7.1.1. Ek 1
Tarihi Haydarpaşa Garı ve Limanı Uluslararası Ticaret Merkezi Projesine
Mahkûm Ediliyor
Mehmet
Bozkurt
İstanbul tarihî, kültürel kimliği,
dünya coğrafyasında bulunduğu konum itibarıyla çağlar boyunca bir cazibe
merkezi olmuştur. İstanbul’un cazibesi, kişilere, kurumlara, uluslara, ilgi
alanlarına göre de farklılıklar göstermektedir. Kimileri için dinlerin
buluştuğu bir merkezdir. Kimileri için Asya’yı Avrupa’ya bağlayan, jeostratejik, askeri öneme sahip bir kenttir. Kimileri için
gücünü etnik ve dinsel bağlardan alan Ortadoğu ve Asya’daki ulus ve milletlerle
yapılacak her türlü siyasi ve ticari ilişkilerin merkezidir. Kimileri için
tarih boyunca üretilmiş nice kültür varlıklarının bulunduğu bir müze-kent ya da
eşsiz doğal güzellikleriyle bir turizm kentidir. Özellikle kırsal kesimden kentlere
akan yığınlar içinse, bir iş ve aş merkezidir.
İşte bu nedenle İstanbul yüklenilen bu kimlik ve misyonlar
nedeniyle, farklı kesimler tarafından kendi anlam ve beklentileri nedeniyle
çekiştirilip durmaktadır. Ne yazık ki bu çekişmenin sonucu, kente olumsuz
olarak yansımaktadır. Tabii ki böylesine bir potansiyeli bünyesinde barındıran
bir kentte ekonomi çok canlıdır. Özellikle de kent toprakları üzerindeki rantlar çok yüksektir. Kentin kimliği, yapılan tespit,
değerlendirme, tercihler sonucu, yapılan planlama ile hayatiyet kazanmaktadır.
Plan aynı zamanda kentteki rantları da tanımlayan bir
süreçtir.
İşte bu kentten farklı beklentiler içinde bulunan tüm kesimler, plan
kararlarında etkili olabilmek için doğrudan ya da dolaylı yoldan çaba
göstermektedir. Bu karar ve müdahale süreçlerinde etkili olan bir başka husus
da, sanayileşmesini tamamlayamamış, üreten toplumsal yapıyı inşa edememiş
ülkemizin yönetenlerinin, ülkemizdeki üretim mekanizmalarının kurulabilmesi
amacıyla, kent rantlarını araç olarak kullanmalarıyla
ilgili politikalarıdır.
İşte yine bir beklenti nedeniyle İstanbul’a yeni bir müdahale sürecindeyiz.
Tarihî Haydarpaşa Garı ve Liman alanında uluslararası bir proje ve ihale ile
yap-işlet-devret modeliyle, iş merkezi, turizm yatırımları ve spor alanlarından
oluşan bir kompleks yapılacağı haberleri basında yer
aldı.
Alanın düzenlenmesi ile ilgili olarak 17 Eylül 2004 tarihinde TBMM’de kabul
edilen “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun” içinde geçici 5. madde ile bu oluşuma imkân sağlandı (Resmî Gazete, sayı: 25590, 21 Eylül
2004). Yapılan yasal düzenleme ile Haydarpaşa Liman alanında bulunan Toprak
Mahsulleri Ofisi, Et ve Balık Kurumu ve Hazine’ye ait mallardan sorumlu Maliye
Bakanlığı ellerindeki tüm taşınmazları Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’ne
devredecekler ve bu bölge yeniden planlanarak anılan kapsamdaki proje
gerçekleştirilecek.
Geçici Madde 5. - Mülkiyeti Hazine’ye ait İstanbul İli, Üsküdar İlçesi,
Selimiye ve İhsaniye mahallelerinde bulunan ve Haydarpaşa Limanı olarak
kullanılan taşınmazları, üzerindeki muhdesatı ile
birlikte ödenmiş sermayesine ilave edilmek üzere, Ulaştırma Bakanlığı’nın
ilgili kuruluşu olan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel
Müdürlüğü’ne bedelsiz olarak devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.
Bu taşınmaz mallarla ilgili olarak imar mevzuatındaki kısıtlamalar ile plan ve
parselasyon işlemlerindeki askı, ilan ve itirazlara dair sürelere ilişkin
hükümlere tabi olmaksızın, her ölçekteki imar planını yapmaya, yaptırmaya,
değiştirmeye, re’sen onaylamaya ve her türlü ruhsatı
vermeye Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yetkilidir. Plan hazırlama ve onaylama
işlemleri Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın uygun görülen birimince, ruhsat ve
plan uygulama işlemleri ise Bayındırlık ve İskân Bakanlığı il teşkilatınca
yerine getirilir. Kesinleşen planlar ilgili belediyelere tebliğ edilir. Bu
planların uygulanması zorunludur.
Bu maddenin birinci fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esasları
belirlemeye Maliye ve Ulaştırma Bakanlıkları, ikinci fıkrasının uygulanmasına
ilişkin usul ve esasları belirlemeye ise Bayındırlık ve İskân Bakanlığı
yetkilidir.
İstanbul, tarihî geçmişi, kültürel mirası, eşsiz doğal güzelliğiyle (bir
bölümünü kaybetmiş olsa da) dünya mirası bir kenttir. Proje üretilen alan ise
bu eşsiz kentin çok önemli bir parçasıdır. Böylesi önemli bir kentin böyle
önemli bir parçasına herhangi bir fonksiyonu yükleyerek planlama yapmak ve
proje gerçekleştirmek, kolay bir karar süreci değildir. Kentle ilgili önemli
kararlar en azından demokratik katılımcı karar süreçlerinden geçmelidir.
Konuyla ilgili örgütlü tüm kesimlerin bilim kuruluşlarının, meslek odalarının,
koruma kurullarının vs. daha düşünce aşamasında karar sürecine katılması
gerekir. Bu kararda ise bırakınız bu düşünce ve eylemliliği, kentin gerçek
sahibi ve karar vericisi durumundaki yerel yönetimler dışlanmaktadır.
Avrupa Birliği’ne uyum süreci nedeniyle kamu yönetimini yeniden yapılandıran bu
nedenle de merkezî yönetim anlayışından yerel yönetim anlayışına geçişi ile
övünen bir yönetimin bu ve benzeri eylemleri ile söylemleri çelişmektedir. Bu
tür parsiyel yaklaşımların ayrıca kentin bütününe
ilişkin daha önce alınmış kararlar ve üretilen planlarla da çelişmesi
kaçınılmazdır.
Kentle ilgili önemli kararlar kentliye ve onun örgütlü kesimlerine en açık
biçimde anlatılmalıdır. Oysa bu karar sürecinde ise operasyonel
bir yaklaşım gözlemlenmektedir. Değişik alanlarda bir dizi yasal düzenlemenin
içinde bir madde ile bu projenin gerçekleşmesi için gerekli hukuksal altyapı
oluşturulmaktadır.
Bu davranış, yönetimin, yönetme ile ilgili kabulünün ve anlayışının bir ifadesi
olarak algılandığında düşündürücüdür. İstanbul üzerindeki her türlü düşünce ve
tasarruf, kılı kırk yaran bir süzgeçten geçirilmelidir. İstanbul kentine
hayranlığını, kente karşı işlenen suçlara duyarlı olduğunu defalarca ifade eden
başta başbakanımız ve yönetimimiz bu kararı bir kez daha gözden geçirmeli bu
konunun özelinde böylesi kararlarda nasıl davranılması gerektiğini sorgulamalıdır.
Mimarlara Mektup, 2005/2