İstanbul’un derdi bir değil beş değil, ama…

Dam Notları / Hasan Çakır 11 Eylül 2020 Cuma

1930’lu yılların başında İstanbul’un imar planı için davet edilen şehircilik mimarı Hermann Elgötz, 1934 yılında birinci seçilen, ana hatlarıyla onaylanan ve basılan İstanbul İmar Raporu‘nda İstanbul’un imar stratejisini şöyle belirlemiş:

“Bu şehrin emsalsiz güzelliǧini istikbale kadar devam ettirebilmek için eski kültür, bugünün ihtiyaçları ile ahenkli bir şekilde birleştirilmelidir. İstanbul’un 2000 senelik geçmişi her köşesinde hissedilmektedir… Şehirdeki yenileme hareketi esnasında eski abidelerin ve eski İstanbul havasının dikkatle muhafazası icap eder…” (Mimarlık Dergisi 1970-5)

Ama İstanbul’un yenileşmesi öyle olmadı.

1950’lerden beri İstanbuldaki her “yenileme hareketi esnasında”, 1930’lu yıllarda “2000 senelik geçmişi her köşesinde hissedilen” İstanbul’un tarihsel dokusu büyük ölçüde yok edildi; “eski İstanbul havası” ve süren eski güzellikler bozuldu; İstanbul’un “emsalsiz güzelliǧi“”nden “eski abideler”den başka eser kalmadı, neredeyse…

1950’lerden sonra İstanbul’un arsalarında (kent topraklarında) milyonların dansı gözleri kamaştırınca, güzelliǧin hükmü geçmez oldu; mimarlık, şehircilik eseriymiş; İstanbul’un süren, tarihi güzellikleriymiş, eski İstanbul havasıymış…Kimin umrunda!

Şu satırları, Edebiyat Tarihçisi Yazar Nihad Sami Banarlı‘nın 1968 yılında yayınlanan “Kaybolan Şehir” yazısından alıyorum; 1950’li yllardaki “büyük” imar hareketlerini önceleri “İstanbul’u İstanbul olarak yaşatmak” hareketi olarak gören ve öven N.S.Banarlı, imar hareketlerinin İstanbul‘u giderek bir “şahsi menfaatler harabesi” (N.S.B.) haline getirilişini üzülerek izliyor ve şöyle yeriyor:

“Asıl İstanbul, camiler, medreseler ve türbeler yanında, Türk halkının zevkinin asırlarca işleyerek vücudâ getirdiǧi bir milli mimari şehridir. Bu şehir şimdi her gün biraz daha kayboluyor.”

“(…) Hangi anlayışsız el ve hangi yalnız menfaate uzanır eller bu şehri mahvediyor.”

” Sahte bir mimari ve zevksiz şehir çizgileri içinde İstanbul’u artık tanımak kolay değildir.”

“Bir şehrin mimarisi, şunun bunun keyfine göre vücud bulamaz. Bu derin bir vukuf meselesidir…”

“En fenası, İstanbul’a kastettikleri için, bu vatanın en adi çocukları sayılması gereken şunun, bunun kesesi dolacak diye, başta İstanbul gibi dünya güzeli  bir şehri feda ederek, bütün vatanda girişilen bir sahte mimari ile milli zevki de bozmaya başlamış olmasıdır.” (1)

***

İstanbul’da her yenileme hareketi – 1950’li, 1980’li yıllardakiler ve 2000’li yıllarda başlayan “kentsel dönüşüm hareketi” – yalnızca eski kent dokusunu; süren, eski güzellikleri bozmakla kalmadı, İstanbul’un dertlerine dert kattı: “Yenileme hareketleri”yle, 50’li yıllardan beri İstanbul’a dikilen yeni binaların çoǧu (yaklaşık yüzde 80’i ) depreme dayanıksız.  Yapılan araştırma ve incelemelere göre, olası 7 şiddetindeki bir deprem esnasında bu binaların ayakta kalması kuşkulu…

İstanbul’un derdi bir değil beş değil ama bugün İstanbul’un en büyük derdi budur ve bu derdin çaresi kentsel yenileme ve kentsel onarımdır.

Kuşkusuz bugün İstanbul’un her şeyden önce gerçek ve kapsamlı bir kentsel yenilenme ve kentsel onarım hareketine ihtiyacı var.

İstanbul şimdi, kentsel dönüşüm gibi her yöne çekilebilen imar stratejileri ile daha fazla oyalanmadan gerçek bir kentsel yenileme ve kentsel onarım hareketine cesaret etmelidir.

Böyle bir kentsel yenileme ve kentsel onarım hareketiyle, İstanbul’un tarihi semtlerinde geçmişin bozulan güzellikleri yeniden yaratılabilir. Yağmalanan kamusal alanlar, yeşil alanlar yeniden kente kazandırılabilir; yeni semtlerde yapılan imar hataları düzeltilebilir ve her şeyden önce İstanbul “depremini bekleyen kent” bunalımından kurtulur.

İstanbul ahalisi: mimarları, mühendisleri, marangozları, yer bilimcileri, şairleri, yazarları, çizerleri, düşünürleri, medyası, kentine karşı sorumluluk duyan finansçıları, inşaatçıları, mal mülk sahipleriyle kentini yenileme ve onarmayı başaracak güce, bilgiye ve teknik donanıma sahiptir.

Ağustos 2020

(1) Nihad Sami Banarlı, İstanbul’a Dair, s21-23, Kaybolan Şehir, Kubbealti Nesriyati, 1986

İstanbul’un imarını düşünürken merakla göz attıǧım kitaplardan biri de edebiyat tarihçisi, yazar Nihad Sami Banarlı’nın “İstanbul’a Dair” kitabı; kitapta N.S.B’nin 1950’li yıllardan 1970’li yılların başına kadar yazdıǧı İstanbul ve İstanbul’un imarına dair yazıları bulunuyor.

Dam Notları / Hasan Çakır 11 Eylül 2020 Cuma