“İmar Dampingi’nde; Ucuz Meta/Hukuk Reyonu’na Hücum Furyası!…

Yazar- Metin Karadağ 12 Kasım 2018 Pazartesi

Koruma Alanları sayısının (20 Mart 2013’de)1273’den (20 Eylül2018’de)2398’e çıkmış olması; ilk algıda sevinenler olduğu gibi üzülenlerin de olmasına yol açmıştır mutlaka…

Ancak “bu sayısal artışın gerçek bir artış değil” de koruma alanlarının “derecelendirilerek parçalanması” yoluyla oluşturulduğunun farkına varıldığında; bu kez tam tersine, sevinenlerin üzülmesine, üzülenlerin de sevinmesine yol açacaktır şüphesiz!…

Tarihte “Müstemleke Valiliği” dönemlerindeki “Parçala ve Yönet”in günümüzde “Parçala ve Yut!…” aşamasına geçişi; hala içinde bulunduğumuz ve “yarım asrı geçen” bir “Kurnazlık Çağı Bataklığı”nın da temel ilkesidir…

“Kurnazlık Çağı Bataklığı”nın cazibesi, her nasılsa bir kez yuttuklarını geri vermemesi gibi sonuca neden oluyor her batışta… Her batış başka batışlar için “Domino Etkisi” ile devam ediyor… Birileri sürekli kaybediyor…

Tüm bu olan biteni içinde besleyen sistemin, insanların yüreklerine iyice yerleştirdiği “geleceksizlik korkusu” nedeniyle, birikimlerinin avuçlarının içindeyken eriyip kaybolmaması için geliştirdikleri “korunma kaygısı” da doğal olarak onları “en kolay yatırım güvencesi” aranan “ters yollara itmektedir!…”

Aynı “korunma kaygısının” yarattığı “talep baskısı” ise insanları ister istemez “en kolay ve doğal!” yola; “toprağa” ve onu hemen “değişim değerli meta” haline dönüştüren ama “kullanım değeri düşük” bir “yapılaşma” sürecine yöneltmektedir…

Yoksa bu ülkede, standartları hiç de denk düşmese bile AB ülkelerindeki toplam müteahhit sayısının 10 katı kadar; yani 330 bin kişi gibi anormal bir sayıda neden yatırımcı/müteahhit olsun ki?!… Kesin vardır bir sakatlığı!…

Ülke ve toplum için “doğrudan hiçbir katma değer üretemeyen” betona dayalı yapılaşmadaki bu yoğunlaşma; artık günümüzde açıkça ortaya çıktığı gibi “ülkesel boyutta, etik haklar silsilesini yani hukuku da birçok yönden ortadan kaldıran bir özellik” kazanmıştır.

Örnek mi lazım?.. Buyurun son İmar Dampingi imkanlarından yararlanarak Bursa’da 2700 yıllık tarihi SİT alanına yapılması onaylanan yeni AVM… “!!?!…”

En azından “(ÇED)-Çevresel Etki Değerlendirmeleri sırasında ortaya çıktığı gibi; sadece “Ekolojik Faktör” temel girdisi olarak hava kirliliğinin karbon emisyonundaki artışına bağlı olarak, küresel ısı artışına kadar varan ve birçok çevre ve yaşam hakkı da toptan ihlal edilmektedir.

Elimize satın alınarak geçen ve yapımızda kullandığımız malzemeleri, çevreye zarar vermeyecek biçimde kullanıyor olsak bile; “o malzemelerin doğal ve doğal olmayan yollardan üretimi” sırasında; çevreye yoğun biçimde zararlı atıklar saldığı(Örn: Karbon Ayak İzi) artık bugün apaçık kanıtlanmıştır…

En basit ilke olarak planlamanın temeli, “neyi planlayacağını bilmeye” dayanır. Bilmeden planlama belki de ve o da ancak; ”sanat alanlarında ki, figüratif ya da non-figüratif eskiz arayış ve denemelerinde ancak rastlantılarla ortaya çıkan ürünlerde” olabilir.

