ÜCRETLİ ÇALIŞAN VE İŞSİZ MİMARLARIN SORUNLARI; ŞANTİYEDE MİMARLIK
Bu yazı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Ücretli Çalışan ve İşsiz Mimarlar Komisyonu’nun çalışma alanlarına yönelik buluşmaları kapsamında; 29 Eylül 2024 tarihinde gerçekleşen, meslektaşlarımızın ve geniş bağlamıyla teknik elemanların, çalışma yaşamında uğradıkları hak kayıpları, maruz kaldığı kötü çalışma koşulları, ücret eşitsizlikleri bunun beraberinde tüm bu olumsuzluklar karşısında mesleklerini ne ölçüde, hangi biçimde yaptıklarını anlamayı amaçladığımız, ortaya çıkan görüş ve önerileri değerlendirerek oluşan eğilimi ifade etmeye çalıştığımız ve meslektaşlarımızın taleplerini belirginleştirmek ve mimarların öz örgütlenmesini yaratmak için kaleme döktüğümüz bir yazı olarak değerlendirilebilir.
Öncelikle, şantiyelerde görev yapan meslektaşlarımızın ne yaşadığını anlamak için üst ölçekte ekonomi-politikalara ve inşaat sektörünün yapısına bakmak faydalı olacaktır. Esnekliği ve kuralsızlığı dayatan, özelleştirme süreçleriyle kamunun tasfiyesine yol açan, emek gücünü bölen ve denetim altına alan, işçilerin güvencesizleşmesini beraberinde getiren, her geçen gün eşitsizliği derinleştiren bir program olarak, neoliberal ekonomi-politikalar çalışma yaşamını da etkilemiştir. Çalışma yaşamında yaşanan dönüşüm, teknoloji ve otomasyon sistemlerinde yaşanan ilerlemeler ile daha da derinleşmiş, görevlerin basitleşmesi ve işlerin bölünmesi eğilimi uzmanlaşmayı dayatmış, uzun vadeli iş ilişkileri yerine geçici ve güvencesiz iş modellerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Özellikle taşeron çalışma biçimi yaygınlık kazanmış; işçilerin, düzenli ve güvenceli bir şekilde çalışma durumu ortadan kalkmış, proje veya görev bazında düşük ücretlere çalıştırıldığı, işlerini koruyamadıkları ve belirsizlikler içinde kaldıkları, olumsuz çalışma koşullarına razı geldikleri bir iş yapısı hayata geçirilmiştir.
TÜİK, 2025 yılı Kasım ayı verilerine bakıldığında 2 milyon 11 bin 335 kişinin çalıştığı ve taşeron çalışma biçiminin egemen olduğu inşaat sektörü, proje tabanlı bir yapıya sahip olması, sabit bir imalat yerinin olmayışı, açık havada çalışılması ile, işin belli bir bütçe ve sürede gerçekleşmesi gerektiği de düşünüldüğünde iş güvenliği açısından yüksek riskler içeren, sıklıkla ücret gaspı ve hak kaybının yaşandığı bir sektör olarak gündeme gelmektedir. Öyle ki, sadece inşaatlarda, geçtiğimiz Kasım ayında 71 işçi çalışırken hayatını kaybetmiştir.
Yukarıda, değişen ekonomi politikaların çalışma yaşamındaki yansımalarını, inşaat sektörü üzerinden ifade etmenin, bu sorunların kaynağının ne olduğunu anlamak açısından önemli ve bir gereklilik olduğunu belirterek şantiyede çalışan mimarlara mercek tutmaya çalışalım. Şantiyede çalışan mimarlara baktığımızda, üstlendikleri görevler ve sorumluluklar, teknik ve hukuki boyutlarıyla birlikte ele alındığında iki ayrı başlık altında ifade etmek yerinde olacaktır. İlk olarak, yönetmeliği olan; yapının ruhsata ve projeye uygun biçimde inşa edilmesinden, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına kadar pek çok konuda yetkisi ve cezai yükümlülüğü bulunan, şantiye şefliği görevini üstlenen mimarlar bulunmaktadır. Şantiye şefleri, yapı üretim süreçlerinde işin sevk ve idare edilmesi anlamında ciddi sorumluluklar üstlenmektedir. Bu yönüyle şantiye şefi mimarların konumu, yapı üretim sürecindeki diğer pozisyonlardan ayrışmaktadır.
