- “Mimarlıkta Kuram Sempozyumu’na Doğru Giderken; “Mimarlar Odası Öğrenci Üye Grupları Arası, Ön Kolokyumlu Mimarlık Eleştirisi Yarışması” Hazırlık Süreçleri…
- Alan memnun, satan memnun…
- “Adalet Güvenceli Hukuk”un Mantığı; “Kamuyasal Toplum”un Matematiksel Özüdür!…
- İstanbul’a dair
- Ne Kadar Güzel Bir Şey Şu “Hayal Kurmak…”
- Doğan Kuban’ın anısına… “İstanbul’un tarihi mirası baygın…”
Bireysel ve Toplumsal/Kamusal Hakların ya da Kent Bütününde Hukukun; Uyumlu Bir Doku Kültürü Oluşturmasında Mimarinin Rolü…
Metin Karadağ
Bu konuda herkesin mutlaka söyleyebileceği bir söz vardır… Her “Eleştiri”nin içinde; yani bir köşesinde “Özeleştiri”yi barındırdığı gibi… Nasıl ki her “Eleştiri” belirli bir “Tecrübeye” dayanıyorsa; tüm o deneyimlerden oluşan birikim içinde bir yerlerde; şimdiki “an”ın tam tersi bir açıdan bakan bir gözlem “an”ı da vardır… Çünkü “Nedensellik Bağlamı”, eytişimsel/diyalektik bir olgular zincirinden ortaya çıkar; gelişir…
Bu nedenle, gelinen nokta; önceki geçilmiş noktaların Matematiksel Toplamının izlerini de taşır…
Bir toplumda “Birey” için “Bireysel Haklar ve Kamusal Haklar” ilişkisi hangi “Nicelik ve Nitelik Haklar Toplamını” ifade edebiliyorsa; toplumun bütünü için de aynı “Nicelik ve Nitelik Haklar Toplamını” ifade etmek durumundadır…
Çünkü “Hukuk” kavramı “Hak” kavramının “Karşılıklı Hak” dizisi, yani “Çoğulu” durumunda ortaya çıkarak varlık kazanabilmektedir…
“Hukukun İmarı” ile “İmarın Hukuku” arasındaki paralellikler gözden kaçırılmamalıdır… Farkında olsak da olmasak da her yönü ve çeşidi ile çok sayıda ve ayrıntıda yer alan haklar tarafından kuşatılmışızdır…
Hukuk, işte bu haklar silsilesinin bütünleyici adıdır…
En temel tanımla “Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki; insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir… Kanunlar ancak bu ilişkileri korumak üzere yazılırlar…”
Yaşamın temeli olan haklar; “Bireysel Haklar”dan başlamak üzere içinde yaşanılan ortamın yani “Yeryüzünün Bütünü”nü oluşturan “Doğal ve Çevresel Hakları” da kapsar…
“Bir başka haklar silsilesine hiçbir şekilde zarar vermeyen/engellemeyen her hak; varlığını korumak ve sürdürmek hakkına da sahiptir…”
Şimdi gözlerinizi kapatınız ve “30. Yılı” dolan “Habitat-2 1996 İstanbul, İnsan Yerleşimleri Konferansı”nın “Kent ve Kentli Hakları” bütününde “Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir”lik ilkeleri ışığında; “Evsahibi Ülke” adına bu konferansın tüm organizasyon ve koordinasyonunu yapan Başbakanlığa bağlı “TOKİ-Toplu Konut İdaresi”nin bugün işlemekte olduğu “Kent Suçları”nı(Örneğin: “Fikirtepe!…”) düşünmeye çalışınız…
Nasıl olabilir ki böyle akıl almaz bir TOKİ saçmalıklar dizisi?…
Yeniden ve yeniden düşünmek gerek; çünkü yanlışın neresinden dönülürse kâr olacak!…
Bunun için önce “Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir” olmanın kaynağı yani “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesi hakkını yeniden kazanmamız gerekir…
Biz de burada işe sıfır(0)dan başlayalım: …
Gazeteciliğin “5N 1K” ilkesi: Haberciliğin temel sorularını kapsar. Bu yöntem, bir olayın tüm yönlerini açıklığa kavuşturarak okuyucuya detaylı bilgi sunmayı amaçlar. Her bir soru, haberin farklı bir boyutunu ele alır:
Ne?: Olay nedir? Haberin ana konusu nedir? / Ne zaman?: Olay ne zaman gerçekleşmiştir? / Nerede?: Olayın geçtiği yer neresidir? / Nasıl?: Olayın gerçekleşme şekli nasıldır? / Neden?: Olayın sebepleri nelerdir? / Kim?: Haberin aktörleri kimlerdir?
