48. Dönemi Bitirirken, Belleğimizde Kalanlar

Yazar- Alper Ünlü 23 Şubat 2026 Pazartesi

Değerli Üyeler,

48.Dönemi tamamlarken sizlere pembe bir dünyadan ve hayallerimden söz etmek isterdim. Ama ülkemiz ve içinde bulunduğumuz politik ve sosyo-ekonomik koşullar, beni bu bağlamdan uzaklaştırmakta. Sizlere şu an içinde bulunduğumuz durumun yalın bir özetini sunduktan sonra, 49. Dönem için bazı öngörülerde bulunmak istiyorum. Doğal olarak da, bazı çözüm yolları ile ilgili kısa ipuçlarını da vermeye çalışacağım.

 

Klasik bir söylemle, 48. Dönemde ülkenin bizlere yaşattığı dar ve nefes alınamaz ortam içerisinde elimizden geldiğince ekonomik, örgütsel, yönetişimsel ve hukuki problemleri Oda ölçeğinde çözdüğümüzü, 49. Döneme onurlu ve saygın bir şekilde başlayacağımızı sizlere gururla iletiyorum.

48.Dönem aslında 6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizin yaşadığı en büyük felaketler dizisi olan Hatay-Kahramanmaraş-Adıyaman depremlerinin sorunları, meslektaşlarımıza ve Odamıza indirdiği darbelerle başladı. Doğal felaketin meslektaşlarımızda yarattığı acı yaralar, Oda seçimleri döneminde ortaya çıkan iletişimsizlik, eşgüdüm problemleri, tüm Odaları, hepimizi etkiledi. Yönetişimsel kaos daha sonra yapılan yerinde müdahalelerle yaraların sarılması ve rehabilitasyon sürecine girdi.

 

2025 yılının ilk ayında Bolu Kartalkaya’daki yangın faciasında, 78 vatandaşımızın gece otel odalarında uyurken ölmesi, otelde ortaya çıkan ihmaller silsilesi, mimarın yeniden acil durum ve afetlerde rolünün sorgulanması, devlet organlarının acizliği, devletin onay mercilerindeki zavallılığı, sorunların her olayda teknik insanlara fatura edilmesi gibi problemleri bir kez daha su yüzüne çıkardı. Bir sürü yapay sorumsuzluk hileleri, tüm bunlar, hem toplumu, hem de meslektaşlarımızı üzdü. Bu iki olaydan sonra meslektaşlarımız ve Oda yönetimleri, afetlere ve acil durumlara eskisinden daha fazla eğilim gösterdiler. Hassasiyetleri doruk noktadaydı. Ama tüm toplantılarda özellikle kamu yönetimi alanında devletin bu hassasiyeti tam olarak karşılamadığı ve karar alma çerçevesinde son derece ağır kaldığını söylemek durumundayım. Her şeye karşın İstanbul Büyükkent Şubesi ve temsilciliklerimiz adına, afet ve acil durumlar için başarılı çalışmalar yaptık ve buradaki çalışmaları diğer dönemlerde de devam ettireceğiz.

 

Doğal veya yapay afetlerin Odamızı ne denli sarstığını hepimiz defalarca şahit olduk. 23 Mart 2025 tarihinde ise diğer bir politik afet yaşadık. O tarihte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onu izleyen süreçte onlarca bürokrat, meclis üyesi, ilçe belediye başkanı, meslektaşlarımız Güzin Alpaslan ve Kardelen Taş tutuklandılar. Bu tutuklamalar, İstanbul’da belediyelerle yapacağımız ortak mesleki denetim protokollerinin arifesinde gerçekleşti. Bu anlamda daha düzenli ve güvenli yaşamın ön aşaması olan ortak denetim protokolleri, tutuklamalardan sonra rafa kaldırıldı. Daha sonra Kadıköy ve Maltepe Belediye Başkanları ve ekiplerinin gayretiyle bu iki belediyede bu protokolleri imzaladık. Kendilerine meslektaşlarımız adına bir kez daha buradan teşekkür ediyorum, güvenli bir yaşam stratejisine bir tuğla da onlar koydular.