İkinci olarak, yapı inşaatı sürecinde farklı görevler üstlenen, dizayn ofis mimarı, teknik ofis mimarı, saha mimarı, iş güvenliği uzmanı gibi farklı birimlerde çalışan mimarlar bulunmaktadır. Bu pozisyonlarda çalışan mimarlar, kısmi imza yetkisine sahip olmakla birlikte; proje üretimi, proje revizyonları, imalat takibi ve kontrolü, günlük raporlamalar ve dokümantasyon, metraj, keşif, hakediş, iş programı ve malzeme seçimi gibi görevler üstlenmektedir. Yetki ve hukuki olarak şantiye şefliği yapan mimarlardan farklılaşmaktadırlar.
Peki şantiyelerde farklı pozisyonlarda çalışan meslektaşlarımız mimarlık meslek pratiğini nasıl sürdürmektedir? Öncelikle, proje tabanlı bir iş yapısına sahip olan şantiyelerde, işin belli bir sürede, belli bir bütçede tamamlanması beklenmekte, bu durum mimarların, hız ve üretim baskısı altında mesleğini sürdürmesine neden olmaktadır. Haftanın 6 günü çalışmanın yaygın olduğu, günde 10 saati bulan çalışma süreleri iş-yaşam dengesini bozmakta, ruh ve beden sağlığına ilişkin sorunlar baş göstermektedir. İnşaat sektörü, proje bazlı bir iş olması, üretim yerlerinin sürekli değişmesi, açık hava koşullarında çalışılması ve çeşitli risklerle karşı karşıya olması nedeniyle diğer sektörlerden farklılaşmaktadır. Bu koşullar, mimarların ve tüm çalışanların güvenliği üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır.
Bunun yanında, inşaat sektöründe iş kazaları ve meslek hastalıkları önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Şantiyelerden en sık rastlanılan meslek hastalıklarını aşağıda sıralanmıştır:
- Gürültüye bağlı işitme kaybı
- Titreşime bağlı gelişen beyaz parmak hastalığı
- Karpal tünel sendromu
- Bel rahatsızlıkları, tüm vücut titreşime bağlı gelişen rahatsızlıklar dahil
- Tozdan kaynaklanan meslek hastalıkları
- Asbesten kaynaklı hastalıklar
- Kimyasallardan kaynaklanan meslek hastalıkları
Şimdi de mimarların ve tüm çalışanların iş yerlerinde neler yaşadığını sıralamaya çalışalım:
- Türkiye’de şantiyelerde teknik elemanlar ortalama 60 saat çalışmaktadır. Bu ortalama Almanya’da 40 saattir.
- İnşaatın bir an önce bitilerek faal hale getirilmesi beklendiği için, bu durum işlerin daha hızlı ilerlemesine, performans baskısına, çoğu zaman pazar günü dahil mesaiye kalınmasına neden olmaktadır.
- Görev tanımı dışında işler istenmesi yaygın bir hale gelmiştir. Bu durum iş yoğunluğuna sebep olmakla birlikte ücretli çalışan mimarları “yıldırmaya çalışma” olarak da değerlendirilebilir.
- Tatil hakkının kullandırılmaması yaygın bir uygulamadır.
- Şantiyedeki olumsuz çalışma koşulları iş-yaşam dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.
