<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yazılar &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Mar 2026 07:56:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>Ülkenin Yönetim Krizi, Meslek Odaları Üzerinden Çözülemez</title>
		<link>http://www.mimarist.org/ulkenin-yonetim-krizi-meslek-odalari-uzerinden-cozulemez/</link>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2020 12:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Tores Dinçöz - TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[tores dinçöz]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18334</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemiz, tüm dünyayı etkileyen ve çok sayıda kişinin yaşamını yitirmesine yol açan pandemi sürecini ve bunun ekonomik-sosyal etkilerini yaşamaya devam ediyor. Salgının henüz kontrol edilemediği ve dönüşümünün kestirilemediği şu günlerde; mevcut siyasal-ekonomik kriz ve yönetim sorunu can yakıcılığını koruyor. Memleketin sorunlarına çözüm bulmak bir yana çözüme dair perspektifin bile izlerine]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz, tüm dünyayı etkileyen ve çok sayıda kişinin yaşamını yitirmesine yol açan pandemi sürecini ve bunun ekonomik-sosyal etkilerini yaşamaya devam ediyor. Salgının henüz kontrol edilemediği ve dönüşümünün kestirilemediği şu günlerde; mevcut siyasal-ekonomik kriz ve yönetim sorunu can yakıcılığını koruyor. Memleketin sorunlarına çözüm bulmak bir yana çözüme dair perspektifin bile izlerine rastlayamazken, iktidar mevcut krize her gün bir yenisini eklemekten çekinmiyor. Kriz yaratma hususundaki bu mahareti anlamak için, meslek odalarımızın yakın mücadele tarihine kısaca bir göz atmak yeterlidir. İktidar tarafından, farklı zamanlarda ama mutlaka ısrarlı periyotlarla meslek odalarının özerk-demokratik işleyiş ve yapısına müdahale edebilmenin yolları aranmıştır. Merkezi idarenin, ülkenin içinden geçtiği döneme ve acil çözüm bekleyen hayati sorunlara göz kapatarak meslek odalarını etkisizleştirmeye dönük müdahale girişimleri oldukça düşündürücüdür.</p>
<p>Bilimsel yaklaşımdan, kentsel planlama ve koruma anlayışından uzak bir yol izleyen merkezi irade; yurttaşların ve meslek kuruluşlarının talep ve önerilerine daha fazla baskı ile yanıt veriyor.</p>
<p>Hafızalardaki yeri henüz çok sıcak olan, 1999 Marmara Depremi’nden bu yana geçen 21 yıllık süre zarfında üretilen tüm afet politikaları çökmüştür. Olmasını beklediğimiz yıkıcı depreme karşı alınması gereken kısa, orta ve uzun vadeli hiçbir önlem hayata geçirilememiştir. Yaşanması kaçınılmaz olan depreme karşı küçük müteahhitlik sistemi üzerinden kentsel sağlamlaştırmanın yapılamayacağı başından belli olan süreç tüm uyarılara rağmen hayata geçirildi ve bugün inşaat sektöründe yaşanan kriz ortaya çıkmış oldu. Kobe örneğini ele alırsak; Kobe’de yaşanan 7,2 şiddetindeki depremin ardından 10 yıl içerisinde alınan önlemler sonrasında aynı şiddette yaşanan diğer bir depremde hiçbir hasar oluşmamıştır. Bizde ise geçen bu süreçte ‘yıkılması muhtemel olan yapıların sayısı (1.600.000) ve envanter’ en yetkili ağızlardan ancak iki hafta önce açıklanabilmiştir. Hâl böyleyken, önümüzdeki 20 yıl zarfında gerçekleşme olasılığı %65 olan yıkıcı depreme karşı ülkenin tüm kurum ve kuruluşlarının eylem birliği yaparak çalışması gerekirken; merkezi idare tüm gücünü, enerjisini ve ekonomik kaynaklarını doğaya geri dönülemez zararlar verecek projelere yöneltmiştir.</p>
