Kariye Müzesi Müze Kalmalıdır

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay 6 Aralık 2019 Cuma

Danıştay, Kariye Müzesi ile ilgili olarak, “Cami asli fonksiyonu dışında kullanılamaz” kararı almış. Acaba Danıştay üyeleri, Kariye’nin aslında bir manastır kilisesi olduğunu bilmiyor mu?

Kuruluşu çok gerilere giden Kariye Müzesi, depremler ve yenilemeler dolayısıyla bugünkü biçimini geç Bizans Dönemi’nde almış bir Hristiyan dini yapısıdır.  Bizans döneminde birçok manastır Surlara yakın bölgede yerleşmişti. Bu nedenle Chora Manastırı da kırsal alanda, bahçeler içinde kurulmuştur. Müzedeki önemli mozaik panolardan biri, manastır kilisesinin bugünkü biçimini almasını sağlayan son banisi Metokites’i kilisenin maketini Hazreti İsa’ya sunarken göstermektedir. Metokites 14. Yüzyılın ikinci yarısında, daha önce mevcut yapıyı elden geçirtmiş, mozaiklerle bezetmiş ve bir mezar şapeli eklemiştir.

İstanbul’un Dünya Mirası içinde yer alan Kariye Müzesi, ünlü mozaik ve freskleriyle çok sayıda ziyaretçi çeken bir eserdir. Devletimiz İstanbul’un tarihi alanlarını  UNESCO’ya ‘Dünya Mirası’ olarak önerirken, onları en iyi şekilde korumak ve evrensel  değerlerini tüm insanlıkla paylaşmak üzere söz vermiştir. Dünya Mirası varlıklar hakkında yalnız üzerinde bulunduğu ülke değil, uluslararası camia da söz sahibidir. ‘Dünya Mirası’ demek, paylaşılan bir kültür mirası demektir. Bu değerler rahatça gezilmek, incelenmek, güzelliklerinden yararlanmak için tüm insanlığa açılır.

Barındırdığı olağanüstü sanat değerleriyle Kariye Müzesi, İstanbul turizm zincirinin kilit noktalarından biridir. Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da birçok Ortaçağ Kilisesi vardır ancak yalnız Kariye’de Ortaçağ’dan kalan mozaik ve freskler serbestçe  sergilenmektedir. Bu güzel eserlerin açığa çıkarılması, onarılması ve insanların onları görüp sevmesi, sanatsal değerlerinden zevk alması uzun yıllar süren çabalarla mümkün olmuştur. Laik Türkiye Cumhuriyeti, 1948’de cami olarak kullanılmakta olan yapının ‘fresk ve mozaiklerinin ortaya çıkarılması ve onarımı, sonrasında da müzeye dönüştürülmesi’ kararını almıştır.

İstanbul gibi bir dünya mirasını korumanın önemi ve incelikleri iyi kavranmalıdır. Tüm dünyanın ilgilendiği kültür değerlerinin yaşatılması, sunulması vizyon gerektirmektedir. 21. Yüzyılda Ortaçağ bağnazlığının, dar görüşlülüğünün yeri yoktur. Dar bakış açıları hem kültür mirasına hem Türkiye’ye zarar verebilir.

Müzenin geriye dönerek, camiye çevrilmesi ister istemez bir kimlik değişimi yaratacaktır. Osmanlı Dönemi’nde kilise, camiye çevrilmiş ancak mozaik ve freskleri kazınıp yok edilmemiştir. Kaynaklar, kilisenin değerinin halk tarafından bilindiğini göstermektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kariye’den “Edirnekapı yakınında Kariye Camii: Evvelce bir sanatlı kilise imiş” şeklinde söz etmiştir. 18. Yüzyılda İstanbul Camileriyle ilgili iki ciltlik kitap yazan Ayvansaraylı Hüseyin Efendi de “Cami-i mezbur kilisadan münkaliptir” diyerek onun özgün kimliğini belirtmiştir. Kilisenin müzeye çevrilmesinden önceki durumunu bilen Prof. Semavi Eyice de ‘ibadet mekanındaki mozaiklerin üzerlerinin namaz vakitlerinde tahta kapaklarla kapatıldığını’ belirtmiştir.

İstanbul’un Dünya Mirası oluşu ile ilgili kararda “İstanbul Bizans ve Osmanlı uygarlıklarına tanıklık etmekte üniktir” denilmiştir. Bu cümle İstanbul’un Dünya Mirası oluşunda Bizans bileşeninin önemine tanıklık etmektedir. Bu hususa saygı gösterilmesi zorunludur. Kültür varlıkları güncel politikaya alet edilmemelidir. Osmanlılar Bizans kültür mirasını onarımlarla yaşatmış; emaneti 20. Yüzyıla kadar  getirmişlerdir. Bu saygıdeğer bir tutumdur. Cumhuriyet devrimi ise kültür varlıklarının evrensel değerini gözetmiş, onların en iyi biçimde sunulmasına olanak vermeyi hedefleyerek, kapılarını tüm insanlığa açmıştır. Dar bakışlarla, müzeyi “cami” olarak yaftalayıp, evrensel değer taşıyan sanat eserlerinin serbestçe sergilenmesini, görülmesini zorlaştıran bir kullanıma dönülmesi kabul edilemez.

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay 6 Aralık 2019 Cuma