- Pandemi sonrası daha da bozulan iş-yaşam, iş-aile dengesi özellikle kadın mimarları evden online çalışmayı tercih etmek durumunda bırakmaktadır. Kadınlar çocuk bakımı ve ev temizliği için bunu tercih etmek zorunda kaldıklarını ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği şantiyede çalışan mimarların iş yaşamını etkilemektedir.
- Örgütsüzlük, teknik elemanların ve mimarların çalışma ortamında yormakta ve çalışma ortamının zorluğu, güvencesizliği ile birlikte bireyselleşme giderek artmaktadır. Kıskançlık, dedikodu gibi sorunlar, dayanışmanın olmaması mimarları bireyselleşmeye itmekte hem kendisine hem çalışma ortamındaki arkadaşlarına yabancılaşmasına neden olmakta hem de yalnızlaştırmaktadır. (Sınıfın gizli yaraları, Sennet)
- İş kaynaklı stres, psikolojik ve fizyolojik olarak yaşamlarını olumsuz etkilemektedir.
- Mimarlar, çalışma ortamında mobbingin farklı türlerine maruz kalmaktadır. Özellikle kadın mimarlar buna maruz kalmaktadır.
- İnşaat sektörünün, erkek egemen iş yapısı ve kültürü, şantiyelerin erkeklere göre tasarlanma durumu eşitsiz ve ayrımcı bir uygulama olarak tam karşımızda durmaktadır.
- Daha işe alım süreçlerinde kadınların sırf cinsiyetinden kaynaklı ayrımcılığa uğradığı sıklıkla ifade edilen bir gerçektir. Bunun yanında şantiyeye erişim, güvenli dolaşım konusunda da ciddi sıkıntılar bulunmaktadır. Issız, yanlış zemin malzemesi seçimi, aydınlatmanın yetersiz olduğu yerlerden geçerek kadınlar işbaşı yapmaktadır. Kadın mimarların teknik yeterlilikleri sorgulanmakta, şantiye sahasında üstlendikleri görevi yerine getiremeyeceklerine dair önyargılı yaklaşımlara maruz kalmaktadır.
- Kadın mimarların, aynı tecrübeye sahip erkek meslektaşlarıyla aynı ücreti almadığı da bilinmektedir, eş değer işe eşit ücret ödenmemektedir.
- Özellikle yeni mezun ve genç mimarların imza yetkisi üzerinden kullanılması yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesleğinin başında olan, üretimin içinde yer almak isteyen meslektaşlarımızın imzaları kullanılmakta ancak görevlerini yapması engellenmektedir. Şantiye şefliği, toplumun güvenli, dayanıklı, nitelikli yapılarda yaşaması için üstlenilen bir toplumsal sorumluluktur aynı zamanda, ancak ana yüklenici mimarları, “prosedür gereği imza atacak kişi” olarak görmektedir.
- İnşaat iş kolu, çok tehlikeli sınıf içinde yer almaktadır. İşe alım süreçlerinde ve çalışılan süre zarfında işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili eğitimler verilmesi gerekmektedir ancak çoğu zaman bu eğitimler kağıt üzerinde kalmakta, tüm çalışanların hayatı riske atılmaktadır.
İşçilerin kanıyla, kadın teknik elemanların, mimarların omuzlarında, insanlık dışı koşullarla yükselen bir sektör ile karşı karşıyayız.