<p>Kısacası; doğa tahribatı, kent kaynakları ve doğal-tarihi değerlerinin talanı, işsizlik, açlık ve yoksulluk, kıdem tazminatı, hayat pahalılığı, sel ve diğer tüm afetler gibi can yakıcı sorunlar çözüm beklerken, kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarıyla uğraşmak yanlış bir tutum olarak tüm kesimler tarafından tespit edilmiştir. Bu süreçte asıl sıkıntı, tüm demokratik-özerk kurumların yapılarının keyfi olarak değiştirilmesinin istenebileceğidir. Örneğin, ilçe belediyelerinin birden fazla olabileceği, muhalif tüm yayın kuruluşlarının kendi RTÜK’ünü istemesi sonuçlarını doğurması kaçınılmazdır.</p>
<p>Buradan hareketle, gündemde olan başta Baro Yasası Değişikliği olmak üzere kıdem tazminatının fona devredilerek emekçilerin alın terlerinin gasp edilmesine, güvenlik soruşturması yasası ile tüm toplumun fişlenerek Anayasa’nın hukuk devleti, eşitlik, ayrımcılık yasağı, insan onuru, çalışma hakkı gibi en temel maddelerinin ortadan kaldırılmasına,</p>
<p>TMMOB’un etkisizleştirilmesine karşı tüm üyelerimizle birlikte mücadele etmeye, yan yana durmaya ve dayanışma içinde olmaya karalılıkla devam edeceğiz. Gerçek ve yaşamsal sorunların çözümü için mücadeleyi sürdüreceğiz.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-18335" src="http://www.mimarist.org/file/2020/07/dokunma3_0.jpeg" alt="" width="500" height="505" srcset="http://www.mimarist.org/file/2020/07/dokunma3_0.jpeg 500w, http://www.mimarist.org/file/2020/07/dokunma3_0-297x300.jpeg 297w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Türk”, “Türkiye” ve Oda Genel Kurulları</title>
		<link>http://www.mimarist.org/turk-turkiye-ve-oda-genel-kurullari/</link>
		<pubDate>Thu, 15 Mar 2018 07:50:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ali Hacıalioğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ali hacıalioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=15280</guid>
		<description><![CDATA[&#160; TMMOB’ye bağlı odaların genel kurullar süreci, savaş, OHAL, baskı ve şiddet ortamında devam ediyor. Mimarlar Odası ile diğer odalara bağlı şubelerin genel kurul ve seçimleri tamamlandı. Büyük ölçüde mevcut yöneticilerin devamı niteliğindeki listeler, önümüzdeki dönem için de yönetim sorumluluğunu üstlendiler. Mimarlar Odası’nın da içinde bulunduğu meslek odaları Anayasa’nın 135.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>TMMOB’ye bağlı odaların genel kurullar süreci, savaş, OHAL, baskı ve şiddet ortamında devam ediyor. Mimarlar Odası ile diğer odalara bağlı şubelerin genel kurul ve seçimleri tamamlandı. Büyük ölçüde mevcut yöneticilerin devamı niteliğindeki listeler, önümüzdeki dönem için de yönetim sorumluluğunu üstlendiler.</p>
<p><img class="aligncenter  wp-image-15281" src="http://www.mimarist.org/file/2018/03/mart-başyazı-yeni-1024x575.jpg" alt="" width="601" height="322" /></p>
<p>Mimarlar Odası’nın da içinde bulunduğu meslek odaları Anayasa’nın 135. Maddesinde açıkça ifade edildiği gibi kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olup ‘kamu tüzel kişiliği’ne sahiptirler. Bu özelliklerinden dolayı isimlerinin başında ‘Türk’ ya da ‘Türkiye’ ifadeleri yer almaktadır. Bilindiği gibi yine kamu yararı amacıyla çalışan dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlara da Bakanlar Kurulu kararıyla bu adlar verilebilmektedir.</p>
<p>Özellikle TTB, Barolar Birliği ve TMMOB hedef gösterilerek, odaların başındaki ‘Türk’ ve ‘Türkiye’ kelimelerinin kaldırılacağı yönündeki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarını emir telakki eden hükümet yetkilileri, çalışmalara hızla başladılar. Şubemiz genel kurulunda da mevcut oda yöneticilerinin siyaset yaptığı eleştirisini, bütünüyle siyasi bir duruş sergileyerek, en iyimser deyişle ikiyüzlülükle ifade eden bazı üyeler, daha da ileri giderek, siyasi iktidardan aldıkları güçle, genel kurul katılımcılarını tehdit etmiş ve kendi meslek birliklerini kuracaklarını söylemişlerdir.</p>
