- “Mimarlıkta Kuram Sempozyumu’na Doğru Giderken; “Mimarlar Odası Öğrenci Üye Grupları Arası, Ön Kolokyumlu Mimarlık Eleştirisi Yarışması” Hazırlık Süreçleri…
- Alan memnun, satan memnun…
- “Adalet Güvenceli Hukuk”un Mantığı; “Kamuyasal Toplum”un Matematiksel Özüdür!…
- İstanbul’a dair
- Ne Kadar Güzel Bir Şey Şu “Hayal Kurmak…”
- Doğan Kuban’ın anısına… “İstanbul’un tarihi mirası baygın…”
Mimari Tasarımın “Hayal”, “Rüya” ve “Kâbus” Olarak Halleri…
Metin Karadağ
Belki sizler de “O An”ı yaşamışsınızdır… Otobüs ya da trenin hareket etmesini cam kenarında bir koltukta oturup beklerken; bir an hareket ettiğinizi sanırsınız. Oysaki yandaki otobüs ya da tren hareket etmiştir. Yaşadığınız o şey, “Bir Anlık Algı Sekmesidir…”
İşte o “Bir Anlık Algı Sekmesi” bazen farkında olmadan üst üste denk gelerek büyür ve büyük bir “Göreceli(relativ) Anlar Kayması” halini alır ve artık “kurduğunuz Hayaller ve Rüyalardaki düzenli güzellik; birdenbire Kâbusa dönüşür…”
İçinde yaşanılan toplumun, toplumsal birikim izi olan kültür düzeyi; davranışlarımızın temelinde önemli bir rol oynar… Ve öyle ki, kendi kendimize kurduğumuz hayallere kadar etki eder…
Tasarlanacak olan her mekânın içerik bileşenleri ve çevresi her türden etkilenmelerle eserin biçimlenme sürecinde birer olgunlaşma aşaması olarak kesinleşir…
Hayal, artık istenen/beklenen işlevselliğine uygun mimari bir iskelet ve de kabuk halini almaya başlar… Karşılıklı etkilenme artık hangi derecede yüksek yoğunluktaysa; rüyalarımızda da hayalimizdeki modelin sorgulaması devam edebilir…
Şair Can Yücel’in güzel bir çevrisiyle, William Shakespeare’in sonelerinden birindeki “Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz; Uykuyla sınırlıdır küçücük dünyalarımız..” mısraları; insanın düşünsel derinliğini, rüyalardaki sınırsız güzelliklere doğru sürüklemektedir…
Farkında olsak da, olmasak da herhangi bir etkilenme; taşıdığı önem ve ağırlığına göre tasarım sürecinin her bir aşamasında kendisine mutlaka bir yer bulur.
İnsanlık tarihi boyunca ortak yaşam deneyimlerinin oluşturduğu birikimler; yeryüzünde çok çeşitli biçimlerde kalıcı izler bırakmıştır…
Gerek bu kalıcı izlerden etkilenerek, gerekse de zamanın güncellediği ihtiyaçlar doğrultusunda yeni izler ortaya çıkmaktadır…
İnsanın içinde bulunduğu ortam/lar/dan etkilenmemesi ise olanaksızdır…
Örneğin şu söz aslında her şeyi özetlemektedir; “Suçluyu kazıyın, altından insan çıkacaktır”-Av.Faruk Erem(Ağır Ceza Avukatı ve geçmiş dönem Baro Başkanı) … Kaldı ki “Hiçbir suç kişisel değildir. Kişiyi suça içinde bulunduğu toplum hazırlar…”
Ancak yine de yapılan şey/ler/in suç olup olmadığını önceden ya da o sırada sorgulamak; yine sonuçta bedelini kendisi ödeyeceği için; insanın kendi kendisine vereceği kararlarına bağlı kalmaktadır.
Her bir çizgisini kararlarımızla belirledikçe, şekillendirerek sonuçta üretmeyi düşündüğümüz esere doğru yol alırken; aslında çok sonrasında yaşanacak olanların da şekillenmesine etkide bulunmaktayızdır.
Bu durumu, eserimiz kendi geleceğini daha üretilirken kurgulamaktadır biçiminde de düşünebiliriz. Noktaların birleşiminden oluşan çizgilerin şekillere; şekillerden mekân bileşenlerine; mekân bileşenlerinden birim mekânlara; birim mekânlardan mekânsal bütünlüklere doğru yol alırken ortaya çıkan, yani varlık kazanan sonuç mekân bütünlüğünün; insana, insanlara ve insan ilişkilerine olan etkileri de aynı varlık mekânının bileşenlerinden biri halini alır artık…
Şöyle ki, mekânın İşlevsel(fonksiyonel) dokusu ile bağlı Yapısal(konstrüksiyonel) dokusu ve tabii sonuçta Güzellik(estetik) dokusu’nun bir arada oluşturduğu bütünsellik; kendince bir mükemmellik etkisi taşıyor olabilir… Ya, peki bu mükemmellik etkisi, eserin bütünselliğinin devamı olarak yapıldığı Yer(coğrafi) dokusu ile ters etkilenmeler yaratıyorsa ne olacak?…
Sonuçta varlık kazanmış olan “mekânın nerede ve nasıl yer aldığı” ise; içselleştirerek benimsediği ya da dışsallaştırarak reddettiği koşullarla olan ilişkisi düzleminden, yine bizleri; hayal ve rüyada olduğu gibi bir kâbus/lar çemberi ile de başbaşa bırakabilir…
Her bakımdan muhteşem bir tasarım, karşımıza “Kent Suçu” işleyerek çıkıyorsa; bu tasarımın hayali de rüyası da kaçınılmaz olarak geçmişe olduğu kadar geleceğe de “kâbus” olarak “tescillenmiş olacaktır!…”
Elimizdeki tek çıkar yol, hayallerimizi de rüyalarımızı da “kâbuslardan korumaktır…” Çünkü, her bir nokta ve çizgimizi keyiflenerek çizerken göstereceğimiz özen ve duyarlılıklar aynı zamanda eserin gelecek güvencesini de oluşturacaktır…
Herkes için “Adalet Güvenceli Hukuk” gibi, herkes için “Uyumlu Doku Kültürü Tasarımını” da hiç elden ve gözden uzak bırakmamakta yarar var…
Sonuç olarak ne diyelim?: ‘”Uyumlu Doku Kültürü Tasarımınızı” yaparken çizgilerinize kuvvet!…’

Mimarlara Mektup Bülteni, Ağustos 2026, Sayı: 317







