BASINA VE KAMUOYUNA 6 ŞUBAT DEPREMLERİNİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!
06.02.2026
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerin üzerinden üç yıl geçti. On binlerce yurttaşımızı yitirdiğimiz, milyonlarca insanın yaşamının geri dönülmez biçimde parçalandığı bu büyük yıkım; bir doğa olayından çok daha fazlasıdır. Bu felaket, yıllardır sürdürülen rant politikalarının, kamusal sorumluluktan bilinçli biçimde kaçan siyasal tercihlerinin ve bilimi dışlayan kentleşme anlayışının kaçınılmaz sonucudur.
Deprem bir doğa olayıdır; ancak yıkım sınıfsal ve siyasaldır. İmar aflarıyla meşrulaştırılan hukuksuzluklar, denetimsiz ve güvencesiz yapı üretimi, kamu yararının sistematik biçimde tasfiyesi ve mimarlık, şehircilik ile mühendislik disiplinlerinin devre dışı bırakılması bu yıkımın gerçek nedenleridir. Fay hatları değil, sermaye düzeni öldürmüştür.
Aradan geçen üç yıl, kayıplarımızın hesabının sorulduğunu değil; sorumluların korunduğunu göstermektedir. Deprem sonrası süreç, afetin nedenleriyle yüzleşmek yerine, aynı anlayışın farklı biçimlerde sürdürülmesiyle yönetilmiştir. Yeniden inşa, kamusal bir iyileştirme süreci olarak değil; piyasanın yeni birikim alanı olarak ele alınmıştır.
Bugün hâlâ deprem bölgelerinde insanca barınma hakkısağlanamamıştır. Yüz binlerce yurttaş geçici, sağlıksız ve güvencesiz mekânlarda yaşamaya mahkûm edilmiştir. Altyapı sorunları derinleşmiş; temiz suya erişim, kanalizasyon, ulaşım ve temel kamusal hizmetler nitelikli biçimde sağlanamamıştır. Geçici çözümler kalıcılaştırılmış, kalıcı çözümler ise sermayenin hız ve kâr beklentilerine feda edilmiştir.
Depremin yarattığı en ağır tahribatlardan biri de kent belleğinde yaşanmıştır. Tarihi ve kültürel varlıklar korunmamış; kentlerin kimliği, hafızası ve toplumsal dokusu yok sayılmıştır. Yüzyılların birikimi olan yaşam alanları, aceleci, tek tip ve piyasa merkezli projelerle geri dönülmez biçimde silinmiştir. Kentler, yaşayan toplumsal mekânlar olmaktan çıkarılarak birer şantiye alanına dönüştürülmüştür.
Ekonomik ve toplumsal yaşam da bu yıkımdan ağır biçimde etkilenmiştir. Ticari yapılar yetersizdir, üretim ve istihdam alanları çökmüştür. Depremzedeler yalnızca barınma hakkından değil; güvenceli yaşamdan, işten ve gelecek umudundan da yoksun bırakılmıştır. Yeniden inşa adı altında yürütülen süreçler, halkın değil sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir.
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak açıkça ifade ediyoruz:
İmar affı niteliğindeki kat artışları ve benzeri tüm rant düzenlemeleri, kentlerimizi ve yaşamlarımızı felakete sürükleyen bu düzenin açık suç belgeleridir. Hukuksuzluğu meşrulaştıran, bilimi ve denetimi devre dışı bırakan bu uygulamalar derhal ve koşulsuz biçimde iptal edilmelidir. Bu politikalarla yüzleşilmeden ne güvenli kentlerden ne de kamusal sorumluluktan söz edilebilir.
Afetlere karşı gerçek ve kalıcı çözüm; sermaye odaklı değil, bilimsel, kamucu ve bütüncül bir planlama anlayışınınhayata geçirilmesiyle mümkündür. Kentler; kısa vadeli kâr hesaplarına göre değil, toplumsal ihtiyaçlar, ekolojik dengelerve yaşam hakkı esas alınarak planlanmalıdır. Bilimden kopuk, parçacı ve merkeziyetçi müdahaleler yeni felaketlerin davetiyesidir.
Yapı üretimi ve denetimi piyasanın insafına bırakılamaz. Yaşam alanlarımız, müteahhitlerin ve sermaye gruplarının kâr hedeflerine teslim edilemez. Yapı güvenliği, barınma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır ve bu nedenle kamunun asli sorumluluğundadır. Kamusal denetimin tasfiye edildiği her alan, yeni yıkımların zeminini oluşturur.
Meslek odaları, üniversiteler ve uzmanlık alanları; göstermelik danışma mekanizmalarının değil, karar süreçlerinin asli ve vazgeçilmez bileşenleri olmalıdır. Mimarlık, şehircilik ve mühendislik disiplinlerinin bilgi ve birikimi dışlanarak alınan her karar, toplumsal maliyeti ağır olan siyasal bir tercihtir. Bilimi yok sayan hiçbir yeniden inşa süreci meşru değildir.
Yeniden inşa süreci; halkı yerinden eden, yoksulluğu derinleştiren ve kentleri kimliksizleştiren bir rant projesi olarak değil; yerinde, nitelikli, erişilebilir ve toplumsal ihtiyaçları önceleyen kamusal bir süreç olarak ele alınmalıdır. Barınma bir meta değil, temel bir haktır. Bu hak, piyasa koşullarına terk edilemez.
Kentler; sermayenin yatırım ve rant alanları değildir. Kentler, eşitliğin, adaletin ve insanca yaşamın kurulduğu toplumsal mekânlardır. Kent hakkı; yalnızca barınmayı değil, kamusal alanları, kültürel mirası, kolektif belleği ve yaşamın bütününü kapsar. Kentleri savunmak, yaşamı savunmaktır.
6 Şubat depremlerinde yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyor, yakınlarının acısını paylaşıyoruz. Bu yıkımın unutulmasına, sorumluların cezasızlıkla korunmasına ve aynı düzenin yeniden üretilmesine izin vermeyeceğiz.
Bilimin, kamusal aklın, mesleki birikimin ve örgütlü mücadelenin savunucusu olmaya; insanca barınma hakkı, güvenli kentler ve adil bir yaşam çevresi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Unutmadık. Unutturmayacağız.
TMMOB Mimarlar Odası
İstanbul Büyükkent Şubesi