<p>Bütün bu açıklamalardan anlaşılmaktadır ki, Anayasaya aykırı olarak yeni bir KHK ile muhtemelen aynı meslek grubunda birden fazla meslek odasının kurulması amaçlanmaktadır. Böylece siyaset yapmakla suçladıkları, ancak bilfiil siyaseten var olmak ve kendi siyasi hesapları doğrultusunda kullanmak isteyip de bir türlü elde edemedikleri meslek odalarını etkisizleştirip kendi siyasi güdümlerinde yeni meslek örgütleri kurmak istemektedirler.</p>
<p>Kuruluşlarından bugüne kamu ve toplum hizmetinde mesleki faaliyetleri güvence altına alma mücadelesi içinde olan ve bu amaçla mesleki politikalar üreten meslek odaları, işte böylesi bir düzenlemeden sonra gerçek anlamda siyasallaşır ve hatta tam anlamıyla siyasetin arka bahçesi haline dönüşür.</p>
<p>Odalar üzerinden yapılmak istenen bu düzenleme esasta toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatın bütünüyle partileştirilmesi, tek bir partinin siyasi ve ideolojik hegemonyası altına alınması girişimidir. Böylece “yerli ve milli” vurgusu ile maskelenerek tüm yerli ve milli değerlerimizin yabancılaştırılması sürecinde engel görünen meslek odaları, artık iktidarın emrinde ve hizmetinde olacaktır.</p>
<p>Bir taraftan odalara ilişkin bu senaryolar hazırlanırken diğer taraftan da oda yöneticileri toplumsal ve yönetsel sorumlulukları gereği, kuruluş amaçlarına uygun gündemlerle genel kurullarını yapmaktadırlar.</p>
<p>Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak, genel kurul sürecine teknik kongre ile başladık. Ülkemizin içinde bulunduğu ortamda mimarlığımızı ve mimarlığın geleceğini ‘Alacakaranlıkta Mimarlık’ temasıyla değerlendirdik. 45. dönem çalışmalarına ‘Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar’ olarak hazırlanan meslektaşlarımızla ‘Mimarlığın Gündemi Mimarlar Odası’nda Belirlenir’ diyerek geleceğimizi kurgulamaya çalıştık.</p>
<p>Mimarlar Odasının 64 yıllık birikimine sahip çıkarak şubemiz organlarına aday olanlar ile genel kurul ve seçimlere katılan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Dam Notları</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dam-notlari/</link>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2018 08:35:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[dam notları]]></category>
		<category><![CDATA[hasan çakır]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=15284</guid>
		<description><![CDATA[İMARA, MİMARLAR, MİMARLAR ODASI KARIŞMAYACAK DA KİM KARIŞACAK? KARIŞMASINLAR, ODA’YI KAPATIRIM Bizde, kimi çevreler; kent yöneticileri, politikacılar ve hatta mimarlar; Mimarlar Odasının ve mimarların, imar işlerine, imar politikalarına karışmasından rahatsız olmuştur ve bu rahatsızlıktan oldum bittim kendilerini kurtaramamıştır. Hangi sosyal, ekonomik ve psikolojik dürtülerin bu rahatsızlığı yarattığını araştırmak ilginç olabilir…]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>İMARA, MİMARLAR, MİMARLAR ODASI KARIŞMAYACAK DA KİM KARIŞACAK?</p>
<p>KARIŞMASINLAR, ODA’YI KAPATIRIM</p>
<p>Bizde, kimi çevreler; kent yöneticileri, politikacılar ve hatta mimarlar; Mimarlar Odasının ve mimarların, imar işlerine, imar politikalarına karışmasından rahatsız olmuştur ve bu rahatsızlıktan oldum bittim kendilerini kurtaramamıştır. Hangi sosyal, ekonomik ve psikolojik dürtülerin bu rahatsızlığı yarattığını araştırmak ilginç olabilir…</p>
