- “Mimarlıkta Kuram Sempozyumu’na Doğru Giderken; “Mimarlar Odası Öğrenci Üye Grupları Arası, Ön Kolokyumlu Mimarlık Eleştirisi Yarışması” Hazırlık Süreçleri…
- Alan memnun, satan memnun…
- “Adalet Güvenceli Hukuk”un Mantığı; “Kamuyasal Toplum”un Matematiksel Özüdür!…
- İstanbul’a dair
- Ne Kadar Güzel Bir Şey Şu “Hayal Kurmak…”
- Doğan Kuban’ın anısına… “İstanbul’un tarihi mirası baygın…”
Nerede Kalmıştık? Mücadelede, Dayanışmada ve Mimarlar Odası’nda…
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu ve seçimleri, 20–21–22 Şubat tarihlerinde yoğun bir katılım ve güçlü bir ilgiyle gerçekleştirildi. Bu genel kurul, yalnızca bir dönem faaliyetinin değerlendirilmesi ve yeni bir yönetimin belirlenmesi açısından değil; mimarlık mesleğinin bugünkü durumu, meslek örgütümüzün karşı karşıya olduğu sorunlar ve kent mücadelelerinin geleceği açısından da önemli bir tartışma zemini oluşturdu.
Genel kurullar, meslek örgütlerinin idari süreçlerinin tartışılması ve güçlendirmek için gerekli eleştiri- özeleştirinin yapıldığı ve aynı zamanda kolektif hafızasını, mücadele birikimini de yeniden kurduğu alanlardır. Bu nedenle her genel kurul aynı zamanda bir dönemin muhasebesinin yapıldığı, yeni dönemin yönelimlerinin tartışıldığı ve meslek örgütü ile üyeleri arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı önemli bir eşiktir.
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu da tam olarak böyle bir eşik niteliği taşımıştır.
Meslek Örgütlerinin İçinden Geçtiği Dönem
Genel kurulun gerçekleştiği tarihsel moment, meslek örgütleri açısından oldukça dikkat çekici bir döneme denk gelmiştir. Uzun yıllar boyunca TMMOB bünyesinde güçlü bir mücadele geleneğini temsil eden meslek odalarından biri olan İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şbesinde yaşanan yönetim değişimi, meslek örgütlerinin içinde bulunduğu siyasal ve örgütsel koşulları daha görünür hale getirmiştir.
Bu gelişme, salt bir oda yönetiminin değişmesi olarak okunamaz. Aynı zamanda meslek örgütlerinin toplumsal ve siyasal alanla kurduğu ilişkinin, örgütlenme biçimlerinin ve üyelerle kurulan bağın yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılan bir durum olarak da okunmalıdır.
Bu açıdan bakıldığında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin genel kurulu yalnızca mimarlar odası ve mimarlar için değil, aynı zamanda TMMOB örgütlülüğünün geleceği açısından da önemli bir referans noktası olmuştur.
Çünkü meslek örgütleri, yalnızca mesleki dayanışma kurumları değildir. Aynı zamanda kamusal alanı, kentleri, doğayı ve toplumsal yaşamı savunan demokratik kurumlardır. Bu yönüyle meslek odaları, toplumun kamusal çıkarını savunan önemli toplumsal aktörlerdir.
Mimarlık Mesleğinin İçinden Geçtiği Kriz
Bugün mimarlık mesleği tarihinin belki de en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır.
Türkiye’de son yirmi yılda hızlanan inşaat temelli büyüme modeli, mimarlık alanını niceliksel olarak büyütmüş görünse de mesleğin niteliği açısından ciddi sorunlar yaratmıştır. Çok sayıda mimarlık fakültesinin açılması, mimar sayısındaki hızlı artış ve meslek piyasasının kontrolsüz biçimde genişlemesi, mimarlık emeğinin giderek ucuzlamasına yol açmıştır.
Genç mimarlar mezun olur olmaz işsizlikle karşı karşıya kalmakta; iş bulabilenler ise çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve yoğun çalışma koşulları altında mesleklerini sürdürmeye çalışmaktadır. Birçok genç mimar için mimarlık, yaratıcı ve kamusal bir üretim alanı olmaktan çok, ağır emek koşullarının hüküm sürdüğü bir ofis pratiğine dönüşmektedir.
Bu süreç yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Aynı zamanda mimarlığın toplumsal rolünün ve mesleki itibarının aşınması anlamına gelmektedir.
Tekelleşme ve Mimarlık Emeğinin Dönüşümü
Mimarlık alanında giderek belirginleşen bir diğer sorun ise tekelleşme eğilimleridir. Büyük sermaye gruplarıyla çalışan büyük ölçekli mimarlık ofislerinin belirleyici hale gelmesi, mimarlık alanındaki üretim ilişkilerini de değiştirmektedir.
Bu yapı içinde mimarlık üretimi giderek şirketleşmekte, proje süreçleri büyük ölçekli organizasyonlara dönüşmekte ve mimarlar çoğu zaman bu organizasyonların içinde parçalanmış teknik emek gücü olarak konumlandırılmaktadır.
Bu durum mimarlığın yaratıcı niteliğini zayıflatmakta, mimarlık emeğini standartlaştırmakta ve mesleğin kolektif üretim potansiyelini sınırlamaktadır.
