Diplomalı Ama Güvencesiz: Genç Mimarın Gerçeği ve Birlikte Mücadele
Ahmet Erkan/ Mimar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim KuruluSekreteri
Bugün mimarlık, yalnızca tasarım yapma mesleği olmaktan çıkarılıyor; neo-liberal düzen içinde hızla güvencesiz hale getirilen, değersizleştirilen ve piyasaya teslim edilen bir emek alanına dönüştürülüyor. Türkiye’de binlerce genç mimar, büyük hayallerle adım attığı meslek hayatında ağır bir gerçekle karşılaşıyor: Diplomaları var, sorumlulukları var, imza yetkileri var… Ama güvenceleri yok.
Mimarlık okullarında onlara mekânın toplumsal sorumluluğu öğretildi. Kentleri iyileştirmekten, kamusal yarardan, insan onuruna yakışır yaşam alanları üretmekten söz edildi. Fakat mezuniyet sonrası karşılaştıkları gerçeklik; kamusal sorumluluk değil piyasa zorunluluğu, tasarım ideali değil maliyet baskısı, toplumsal fayda değil yatırımcı kârı oldu.
Genç mimarlar bugün yalnızca mesleğe başlamıyor; onları korumasız bırakan örgütsüz bir ortama, güvencesizliğin ve piyasanın acımasız disiplinine teslim edilmiş bir çalışma düzenine giriyor.
Tutku Masalı: Neoliberal Sömürünün En Zarif Kılıfı
Genç mimarların en sık duyduğu cümle şudur:
“Bu meslek para için yapılmaz.”
Bu söz masum değildir. Bu söz, neoliberal çalışma rejiminin mimarlık alanındaki en etkili ideolojik araçlarından biridir. Tutku, yaratıcılık ve meslek aşkı; düşük ücretleri, ücretsiz fazla mesaileri ve belirsiz çalışma koşullarını meşrulaştırmanın bahanesine dönüştürülür.
“Portfolyona yazarsın.”
“Gençsin, öğreneceksin.”
“Biz de böyle başladık.”
Bu cümlelerin ardında görünmeyen gerçek şudur: Genç mimarın emeği sistemli biçimde ucuzlatılmaktadır.
Geceleri ofiste kalan, hafta sonu revize yetiştiren, sigortası eksik yatırılan ya da maaşını aylar sonra alabilen genç mimar; yaşadığı sömürüyü kişisel yetersizlik zanneder. Oysa sorun bireysel değil, politiktir. Bu düzen, mimarlık emeğini ucuz, sessiz ve kolay vazgeçilebilir bir iş gücü olarak örgütlemiştir.
Ofisler: Yaratıcı Alanlar Değil, Beyaz Yaka Atölyeleri
Mimarlık ofisleri dışarıdan “yaratıcı stüdyo” gibi görünür. İçeride ise çoğu zaman tipik bir esnek ve güvencesiz çalışma rejimi vardır:
- Fazla mesai fedakârlık sayılır, karşılığı ödenmez.
- İş tanımı belirsizdir; mimar her işi yapar ama karar gücü yoktur.
- Yatırımcı belirler, mimar sorumluluğu üstlenir.
- “Biz aile gibiyiz” denir ama sözleşme yapılmaz.
Bu yapı tesadüf değildir. Örgütsüz beyaz yakalı emeğin en rahat sömürüldüğü alanlardan biri mimarlıktır.
Genç mimar yalnız değildir — yalnızlaştırılmıştır. Rekabet duygusu bilinçli biçimde körüklenir. Ücret konuşmak ayıp sayılır. Hak talep etmek “nankörlük” gibi gösterilir. Çünkü korku, bu düzenin temel yönetim aracıdır.
Mimarın Proleterleşmesi: Meslek Değil Emek Piyasası
Mimarlık artık “itibarlı serbest meslek” değil, hızla proleterleşen bir beyaz yaka emek alanıdır.
Her yıl binlerce genç mimar mezun oluyor. Ama bu artış, planlı bir kamusal ihtiyaçtan değil; piyasaya ucuz, rekabet baskısı altındaki iş gücü sunma politikasından besleniyor. Sermaye bir yandan fazla mimar yetiştirilmesini teşvik ederek meslektaşları birbirine rakip hale getiriyor, diğer yandan eğitim sürecini bile ticarileştirerek gençlerin umutları üzerinden kazanç sağlıyor. Sonuç ise açık: düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, güvencesizlik ve mesleki değersizleşme.
Bu bir tesadüf değil. Bu bir sistem tercihidir.
Genç mimarların işsiz bırakılması, yarı zamanlı ve sigortasız çalıştırılması ya da “deneyim” adı altında sömürülmesi; mimarlık emeğini ucuzlatmanın bilinçli bir yöntemidir. Ofislerde birkaç büyük şirketin, şantiyelerde belli başlı firmaların belirleyici hale gelmesi ise meslek alanında ciddi bir tekelleşme yaratmaktadır. Bu düzen, genç mimarı yalnızlaştırır; itiraz edemeyen, hak talep edemeyen bir konuma iter.