<p>***</p>
<p>Mimar Doğan Hasol anlatıyor:</p>
<p>1954 Oda’nın kuruluşu… Tek parti döneminden çok parti dönemine geçilmiş. Demokratik Parti Hükümeti iktidarda. Başbakan A. Menderes (…) Istanbulu imar ediyor… Tahranı ziyaret ettiği zaman geniş bulvarlar görmüş. İstanbul‘da da o bulvarları yapmaya çalışıyor. Tıpkı işte 3. Napolyon’un Paris’te yaptığına benzer bir takım uygulamalar.</p>
<p>Adnan Menderes 1955’te başladı istanbul’un imarına…</p>
<p>Oda yeni kurulmuş zaten. Toplanıyorlar. Merkez İstanbul’da. Ne yapalım diyorlar. Yeni Başbakan kendi bildiğince İstanbulda bir takım uygulamalar yapıp duruyor ama, bir yardımımız olsa en azından, bir şeyler yapsak…</p>
<p>Bir toplantı yapıyorlar. O toplantının sonunda Başbakanın kendisine bir mektup yazmaya karar veriyorlar ve diyorlark ki, işte sesimizi duyurmalıyız, işte keyfi imara karşı çıkmalıyız gerekçesinden hareketle, çok nazik bir mektup yazıyorlar ve size nasıl yardımcı olabiliriz diye soruyorlar.</p>
<p>Tabii Menderes bunun altında yatan manayı anlıyor.</p>
<p>Aylarca cevap gelmiyor. Sonunda Oda’nın 1 numaralı üyesi &#8211; Profesör Emin Onat, o tarihte Demokrat Parti’den milletvekili – Emin Hoca’ya söylüyorlar durumu, ne olur Başbakanla bir konuşsanız diye. Cevap Emin Onat aracılığıyla geliyor. Diyor ki „Karışmasınlar, Odayı kapatırım.“</p>
<p>12 Eylül 1980’den sonra memur mimarların odaya kayıt olma zorunluğu kaldırıldı… Temmuz 2013’te torba yasayla Odanın yetkileri bakanlığa devrediliyor… <em>MImarlık Semineri konuşmasından, Mart 2015, İstanbul</em></p>
<p>***</p>
<p>Mimarlar, imara ve imar politikalarına her zaman karışmıştır. M.Ö. 5. Yüzyılda Milet kentini planlayan Miletli Hippodamos da imara karışmıştır, M.S. 20. Yüzyılda Mimar Sedat Çetintaş da… İmara, imar politikalarına karışmak mimarlığın doğasında var.</p>
<p>Yıl 1949. Ortada Oda moda yok .Mimar Sedat Çetintaş imara karışıyor:</p>
<p>Fatihte Macar Kardeşler Caddesi… Bu cadde ki Türk İstanbulun en mühim ve en yeni caddesidir. Burada imar namına, zevki bedii namına vücuda gelen heyeti garibeyi birer birer tetkik ediniz… Bir tane  ciddi zevk ve kalem mahsulü bina gösteremezsiniz. Artık en mühim cadde böyle olursa daha içerileri siz tahmin ediniz. Bu hal nedir ve nereye varacaktır? Bu gibi binalarla yumurcaklı kozalaklı, pis bir şekle girecek olan bu zavallı şehri, sonra hangi kuvvet temizliyebilir, mümkün mü? <em>Gürhan Tümer, Şadırvan, Mimarlık ve İstanbul, Mimarist 28, Güz 2008.</em></p>
<p>***</p>
<p>Yalnızca mimarlar mı? Kentinin imarına ilgi duyan sanatçılar, filozoflar, yazarlar ve kent sakinleri her zaman imara ve imar politikalarına karışmıştır.</p>
<p>Yıl 1959. Edebiyat Tarihçisi, Yazar Nihad Sami Banarlı imara karışıyor:</p>
<p>Gazetelerde okur ve sevinirsiniz: Belediye yeni ve güzel kararlar almıştır: Boğaz sahillerinde ve yamaçlarında dört kattan yüksek bina yapılmayacaktır. Hatta sahil binaları yalnız iki katlı olacak ve ahşap yapılacaktır.</p>
<p>Düşünürsünüz: Ne güzel görüş, ne isabetli bir karar. İşte bu kararda  hakiki bir İstanbul anlayışı, tam bir vatan sevgisi var. Çünkü Boğaz, bir yeşil yamaçlar diyarıdır. Evler, binalar onun yamaçlarına birbirini perdelemeden, birbirinin denizi görmesine engel olmadan, her çizgisi düşünülmüş, zevkli ve bilgili bir işleyişle, adeta oya gibi yerleştirilmelidir…</p>
<p>Fakat çok geçmeden hayretle hattâ dehşetle görürsünüz ki bu haberlar sanki sizi oyalayan birer balondur. <em>N. S. Banarlı, Imar Hataları, s. 126, İstanbul’a Dair, Kubbealtı Neşriyatı,1986.</em></p>
<p>***</p>
