ÜCRETLİ ÇALIŞAN VE İŞSİZ MİMARLARIN SORUNLARI; AKADEMİDE MİMARLIK
Akademi, yalnızca bilginin üretildiği değil; bu bilginin eleştirel biçimde sorgulandığı, dönüştürüldüğü ve toplumla paylaşıldığı bir kamusal alan olarak ele alınmalıdır. Bu anlamda akademinin sürdürülebilirliği, yalnızca kurumsal devamlılıkla değil; adil, şeffaf, demokratik ve yaratıcı bir akademik ekosistemin varlığıyla mümkündür. Ancak günümüzde üniversitelerin neoliberal politikalar doğrultusunda giderek piyasalaşması, akademik üretimin niteliğini ve sürekliliğini tehdit eden temel bir yapısal sorun hâline gelmiştir. Üniversitelerde akademik özgürlükler daralmakta, araştırma bütçeleri kısıtlanmakta, akademisyenler güvencesiz sözleşmelere, düşük maaşlara ve yoğun bürokratik denetime mahkûm edilmektedir. Eşit işe eşit haklar talebinin bastırılması, liyakatsizliğin alabildiğince artması, akademik unvanlar vasıtasıyla oluşturulan hiyerarşik gücün üniversitenin tüm bileşenlerini kontrol eder hale gelmesi bugün akademisyenleri sorunlar üzerinde düşünmeye ve çözüm arayışlarına yöneltmiştir.
Özellikle İstanbul’da yoğunlaşan, Türkiye’deki tüm üniversitelerin üçte biri olan vakıf üniversiteleri akademisyenlerinin aldıkları ücret birkaç yıl öncesine kadar çok düşüktü, YÖK’ün yaptığı düzenleme ile ücretlerin devlet üniversitelerinden düşük olamayacağı belirlendi ve bir düzeltmeye gidildi. Vakıf üniversitelerinde ücret eşitlemesine yönelik yasal düzenlemeler, görünürde akademisyenler arasındaki ekonomik eşitsizlikleri azaltmayı amaçlasa da, uygulamada bu hedefin büyük ölçüde karşılanamadığı görülmektedir. Ücretlerin brüt ya da net üzerinden belirlenmesine ilişkin belirsizlikler, vergi dilimleri yoluyla fiili gelir kayıplarına neden olmakta; sözleşme yenileme tarihlerinin devlet üniversitelerindeki maaş güncellemeleriyle uyumsuzluğu ise özellikle sözleşmeli çalışan akademisyen mimarlar açısından gelir güvencesini zayıflatmaktadır. Bu durum, akademik emeğin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir adaletsizlik alanı yaratmaktadır.
Mimarlığın nasıl yapıldığının ve üretildiği ortamın sorgulanması gerekmekte;50/D statüsündeki araştırma görevlilerinin iş güvencesi sorunu, 33/A kadrosuna geçişlerde yaşanan liyakat sorunları göz ardı edilemez. Vakıf üniversitelerinde yaşanan keyfi uygulamalar; Liyakatsizlik, nepotizm ve etik dışı yönetim biçimleri nedeniyle üniversitelerde yaşanan baskı dikkat çekici boyutlardadır.
Akademide şeffaf, adil ve demokratik süreçlerin eksikliği; atanma süreçlerinin adil olmaması, ücret dağılımında eşitsizlikler, mesleki gelişimin desteklenmemesi, yayın ve proje baskısı, kolektif üretim zeminlerinin eksikliği, teknik altyapı ve laboratuvar olanaklarının yetersizliği bilimsel çalışmaların önünde engel teşkil etmektedir.
Akademisyen mimarların sürdürülebilir bir akademik üretim gerçekleştirememesinin bir diğer önemli nedeni, artan ders yükleri ve idari sorumluluklardır. Derslerin niteliğine göre ders saati ve öğrenci sayısının belirlenmemesi, mimarlık eğitiminin doğası gereği yüksek emek gerektiren stüdyo derslerini daha da ağırlaştırmakta; akademisyenlerin araştırma, yayın ve proje üretimine ayırabilecekleri zamanı önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Bu koşullar altında mimar akademisyenlerin mimari yarışmalara katılımı, güncel mesleki pratikle bağ kurması ve yaratıcı üretimini sürdürmesi giderek zorlaşmakta; mesleki körelme riski belirginleşmektedir. Buna ek olarak, birçok üniversitede uygulanan katı mesai zorunlulukları, akademik çalışmanın esnek ve yaratıcı doğasıyla çelişmektedir. Bilimsel toplantılar, atölye çalışmaları ve disiplinler arası üretim ortamları gibi mesleki gelişimi destekleyen faaliyetlere katılım, bu idari düzenlemeler nedeniyle sınırlanmakta; akademisyenler bürokratik bir iş rejimi içerisinde üretmeye zorlanmaktadır. Son yıllarda tasarruf politikaları kapsamında araştırma ödeneklerinde yapılan kesintiler de bu tabloyu derinleştirmekte; özellikle saha çalışması, deneysel üretim ve uluslararası akademik etkileşim gerektiren mimarlık araştırmalarının sürdürülebilirliğini zayıflatmaktadır.
Kariyerini akademisyen olarak çizmek isteyen birçok mimar yüksek lisans ve doktora eğitimlerine devam etmektedir. Lisansüstü eğitim süreçlerinin öngörülebilir olması uzun soluklu akademik çalışmaların planlanmasında önem arz etmektedir. Enstitü yönetmeliklerinin sık aralıklarla senato kararlarıyla değiştirilmesi, bu değişikliklerin öngörülebilir bir akademik planlama sunmaması ve kimi zaman geriye dönük biçimde uygulanması, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin mezuniyet süreçlerini belirsiz hâle getirmektedir. Özellikle kırsal mimarlık mirası gibi saha araştırması gerektiren alanlarda, yol ve konaklama gibi temel araştırma giderlerinin desteklenmemesi, akademik üretimi yavaşlatan ve eşitsizleştiren bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Hem özlük hakları ve çalışma yaşamındaki tüm haklarımız için hem de kamusal eğitim için güçlü bir sendikal örgütlülüğe ihtiyaç olduğu ve mücadeleyi büyütmek gerektiği açıktır. Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Meclisi ve Öğretmen Sendikası ile Eğitim-Sen İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şubesi bu alanda örgütlenme faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Bu çerçevede akademide mimarlık, bireysel dayanıklılık üzerinden sürdürülebilecek bir faaliyet olmaktan çıkmış; kolektif ve kurumsal çözümler gerektiren yapısal bir sorun alanına dönüşmüştür. Akademik emeğin niteliğini ve sürekliliğini güvence altına alabilmek için sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi, meslek örgütleri ile üniversiteler arasında iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve bağımsız akademik akreditasyon-izleme süreçlerinin oluşturulması önem taşımaktadır. Mevcut Mimarlık Akreditasyon Kurulu’nun (MİAK) bu yönde genişletilmesi ve mimarlık meslek örgütleriyle üniversiteler arasında sertifikasyon ve destek protokollerinin kurulması, akademide mimarlığın sürdürülebilirliği açısından önemli bir potansiyel barındırmaktadır. TMMOB ve bağlı Oda’ların hem üyeleriyle ilişkilerini daha sıkı tutması, hem de üyelerini sendikalara yönlendirmesi önemlidir. Bilmeliyiz ki üniversiteleri yürüten bizim örgütlü gücümüzdür, onları değiştirecek olan da yine örgütlü bir güçtür.
Aynur Savaş Uluğtuğ & Engin Aktürk