 

Art arda gelen birçok küçük olayı burada sıralamıyorum. 48. Dönemde geriye baktığımda, yaptığımız toplantılar sonucunda, ülkenin yaşadığı ekonomik dar boğazın pek çok türevini Odamızın çalışma alanında görmek olasıydı. Sene başında açıkladığımız asgari ücreti uygulamayan pek çok şirket, fazla mesaiye zorlanan birçok meslektaşımız, işyerlerinde yıldırma (mobbing) ve zorbalık (bulling) dâhil, insani olmayan davranış biçimleri, ödenmeyen staj ücretleri, gelecekte meslektaşımız olacak mimarlık öğrencilerinin yemek parasını bile ödememeyi gözeten işyeri sahipleri hakkında, her yerde, her toplantıda, şikâyetler bize intikal etti, meslektaşlarımız bunları bize bir bir anlattılar. Bunlar karşısında Oda olarak çaresiz duruma da düştük. Meslektaşlarımız bizden hep yardım beklediler.

 

Bu durum genç mimarlarda had safhaya ulaşmıştı. “Bir dokunsan, bin ah,” cinsinden. Çok farklı olaylar anlattılar. Üstü örtülü ya da açık. Tüm bunlar içerisinde, bugün 33.000’e ulaşmış mimar kitlesinde, genç mimarların sesini işittik, ama tam anlamıyla çare olamadık. Bunlar doğal olarak itiraflarımız. Özellikle genç mimarlarda işsizlik en yüksek düzeye ulaştı. Bu oran şimdilerde %40 düzeyinde yer almakta. Ülkedeki üniversite mezunları, nitelikli birkaç disiplin, tıp ve bilgisayar bilimleri dışında, tam anlamıyla işsizlik çukuruna gitmekte. Odamızın da bundan sonraki döneme devreden en önemli problemlerinden birisinin mimarlıkta işsizlik olduğunu da belirtmeliyim.

 

Tüm bunlara karşın genç mimarlarla ilgili yaptığımız bir araştırma sonucunda, genç mimarların serbest büro sahibi kurma isteklerinin %70 civarında olması bizi şaşkınlığa itti. Hiçbir yıldırma ve zorbalığa bulaşmadan, evinde ya da kiralık çalışma alanlarında iş yapmak yeni nesillerin ideali galiba, böyle olduğunu düşünüyorum. Bu oranın Türkiye genelinde de yükselmesi, tek kişilik şirketleşme oranının %42’lere ulaşması aslında bizim için oldukça düşündürücü.

 

Bu tek kişilik savaşımın perde arkasının neden böyle bir eğilim (trend) yakaladığını sosyolojik ve psişik nedenlerle açıklamak olanaklı. Bunun yanı sıra bu trendin, ülkede var olan orta ölçekte büroları yerle bir ettiğini, iktidara yakın mimari büroları da tekelleştirdiğini 50-100 mimar çalıştıran ve sadece devlet projesi yapan, devletin proje havuzunun %90’lara varan kısmını alan tekelleşmiş bürolarda gerçekleştiğini bir kez daha saptadık. Meslektaşlarımızın çok büyük bir kısmı ise kalan yüzde onluk kısımda işlerini gerçekleştiriyordu. Üzülerek söylüyorum, sayılar ve istatistik haksız ve yanlı rekabetin acımasızlığını vurguluyordu. Bu “baskıcı” ve “ezici” oyunun sayısal ifadeleriydi.

 

Bugün çalışan tüm meslektaşlarımızın bu nedenlerle Oda’dan beklentileri başka bir değerler kümesine evrildi. Bu kümenin içinde örgütleşme, hak arama, ücret politikaları ve sendikalaşma var. “İşçi mimar” sözü kulağa hoş gelmeyebilir. Geçenlerde şehir hastaneleri ile ilgili bir toplantı vardı. Orada da “işçi hekim” kelimesi konuşuldu. Bazılarının hoşuna gitmedi. Şehir Hastaneleri rezaleti, günde 20.000 adım atan bir hekim için artık, Hipokrat yemininden sonra, ideal hekimden, işçi hekime evrilmiş durumda ise, haksızlığın tavan yaptığı ortamda çabalayan bir “işçi mimar” kavramının da son derece yerinde, haklı ve çağdaş olduğunu düşünüyorum. Bu durum mimarlar için çok gerçekçi. Gece yarısına kadar çalışan mimarlar, eve gelip, çoluk, çocuğunu öpüp, bilgisayarın karşısında ikinci işe oturuyorlarsa, o zaman patron mimarlar kim, işçi mimarlar kim?