Oysa mimarlık bireysel bir kariyer yarışı değil, kolektif bir üretim alanıdır. Bu nedenle bu sarmalı kırmanın yolu bireysel başarı hikâyeleri değil, örgütlü dayanışmadır.

Sorun Sende Değil, Düzenin Kendisinde
Düşük ücret senin yetersizliğin değil.
Güvencesizlik senin hatan değil.
İşsizlik senin eksikliğin değil.
Bunlar, mimarlık alanının kamusal niteliğini tasfiye eden ve emeği korumasız bırakan politik tercihlerin sonucudur. Bu nedenle çözüm de bireysel değil, kolektif ve politiktir.
Meslek Örgütü Neden Hayati?
Tam da bu noktada meslek örgütlerinin önemi ortaya çıkar. Meslek odaları yalnızca kurumsal yapılar değil, emeğin savunulacağı kamusal mevzilerdir.
Mimarlar Odası yıllardır büyük bir özveriyle mücadele etmektedir. Ancak istenen sonuçların yeterince alınamamasının nedenlerinden biri, bu mücadelenin dar bir kadronun omuzlarında kalması ve gerekli örgütlenme araçlarının yeterince yaygınlaştırılamamasıdır. Oda, ancak üyeleri kadar güçlüdür. Üyeler ne kadar katılır, ne kadar sorumluluk alır, ne kadar söz ve irade üretirse; meslek örgütü de o kadar etkili olur. Meslek örgütü pasif bir hizmet bürosu değil, mesleki emeğin kolektif savunma alanı olmalıdır
Genç Mimarlar İçin Özerk Örgütlenme Neden Şart?
Genç mimarların yaşadığı sorunların görünür ve mücadele edilebilir hale gelmesi için, meslek odası çatısı altında daha özerk, daha dinamik ve daha söz sahibi örgütlenme modellerine ihtiyaç vardır.
Gençlerin kendi gündemlerini belirlediği, kendi sözünü üretebildiği ve karar süreçlerine doğrudan etki edebildiği yapılar; hem meslek örgütünü güçlendirecek hem de gençliğin enerjisini örgütlü bir güce dönüştürecektir.
Gençlerin söz hakkı olmayan bir meslek örgütü, gençlerin sorunlarını gerçekten kavrayamaz. Gençlerin yönetime etki edemediği bir yapı ise onları yalnızca izleyici konumuna iter. Oysa genç mimarlar, kendi gelecekleri hakkında alınan kararların öznesi olmalıdır.
Genç Kadın Mimarlar: Çifte Sömürü, Çifte Mücadele
Bu tablo genç kadın mimarlar açısından daha da ağırdır. Güvencesizlik, çoğu zaman cinsiyetçi iş bölümü, görünmez emek, mobbing ve taciz riskleriyle birleşmektedir.
Şantiyelerde “kadından şantiye şefi olmaz” önyargısıyla karşılaşan, ofislerde daha düşük ücretlere razı görülmeye çalışılan, sözleri daha kolay kesilen genç kadın mimarlar; hem sınıfsal hem patriyarkal bir baskı altında çalışmaktadır.
Bu nedenle meslek mücadelesi aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesidir. Kadınların ve gençlerin meslek odaları içinde özerk örgütlenmelerinin güçlendirilmesi, yalnızca temsiliyet değil, çalışma hayatındaki eşitsizliklere karşı somut bir savunma hattıdır.
Eşitliğin olmadığı bir meslek ortamında ne etik korunabilir ne de kamusal sorumluluk sürdürülebilir.
Birlikte Mücadele Etmeden Bu Kader Değişmez
Bu düzen bireysel başarı hikâyeleriyle değil, kolektif sessizlikle ayakta duruyor.
Genç mimarların emeği ancak örgütlü olduğunda değersizleştirilemez. Sigortasız çalıştırmaya karşı ancak ortak tutum alınırsa sonuç alınır. Asgari ücret tarifeleri ancak birlikte savunulursa anlamlı olur.
Çünkü mesele yalnız mimarlık değildir. Bu, güvencesiz, rekabetçi ve örgütsüz bir çalışan kitlesi yaratma projesidir.
Son Söz: Korku Değil Dayanışma
Korku bu düzenin en güçlü silahıdır.
Dayanışma ise sizin.
Genç mimarlar olarak söz söylemezseniz, sizim yerinize başkaları konuşur. Örgütlenmezseniz, kurallar başkaları tarafından yazılır. Katılmazsanız, kararlar başkaları tarafından alınır.
Ama birlikte durduğunuzda tablo değişir.
Gençlik gelecektir.
Geleceği güvencesizlik üzerine kurulu bir mesleğin yarını olamaz.
Geleceği değersizleştirilen bir emeğin yaratıcılığı sürdürülemez.
Bu meslek sizin.
Bu gelecek sizin.
Ve geleceğinize ancak hep birlikte sahip çıkarsanız onu eşit, özgür ve onurlu kılabilirsiniz.