<p>Günümüzde Belediyeler, kent yöneticileri; yalnızca mimarların değil kent ahalisinin imara ve imar politikalarına karışmasını talep ve teşvik ediyor; büyük bir projeye başlamadan önce, açık tartışmalarla kent ahalisinin ve açık mimari yarışmalarla mimarların fikrini alıyor; imar planlarını, açık planlama sürecinde geliştiriyor.</p>
<p>Çünkü bugünkü koşullarda, keyfi imarın ve toprak vurgunculuğunun kentleri yazboz tahtasına çevirmesi; açik planlama ve kent ahalisinin imar işlerine karışması ile bir ölçüde önlenebilmektedir.</p>
<p>Bir kentin sakinleri &#8211; mimarları, marangozları, yazarları, çizerleri, filozofları, çöpçüleri, kundura boyacıları, seyyar satıcıları, sokak köpekleri, kedileri &#8230; &#8211; kentine ilgi göstermiyorsa; kentinin imarına karışmıyorsa ve kentinin imar sorunlarını tartışmıyorsa, o kentin vay haline,</p>
<p>Kent yöneticileri, politikacılar, finansçılar; kent ahalisinin, mimarların, Mimarlar Odasının imar işlerine karışmasından memnun olmalı.</p>
<p>3500 yıl önce Filozof Perikles ne demiş:</p>
<p>Kentinin imarina ilgi göstermeyen bir kimse, yalnız ilgisiz bir kimse değil, aynı zamanda kötü bir kimsedir.</p>
<p style="text-align: right;"><em>Mimarlara Mektup&#8217;un Mart/229. sayısında yayınlanmıştır.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Estetikte ‘Algı Bozukluğu’ Sorunu ve Nedenleri Üzerine; ‘Etik Sorgulama’ Arayışı&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/estetikte-algi-bozuklugu-sorunu-ve-nedenleri-uzerine-etik-sorgulama-arayisi/</link>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 11:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=15143</guid>
		<description><![CDATA[Böyle bir konu başlığının ağırlığını bir sayfalık yazı ile bir yerden az ötedeki bir yere taşıyabilmek olanaklı mı?  Ben sanmıyorum; hem ayrıca siz de öyle bir şey beklemeyin&#8230; Peki, deneyelim mi?&#8230; E, şu an ne yapıyoruz ki?&#8230; Güzeeel, başladık o zaman&#8230; Bu cümleyi sizin de zaman zaman kullandığınız oldu mu]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Böyle bir konu başlığının ağırlığını bir sayfalık yazı ile bir yerden az ötedeki bir yere taşıyabilmek olanaklı mı?  Ben sanmıyorum; hem ayrıca siz de öyle bir şey beklemeyin&#8230; Peki, deneyelim mi?&#8230; E, şu an ne yapıyoruz ki?&#8230; Güzeeel, başladık o zaman&#8230;</p>
<p>Bu cümleyi sizin de zaman zaman kullandığınız oldu mu hiç; <strong>“Göz var, nizam var. Sana mı inanacağım yoksa gözlerime mi?!&#8230;”</strong> ya da benzeri bir şeklini?&#8230; Kullanmamış olsanız bile kullanan birini görmüş ya da duymuş olmalısınız&#8230; Bazen tartışan iki kişinin aynı cümleyi aynı şekilde karşılıklı kullandığı da olabilir. Niye olmasın ki, ikisi de aynı anda, aynı yerde, aynı olayın karşı tarafları olarak; hatta varsa kalabalık taraftarlarıyla birlikte tartışıyorlardır aynı cümleyi birbirlerine kendilerinden çok emin olarak bağıra çağıra söylerlerken&#8230;</p>
<p>Oysa ki, mutlaka bir taraf yanılıyordur!&#8230; Hatta öylesine farklı bir olay yaşanır ki, her iki taraf da karşılıklı ve mutlak yanılgılarını; o an <strong>“sanılgı”</strong> olarak yaşıyorlardır&#8230; Sanki aynı yanlış rüyada yaşıyorlar gibi&#8230; <strong>“Sanılgı”</strong> mı?: O, <strong>“Kesin bir yanlışı, kesin bir doğru sanmak”</strong>, demek&#8230;</p>