 

Toplumsal anlamda karşıtlıklar, sömürü düzeni ve sosyo-ekonomik düzendeki dengesizlikler mimarların meslek alanındaki meşruiyetini ve sorumluluklarını değiştirmektedir. Buna koşut olarak Mimarlar Odası değişen sosyo-ekonomik yapı altında çalışan mimarların sendikalaşma ve kooperatifleşme yolunda ilerlemesi bağlamında bir “ara yüz” bir “koşullandırıcı” konumuna hızla gelecektir. Odamızın gerçekleştirdiği sektörel komisyon çalışmalarında bu durum açıkça ortaya çıkmıştır.

 

Mimarlık eğitiminin 4 yıllık düz bir eğitim, çağın dışında bir uygulama biçiminde olması, 48. Dönem yönetimde zaman zaman en önemli tartışılan konulardan birisi olmuştur. Mimarlar Odası’nca düzenlenen Mimarlık ve Eğitim Kurultayları neticesinde benimsenen beş yıl (kesintisiz beş yıl veya 4+1, 3+2) formülünün çözümü için tüm sorumlulukların, MİDEKON adı verilen, sadece “atanmış” dekanlardan oluşan kurula verilmesi düşündürücüdür. Söz konusu kurulun beklentiyle, “bir gün YÖK’e gidip, onların kapısını çalarak, bunu formüle etmeyi düşünmesi”, buna karşıt olarak, YÖK’ün de yaklaşık yedi yıldır, kurula kapıyı hiçbir zaman aralama fırsatı vermemesi ibret verici bir davranıştır.

 

Mimarlık eğitimi ve mimarın yetkinliği, tam anlamıyla bir sorundur. Bu konunun dekanlarla değil, üniversite ve meslek kuruluşlarından oluşan bir kurulla gerçekleşeceği kesindir. Mimarlık eğitiminin süre problemini salt üniversitelerden oluşan kurullar bu zamana kadar tam anlamıyla çözememişlerdir. Hal böyle iken üniversiteler, YÖK’den yapılan bir açıklama ile 3 yıl öngörülen bir pilot çalışmanın mimarlık eğitimine de uygulanacak olması, tüm üniversiteleri ve Odamızı tedirgin etmiş, eğitimde kurguladığımız tüm pedagojik yaklaşımları bir anda sonlandırmıştır. Bazı üniversitelerin bunu bir fırsat, (3+2)’nin bir ön şartı olabileceği düşüncesinin henüz çok naif olduğunu düşünenlerdenim. Çünkü 3 yıllık eğitim kararı her haliyle sosyo-ekonomik açıdan ağır olan eğitim yükünün ailelerin omuzlarının üstünden alınmasına dair son derece pragmatik bir karardır.

 

Özellikle meslektaşlarımızın tartıştığı eğitim süresi probleminin yanı sıra, mesleğimizin icrasında artık git gide önem kazanmış, afetlere karşı dirençli tasarım, sismik açıdan mimari tasarım, pasif yangın önlemleri ve mimarlık, enerji, sürdürülebilirlik ve mimarlık, yenilebilir enerji ve mimari tasarım, mimarlık ve insan-toplum bilimleri, akustik gibi pek çok konuda, meslektaşlarımızın uzmanlaşması ve yetkinleşmesinde yarar vardır. MiAK gibi başarılı kuruluşların eşkredilendirme yaptığı ortamda, mimarlık eğitiminin uzaması (3+2+1) formülünde zorunlu staj olasılığı ile birlikte hem mimarın yetkinleşmesi ve hem de büroların yetkinleşmesi ve eşkredilendirilme, gelecekte kurgulayacağımız modellerden birisi olacaktır. Gelecekte mimarlar bu rolleri oynamadığı takdirde, çağın gerisinde kaldığı gibi, mimarlığın meşruiyetinde de doğal olarak önemli kayıplar yaşayacaklardır.