Sonuç Evreka!…

Şüphesiz taşıdığı “insanlarda düşünmeyi kışkırtıcılık etki değeri”, sanat eserinin “kullanım ve değişim değeri” olarak bu yaşamda yerini alır mutlaka… Ancak burada “hukuksal sınırlarımızı bilinçli planlama ilkeleri, belirlemektedir”; hiçbir hesap sorulamayan ve hesap da vermeyen sanatsal kaygılar değil!…

İşte neyi planlayacağını bilmek için, yapılması gerekenleri belirleyecek olan; “planlanacakların sayımı ve düzenlenmesini de kapsayan ülke envanteri hala bir utopya olarak…” kalmaya devam ediyor…

Bu yıl, ilk kez “22-24 Ocak 1968”de Mimarlar Odası tarafından düzenlenen ve ilkeli planlama kültürüne katkısı ise çok büyük olan “1.Milli Fiziki Plan Semineri”nin “50. yılı…”

Bu seminer, ülke-bölge-alt bölge, vd. silsilesiyle birlikte planlamanın bütün ve parça arasındaki nicelik ve nitelik temelli sorgulamalar ve arayışlar konusunda ilk kez yapılmış olan değerli bir çalışma…

1961 sonrasında (DPT)Devlet Planlama Teşkilatı kontrolünde başlatılan “5’er yıllık kalkınma planlamaları” sürecinin, ikincisinin ortalarına denk gelen ve 1968 yılında yapılan “1.Milli Fiziki Plan Semineri”; sonrasındaki yıllarda sonuçları açısından büyük ölçüde “siyasi iktidarlar için sanki uyulmaması gerekenler yol haritası” olarak iş görmüş izlenimi de vermiyor, değil…

Çünkü planlama karşısında o günün iktidarı; “Bize plan değil, pilav lazım!…” diyerek ülkenin yağmalanmasına ve sonrasında “1980’lerin özelleştirme furyasına” da yol açıyor…

Günümüzde planlamanın “kamusal kaynakların kullanım kararları sürecin; kamu yararına işletilmelidir” ilkesinin tam tersine “özelleştirme yağmasına” dönüştürülmesi; geçmişte bir değil, birçok şeyin yanlış olarak yapılmış olmasına dayanıyor!…

1960 sonrasının “Planlı Kalkınma”lar döneminin(aslında sinsi plansızlık) daha da öncesinde, ülke için çok daha değerli olan “Kırsal Kalkınma”nın ilk adımlarının bilinçlice atıldığı “Köy Enstitüleri”nin kapatılarak yok edilmesi; “aslında başka sinsi planlamaların olduğunun da işaretidir.” Ve “dramatik bir süreç” sonucunda o güzelim “Köy Enstitüleri” yok edilmişlerdir…

Neydi o “dramatik süreç” kısaca bir hatırlayalım:

Özellikle “hayatında hiç köy görmemiş Köy/Toprak Ağaları”nın, “Misaki Milli” sınırları içinde kalan ve işlenmekte olan tarım topraklarının %60’ını “sahte el senetleriyle, ülkeyi terk edenlerden devraldıkları” yıllarda; …

işlemekte oldukları topraklardaki köylerinden sökülerek, kasabalara ve büyük şehirlere boğaz tokluğuna çalışmaya sürülen köylüler; …

kendilerini köylerinden süren, bu yeni Köy/Toprak Ağaları ile “çok partili döneme geçişte kurulan ilk siyasi partide bir araya gelirler…”

“Oylar”, şehirlere sürgün edilen “köylülerin”; “parti” ise o sürülen köylüleri topraklarından sürgün eden “Köy/Toprak Ağaları”nındır…

“Sana daha en başından geçmiş olsun Demokrasi!…”

Aslında bir yerde “Planlama Etiği” oluşturmak kaygısı taşıyarak 22-24 Ocak 1968’de yapılan “1. Milli Fiziki Plan Semineri”nde ortaya koyulanlar karşısında; “Etik” kaygı bir yana, “en basit ahlak kuralına bile” uymayacağını “Bize plan değil, pilav lazım!…” diyerek ilan eden zihniyet; bugün de sürdürülmekte olan plansızlığın, ilkesizliğin asıl kaynağıdır…

“Kurnazlık Çağı Bataklığı” işte bu “kirli kökeni” nedenleriyle ne kolay kolay kurur, ne envanter tutar, ne de planlama…

PlanlaMA!…

 

Yazar- Metin Karadağ 12 Kasım 2018 Pazartesi