<p>Dalgınken ya da gergin bir ortamdayken yaşanan <strong>“şiddetli bir korkunun”</strong>; insanın tüm bedeninde ani, kontrolsüz ve sapkın refleksler eşliğinde ölçüsüz hormon salgınlarına yol açtığı bilinir&#8230; Bu salgılarla <strong>“bilinci harmanlanmış”</strong> kişinin kabarmış <strong>“şiddetli bir korkunun tsunami dalgası” </strong>ile olay yerine ikinci kez aniden geri dönüşünde, bedeninde yol açtığı değişiklikler de bilinmektedir&#8230; Fizik ve kimyanın ele ele verip bedenimizi hallaç pamuğu gibi attırdığı ve sinir sistemimizi <strong>“İt oynamış yonca tarlasına”</strong> çevirdiği o anda; apaçık olan gözlerimiz mağdur haldeki kendimizi algılamamıza yardım etmek için görmeye çalışıyordur bir yandan da&#8230; Ne görüyorsa onu; dahası nasıl görüyorsa onu görüyordur&#8230; Sonradan hatırlamaya çalıştığında <strong>“gözünün önünde”</strong> olan biteni yeniden ayıklayıp yeniden net olarak görmeye çalışacaktır, nasılsa&#8230;</p>
<p><strong><em>Oysa ki, yaşanan şiddetli korku sırasında, onca olan bitenler arasında gözümüzü hareket ettiren kaslar da hızlı fiziksel ve kimyasal olarak olan bitenler sırasında; kontrolsüz -refleks- kasılma hareketleri yaparak ortama uyum sağlamaya çalışıyordu!&#8230;  </em></strong></p>
<p>Bu araya bir hatırlatma parantezi açalım:</p>
<p><em>Artistik Perspektif çizimi sırasında sonuç olarak elde edilmek istenen görüntünün <strong>“Resim Düzlemi”</strong>nin neresinde olduğuna göre <strong>“gerçeklik algısı”</strong> da değişmektedir. Yani birinci konumda <strong>“Resim Düzlemi</strong> <strong>üzerinde”</strong> elde edilecek görüntü <strong>“gerçeklikle doğru orantılıdır”</strong>. İkinci bir konum olan <strong>“Resim Düzlemi’nin gerisinde”</strong> ise görüntü gerçekte görünmesi gereken oranlardan çok daha küçük bir görüntü olarak algılanır&#8230; Üçüncü konumda görüntü <strong>“Resim Düzlemi’nin önünde”</strong> ise bu kez gerçekte görünmesi gereken oranlardan çok çok büyük, devasa bir görüntü ile yani perspektif deformasyon eşliğinde ortaya çıkar&#8230; Örneğin bir film afişi üzerinde oyuncunun elindeki silahın namlusu devasa bir görüntü ile tank namlusu (Verecek başka bir önek yok muydu yaa?!) gibi abartılı bir boyutta görünür.</em> -Parantezi kapatalım.-</p>
<p>Kaldığımız yerden devamla:</p>
<p>Göz kaslarımızın her birinin, aynı anda şiddetli korku sırasında her bir kasılması sırasında (Gözlerimizdeki normal görme bozukluklarımızdan ayrıca.) gördüğümüz gerçek şeylerin; <strong><em>göz yuvarımızda oluşan her bir kasılma değişikliğiyle oluşan deformasyon sırasında</em></strong> görüntülerin <strong>“Resim Düzlemi”</strong>nin <strong>“üzerinde”</strong>; <strong>“gerisinde”</strong> ve <strong>“önünde”</strong> olarak değişmesi sırasında gerçeklik algısı deformasyonuna yol açmaktadır. <strong><em>O anda aklımızda kalan hangi deformasyon aşaması ise sonradan o aşamayı dile getirme eğiliminde oluruz.</em></strong> Küçük olanı devasa, devasa olanı küçük gibi algılama sırasında gerçeklik boyutu algısını yitirdiğimiz durumlar oluşabilir.</p>
<p><strong><em>“Tüm bu algı bozukluklarımız böylesi anormal</em></strong><em> (şiddetli korku vb) <strong>durumlar dışında da oluşabilir.”</strong></em></p>
<p>Değişken fiziksel kimyasal etkiler ya da duygulanımlar, örneğin; göz bozuklukları, alkol, tansiyon, taşikardi, heyecanlanma, kan şekeri düşmesi ya da yükselmesi vb., vd.</p>
<p>Bir sergide hep beraberken <strong>“Altın Oran”</strong> ölçülerini taşıyan bir şekli; <strong><em>birbirimizden çok çok farklı olarak algılama ve yorumlama biçimimizin temelinde de aynı etkiler yoğun biçimde yer alıyor olabilir.</em></strong></p>
<p>Konulara yaklaşırken olası <strong>“Algı Bozukluğu”</strong>nun farkında olarak değerlendirmelerimize özen gösteriyorsak; <strong>“saygıda da eşdeğer duygulanım ve düşüncelere yol açabiliyoruz demektir.”</strong></p>