 

Yine gelecek dönemde, genç mimarların ortak çalışmasında ve onların ortak çalışma alanlarında ortak iş yapma bağlamında gerek mekânsal, gerekse yönetim alanında girişimci hizmetler vermeyi planlamaktayız. Mimarlar Odası’nın mekânları bu anlamda ortak iş yapma, kiralanabilir ofislere dönüştürülebilir. Bunun yanında ulusal, uluslararası ihaleler ve yarışmaların taranması ve meslektaşlarımızın bu girişimlerden haberdar olması açısından organizasyon şemamızda bir merkez (hub) açma olanağını da araştırmaktayız.

 

Mimarlığın icrasında ortaklaşa iş yapmak, örgütlü bir dayanışma modeline girmek, burada Oda’nın bir ara yüz olması esas hedefimizdir. Bu hedefte, “toplum için mimarlık ve katılımcı mimarlık” sloganı yaptığımız işlerin temelidir. 48. Dönem yönetim kurulumuzda mimarlık etiğinin üç önemli hedefi olan, kamusal hakların korunması, doğanın korunması, meslektaşlarımızın onurlu yaşaması ve haklarının korunması, 72 yıllık geleneğimizin bir parçasıdır. Bu hedefler ve etik, bizim de en önemli amaçlarımızdan birisi olmuştur.

 

Ümit ediyorum ki, gittikçe artmasına karşın, TMMOB içinde onurlu bir şekilde yürüttüğümüz, kent ve yaşam mücadelemizi, bu mücadelemizi hukuksal ortama aktaran beş yüze yakın dava sayısı gelecek dönemde kazanımlarla geri düşer. Burada bir başka dileğim de bin günden fazla zamandır, kent mücadelesi yüzünden hapis tutulan sevgili avukatımız Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili. Bir gün onun özgürlüğü, hepimizin aydınlığı olacaktır. O günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Yine o gün sonrasında, ümit ediyorum ki, Türkiye hakça ve adil bir kamusal düzeni tüm kentlerinde ve kırsalında yerli yerine oturtacaktır. Tüm bu hedeflerin 49. Dönemde gerçekleşmesi en önemli dileğim.

 

Bu çalışma raporu, şimdi bizim dönemimizin yoğun ve birçok alanda yaptığımız işlerin ve etkinliklerin ayrıntılı bir özeti. Bu rapor ile, içinde bulunduğumuz dönemin geniş bir panoramasını sizlere saygılarımızla sunuyoruz. Burada yönetim kurulumuz adına 48. Dönemi huzurlu ve olumlu bir şekilde bitirmenin hazzını yaşıyorum. 48. Dönem içinde elde ettiğimiz, mimarların her türlü birikimini, 49. Döneme uygun yatırımlara dönüşmesi, ben ve arkadaşlarımın en önemli dileği. Yatırımını planladığımız “mimarlar evi projesi” diğer bir deyişle “yaşlı-genç mimarlar evi”, “mimarların buluşma noktası”, çabalarımızın, kavgalarımızın sonucunda gelecek nesillere armağan edeceğimiz önemli yatırımlar olacaktır. Bu yatırımlar, planladığımız bu sembol tesisler, sadece mimarların alın teri ve birikimleriyle gerçekleşecektir. Bu hayalle yaşamak bile güzel!

48.Dönem olarak sahneyi terk ederken, tüm yönetim kurullarına, sevgili yol arkadaşlarıma, örgütüme, tüm temsilciliklere, idari personelimize, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan meslektaşlarıma, sonsuz teşekkürler. Hep yanımızdaydınız. Tüm kararları sizler ve geleceğin mimarları için aldık.

 

Sağ olun, var olun, sonsuz teşekkürler.

 

Alper Ünlü

TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi

  1. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

 

Yazar- Alper Ünlü 23 Şubat 2026 Pazartesi