- “Mimarlıkta Kuram Sempozyumu’na Doğru Giderken; “Mimarlar Odası Öğrenci Üye Grupları Arası, Ön Kolokyumlu Mimarlık Eleştirisi Yarışması” Hazırlık Süreçleri…
- Alan memnun, satan memnun…
- “Adalet Güvenceli Hukuk”un Mantığı; “Kamuyasal Toplum”un Matematiksel Özüdür!…
- İstanbul’a dair
- Ne Kadar Güzel Bir Şey Şu “Hayal Kurmak…”
- Doğan Kuban’ın anısına… “İstanbul’un tarihi mirası baygın…”
Erdinç Güner’in Anısına!…
Kullanmam ucuz özgürlüğü sana sığınırım
Azarladığım bir dünyayı suya bırakıp
Günlük dövüşü en uygun yerinde keserek
Ve kan biraz daha akar durur, akmalıdır
Bir çaresizlik sanırım, öfkem büyür uğunurum
Oysa bir çiçek bir güzel dünyaya bakmalıdır
Ve kuytulardan, unutulmaktan tek tek
Ölülerimiz toplanacaktır.
Turgut Uyar, “Biraz Daha”dan..
On gün önce Erdinç’in ölüm haberini aldım. Bu şoku hâlâ atlamadığımı söyleyeyim; kabullenip yasını tutmak için yazmalıyım dememe karşın hiçbir şey yazamadım, şimdi zorlayarak yazmaya çalışıyorum, çünkü yazmam gerekiyor…
Erdinç’in beklenmedik kaybı, “uzaktaki” bir dostun varlığını yitirmesi, hüzün dolu bir yaşamın sona ermesi, yaşamın hızlanan ritmiyle ve yabancılaşmış insan izleriyle hesaplaşma, kendimle, dünya âlemle, şu yaşadığımız günlerle…
Erdinç Güner’i (Trakya-1988) 1994 yılı Şubat’ında Büyükparmakkapı Sokak’taki dışavuran yuvarlak cumbasıyla bir zamanlar Şube binamız olan o modern dönem yapısının (Özgayret Apartmanı) kapısında tanıdım; 33. Dönem Genel Kurul seçimi yapılıyordu ve dört listenin yarıştığı bir süreçte asıl-yedek yönetim kurulu adayıydık; ikimiz için de yeni bir süreçti… Erdinç İBB’de, ben Emlak Bankası’nda yani ikimiz de kamuda çalışıyorduk; yani ortak sorunlarımız vardı, yani Oda’da kamuda istihdam edilenlerin, yalnızca bir çalışan bir mimar olarak “varlık” oluşturmasını istiyorduk.
Bu tanışma ile başlayan arkadaşlığımız yoğunlaşarak sürdü. Politik ortaklığımız nedeniyle ortak gündemlerimiz çoktu, ancak ikimizin de Oda’da olmasını anlamlandıran kamu ya da özel sektör çalışanlarının da “mimar” olarak Oda’nın yapısında var olmasına ilişkin gündemlerdi. O yüzden kamuda ve ücretli çalışanlar için işyeri temsilciliklerinin ve İşyeri Temsilcilikleri Eşgüdüm Komitesi’nin (İTEK) organizasyonu ve bağlantılı şube ve merkez çalışmalarında sıkça karşılaşıyorduk; öyle ki İTEK koduyla anılıyorduk, Erdinç, ben, tabii Tuncay bir de… Bu üçlü birlikteliğin 1990’lardaki sunulan haliyle Oda’yı yalnızca serbest çalışanların örgütlenmesine dönüştüreceği anlaşılan meslek yasası girişiminin engellenmesi, merkezi düzeyde İTEK organizasyonunun yönetmeliğe kavuşması ve kurultaylar sürecinde emeği çoktur.
1996-2006 yılları arasında 34., 37. ve 38 dönem Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi yönetim kurulunda görev alan Erdinç ile Oda içinde görece bağımsız çalışma alanlarının oluşturulması bir diğer ortak gündemimizdi. Mesleki Bilimsel Çalışma Kurullarının geliştirilmesi ve yeni yönetmeliğe kavuşması, Eğitim ve Kültür Araştırmaları Mesleki Bilimsel Çalışma Kurulu (EKA-MBÇK) çalışmaları… Erdinç, ayrıca bir diğer MBÇK olan Bilişim MBÇK’una da uzun bir süre emek verdi.
Erdinç’in Oda çalışmaları açısından önemli bir çalışma alanı da şube ve merkezi anlamda uluslararası ilişkiler idi. İstanbul BK Şubesinin Bulgaristan Mimarlar Birliği ile 2003 yılında yapılan Varna’da imzalanan işbirliği protokolünün imza sürecinde Burgaz, Varna ve Balçık Gezisi sırasında nasıl mutlu olduğunu anlatamam. Bu gezi sonrasında UIA 2005 İstanbul Kongre sürecinde ve sonrasında Balkanlar ve Bulgaristan merkezli ilişkilerin geliştirilmesinde emeğini vurgulamak gerekir.
Bulgaristan’da doğan Erdinç, öğretmen bir anne babanın oğlu olarak iyi bir eğitim görmüştü. Gençlik döneminde İstanbul’da Büyükçekmece’de olduğunu biliyorum. Trakya Üniversitesi Mimarlık bölümünü bitirdikten sonra da İBB Planlama bölümlerinde çalıştı ve oradan da emekli oldu. Emekli olduktan sonra da iki ülkeli bir yaşamı vardı.
Erdinç, analitik, sorgulayıcı ve düşünsel olarak karşısındakini zenginleştiren bir arkadaştı. Mesleğe, mesleğin uygulanmasına ilişkin yaptığımız değerlendirmeler ve bu değerlendirmelere bağlı yaptığımız çalışmalar halâ değerini koruyacak nitelikte… Ama aynı zamanda duygulu, kırılgan ve naif bir kimlikti. Uzun bir süredir haber alamıyordum kendisinden. Bu yabancılaşmış gündemin içinde debeleniyordum. Sonra ölüm haberi geldi 16 Ocak 2026’da gecikmeli olarak, 18 Ağustos 2025’de kaybettiğimiz bilgisiyle…
Son birkaç yıldır doğa, kediler ve yalnızlığıyla baş başa Bulgaristan’da olduğunu anlıyoruz… Umarım şimdi huzurludur…
Sevgiyle anıyorum…
Kubilay Önal