Mimarlığın giderek piyasa mantığına göre şekillenen bir hizmet sektörüne indirgenmesi, mesleğin kamusal niteliği açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Mimarlık Eğitimi Üzerine Tartışmalar
Son yıllarda mimarlık eğitimi üzerine yapılan tartışmalar da mesleğin geleceği açısından önemli bir kaygı kaynağıdır. Zaman zaman gündeme getirilen mimarlık eğitiminin üç yıla düşürülmesi yönündeki öneriler, mesleğin niteliğini ciddi biçimde zedeleyebilecek girişimlerdir.
Mimarlık yalnızca teknik bilgiye dayanan bir meslek değildir. Tarih, sanat, kent kuramı, sosyal bilimler ve kültürel çalışmalarla iç içe geçmiş disiplinler arası bir eğitim süreci gerektirir.
Bu nedenle mimarlık eğitiminin kısaltılması, yalnızca mesleğin niteliğini düşürmekle kalmayacak; aynı zamanda kentlerin, kamusal alanların ve yaşam çevrelerinin kalitesini de doğrudan etkileyecektir.
Çünkü mimarlık, insanların birlikte kurduğu yaşamın mekânını biçimlendiren bir toplumsal pratiktir.
Genç Mimarlar: Geleceğin Özneleri
İstanbul Mimarlar Odası Genel Kurulu’nun en dikkat çekici yönlerinden biri genç mimarların sürece gösterdiği ilgiydi. Genel kurul tartışmalarına ve seçimlere genç meslektaşlarımızın yoğun katılımı, meslek örgütümüzün geleceği açısından umut verici bir tablo ortaya koymuştur.
Ancak genç mimarların karşı karşıya olduğu sorunlar oldukça ağırdır. İşsizlik, güvencesiz çalışma, düşük ücretler ve mesleki yalnızlaşma genç mimarların en temel sorunları arasında yer almaktadır.
Bu nedenle meslek örgütümüzün önündeki en önemli görevlerden biri, genç mimarların sorunlarını merkeze alan yeni bir örgütlenme yaklaşımı geliştirmektir.
Genç mimarların yalnızca oda etkinliklerine katılan pasif üyeler değil, karar süreçlerine katılan aktif özneler haline gelmesi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü mimarlık mesleğinin yarını genç mimarların ellerinde şekillenecektir.
Kadın Mimarlar ve Eşitlik Mücadelesi
Mimarlık alanındaki dönüşümün bir diğer önemli boyutu ise kadın mimarların artan varlığıdır. Bugün mimarlık fakültelerinde kadın öğrencilerin sayısı oldukça yüksektir ve meslek pratiğinde de kadın mimarların varlığı giderek artmaktadır.
Ancak buna rağmen mimarlık alanı hâlâ önemli ölçüde erkek egemen bir yapıya sahiptir. Kadın mimarlar iş yaşamında ücret eşitsizlikleri, görünmez emek yükü ve karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemek gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bu nedenle meslek örgütümüzün toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha güçlü politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.
Kadın mimarların oda çalışmalarında daha fazla yer alması, meslek örgütünün demokratikleşmesi açısından da son derece önemli bir adımdır.
Kent Mücadeleleri ve Mimarlığın Kamusal Rolü
Bugün kentler yalnızca mimarlık üretiminin mekânları değil, aynı zamanda büyük toplumsal mücadelelerin de sahnesidir.
Plansız büyüme, rant odaklı kentleşme politikaları, doğa talanı, afet risklerinin göz ardı edilmesi ve kamusal alanların giderek daralması kentlerimizi yaşanması zor mekânlara dönüştürmektedir.
Türkiye’nin deprem gerçeği ise bu sorunları daha da yakıcı hale getirmektedir.
Afetlere dirençli kentler, kamusal alanların korunması ve doğayla uyumlu bir yapı üretim süreci için mimarların bilgi ve birikimine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Bu nedenle mimarlar yalnızca yapı tasarlayan teknik uzmanlar değil, aynı zamanda kentlerin geleceği üzerine söz söyleyen kamusal aktörlerdir.
Örgütlenmenin Önemi
Bütün bu sorunların çözümü bireysel çabalarla değil, örgütlü mücadeleyle mümkündür.
Meslek sorunlarımızın çözümü için, kentleri savunmak için ve mimarlığın kamusal sorumluluğunu büyütmek için güçlü bir meslek örgütüne ihtiyaç vardır.
Ancak güçlü bir meslek örgütü kendiliğinden ortaya çıkmaz. Onu güçlü kılan şey üyelerinin katılımı, dayanışması ve ortak iradesidir.
İstanbul Mimarlar Odası seçimlerine yaklaşık 1600 mimarın katılması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, 31.000 üyeli bir şube için henüz yeterli değildir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde oda ile üyeler arasındaki bağın güçlendirilmesi ve katılımın artırılması önemli bir görev olarak durmaktadır.
Nerede Kalmıştık?
Bugün sorulması gereken soru belki de budur:
Nerede kalmıştık?
Cevap aslında çok basittir.
Kentleri savunmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Mimarlığın kamusal sorumluluğunu yeniden hatırlatacağız.
Meslektaşlarımızla dayanışmayı büyüteceğiz.
Çünkü biliyoruz ki güçlü bir meslek örgütü olmadan hiçbir mesleki sorun çözülemez.
Ve yine biliyoruz ki katılım olmadan güçlü bir örgüt yaratmak da mümkün değildir.
Bu nedenle mimarlık mesleğinin geleceğini savunmak isteyen herkesi aynı yerde buluşmaya çağırıyoruz:
Mimarlar Odası’nda.







