“Krizin Mimarlığı(!)” Olarak TOKİ: “Mimarlığın Soykırımı!…”

Metin Karadağ 10 Şubat 2020 Pazartesi

Az gelişmiş ülkenin fuzuli gelişmiş beton sevdası; uygarlığın ürettiği kentleşmenin ya da daha doğru bir deyişle insan ilişkilerinden doğmuş hukukun paylaşmaktan çok daha fazla parçalanmasına işaret etmektedir!…  

Her türlü parçala(n)maya karşı paylaşmak: “Ana sütüne ve ekmeğe kardeşçe doymaktır; umudu çoğaltmaktır; acıyı ve hüznü dahası tüm dertleri azaltıp yok etmektir; yoksunluğa bilgece bir sabırla yaklaşıp onu sevgiye ve bilgiye dönüştürebilmektir; adalet güvenceli hukuku korumak için gerektiğinde kendi hakkından pay ayırmaktır; yeri geldiğinde adalet için olumsuz hiçbir koşul ve sınır tanımamaktır; insanlık onurunu korumak için direnmektir; ve yoksulluğun nedeni sömürüyü ortadan kaldırmaktır; gerektiğinde enternasyonal sefaletin yarattığı her türden mülteciliği yok etmektir; düşünerek bakıldığında gökyüzü gibi özgür ve evrensel bir güzelliktir…”

Bu güzellik, hukukun gerçek dilidir… Bu dil, doğadaki herhangi bir canlı olarak insanın; kendi kendisine, kendisini anlatabilme becerisinin aracıdır. İnsanın üretebildiklerini; aynı zamanda kavramlarla da tanımlayabilme yetisiyle ancak hukuk dili gelişebilir. Gerçek anlamda üretim yoksa hukuk dili üretimi de yok olur ve yabancılaşma doğar… Yani dili kaybetmek doğal bir hal alır!

Hukuk dili, her türlü saçmalığı çürütüp geriye kalan sağlıklı olan düşünceyi ortaya çıkaran; sorgulama ve öz-sorgulama olanak ve yeteneğine sahip bir felsefedir aslında…

Matematik ve matematiksel mantık her zaman bu felsefenin başvurduğu kaynaklar olduğu gibi; bireysel ve toplumsal psikolojiyi sosyolojik katmanlarıyla birlikte okumaya yarayan yöntemlerin ortaya çıkarılmasına da önayak olur.

Bilime, bilgiye, bilgeliğe sevgiyle yaklaşan özelliği nedeniyle de adını “Philia” + “Sophia”(*) kelimelerinin birleşiminden almıştır.

İnancın göstergesi/kanıtı yoktur!… Bu nedenle de yanlışlanamaz olandır! Buna karşın düşünceler; göstergelerden/kanıtlardan oluşurlar. Ve düşünceler her zaman yanlışlanmaya hazır olarak; her türlü sorgulamaya açıktırlar.

“Auschwitz-Birkenau Nazi Toplama(Temerküz) Kampı, Krakow, Polonya”

Bilim de işte bu kanıtlanmış düşüncelerin/göstergelerin daimi dinamik bütünlüğüdür… Bu bütünlük, Toplum Bilim yani Sosyoloji’de ise “Açık”; “Şeffaf”; “Hesap Verebilir” ve “Denetlenebilir” olan yanını oluşturur…

Felsefenin geçerliliğini yitirmiş göstergeleri/kanıtları yine geçerliliğini yeni ispatlamış gösterge/kanıtlarla; yenilenmiş yenilerden oluşan düşünce/gösterge/kanıt dünyamıza taşıma tekniği ise Bilim’in öz yapısından kaynaklanır.

Bilim, bilinenlerden hareketle; bilinmeyenlere yönelik ve onları bilinir kılmak özüne sahip bir bütünlüktür.

Bu bütünlük her zaman felsefenin dikkate aldığı bilim felsefesi alanının varlığı ile de isteyen herkesçe de kavranılabilinir.

Felsefe kavramını yoz biçimde kullananlar, kendi yozluklarını yansıttıkları için bu durum felsefeyi ve onun ilgi alanındakileri ırgalamaz…

Çünkü, “Adalet Güvenceli Hukuk”un koruyuculuğunda “Açık”; “Şeffaf”; “Hesap Verebilir” ve “Denetlenebilir” olan bir ortamdan yoksunluk; daha birçok başka yoksunluğun da bereketli kaynağı olmaya devam etmektedir…

Günümüzde bütün olan bitenleri “Gerçek Yalanlar”(Post-Thrue) üzerinden okumak zorunda kalmak ya da “gerçekleri yalanlardan ayıklamaya çalışmak”; aslında iki farklı dünyayı aynı anda “Oksimoron bir keşmekeş içinde yaşamak” demektir.

Unutmazsak iyi olur: “2. Dünya Savaşı” sırasında “soykırımla” yıkımının gerçekleştirildiği Nazi Toplama(Temerküz) Kampları’nın “Yeşil Mekanları”ndan kaçan “İnsanlığı”, günümüzde sembolik olarak başka bir soykırıma, “Mimarlığın Soykırımı”na(**) uğratmak; insan haklarına karşı işlenmiş bir suç olarak tanımlanarak açıklanması artık iyice gerek ve şart halini almıştır…

Hatta nasıl ki, sonuç olarak adaletin kifayetsizliği durumunda üyesi olduğumuz “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”(AİHM)’ne başvuruyorsak; “Mimarlığın Soykırımı” adaletsizliğine karşı da, “Birleşmiş Milletler”(BM), “Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü”(UNESCO)’ne; ülkemizde Mayıs-Haziran 1996 yılında gerçekleştirdiği ve “20.yy’ın son büyük konferansı” olarak bilinen “İnsan Yerleşimleri Konferansı”(Habitat-2)’nın üyesi “Uluslararası Mimarlar Birliği”(UIA) tarafından “İnsanca Barınma Hakkı’na karşı işlenmiş bir suç olarak!…” bildirilmesi gerekmektedir…

Ey insanlar; aslında hayat tatlı ve siz de kaymağısınız…

Farkında mısınız?…

(*) “Felsefe” sözcüğü köken olarak Yunanca φιλοσοφία seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum anlamına gelen “philia” ve bilgi, bilgelik anlamına gelen “sophia” sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disiplin. “philia”=sevgi “sophia”=bilgi veya bilmek kelimelerinden türemiştir. -Vikipedi-

(**)”Mimarlığın Soykırımı” örneği: Toplu/Sosyal konutların, aslında sosyal dokuyu tahrip ettiği için dinamitlerle yıkıldığı görüntülerin yer aldığı belgesel film: “Ekümenopolis: Ucu olmayan şehir”

 

Metin Karadağ 10 Şubat 2020 Pazartesi