İstanbul’un Suriçi ve Diǧer Tarihi Semtlerinin İmarı Üzerine Notlar / Dam Notları

Hasan Çakır 30 Aralık 2019 Pazartesi

Üç belirleme:

Şair Yahya Kemal, 1942’de Beyoǧlu Halkevi’nde verdiği “Türk İstanbul” adlı konferansın bir yerinde, Suriçi İstanbul’un 15. Yüzyılın ortalarından 20. Yüzyılın ortalarına kadar, 500 yıllık imar tarihini özetlemiş adeta. (Güzel bir araştırma konusu olabilir.) 

“Teslim alınan münkariz (çökmüş, tükenmiş H.Ç.) İstanbul’un dar sahasıyla Türk İstanbul’un bu geniş sahası ne kadar farklıdır. Bu büyük çerçeve içinde, beş yüz sene zarfında, kaç defa zelzeleler ve yangınlar güzellikleri tahrip etmişti. Türk İstanbul bu afetlerden sonra, kaç defa bir daha dirilmiş, yıkılan mimarisini bir daha tamir etmiş ve eski semtlerini bir defa daha yaratmıştı…”  Yahya Kemal, Aziz İstanbul, s.47, YKY

İkincisi Tarihçi İlber Ortaylı’dan:

“Bu şehirde 1950’lerden beri her açılan yol, her kurulan köprü, yıǧınla güzelliǧi, tarihi eseri de birlikte sürükleyip götüren bir imar afeti olmuştur… Bugün Eǧrikapı’dan Haliç’e doǧru sur boyunu izleyerek inmek isterseniz, her adımda bu hoyratlıkla karşılaşırsınız. Rahatsız olmak için ne geçmişe karşı saǧlıksız bir özlem duymaya ne de derin bir tarih bilgisine sahip olmaya gerek var; beş on yıl önce aynı yerde  bir gezinti yapmış olmak, biraz göz zevkine sahip olmak yetişir.” İlber Ortaylı, İstanbul’dan sayfalar, sayfa 194, Hil yayın, Ekim 1987.

Üçüncüsü, 2005 yılında İstanbul’u ziyaret eden Mimar Zaha Hadid’den; bir söyleşide şöyle diyor:

“İstanbul’a uzaktan bir bütün olarak baktığınızda veya havaalanına giderken aklınızda kalan görüntüde hiç bir eksiklik yok. Bence mükemmel bir şehir. Ancak içine girdiğinizde, yaklaşıp zom yaptığınızda pek çok bölgesinin döküldüğünü görüyorsunuz. Bu çok üzücü. Bunu özel olarak ele alıp proje geliştirmek gerekir.” Zaha Hadid’le Söyleşi, Ömer Kanıpak, Arkitera, 2005.

Suriçi ve İstanbul’un diǧer tarihi semtlerinin bugünkü hali ortada: 1950’lerden beri tarihsel dokuyu silip süpüren imar afetleri, 2000’li yılların “kentsel dönüşüm” operasyonları ile süregeliyor.

Edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı, daha 1950’li yılların başında İstanbul’un mimarisine karşı duyarsızlıǧın, tarihi semtleri ne hale dönüştüreceǧini sezmiş sanki; 29 Aralık 1950’de Hürriyet Gazetesinde yayımlanan bir yazısında şöyle diyor:

“Hele güzel İstanbul, bu çeşit zevksizliklerle bir şahsi menfaatler harabesi haline geliyor.” N. S. Banarlı, İstanbul’a Dair, s. 89, Kubbealtı Neşriyatı, 1986

Öyle oldu. İstanbul 1950’den bu yana geçen 70 yıl içinde bir “şahsi menfaatler harabesi” haline geldi.

Şimdi İstanbul, bu “şahsi menfaatler harabesi”, bir daha dirilebilir, yıkılan mimarisini bir daha tamir edebilir, eski semtlerini bir daha yaratabilir mi?

***

İstanbul’un yeni bir imar atılımına ihtiyacı var.

Bugün İstanbul’un en önemli imar sorunu deprem sorunudur, olası bir depremin yıkımına karşı önlem alma sorunudur. Bu baǧlamda, İstanbul’un tarihi semtlerinde 1950’lerden bu yana oluşan kentsel dokunun büyük ölçüde yenilenmesi gerekiyor.

Tabi bu kentsel yenileme aynı zamanda kent tamiri (amaçlı) olmalı: kent tamiri amaçlı bir kentsel yenileme  ile eski semtlerde  mimari güzellikler yeniden yaratılabilir, eski güzelliklere yeni güzellikler katılabilir, yaǧmalanmış kamusal alanlar yeniden canlandırılabilir ve kente kazandırılabilir ve her şeyden önce İstanbul “depremini bekleyen kent” bunalımından kurtulabilir.

Eleştiri ve görüşleriniz için: kybeleffm@aol.com

“İnsan madeni İstanbul”
Desen: Hasan Çakır

Hasan Çakır 30 Aralık 2019 Pazartesi