Bu sorular, sadece gazetecilikte değil, akademik araştırmalardan hukuk analizlerine kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.
Dahası: …
Vitruvius, on kitaptan oluşan ve mimarlık üzerine yazılmış en eski ve en kapsamlı eserlerden biri olan “De Architectura” adlı eseriyle tanınır.
Vitruvius Üçlemesi (Vitruvian Triad), Romalı mimar Vitruvius’un De Architectura (Mimarlık Üzerine On Kitap) eserinde tanımladığı, iyi bir yapının sahip olması gereken üç temel ilkedir: Firmitas (Sağlamlık/Konstüksiyon), Utilitas (Kullanışlılık/İşlevsellik/Fonksiyon) ve Venustas (Güzellik/Estetik).
Bu üç ilke, tarih boyunca mimaride yapısal bütünlük ve estetik dengenin temeli sayılmıştır.
O halde, “Kendimizden Kentimize” kadar her aşamada nicelik ve nitelik olarak ve tüm ölçü, ölçek v.b. değerlerimizi düşünerek dünyamızı daha yaşanılır hale getirmek için yola çıktığımızda; içinde yer aldığımız toplumda hiçkimseyi mutsuz ve huzursuz etmeyecek bir dizi kurguya önceden sahip olmalıyız.
Örneğin bu; iki(2) kişilik bir yerde/kentte/ülkede, bir(1) ekmeği adaletli biçimde paylaşmanın yolu; birinin ekmeği “Bölmesi”, diğerinin de “Seçmesi” yani “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesi ile olanaklıdır.
Çünkü “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesi, çok daha önemli ve değerli olan temel insanlık hakkı olan ve herkesi kucaklayan “Eşitlik Hakkı”nın varlık kazanması ile de ayrılmaz bir bütünlük oluşturmaktadır…
-Nokta!…-
Bu arada aynı ilkenin “Devlet Kuvveti” ve “Din Kuvveti”nin ayrılığı için geçerli olması haline de “Laiklik” denilir!…
Ayrıca “Laiklik” ve doğal olarak “Kuvvetler Ayrılığı” sadece Devlet ve Din bağlamı ile de sınırlı değildir…
Çünkü “Kuvvetler Ayrılığı”ndan doğan “Eşitlik Hakkı” yok ise “Hiçbir Şey Yok!…” demektir! Aynı biçimde eğer “Eşitlik Hakkı” yok ise “Demokrasi” de yok demektir…
İşte bu nedenle; “Devlet ile Mafya arasındaki Tek Fark; Hukuktur…”
Şimdi bir kez daha “Mafya Raconu”na karşıt olanı tekrar edelim; “Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir… Kanunlar ancak bu ilişkileri korumak için yazılırlar…”
Çünkü “Hammurabi Kanunları da Hukuk İçermez; çünkü sadece Kralın(Raconu) Buyruklarıdır…”
O halde “Kralların Buyruklarını” pekala “YOK” sayabiliriz!…
-Üç Nokta!…-
Ya “Ortak Toplumsal Hafıza Kaybı!…” ya da “Evrensel Hukuk!…”

Mimarlara Mektup Bülteni, Mart 2026, Sayı: 312