Bu koşullar altında, inşaatlarda; şantiye ve ofislerde mimarlık üretiminin gerçekleşme biçimi, üretim ilişkilerinin parçalanması, emek süreçlerinin dönüşümünden bağımsız düşünülemez. Mimarların, mesleki konumları ve mesleklerini icra etme durumları, taşeronlaşmış ve güvencesizleşmiş sistem içinde şekillenmektedir. Yapı üretim sürecinde mimarlar, bilgi ve birikimlerini, yeteneklerini ve yaratıcılıklarını, kaotik ve hiyerarşik olarak kurgulanmış bu sistem içinde tamamen kullanamamakta, üretim ilişkilerinin parçalanmasına paralel olarak üretim sürecinin tamamına hakim olamamaktadır. Gelinen noktada, mesleğin etik ve ilkelerini uygun davranmak, mesleğin gerekliliklerini yerine getirmek için vasıfsızlaştırmaya karşı direnmek ve emeğin değersizleştirilmesine karşı mücadele etmek gerekmektedir. Çünkü mimarlık üretiminin, yapı üretimi ya da mekansal bir üretim pratiği olmaktan uzaklaştığı; mimar emeğinin, yoğun iş yükü, uzun çalışma saatleri ve belirsiz sorumluluk tanımları altında, güvencesiz ve düşük ücretlendirildiği bir süreci yaşıyoruz.
Mesleğimize ve emeğimize sahip çıkmanın tek yolu ise, örgütlü olmak ve mücadele etmek.
Buradan başta meslektaşlarımız olmak üzere tüm teknik elemanlara bir çağrı yapalım; mimarların, mühendis ve şehir plancılarını kapsayan teknik elemanların, bunun ötesinde işçi sınıfının örgütlenmesi hayati bir önem taşıyor. Dayanışmayı esas alan, üretimden gelen gücünü kullanan, haklarının farkında olan ve bu haklar için örgütlü mücadele yürüten bir birlikteliğe ihtiyaç var. Mimarların, teknik elemanlar içerisinde ve işçi sınıfı içinde etkin bir özne haline gelmesi için hem meslek örgütlerinde hem de emek örgütlerinde mücadeleyi büyütmesi gerekiyor.
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Ücretli Çalışan ve İşsiz Mimarlar Komisyonu, bu sorumluluk bilinciyle çalışmalarını sürdürmektedir.
Ortak talepler etrafında örgütlenmek bugünün acil ihtiyaçlarındandır.
Çalışma saatlerinin düşürülmesi, fazla mesai ücretinin eksiksiz ödenmesi ve hafta tatili hakkı: Yasal haftalık çalışma süresinin fiilen uygulanması, fazla mesainin istisna haline getirilmesi ve eksiksiz ücretlendirilmesi, hafta tatili ve yıllık izinlerin, “iş yoğunluğu” gerekçesiyle gasp edilmesine son verilmesi için itiraz hakkımızı kullanmamız gerekir. Bu itiraz, bireysel değil kolektif bir biçimde, iş yeri örgütlenmeleriyle ve dayanışma kültürünün oluşturulmasıyla sağlanabilir. Kazanılmış haklarımıza sahip çıkmak ve daha fazlası için odalarda ve sendikalarda örgütlü olmamız gerekir. Hafta sonu çalışmama ve 35 saat haftalık çalışma süresi talebi sahiplenilmelidir. Bunun yolu da şantiyelerde istihdamın artırılması için politikalar geliştirmekten geçmektedir. Bu politikaları oluşturmak için ise ücretli çalışan mimarların ve genel anlamıyla teknik elemanların tabandan örgütlenmesi, emek ve meslek örgütleriyle birlikte bu süreci örmesi acil bir ihtiyaçtır.
- Taban ücret uygulaması ve SGK Protokolü: Özellikle yeni mezun ve genç meslektaşlarımız için bir emsal teşkil edecek, yoksulluk sınırının altında ücretlendirmeyi engelleyecek bir taban ücret belirlenmeli ve bu ücretin ödenmesi için denetim ve yaptırım mekanizmaları tekrardan hayata geçirilmelidir. SGK girişlerinin gerçek meslek kodlarıyla yapılması, ücretlerin ve çalışma koşullarının kamusal denetime tabi tutulması gerekir. Bir pazarlık gücü olması açısından taban ücret, tüm ücretli çalışanlar açısından son derece önemlidir. Taban ücretin uygulanması için SGK protokolünün tekrardan hayata geçirilmesi acil bir ihtiyaçtır.
- İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili tedbirlerin eksiksiz sağlanması: İSİG, kişisel koruyucu donanımla sınırlı görülmemeli; şantiye kurulumundan şantiyeye erişime, şantiyede güvenli dolaşımdan güvenli, sağlıklı bir çalışma ortamının sağlanması kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır. Denetimlerin özel şirketler eliyle değil, kamusal olarak sağlanması; çalışanların yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede çalışma hakkına göre İSİG konusunda gerekli tedbirler alınması acil bir ihtiyaçtır.
- Eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı toplumsal cinsiyet odaklı iş ortamı ve kültürünün oluşturulması: Eş değer işe eşit ücret ödenmesi, şiddete ve tacize karşı güvenli çalışma ortamı oluşturulması, hijyen ve barınma alanlarının kadınlar düşünülerek tasarlanması gerekmekte; ayrımcı pratiklere, kadın emeğinin değersizleştirilemesine karşı kadınların ayrıca örgütlü olması son derece önemlidir. Kadın istihdamının arttırılması ve erkek egemen iş kültürünün son bulması için fiziksel koşulların, çalışma koşullarının ve çalışanların iletişim ve ilişki biçimlerinin değişmesi önkoşul olarak görülebilir. Eşit, şiddetsiz, tacizsiz bir iş ortamı için ILO 190 Sayılı sözleşmenin uygulanması ve eşitlikçi bir şantiye politikasının hayata geçirilmesi acil bir ihtiyaçtır.
- Mobbinge, kötü muameleye karşı dayanışma ve yaptırım: Mobbing bir kişilik hakkı ihlalidir. Mobbingin meydana geliş biçimi farklılaşsa da bu durumu ispat etmek zor olsa da mobbingle mücadele etmenin yolu mobbinge karşı itiraz geliştirmekten ve iş yerinde dayanışmayı büyütmekten geçmektedir. Mobbinge karşı takip ve denetim mekanizmaları hayata geçirilmesi acil bir ihtiyaçtır.
- Esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin karşısında durulması, taşeron çalıştırmanın son bulması: Taşeronlaşma esnekliği, kuralsızlığı, güvencesizliği dayatır. Üretim sürecini parçalar, emek gücünü bölerek denetim altına alır ve örgütlenmeyi zayıflatır. Çalışanların özlük hakları başta olmak üzere birçok hak kaybına uğramasını da beraberinde getirir. Tüm teknik elemanların güvenceli bir biçimde tam zamanlı asıl işveren kadrosunda çalışmasının hayata geçirilmesi acil bir ihtiyaçtır.
- Vasıfsızlaştırmaya karşı meslek pratiğinin savunulması: Mimarlık, mühendislik gibi profesyonel mesleklerin kitleselleşmesiyle birlikte işlerin belli başlı çerçevede ilerlemesi, rutinleşmesi ve standartlaşması gibi eğilimler söz konusudur. Toplumsal ilerlemeler; teknolojik gelişmeler, yeni yöntemler, yeni teknikler ve yeni malzemelerin üretilmesi de bilgi eskimesine yol açmaktadır. Sürekli kendini geliştirmek ve güncel gelişmelere hakim olmak zorunda olan mimarlar, ne kadar mesleki gelişimlerini sağlasalar da ücret, özlük ve diğer haklar bakımında herhangi bir olumlu durumla karşılaşmamaktadır. Bunun yanında, üretimin parçalı yapısı, emeğin değersizleştirilmesine neden olan bir unsur görevi görmektedir. Mimarlık ve mühendislik pratiği, bütünlüklü bir üretim sürecinin tamamı olarak savunulmalıdır. Bilgi ve birikim, deneyim ve yetkinliklerin metalaştırılmasına; mesleğimize, emeğimize, çalışma ortamına yabancılaşmaya karşı direnişin hayata geçirilmesi acil bir ihtiyaçtır.
Elif Karçık & Elif Dağ







