyük ihaleleri bölgede, hatta ülkemizde yabancı kuruluşlar alıyorlar ve size aktarıyorlar. İmzacılık anlamında bir ortaklık söz konusu ediliyor. Neticede kötü bir hizmet üretmiyorsunuz, ancak bu çerçevede kalabilir, onunla yetinebilirseniz uluslararası ortaklık düzeyinde bir ilişki sürüyor. Bu bizi yaralayan bir şey, bunu aşmamızın önemli yollarından birisi de eğitim; hem üniversite eğitimi, hem üniversiteden sonraki meslek içi eğitim. Üstelik sadece büro sahibinin değil, bürodaki bütün teknik kadronun meslek içi eğitiminin bu kapsamda değerlendirmeye alındığı bir ihale düzeni söz konusu.

Sorun uluslararası standartlara sahip bir mimarlık eğitiminin, bir mimarlık hizmetinin ülkemizde de verilebilmesinin koşullarını yaratmaktır. Meslektaşlarımızın gerek ülke dışında, gerekse yurtiçinde yabancılarla ortaklaşa yürüttükleri mimarlık hizmetlerinde eşit olabilmelerini sağlamak; kendi ülkemizde kendi meslektaşımızın taşeron derekesine indirilmesine engel olmak hepimizin ortak hedefi olmalıdır.

Bülend Tuna 6 Kasım 2019 Çarşamba