<p>Peki ne demek istiyoruz?&#8230; Bir yandan resimlere bakarak konuşalım; <strong>“Buffer”</strong> cinsi Japon balığına, deniz dibi kum zeminde yarattığı sanatsal çalışmasından dolayı hayran olmamak elde değil. <em>Buffer Balığı dişisine kur yapmak için yaklaşık 1 mt çapında düzenlediği bu deniz dibinde <strong>“kum sanatı”</strong> çalışması bizde <strong>“Algı Bozukluğu”</strong>na yol açmadığına göre; bu durum </em><strong>“saygıda eşdeğer duygulanım ve düşüncelere”</strong> yani bir güzellik ölçüsü/ölçeği algısına da <strong>“Estetik Değer”</strong> algısına yol açabilir, demektir&#8230;</p>
<p>Eğer her zaman, saygıda eşdeğer duygulanım ve düşüncelere yol açmaya insanca özen gösterebiliyorsak; bu bizim <strong>“şu an var olmadığı için”</strong> bir utopya olan <strong>“Adalet Güvenceli Hukuk Sistemine”</strong> olan inancımıza da işaret eder.</p>
<p>Bunun bir tür <strong>“Adalet Estetiği’nin huzurlu mutluluğuna yol açmayacağı da söylenemez”</strong>; hatta dikkatlice bakılırsa <strong>“Adalet Estetiğinin”</strong> Buffer Balığı’nın sanatsal çalışmasından gözümüzün içine doğru mutlu bir huzurun yol aldığını bile görebilirsiniz&#8230; Çünkü sadece <strong>“Bakmak ve Görmek&#8230;”</strong> yeterlidir.</p>
<p>Bu arada Buffer Balığı’nın <strong>“kamusal alanda kamuyasal çalışmasına dikkat”</strong> etmek lazım; <strong>“Sevgi”</strong> ne kadar <strong>“kişisel ve özel alan değeri”</strong> ise <strong>“Saygı”</strong> da o derecede <strong>“kamuyasal alan değeridir”</strong>. Yani isteğiniz dışında hiçkimseyi sevmek zorunda değilsiniz. Çünkü sevgi sizin özel alanınızdır. Ancak başkalarına <strong>“Saygı”</strong> duymasanız bile <strong>“Saygı göstermek”</strong> ya da <strong>“kamusal alanda bulunma sorumluluğu”</strong> olarak <strong>“Saygısızlık yapamaz; insan olan&#8230;”</strong> Çünkü, <strong>“Ahlakın kişisel ve oynak keyfiliğinin”</strong> ötesinde, <strong>“Etik’in kamuyasal saygı güvencesi”;</strong> bizlerin her türden <strong>“Etik Sorgulamalara”</strong> her zaman özgüven içinde ve tarafsızca yer ve yanıt verebileceğimizin kanıtıdır da&#8230;</p>
<p>Bufer Balığı’nın kamusal alandaki bu üç boyutlu heykel çalışmasıyla; <strong><em>sevgisini kamuyasal bir saygı etiği olarak estetize ettiğini söyleyebiliriz&#8230; </em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_15144" style="width: 596px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-15144" src="http://www.mimarist.org/file/2018/02/1.goz_.jpg.jpg" alt="" width="586" height="604" /><p class="wp-caption-text">Anatomik göz kesiti çizimi.</p></div>
<p><em> </em></p>
<div id="attachment_15145" style="width: 648px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-15145" src="http://www.mimarist.org/file/2018/02/2.JaponBUFFER.jpg-1024x576.jpg" alt="" width="638" height="395" /><p class="wp-caption-text">Buffer Cinsi Japon Balığı</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_15146" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><img class="size-full wp-image-15146" src="http://www.mimarist.org/file/2018/02/3.BUFFERdenizdibi.jpg.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="http://www.mimarist.org/file/2018/02/3.BUFFERdenizdibi.jpg.jpg 640w, http://www.mimarist.org/file/2018/02/3.BUFFERdenizdibi.jpg-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><p class="wp-caption-text">Buffer Balığı’nın dişisine kur yapmak için yaklaşık 1 mt çapında düzenlediği deniz dibinde “kum sanatı” çalışması.</p></div>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
