Basına ve Kamuoyuna: 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Gününde Güvencesiz Çalışma, Denetimsizlik ve İş Cinayetleri Karşısında Sessiz Kalmayacağız!
28 Nisan, dünya genelinde iş cinayetlerinde yaşamını yitiren emekçileri anma ve iş sağlığı ile güvenliği hakkını savunma günü olarak kabul edilmektedir. Bu tarih, yalnızca kaybedilen yaşamları hatırlamak için değil; aynı zamanda çalışma yaşamındaki eşitsizlikleri, güvencesizliği ve ihmaller zincirini görünür kılmak için de önemli bir gündür.
Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan sorunlar, yalnızca ağır sanayi ya da inşaat işçilerini değil; mimarları, mühendisleri ve şehir plancılarını da doğrudan etkilemektedir. Özellikle yapı üretim süreçlerinin hızlandığı, denetim mekanizmalarının zayıflatıldığı ve kamusal sorumluluğun piyasa koşullarına terk edildiği bir ortamda, teknik elemanlar ciddi riskler altında çalışmak zorunda bırakılmaktadır.
Mimarlar, mühendisler ve şehir plancıları; şantiyelerde, saha denetimlerinde, proje uygulama alanlarında ve yapı üretim süreçlerinin farklı aşamalarında çoğu zaman gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığı koşullarda görev yapmaktadır. Koruyucu ekipman eksikliği, iş güvenliği kültürünün yeterince yerleşmemesi, yoğun çalışma baskısı, güvencesiz istihdam biçimleri ve denetim eksiklikleri; meslek insanlarını doğrudan hayati risklerle karşı karşıya bırakmaktadır.
Bugün, yalnızca işçilerin değil; teknik sorumluluk taşıyan mimar, mühendis ve şehir plancılarının da iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bir çalışma düzeniyle karşı karşıyayız. Şantiyelerde yaşanan yüksekten düşmeler, elektrik çarpmaları, yapı çökmesi, kontrolsüz ekipman kullanımı ve iş güvenliği önlemlerinin eksikliği nedeniyle meslektaşlarımız yaşamlarını kaybetmekte; bu ölümler çoğu zaman “kaza” olarak tanımlanarak görünmez hale getirilmektedir.
Ancak biliyoruz ki; önlenebilir her ölüm bir iş kazası değil, bir iş cinayetidir. Gerekli tedbirlerin alınmaması, denetimlerin yapılmaması, iş güvenliği süreçlerinin maliyet unsuru olarak görülmesi ve çalışanların yaşam hakkının ikinci plana itilmesi; bu kayıpların temel nedenidir.
İş sağlığı ve güvenliği, yalnızca mevzuatta yer alan teknik bir zorunluluk değil; aynı zamanda kamusal bir sorumluluk ve temel bir insan hakkıdır. Çalışma yaşamında güvenliğin sağlanması; yalnızca işverenlerin değil, merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin ve ilgili tüm kurumların ortak sorumluluğudur.
TMMOB Mimarlar Odası olarak bir kez daha vurguluyoruz: İş cinayetlerinin kader ya da kaçınılmaz sonuçlar olarak görülmesi kabul edilemez. Yapı üretim süreçlerinde görev alan tüm teknik personelin güvenli çalışma koşullarına sahip olması zorunludur.
Bu nedenle;
- İş sağlığı ve güvenliği mevzuatının eksiksiz uygulanmasını,
- Şantiye alanlarında etkin ve bağımsız denetim mekanizmalarının oluşturulmasını,
- Kamu projelerinde ve özel sektörde çalışan mimar, mühendis ve şehir plancılarının iş güvenliği haklarının güvence altına alınmasını,
- Meslek insanlarının güvencesiz ve baskı altında çalıştırılmasına son verilmesini,
- Yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin iş güvenliği konusunda daha etkin sorumluluk üstlenmesini,
- İş cinayetlerinin üzerinin örtülmemesini ve sorumluların hesap vermesini talep ediyoruz.
Yaşam hakkı, hiçbir ekonomik çıkarın, hiçbir rant ilişkisinin ve hiçbir piyasa baskısının gerisinde bırakılamaz. Kentleri planlayan, yapıları tasarlayan ve kamusal mekânları üreten meslek insanlarının güvenli çalışma koşullarına sahip olması, sağlıklı ve yaşanabilir kentlerin temel koşullarından biridir.
28 Nisan vesilesiyle, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren tüm emekçileri, mimarları, mühendisleri ve şehir plancılarını saygıyla anıyor; güvenli çalışma yaşamı mücadelesini büyütme çağrımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi









