<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mimarlara mektup &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/mimarlara-mektup/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Aug 2026 08:29:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>Dünya Mimarlık Gününü Kutlarken&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dunya-mimarlik-gununu-kutlarken/</link>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 07:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen - TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19676</guid>
		<description><![CDATA[1985 yılından bu yana her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü, BM Dünya Konut Günü’ne paralel olarak belirlenen bir tema çerçevesinde, Dünya Mimarlık Günü olarak kutlanıyor. Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) tarafından bu yılın teması “Sağlıklı bir dünya için temiz çevre” olarak belirlendi. Mimarlar Odası Genel Merkezi ile diğer şube ve]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>1985 yılından bu yana her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü, BM Dünya Konut Günü’ne paralel olarak belirlenen bir tema çerçevesinde, Dünya Mimarlık Günü olarak kutlanıyor. Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) tarafından bu yılın teması <strong>“Sağlıklı bir dünya için temiz çevre”</strong> olarak belirlendi.</p>
<p>Mimarlar Odası Genel Merkezi ile diğer şube ve temsilciliklerimiz gibi Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak bizler de Ekim ayı içinde yaptığımız; İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali’ni, Ajanda Fotoğraf Yarışması’nı, meslektaşlarımızla ve farklı disiplinlerden katılımcılarla yaptığımız söyleşileri ve sergileri bu temalar ve başlıklar çerçevesinde oluşturuyor, mimarlık ortamımızla ve tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz.</p>
<p>Salgın hastalık nedeniyle geçen yıl yapamadığımız Kuşaktan Kuşağa Geleneksel Mimarlar Buluşması’nı bu yıl Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirdik.  Sağlıklı kentleşme için nitelikli mimarlık hizmeti vermeye devam eden, meslekte 30, 40, 50, 60 ve 70. yılını dolduran değerli meslektaşlarımızı bu vesileyle tekrar kutluyorum.</p>
<p><strong>Değerli meslektaşlarım;</strong></p>
<p>Ekonomik kriz, sağlıksız kentleşme ve çevre kirliliğine bağlı küresel ısınma, salgın hastalıklar, afetler ile birlikte doğal alanlarımızın ve kültürel varlıklarımızın talan edildiği, kayyumlar eliyle yerellerde seçmen iradesinin yok sayıldığı,  üniversitelerimizin özerk yapılarına müdahale edildiği, insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı, kadına yönelik şiddetin arttığı, yasal düzenlemelerin ise bu antidemokratik uygulamaların artmasına ve yaşam alanlarının daha fazla talan edilmesine hizmet ettiği bir dönemden geçmekteyiz.</p>
<p>Tarihi Yarımada ve Boğaziçi’ni tahrip eden müdahaleler, mimarlık ve şehircilik ilkelerine aykırı kentsel yenileme ve dönüşüm projeleri, içme suyu havzaları, tarım ve orman alanlarının yapılaşmaya açılması, kaçak yapılaşmayı özendiren imar afları, ekolojik felakete yol açacak Kanal İstanbul Projesi, İstanbul’un ciğerlerini söndüren 3. Köprü ve bağlantı yolları projeleri ve yeni havalimanı ile İstanbulluların çevre ve kentli hakları yok edilmekte, İstanbul’un geleceği karartılmaktadır.</p>
<p>Kentsel ve kırsal alanlar, tabiat varlıkları, koruma alanları, Boğaziçi, ormanlar, kıyılar, milli parklar ve doğal sit alanları rant alanı haline getirilirken; doğal kaynaklarımız yok olmakta, kamusal alanlarımız tüketilmekte, kentsel-kırsal çevre sorunları hızla artmaktadır.</p>
<p><img class="wp-image-19677 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2021/11/bogazici_ongorunum-1024x1024.jpg" alt="" width="244" height="239" /></p>
<p>Doğayı; doğal varlıklarımızı ve koruma altındaki alanlarımızı kısa vadeli rant getirisi hesaplarıyla yok eden, koruma anlayışından uzak tüm bu proje ve uygulamalar afetlere davetiye çıkartmakta, çevre kirliliğine ve kentlerimizin yaşanmaz hale gelmesine neden olmakta, küresel ısınma ve iklim değişikliğine kaynaklık etmektedir.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi ve Yakın Çevresi, Hacı Osman Bayırı Caddesi ve Çevresi, Yıldız Parkı Etabı, Sedef ve Kaşık Adası’nın doğal sit alanı koruma statüsünün değiştirilmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca alınan; ülkenin doğal koruma alanlarını yok edecek, talan ve yapılaşmaya açacak bu kararların dikkatle takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.</p>
<p>Doğal alanların korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasının ön koşulu, kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının korunmasının ülke politikası olarak benimsenmesi ve süreklilik içinde uygulanmasıdır. Türkiye, imzalamış olduğu uluslararası koruma ilke kararları uyarınca ülkedeki gelişme politikalarını ‘koruma eksenli’ olarak düzenlemek zorundadır.</p>
<p>Bu nedenle uluslararası tüm ilke kararlarında korumanın gerçekleşmesinin, bu konunun ülkenin temel politikalarından biri olarak kabul edilmesine bağlı olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.</p>
<p>Bu süreçte küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik acil önlemlerin bir an evvel hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Bu çerçevede yerel ve genel politikalar ekolojik programlarla güçlendirilmeli, kentlerin iyileştirilmesi, afetlere karşı hazırlıklı hale getirilmesi, doğal ve kültürel varlıklarımızın korunması adına gereken adımlar hızla atılmalıdır.</p>
<p>Yaşanan salgın, sel, deprem, kuraklık ve yangın gibi afetlerin, gezegenimize ihanetin sonucu olduğunun farkına varılmalı, doğa ile uyumlu kentleşme ve koruma politikaları gündeme alınmalıdır.</p>
<p>Çevre ve doğa tahribatının olumsuz etkilerinin azaltılması, ülkemizin ve dünyanın sahip olduğu kaynakların doğa-insan odaklı politikalar çerçevesinde korunması ile mümkün olacaktır.</p>
<p>Tüm meslektaşlarımızın Dünya Mimarlık Günü’nü yeniden kutlarken; doğal ve kültürel varlıklarımızın korunarak, sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması için verdiğimiz mücadeleyi sürdürmekte kararlı olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>XI. Mimarlık “VE” Eğitim Kurultayı…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/xi-mimarlik-ve-egitim-kurultayi/</link>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 07:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19673</guid>
		<description><![CDATA[2001 yılından bu yana yapılan her bir kurultay, doğal olarak ayrı bir başlık ve içerik ile gündemi sorgularken; somut çözüm önerilerini ve ürünlerini ortaya koyan uzun soluklu, değerli çalışmalardan oluşan bir birikime de yol açtı. İlk kurultay fikri “1999 Marmara Depremi”nin dayattığı o günlerin zorlu koşullarında mevcut “Mimarlık Uygulama Alanı” ile mevcut “Mimarlık Eğitimi]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>2001 yılından bu yana yapılan her bir kurultay, doğal olarak ayrı bir başlık ve içerik ile gündemi sorgularken; somut çözüm önerilerini ve ürünlerini ortaya koyan uzun soluklu, değerli çalışmalardan oluşan bir birikime de yol açtı.</p>
<p>İlk kurultay fikri <b>“1999 Marmara Depremi”</b>nin dayattığı o günlerin zorlu koşullarında mevcut <b>“Mimarlık Uygulama Alanı”</b> ile mevcut <b>“Mimarlık Eğitimi Uygulama Alanı”</b>nın hem kendi içlerinde hem de ortaklık alanlarında <b>“Öz Sorgulama”</b> çabaları eşliğinde geliştirilip olgunlaştırıldı&#8230;</p>
<p>Her bir sorumluluk alanındaki <b>“Ne Yapıyoruz?&#8230;; Nasıl Yapıyoruz?&#8230;; Birlikte Neleri, Nasıl Daha İyi Yapabiliriz?&#8230;”</b> soruları; kurultayların olgunlaşma ve çözüm yolları geliştirmesine yol açtı&#8230;</p>
<p><b>“1999 Marmara Depremi”</b> felaketine uğramadan önce olan bitenlere dair kısa bir yakın tarihçe özeti yaparak devam edersek;</p>
<p>Ağırlıklı olarak Avrupa’da <b>“2. Dünya Savaşı”</b> sonucunda yıkılan kentlerin kısa sürede onarılması ve onarılamayanların yerine de <b>&#8220;Sosyal Konut/Toplu Konut&#8221;</b> adı altında <b>“bir yapılaşma türü ve süreci”</b> yaşanmıştı&#8230;</p>
<div id="attachment_19674" style="width: 607px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-19674" src="http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitoki-1024x683.jpg" alt="" width="597" height="426" /><p class="wp-caption-text">Yahya Kemal Bayar: &#8220;Divriği TOKİ Evleri -Güzel?-Güzel Değil?&#8221;</p></div>
<p>Ancak 1960&#8217;ların başında farkına varıldığında ise artık çok geç idi. Çünkü her yöne doğru tekdüze yapı yığılması aidiyetsizliği ve o yere olan yabancılaşmayı doğurmuştu. İnsanlarda <b>“kendilerine ait olmayan ve kendilerinin de ait olmadığı yer duygusunun yüksek olduğu”</b>;</p>
<p>sanki <b>&#8220;Yolcu Treni Vagonlarındaki Geçici Aidiyet&#8221;</b> hissi gibi, insanlardaki <b>“kimsesizlikle bağlantılı korunma ve korunmama”</b> duygusu ikilemi;</p>
<p><b>“Suç İşleme Oranlarının Yüksek Olduğu Mahalleler Yaratılmasına”</b> neden oldu&#8230;</p>
<p>Bunun farkına varan ülkeler <b>“Sosyal Dokuyu Bozan”</b> bu <b>“Suç Mekanlarını Dinamitleyerek Yıkmaya Başladılar.”</b></p>
<p>Bu durum en net biçimde <b>“1996 Habitat-2 İstanbul Konferansı”</b> için hazırlanmış olan <b>“Habitat-2 1996 İstanbul Fransız Ulusal Raporu”</b>nda da resimlenerek belgelendi&#8230;</p>
<p>Aynı sürecin tahribatının en fazla yaşandığı Almanya&#8217;da da aynı tespitlerin yapıldığını; Yönetmenliğini <b>İmre Azem</b>&#8216;in yaptığı <b>&#8220;Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir (2011)&#8221;</b> belgeselinde (www(.) <a href="http://vimeo.com/387180646" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://vimeo.com/387180646&amp;source=gmail&amp;ust=1636011858624000&amp;usg=AFQjCNEhNG5A2ufZYASkAOOXBWxHXYRQNA">vimeo.com/387180646</a>) izlenerek görülebilir.</p>
<p>Aynı tarihsel sürecin ardından ülkemizde de bazı paralel izler <b>&#8220;Ataköy-I. ve II. Kısım&#8221;</b> yapılaşması ardından <b>“1961 Anayasası”</b> ile gelen <b>“Sosyal Devlet”</b>  etkisiyle gelişen <b>&#8220;Toplu Konut/Sosyal Konut&#8221;</b> politikası doğrultusunda <b>&#8220;Ataköy-III. ve IV. Kısım&#8221;</b> yapılaşmasında (bitişik nizam vagonlar) olarak kendisini gösterir&#8230;</p>
<p>O tarihler, artık aynı zamanda <b>“Montaj Sanayi”</b> yapılaşmalarının çevresinde <b>“Ucuz İşgücü Cenneti”</b> isteyen ve böylece <b>“Hazine Arazileri”</b> üzerinde <b>“Gecekondulaşmalara Göz Yummak”</b> yoluyla <b>“Sermaye Birikiminin Dolaylı Yoldan Teşvik Edilmesi”</b> ve aynı zamanda  <b>“Yapsat Müteahhitler Çağı”</b> olarak da kendini gösterir.</p>
<p>Öte yandan planlı gelişmenin iyice dışına çıkan kentlerin, artık biraz daha sağlıklı biçimde düzenlenmesi için doğrudan Başbakanlık’a bağlı olarak oluşturulan <b>“Toplu Konut İdaresi”</b>(TOKİ);</p>
<p><b>“1996 Habitat-2 İstanbul Uluslararası Konferansını”</b> düzenler bir nitelikten;</p>
<p>nasıl olur da, sanki günümüzün gözü doymaz rantiyeci yapsat müteahhitliği organizasyonuymuş gibi; sürekli kent suçu üreten bir rant regülatörü halini alır&#8230;</p>
<p>Akıl almaz bir durumdur bu!&#8230;</p>
<p>Üstelik sadece mevcut kentler değil; günümüzde <b>“Tüm Kırsal Alanlar”</b> aynı suç yöntemiyle tahrip edilmektedir&#8230;</p>
<div id="attachment_19675" style="width: 553px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-19675" src="http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitokii.jpg" alt="" width="543" height="544" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitokii-150x150.jpg 150w, http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitokii-300x300.jpg 300w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" /><p class="wp-caption-text">Yahya Kemal Bayar: &#8220;Divriği TOKİ Evleri -Güzel?-Güzel Değil?&#8221;</p></div>
<p>Böyle bir ortamda, <b>Mimarlık ve Eğitim Kurultayı</b> toplantılarının on birincisi, <b>“Mimarlık Eğitiminde ve Pratiğinde Değişim / Dayanışma”</b> teması çerçevesinde <b>26-27 Kasım 2021</b> tarihlerinde, <b>Eskişehir Teknik Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi</b>’nin ev sahipliğinde düzenlenirken;&#8230;</p>
<p>kentsel ve kırsal tüm yerleşim alanlarında <b>“Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin, Daha İyi Bir Mimarlık&#8230;”</b> talebimizin gerek ve şartlarını hep birlikte <b>“Değişim ve Dayanışma”</b> ile yerine getirmeye çalışırken, bir kez daha herkesin <b>“Dünya Mimarlık Gününü”</b> kutlarım&#8230;<b> </b></p>
<p><b>Mimarlara Mektup Bülteni, Ekim 2021, Sayı: 272   </b></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Mimaride “Etik” ve “Estetik” Arasındaki “Kısa Yollar&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimaride-etik-ve-estetik-arasindaki-kisa-yollar/</link>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2021 12:40:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19065</guid>
		<description><![CDATA[İnsanları sağlığına kavuşturmanın; iyilik, doğruluk ve güzellikle kaçınılmaz bir bağı olduğunu rahatça düşünebiliriz. İyileşen hasta karamsar/kötümser olmaktan kurtulur; mutlu olur; sevinir&#8230; Yaşamın güzelliğine tutunur. Zaten güzellik nedir ki; yaşama güzellikle bakmaktan başka&#8230; Bunu sağlayan Hekimin mutluluğunun güzelliğini de unutmamak gerek&#8230; Bilirsiniz “Tıp Etiği”(Deontoloji)’nin kaynağı olan “Hipokrat Yemini”nin ilk kuralı “Hastanın]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanları sağlığına kavuşturmanın; iyilik, doğruluk ve güzellikle kaçınılmaz bir bağı olduğunu rahatça düşünebiliriz. İyileşen hasta karamsar/kötümser olmaktan kurtulur; mutlu olur; sevinir&#8230; Yaşamın güzelliğine tutunur. Zaten güzellik nedir ki; yaşama güzellikle bakmaktan başka&#8230; Bunu sağlayan Hekimin mutluluğunun güzelliğini de unutmamak gerek&#8230;</p>
<p>Bilirsiniz <strong>“Tıp Etiği”</strong>(Deontoloji)’nin kaynağı olan <strong>“Hipokrat Yemini”</strong>nin ilk kuralı <strong>“Hastanın hastalığı hakkında bir bilgiye sahip değilsen dokunma!&#8230;”</strong>dır&#8230; Bu ilkeli ve doğru davranmak zorunlu kuralı; hastayı hastalığından kurtarıp onu yine yaşama sevinciyle başbaşa bırakmakla; sonuç olarak iyiliğin güzellikle sonuçlanmasına yol açar.</p>
<p>Aynı kural/ilke mimaride de geçerlidir&#8230; Tam yerinde olması ve kalması gerekene; yani doğal olana hiç dokunmamak da yüce bir Mimarlık Eylemidir&#8230;</p>
<div id="attachment_19066" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-19066 size-full" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj.jpg" alt="" width="400" height="493" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj.jpg 400w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj-243x300.jpg 243w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p class="wp-caption-text">“Uzaydan Marmara’da Müslaj Yayılması görüntüsünün uydu fotoğrafı”</p></div>
<p>Buradaki kesinlik değeri taşıyan kuralların matematiksel birer karşılığı olduğunu da unutmamak gerekir. Ne de olsa matematik; defalarca doğrulanmış kuralların defalarca doğru biçimde kullanılmasıyla; varlığını her zaman her yerde sürdüren, geliştiren ve doğru mantıkla çalışan her akla uygun kurallar sistemidir.</p>
<p>Antik dönemde <strong>“Altın Kural”</strong> arayışının matematiğin ortak dili sayesinde olduğunu da unutmamak gerek&#8230; Sağlıklı ve sağlam kurallara bağlı <strong>“Aktöre”</strong>(Etik) değerlerin sonuçta yol açtığı <strong>“Güzeltöre”</strong>(Estetik) değerleri; insan ilişkilerinde mutsuzluğa yol açmayan <strong>“Davranış Alışkanlıkları”</strong>(Kültür) birikimine de yol açar&#8230;</p>
<p>İnsan ilişkilerine <strong>“Süreç”-“Sonuç”</strong> bağlamı üzerinden baktığımızda ise <strong>“Sonuç”</strong> olarak varılması istenen <strong>“Güzeltöre”</strong>(Estetik) değerin denk düştüğü kavram <strong>“Adalet”</strong> olurken;</p>
<p><strong>“Süreç”</strong> olarak yaşanması gerekenler; <strong>“Aktöre”</strong>(Etik) değerin denk düştüğü kavram da <strong>“Hukuk”</strong> olmaktadır&#8230;</p>
<p>Şimdi biraz da günümüzde yaşanmakta olanlara dönersek: <strong>“Karatöre”</strong> olarak burada pek azını sayabileceğimiz kötü davranış alışkanlıkların; bireylere ve o bireyin içinde yaşadığı topluma verdiği zararlara karşı sağlam durmanın yollarını henüz tam olarak kullanmakta olduğumuz söylenemez.</p>
<p><strong>“Nicelik Şiddet”</strong> ve <strong>“Nitelik Şiddet”</strong>in her türünü içinde barındıran; <strong>“Kan Davaları”</strong>; <strong>“Başlık Parası”</strong>; <strong>“Çocuk Evlilikleri”</strong>; <strong>“Aile içi Cinsel Şiddet ve Ensest”</strong>; <strong>“Çocuk İşçilik”</strong> ve aklınıza gelebilen benzeri tüm kötülük kaynaklarının kurutulması; toplumun bütününün ortaya koyacağı direnç ve kararlılıkla ancak mümkün olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_19067" style="width: 635px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-19067" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj1.jpg" alt="" width="625" height="425" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Caddebostan kıyılarında müsilaj yayılması&#8230;&#8221; -Cumhuriyet Gazetesi İnternet sayfasından.</p></div>
<p>Çünkü, bir yerde ortaya çıkan ilkesel bir zayıflık; görmezden gelme; ihmal vb nedenlerle; anında <strong>“Salgın</strong>(Pandemi)<strong>Virüsleri”</strong> gibi her yere yayılabilmektedir.</p>
<p>Eğer tüm toplumun katılımı ve katkısıyla <strong>“Demokratik Denetim Mekanizması”</strong>nın yani <strong>“Açıklık, Şeffaflık; Hesap Verebilirlik ve Denetlenebilirlik”</strong> ilkeler bütününün kurallarına(Hukuk) uygun olarak her an, her yerde taviz vermeksizin korunarak işletilmesi ile ancak özlenen sürekli güzelliğe(Adalet) ulaşabiliriz.</p>
<p>Peki, <strong>“Kültürel”</strong>, <strong>“Sosyolojik”</strong> ve <strong>“Psikolojik”</strong> açıdan <strong>“Kent-Siyasası”</strong>nda durum; yani bir “<strong>Salgın</strong>(Pandemi)<strong> Türü”</strong> olarak; yaşamakta olduğumuz “<strong>Fiziksel ve Zihinsel Müsilaj!…”</strong> nasıl önlenebilir?</p>
<p>O zaman; &#8230; sil baştan; yeniden başlıyoruz; her yere yayılan fiziksel ve zihinsel salyaları temizlemek için!&#8230;</p>
<p>-Yok, yok bu yazı <strong>“5 Haziran, Dünya Çevre Günü”</strong>yle ilgili değil&#8230; Geçtik onu; ne çevresi?!&#8230;-</p>
<p>Bir ülke düşünün sadece iki kişilik&#8230;</p>
<div id="attachment_19068" style="width: 654px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-19068" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj2.jpg" alt="" width="644" height="448" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Caddebostan kıyılarında müsilaj yayılması&#8230;&#8221; -Cumhuriyet Gazetesi İnternet sayfasından.</p></div>
<p>-Yok, yok aşk üzerine de değil bu yazı&#8230;-</p>
<p>Bu örnekte sadece bir ekmekleri var; bu iki kişinin&#8230; Nasıl bölüşecekler?&#8230; Huzursuzluk yaratmadan ama huzurlu kalarak&#8230;</p>
<p>Çok basit bir yolla yani en <strong>“Demokratik Hukuk”</strong>la&#8230; Yani, <strong>“Biri ekmeği bölecek; diğeri seçecek&#8230;”</strong>(Bu bir demokratik <strong>“Hukuk Sistemi”</strong>nin özetidir&#8230;)</p>
<p><strong>“Her ikisi de istediğini özgürce yapmış olmalarından dolayı mutsuz olmayacaklar!&#8230;”</strong> (Bu bir demokratik hak olan <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> sistemidir.)</p>
<p>Sonuçta, sizde sürekli bir mutluluğun huzuru varsa; <strong>“Adalet Güvenceli Hukuk”</strong> size olan hizmet görevini tam hakkıyla sunmuş demektir&#8230;</p>
<p>Tam sıra ülkenin üzerine çökmüş olan <strong>“Siyasi Müsilaj”</strong>a gelmişti ki; yerimiz bitti&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Dünyayı Gülmek Kurtarabilir</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dunyayi-gulmek-kurtarabilir/</link>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2021 12:34:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dam Notları / Hasan Çakır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[dam notları]]></category>
		<category><![CDATA[hasan çakır]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19061</guid>
		<description><![CDATA[Yeni ‘Dam Notları’ için eski dosyaları karıştırırken tiyatro ve sinema sanatçısı, düşünür, yazar Peter Ustinov’un bir gazetede yer alan “dünyayı gülmek kurtarabilir” sözü üzerine tuttuğum notlar ve ayırdığım gazete kesikleri ilgimi çekti. ‘İşte’ dedim, yeni ‘Dam Notları’ ve o notlardan (1993) ve her biri bir gülmece konusu olabilecek gazete haberlerinden]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni ‘Dam Notları’ için eski dosyaları karıştırırken tiyatro ve sinema sanatçısı, düşünür, yazar Peter Ustinov’un bir gazetede yer alan “dünyayı gülmek kurtarabilir” sözü üzerine tuttuğum notlar ve ayırdığım gazete kesikleri ilgimi çekti.</p>
<p>‘İşte’ dedim, yeni ‘Dam Notları’ ve o notlardan (1993) ve her biri bir gülmece konusu olabilecek gazete haberlerinden bir bölük:</p>
<p>***</p>
<p>Geçenlerde bir gazetede okudum. Peter Ustinov, İstanbul’da bir söyleşide “Dünyayı gülmek kurtarabilir” demiş. Bana göre yüzyılımızın en mega sözlerinden biridir bu. Geçtiğimiz on yılın, gazetelerde yer alan çevre haberlerine bir göz gezdirmek bile bu sözün ne kadar mega bir söz olduğunu anlamaya yeter de artar bile. Ben bu gazete haberlerini kesip saklama işine “sevdi, vermediler, vurdu” veya “762 yerinden bıçakladı, hâkim niye 762 diye sorunca, çok seviyordum” dedi gibi cinsel münasebetsizliklerin yol açtığı ‘aşk’ cinayetleri haberini kesmekle başladım. Sonra çevre felaketleri ile ilgili haberlere dadandım.</p>
<p>İşte birkaç örnek…</p>
<p>1978’den bir gazete kesiği:</p>
<p>Denizler sürekli kirletiliyor… Orman yağması devam ediyor. Tropik ormanlar keresteleştiriliyor. Karaların üçte biri çölleşmekte. Sahra Çölü yılda 20 metre hızla Akdeniz’e ilerliyor.</p>
<p>6 yıl sonra, 1993…</p>
<p>Doğa ve Çevre Koruma Birliği’ne göre, tropik ormanların keresteleştirilmesi süregidiyor. Birliğin uzmanları bir yıl önce Rio’da, Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda alınan kararların da bir sonuç vermediğini söylüyorlar.</p>
<p>Yıl 1989. Bir söyleşi; bir uzmanla:</p>
<p>-Ara sıra şöyle büyük sarsıcı bir kitap daha yazmayı canınız çekiyor mu?</p>
<p>-Yıllardır süren dervişliğim, abdallığım, bana dünyayı değiştirmeyeceğimi öğretti. Ayrıca insanoğlu sanki kendisini yok etmeye karar vermiş. Kendisini pencereden atmışa dur demenin ne anlamı var?</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-19062" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-1-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-1-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-1-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-1-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-19063" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-2-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-2-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-2-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-2-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-19064" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/cakir_haziran_21-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>1992 Rio Konferansı’ndan Günümüze Garip Ama Çok Kısa Bir Yolculuk; “Sivilce&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/1992-rio-konferansindan-gunumuze-garip-ama-cok-kisa-bir-yolculuk-sivilce/</link>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 13:23:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18798</guid>
		<description><![CDATA[Bugün ülke veya dünya olarak düştüğümüz yere bakıyorum da; kısa bir film şeridi gözümün önünden akıp gidiyor. Danimarka’nın kadın başbakanı Gro Harlem Brundtland’ın 1987’deki “Ortak Geleceğimiz” çalışması nasıl da heyecan yaratmıştı&#8230; Uygarlığa ulaşmanın türlü incelikli hukuk gerektiren ve sürekli huzuru ve adaleti şart koşan yollarının ışıltısı gözlerimizi kamaştırıyordu&#8230; Daha ne]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ülke veya dünya olarak düştüğümüz yere bakıyorum da; kısa bir film şeridi gözümün önünden akıp gidiyor.</p>
<p>Danimarka’nın kadın başbakanı Gro Harlem Brundtland’ın 1987’deki <strong>“Ortak Geleceğimiz”</strong> çalışması nasıl da heyecan yaratmıştı&#8230; Uygarlığa ulaşmanın türlü incelikli hukuk gerektiren ve sürekli huzuru ve adaleti şart koşan yollarının ışıltısı gözlerimizi kamaştırıyordu&#8230; Daha ne olsun “21. Yüzyıl ve Eylem Planı” geliyordu&#8230; Ama bir yandan da o yıllarda Sosyalist Sistemin ilk örneği kendi kendine ve hatta kendi içine doğru çökerken Dünya Bankası’nın kesenin ağzını sonuna kadar açması; huylanılmayacak gibi de değildi!&#8230; Havada uçuşan <strong>“Sivil Toplum”</strong> kavramları; Yönetişim,&#8230; bla-bla, vb, vd&#8230; Gelinen noktada her açıdan rehin alınmış bir ülke/ler ve toplum/lar&#8230; Her şey ama her şey bu geçen 30 yıl içinde buharlaştı!&#8230; Artık <strong>“Kişi Başına Düşen Gayri-Safi Milli Travmamız”</strong> konusundan rahatça söz edebiliriz. Şimdi bu aşağıdaki bölümü tadını çıkararak okumanızı tavsiye edebilirim&#8230;</p>
<p><strong><em>“Kimlik, Kimlik Travması ve Aidiyet Kimliği:&#8230;”</em></strong></p>
<p><em>(Kontrendikasyon notu: İşbu yazının alınganlarda pişik türü ruhsal tahrişe yol açtığı kanıtlanmıştır&#8230;) </em></p>
<p><em>Ne kadar bilinçli korunma alışkanlıkları edinmiş olursak olalım, yaşamın içerisinde yer alan irili ufaklı ve değişik türde psikolojik travma şiddetlerinden payımızı alırız&#8230;</em></p>
<p><em>Önemli olan sürekli bir biçimde psikolojik şiddetten arındırılmış ortamda bulunabilmek için sürekli kaçmak değil; karşı karşıya kalınabilecek psikolojik şiddeti önceden algılamaya ve ortamı şiddetten arındırabilmeye çalışmaktır.</em></p>
<p><em>Sürekli şiddetsiz ortam talebi de bir tür şiddet olarak karşımıza çıkabilir.</em></p>
<p><strong><em>“Psikolojik Çevre Kirliliği Sistemi”</em></strong><em> de denilebilecek ve farklı nedenlerle ortaya çıkan psikolojik şiddetlerin dinamik toplamı; sınır tanımaksızın zincirleme reaksiyonlarıyla üzerimizde etkilerini bırakmaktadır. Aldığımız bu etkileri ise bizler başka mekanlardaki başka insanlara doğru aynen bizlere ulaştığı gibi sürekli taşımaktayızdır.</em></p>
<p><em>Nedeni anlamında ilk kaynağı olduğumuz herhangi bir psikolojik travmanın, bilmediğimiz yerlerde tanımadığımız insanlara ulaşıyor olmasını düşünmek bile bizlerde rahatsızlığa yol açabilir.</em></p>
<p><img class="wp-image-18799 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitat2foto.jpg" alt="" width="549" height="312" /><em>Burada saymaya ve sıralamaya yer bulamayacağımız nedenlerle ya da bahanelerle; toplumsal yaşam içerisinde psikolojik travmaya uğramamış insan yok gibidir.</em></p>
<p><em>Günümüzde yaşananlar karşısında etkilenmemenin de bir tür <strong>“Sabit Psikolojik Travma”</strong> biçimi olduğunu göz önüne aldığımızda; farkında olmadığımız ve ister istemez <strong>“Sürekli Psikolojik Savunma Davranışı Alışkanlığı”</strong> edindiğimiz ortaya çıkar.</em></p>
<p><em>Takıntılarımız veya edindiğimiz benzeri tutumlar bu davranış alışkanlığının bir yansıması gibidir.</em></p>
<p><em>Takıntılarımıza karşı doğrudan doğruya yapacağımız bir müdahale, yaramızın kabuğuna yönelik bir müdahale anlamına gelecektir. Ve bu canımızı acıtabilir.</em></p>
<p><em>Takıntılarımızı zenginleştirmek yönündeki davranış alışkanlıklarımız ise doğrudan doğruya yüzleşmek istemediğimiz yaramızın (psikolojik travma) hiç olmazsa büyüme ve derinleşmesini önlemek için temiz tutulabilmesine olanak sağlayacaktır.</em></p>
<p><em>Aynı noktadan birden fazla ya da birbirine yakın birden fazla yara almak toparlanması ve kapanması daha güç olan daha büyük bir yaraya yol açabilir.</em></p>
<p><em>Bu nedenlerle takıntılarımıza karşı üvey evlat davranışında bulunmak yerine yaşamımıza olumlu bir biçimde katılmalarına olanak sağlamak; çürütülmüş birçok süt biçiminden <strong>“peynir ve yoğurtta olduğu gibi”</strong> modernize etmek gerekmektedir.</em></p>
<p><em>Bu yöntemle edineceğimiz <strong>“bağışıklık sistemi”</strong>; kimliğimizin gelişme ve olgunlaşmasına olumlu bir katkıda bulunacaktır.</em></p>
<p><em>Su altında iken vurgun yiyen dalgıçı eskiden <strong>“vurgun yediği derinliğe”</strong> indirirlerken; bugün basınç odasında vurgun yediği derinliğin basıncına eşit basınç altında tedavi ederek sağlığına kavuşturmaktadırlar. Vurgunun tahrip şiddeti derinlikle doğru orantılıdır da denilebilir. Denilmese de bunun hiçbir önemi yoktur. Nasılsa vurgun yemiş olmak <strong>“vurgun yemiş olmaktır&#8230;”</strong></em></p>
<p><strong><em>“Katilin cinayeti işlediği yere dönmesi”</em></strong><em>nde de aynı psikolojik travma şokuyla tekrar yüzleşme isteğini barındırdığı söylenir.</em></p>
<p><em>Bu örneklerde olduğu gibi travma, bir “yüzleşme” ile giderilmeye çalışılmaktadır.</em></p>
<p><img class="size-large wp-image-18800 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitatkaldirimi.jpg" alt="" width="344" height="376" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitatkaldirimi.jpg 344w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitatkaldirimi-274x300.jpg 274w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" /><strong><em>“Kabullenme”</em></strong><em> ise yüzleşmenin ilk önemli adımı gibidir.</em></p>
<p><em>İnsanın yaşamı boyunca oluşumu süren kimliğinin; bu oluşum sürecinde alınan psikolojik travmalarla ve bu travmalara karşı geliştirdiği davranış alışkanlıklarıyla doğrudan ve ayrılmaz bağı ya da bağları vardır.</em></p>
<p><em>Kişisel kimlik tarihi sürecinde yaşanılanların oluşturduğu dinamik son toplam, süren yaşam ilişkilerinde kendini açık bir biçimde gösterir.</em></p>
<p><em>Toparlanamayacak ve geliştirilemeyecek derecede davranış bozukluklarına yol açan psikolojik travma toplamı; artık bir dış kimliğin çaresiz olarak iç kimlik (kişisel kimlik tarihi) olarak kabullenilmesine yol açar. Teslim olunduktan ve yakayı kaptırdıktan sonra geçmiş olsun&#8230;</em></p>
<p><em>Bazen dış kimlik, <strong>“deneyimli ve kimlik sahibi zatlar”</strong> tarafından zorla giydirilerek iç kimliğin olgunlaşması engellenir&#8230;</em></p>
<p><em>Giydirme süreci de zaten başlı başına psikolojik travmadır. Sık sık <strong>“eğitim”</strong> adını aldığı da olur.</em></p>
<p><em>Çaresizce sarılmak, tutunmak zorunda kaldığımız dış kimlik; kuyruğunu yutmaya başlayan yılanın kendini yuta yuta <strong>“sıfır”</strong> şeklini alacağı son duruma kadar güzel güzel yoluna devam eder.</em></p>
<p><em>Ve yarılmaların başlamasıyla olgunlaşma fırsatı bulamayan iç kimlik saldırganlık düzeyinde şiddet kusmalarıyla kendini ispatlama yol ve yollarını çaresizce seçer dışarı çıkar&#8230; Dışarda kalır.</em></p>
<p><em>Ben bu konudan sıkıldım tekrar içeri giriyorum&#8230;</em></p>
<p><em>Metin KARADAĞ Haziran 1999”</em></p>
<p><strong>“Buharlaşma!”</strong> derken eğer örnek isterseniz; daha öncede değinmiştim;&#8230; “<em>dünün Başbakanlığa bağlı <strong>“Toplu Konut İdaresi”</strong>(TOKİ), 20. yüzyılın en büyük son konferansı sayılan Habitat-2’ye Evsahipliği yapar nitelikteyken; bugün, ülkenin rantı en bol yerlerini, <strong>“Plansız-Programsız Özelleştirme Zihniyetiyle” </strong>hazırlanmış <strong>“ReziLdanslardan”</strong> oluşan <strong>“Hödüklandlarla”</strong> dolduran bir tür <strong>“Düz Müteahhitlik”</strong> yapmaktadır…”</em>  örneği ile <strong>“Buharlaşma!&#8230;”</strong> konusundan <strong>“Kişi Başına Düşen Gayri-Safi Milli Travmamız”</strong> konusuna artık rahatça geçebiliriz&#8230;</p>
<p>Sorması ayıp sizin <strong>Gayri-Safi Milli Travmanız</strong> kaç?&#8230;</p>
<p>Mimarlara Mektup Bülteni, Mart 2021, Sayı: 265</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Açık Planlama</title>
		<link>http://www.mimarist.org/acik-planlama/</link>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 13:21:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dam Notları / Hasan Çakır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[dam notları]]></category>
		<category><![CDATA[hasan çakır]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18801</guid>
		<description><![CDATA[Bir mimarlık öǧrencisinin isteǧi ve önerisi üzerine, Açık Planlama Notları’nı derlemek için dosyaları karıştırırken, ilk “Dam Notları” yazım gözüme ilişti: “Barok İdeal Plan’dan Aksonometriye Mimari Çizim Sergisi”, 30 Aralık 1985… 35 yıl… Ne güzel… Açık Planlama Adı üstünde, açık planlama: gizli kapaklı yapılan planlama deǧil kamuoyuna açık; tartışma toplantıları, kent]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bir mimarlık öǧrencisinin isteǧi ve önerisi üzerine, Açık Planlama Notları’nı derlemek için dosyaları karıştırırken, ilk “Dam Notları” yazım gözüme ilişti: “Barok İdeal Plan’dan Aksonometriye Mimari Çizim Sergisi”, 30 Aralık 1985… 35 yıl… Ne güzel…</p>
<p><strong>Açık Planlama</strong></p>
<p>Adı üstünde, açık planlama:</p>
<ul>
<li>gizli kapaklı yapılan planlama deǧil kamuoyuna açık;</li>
<li>tartışma toplantıları, kent gezileri vb. ile ahalinin katılımına; mimari yarışmalarla mimarların görüş ve önerilerinin alınmasına açık;</li>
<li>deǧişime, yeni, iyi fikir ve önerilere açık.</li>
</ul>
<p>Açık planlama düşünce ve davranışı yaygınlaşıyor. Vizyoner belediye(ci)ler epeydir imar planlarını bir açık planlama sürecinde geliştirmeyi yeğliyor.</p>
<p>Açık Planlama konusunda bildiğim en kısa, açık ve duru tanımlamayı Frankfurt Belediyesi Kamusal Mekân Müdürü M. Hootz yapmıştır:</p>
<p><em>“Biz, önce bir fikir ortaya koyuyoruz. Fikrimizi aktarmak, sınamak, tartışmak ve ikna olmak için ahaliyle yoğun bir diyalog kuruyoruz. Çok önemli: ahalinin istemediği hiçbir plan ahaliye dayatılmamalı.”</em></p>
<p>“Kentimizde en iyisine ulaşmak için ahalinin katıldığı açık tartışmalar, mimari yarışmalar, atölye çalışmaları, toplantılar, kent gezileri düzenliyoruz. Ancak açık ve duru bir planlama eylemiyle inandırıcılık sağlanabilir.” (Planen+Bauen 37, s.10, Mayıs 2012)</p>
<p>Açık Planlama’nın faydaları:</p>
<ul>
<li>Mimari kültür sorunlarına duyarlı bir kamuoyunun oluşmasına farklı katkılar sunuyor.</li>
<li>Belediyeye elindeki planlama yetkisini toplum yararına özenli bir planlama için kullanabilme olanağı sağlıyor, imarda kamuoyu desteğini ve belediyenin etkisini artırıyor.</li>
<li>Belediye ile kent ahalisi, mahalle örgütleri, muhtarlıklar, meslek kuruluşları arasında diyaloğu geliştiriyor; kentin demokratik hayatına katkıda bulunuyor.</li>
<li>Süren gerçek mimari güzellikleri; arsa vurgunculuğunun yıkıcılığı ve imar hatalarından koruma kısmında etkili oluyor, koruma bilincinin geliştiriyor.</li>
<li>Kent ve yöre ahalisini, kentinin ve yöresinin imarına ilgi göstermeye özendiriyor.</li>
<li>Mal sahibini, finansçıyı topluma ve kente karşı sorumlu davranmaya yönlendiriyor, yeryüzüne yararlı ve güzel bir mimarlık sanatı eseri bırakma arzusunu artırıyor.</li>
<li>Katı ve değişmez imar planları yerine gelişmeye, yeni ve iyi fikirlere açık imar planlarının yapılmasına yol açıyor.</li>
<li>Yeni ve ilginç fikirleri ortaya çıkarıyor, planlamayı zenginleştiriyor.</li>
</ul>
<p><strong>Frankfurt Suriçi Nâzım İmar Planı –Bir Açık Planlama Girişimi</strong></p>
<p>Frankfurt Belediyesi, Suriçi Nâzım İmar Planı’nı 4 yıl süren (2010 – 2014) -benim de baştan sona izleyip katıldığım- bir açık planlama sürecinde oluşturdu.</p>
<p>Belediye ilk olarak hazırladığı imar planı taslağını kamuoyuna sundu ve ahaliyi bu taslağı tartışmaya çağırdı; on bir tane bilgilendirme ve diyalog toplantısı yapıldı; mimarların katıldığı grup toplantılarında taslak tartışıldı ve değerlendirildi; birlikte kent gezileri düzenlendi. Bu toplantılarda ve gezilerde ortaya çıkan öneriler belediyenin teknik bürolarınca, iklime uygunluk vb. yönünden gözden geçirildi…</p>
<p>Açık Planlama süreci 4 yıl sürdü ve bu süreçte geliştirilen imar planı 2014’te belediye meclisinde görüşülüp onaylandı. Frankfurt Suriçi İmarı’nın ana yönünü belirleyen, daha iyi görüş ve önerilere açık Suriçi Nâzim İmar Planı ortaya çıktı.</p>
<p><strong>İlkbahar 2010</strong></p>
<p>Avrupa’nın gökdelenli finans merkezi Frankfurt kentinin ahalisi bu bahara canlı coşkulu, heyecanlı bir tartışmayla girdi. Frankfurt Belediyesi İmar ve Planlama Müdürü Frankfurt ahalisini, Frankfurt Suriçi (eski kent merkezi) Nâzım İmar Planı’nı tartışmaya; dileklerini, hoşnutsuzluklarını ve eleştirilerini ortaya dökmeye çağırdı. Çağrı şöyle:</p>
<p><em>Sayın Frankfurtlular,</em></p>
<p><em>Frankfurt Suriçi, canlı bir merkez olarak hizmet, ticaret, konut ve kültür sektörleri için daha çekici olmalı. Buna bir imar planı yön vermelidir. Suriçi’ndeki mevcut planlamaları bir araya getiren, yeni projeler öneren; kent merkezini çok yönlü kullanma amacıyla düzenlemeye odaklanan bir imar planı.</em></p>
<p><em>Hazırladığımız Suriçi İmar Planı taslağının bir açık planlama sürecinde, geniş bir katılımla tartışılması, geliştirilmesi, somutlanması ve tamamlanması gerekiyor. Biz önce çeşitli konuları ele alan atölye toplantılarında sizin fikirlerinizi dinlemek istiyoruz. Bu toplantılarda önerilerinizi sunabilirsiniz. Atölyelerin bir ortak toplantısında ortaya çıkan ilk tasarım kamuoyuna sunulacak ve daha sonra üzerinde çalışmalar sürdürülecek. </em></p>
<p><em>Komşularınızla, konuklarınızla, diğer Frankfurtlularla, bölge ahalisiyle, uzmanlarla kent merkezimizin geleceği üzerinde görüşün.</em></p>
<p><em>Önerileriniz bizi sevindirecek.</em></p>
<p><em>Dostça selamlar, Frankfurt İmar ve Planlama Müdürü, E.Schwarz</em></p>
<p>***</p>
<p>Açık Planlama süreci ilk aşama programı:</p>
<p>8 Mart: Perakende Ticaret ve Lokantacılık Atölyesi</p>
<p>10 Mart: Kültür, Turizm ve Otelcilik Atölyesi</p>
<p>17 Mart: Konut Atölyesi</p>
<p>18 Mart: Bürolar Atölyesi</p>
<p>8 Mayıs: Suriçi Kentsel Tasarım Atölyesi. Bu toplantıda tüm atölyeler bir araya gelecek, görüşmelerde elde edilen sonuçlar toparlanacak ve kent merkezi için ilk tasarım tartışılacak.</p>
<p>1 Haziran: Herkese açık bir toplantıda, ilk tasarım kamuoyuna sunulacak.</p>
<p><strong>Sonbahar 2010 </strong></p>
<p>Açık Planlama sürecini yöneten şehirci mimar söze şöyle başladı:</p>
<p>“Şehircilik, kentte gezinti yapmanın bilimidir” ve şöyle sürdürdü sözünü:</p>
<p>Bu yılbaşında Frankfurt Belediyesi, Suriçi Nazım İmar Planı’nı bir Açık Planlama sürecinde geliştirme işine girişti; belediyenin kamuoyuna sunduğu Suriçi İmar Planı taslağı toplantılarda enikonu tartışıldı.</p>
<p>Açık Planlama sürecinin ilk aşaması 25 Ağustos’ta çalışma gruplarının ortak toplantısıyla sona erdi. Toplantıda, bu ilk aşamada geliştirilen ara planlar – yapılaşma, kamusal mekân ve kent içi ulaşım planı– tartışıldı ve ikinci aşama programı yapıldı. Yıl sonuna kadar sürecek ikinci aşamada ara planlar sergilenecek ve kamuoyuna sunulacak.</p>
<p>Açık planlama sürecinin yöneticisi sözlerini şöyle bitirdi:</p>
<p>“Kuşkusuz, planda kent merkezinin tüm dertlerinin çaresi bulunmuyor. Planının sürekli eleştiriye ihtiyacı var. Tartışmaları sürdürmeliyiz. Plan yeni fikirlere açık olmalı&#8230;”</p>
<p>***</p>
<p>Tartışmalar sürüyor, plan yeni fikirlere açık…</p>
<p>Ne dersiniz? Kent sakinleriyle birlikte keyifli bir kentçilik gezisi yapmanın başka yolu var mı?</p>
<p><em>Mart 2021</em></p>
<div id="attachment_18802" style="width: 910px" class="wp-caption aligncenter"><img class="size-large wp-image-18802" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1924-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1924-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1924-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1924-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><p class="wp-caption-text">Belediyenin açık planlama sürecinde tartışmak üzere hazırladığı Suriçi Nazım İmar Planı taslağı. Bu taslak gazetelerde, sosyal medyada kamuoyuna sunuldu.</p></div>
<div id="attachment_18803" style="width: 910px" class="wp-caption aligncenter"><img class="size-large wp-image-18803" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1775-1024x842.jpg" alt="" width="900" height="740" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1775-1024x842.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1775-300x247.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1775-768x632.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><p class="wp-caption-text">Suriçi Kamusal Mekân Planı</p></div>
<div id="attachment_18804" style="width: 910px" class="wp-caption aligncenter"><img class="size-large wp-image-18804" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1776-1024x842.jpg" alt="" width="900" height="740" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1776-1024x842.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1776-300x247.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/img_1776-768x631.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><p class="wp-caption-text">Suriçi Yapılaşma Planı</p></div>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Beyoğlu Kültür Yolu Projesi ve Gezi Parkı’nın Vakıflara Devri</title>
		<link>http://www.mimarist.org/beyoglu-kultur-yolu-projesi-ve-gezi-parkinin-vakiflara-devri/</link>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 12:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[Beyoğlu Kültür Yolu Projesi Ve Gezi Parkı’nın Vakıflara Devri]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18796</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 1 yıl önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından, “Beyoğlu Kültür Yolu Projesi” adıyla Galataport’tan başlayarak, yıkılan Atatürk Kültür Merkezi yerine yapılan yeni kültür merkezine erişen bir güzergâh tarif edilmişti.  Bakan, bu güzergahta yer alan ve mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ya da bağlı kurumlarında olan binaları]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 1 yıl önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından, “<strong><em>Beyoğlu Kültür</em></strong> <strong><em>Yolu Projesi</em></strong>” adıyla Galataport’tan başlayarak, yıkılan Atatürk Kültür Merkezi yerine yapılan yeni kültür merkezine erişen bir güzergâh tarif edilmişti.  Bakan, bu güzergahta yer alan ve mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ya da bağlı kurumlarında olan binaları kapsayan ve kültürel aktiviteleri içeren bir program hazırladıklarını ifade etmişti. Bu güzergahta şimdiye dek olan biteni incelediğimizde, karşımıza çıkanlar ile Gezi Parkı’nın mülkiyetinin İBB’den alınarak, mazbut vakıflardan Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı&#8217;na devredilmesinin arasındaki bağlantıyı çözmek hiç de zor değil.</p>
<p>Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’nin başlangıcı olarak kabul edilen Galataport Projesi, ortaya atıldığı ilk günden itibaren TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından eleştirilmiş ve iptal edilmesi için hukuk mücadelesi sürdürülmüştür. Karaköy/Galata/Salıpazarı kıyı bölgesindeki doğal, tarihi ve kültürel mirasımızı, bu değerlerin korunması ilkesi çerçevesinde toplum ve kamu yararına uygun olarak değil küresel rant sermayesinin taleplerine göre değerlendirmeyi kalkınma ve büyümenin temeli olarak kabul eden anlayışın ürününü bugün hep birlikte görüyoruz. Kıyılarda yapılan dolgular ve yapılar nedeniyle tarihi dokuyu tümden kapatan bu yapılaşmanın ne kamu yararı ile ne de kültürel dokunun korunmasıyla bir ilgisi olabilir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-18797" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/basyazi_beyoglu_kultur.png" alt="" width="650" height="414" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/basyazi_beyoglu_kultur.png 650w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/basyazi_beyoglu_kultur-300x191.png 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Kültür aksı projesinin 2. durağı olarak açıklanan Galata Kulesi’nin mülkiyeti; Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesi çerçevesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine İBB’den alınarak Kule-i Zemin Vakfı adına, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Devirden hemen sonra Ağustos 2020 tarihinde Koruma Kurulu tarafından onaylanmış bir projesi bile olmadan Galata Kulesi’nde hiltili restorasyon uygulamalarına tanık olduk. Tüm bu süreçler devam ederken Galata Kulesi’nin etrafındaki kamuya ait meydanın da ihdas edilerek aynı vakfa devir edilmesi için çalışmalar yapıldığını öğrendik.</p>
<p>3. durak, 1491 yılında inşa edilen ve İstanbul’un en eski Mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi’dir. 25 Ekim 1925&#8217;te çıkarılan “Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması ve Bazı Unvanların Yasaklanması Ve Kaldırılmasına Dair Kanun” çerçevesinde faaliyetlerine son verilen yapı, bu dönemden sonra ilkokul olarak kullanılmıştı. Çeşitli girişimler sonucunda müzeye dönüştürülmüş ve 27 Aralık 1975 tarihinde ‘Divan Edebiyatı Müzesi’ adıyla ziyarete açılmıştır. 21 Kasım 2011&#8217;de ‘Galata Mevlevihanesi Müzesi’ adıyla hizmet vermeye başlamıştır.</p>
<p>4. durak, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi. 2017 yılında İBB’den Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş, bakanlık tarafından yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda Haziran 2020 tarihinde açılmıştır.</p>
<p>5. durak olan Narmanlı Han, 1831 yılında inşa edilmiş, uzun yıllar Rusya Büyükelçiliği olarak kullanılmıştır. 1933&#8217;te binayı ticaretle uğraşan Avni Narmanlı ve Sıtkı Narmanlı kardeşler satın almıştır. Eminönü’ndeki iş yerlerini buraya taşıyan Narmanlı Kardeşlerin adıyla anılmaya başlayan handa heykeltıraş, ressam ve yazarlar da yer kiralamaya başlamış ve Han, dönemin en önemli sanatçılarına ev sahipliği yapmıştır. Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatçıların yaşadığı bu han, Beyoğlu&#8217;nun sanat ve kültür merkezi konumuna gelmiştir. Narmanlı Han, 2014 başında Erkul Kozmetik’in sahibi Mehmet Erkul ve Eteksan Tekstil’in sahibi Tekin Esen&#8217;e satılmış, 2016 yılında başlayan ve yapının büyük bir kısmının yıkılıp yeniden yapılması ve avlusundaki ağaçların yok edilerek betonlaştırılmasıyla sonuçlanan tartışmalı restorasyon 2018 yılında tamamlanmıştır. Han, dükkanlar ve restoranlardan oluşan bir yapı haline gelmiştir.</p>
<p>6. durak, müzeye dönüştürülen ve 12 Mart 2021 tarihinde açılışı yapılan Mısır Apartmanı’ndaki Mehmet Akif Ersoy Hatıra Evi’dir.</p>
<p>7. durak, İstanbul&#8217;un ve Beyoğlu&#8217;nun hafıza merkezlerinden birisi olan Emek Sineması&#8217;nın yıkımı sonrasında yerine yapılan Grand Pera AVM’dir. Kentin en önemli hafıza merkezlerinden olan Emek Sineması ve Cercle d’Orient Binası, büyük hukuksuzluklarla 20 Mayıs 2013 tarihinde tamamen yıkılmış ve ‘hafızasızlaştırma’ projeleri tarihinde önemli bir yer edinmiştir.</p>
<p>8. durak Atlas Pasajı. İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas Sineması, yaklaşık iki yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 26 Şubat’ta açılmıştır. Atlas Pasajı&#8217;nın bulunduğu bina 1870&#8217;deki Büyük İstanbul Yangını’ndan sonra Sultan Abdülaziz zamanında Ermeni iş insanı Agop Köçeyan tarafından kışlık ev olarak kullanılmak üzere yaptırılmıştır. 1932&#8217;de geçirdiği onarımın ardından eğlence ve sanat merkezi haline gelen Atlas Pasajı&#8217;nda, 19 Şubat 1948&#8217;de 1860 kişilik kapasite ve 35 loca ile Beyoğlu&#8217;nun en büyük sinemalarından biri olarak Atlas Sineması, yine 1948&#8217;de Kulis Bar Restoran, 1951&#8217;de Küçük Sahne Tiyatrosu açılmıştır. Sinema, 1985&#8217;te hazineye devredilmiştir.</p>
<p>9. durak, Taksim Cami. Su Maksemi’nin hemen arkasında yükselen ve evrensel koruma ilkelerini yok sayarak siyasi bir inatlaşmayla yapılan cami.</p>
<p>10. durak, yeni kültür merkezi. Önce koruma altına alınarak tescil edilen Atatürk Kültür Merkezi, restorasyonu yapılacak yerde tescil kararı iptal edilerek yıkılmış ve yeni bir hukuksuzluğa daha imza atılmıştır.</p>
<p>11. durak henüz tariflenmedi ama mülkiyet devirlerinden anlaşılacağı üzere Gezi Parkı. Yine Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesi kapsamında üstelik de var olmayan bir kültür varlığı (Topçu Kışlası) gerekçe gösterilerek vakıflara devredilmiştir. 2011 yılında koruma kurulu tarafından alınan kararla 1940’lı yıllarda yıkılmış olan Topçu Kışlası’nın ihya (yeniden yapım) kararını da düşündüğümüz zaman devrin temel nedeni de açıkça ortaya çıkmaktadır. Bir yandan kamunun mülkü olan bu park elimizden alınıyor, öte yandan yeni mülk sahibinin istekleri doğrultusunda da istenilen projelerin hayata geçirilmesinin yolu açılıyor.</p>
<p>Kısaca Beyoğlu Kültür Yolu Projesi hem büyük çaplı bir özelleştirme hem de iktidarın, bu aks üzerinde yer alan cumhuriyet dönemi yapı ve mekanlarını silip yok ederek kendi “siyasal islamcı” anlayışını kent mekanına yansıtma girişimidir.</p>
<p>Tüm bu güzergâh tek tek ele alındığında Mimarlar Odası’nın kent suçlarıyla mücadele tarihinin bir bölümüne şahitlik ediliyor. Galataport’tan başlayan ve yeni yapılan kültür merkezine kadar çizilen rotadaki yapıların büyük bir kısmında yaşanan evrensel koruma ilkelerine aykırı yıkım ve uygulama süreçleri hepimizin hafızasında yer etmiştir. Önemli bir tespit de tüm bu projelerin uzun bir süre içinde programlanıp tek tek hayata geçirildiğidir. Hem merkezi hükümette hem de yerel yönetimlerde uzun bir süre tek başına iktidar olan siyasi iktidar, tüm bu projeleri rahatlıkla uygulayabilirken, büyükşehir belediyesini başka bir siyasi parti kazandıktan sonra, yapacağı tüm projelerde yerel yönetimi devre dışı bırakacak kararlar geliştirmeye başlamıştır ki; bunun en önemli ayağı da mülkiyetler üzerinde yapılan değişiklikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Galata Kulesi’nin de Gezi Parkı’nın da mülkiyetlerinin değiştirilmesi için yapılanlar bu kapsamda değerlendirilmelidir. Yeni mülkiyet sahibi olarak kendini gören siyasi erk, her istediği projeyi uygulayabileceğini düşünmektedir. Unutturulmaya çalışılan Taksim Cumhuriyet Meydanı’ndan hiç söz edilmemesi, meydanın bir geçiş koridoru olarak görülmesi; meydan kimliğine ve Taksim Meydanı’nın tanık olduğu bir direniş tarihine karşı geliştirilen tutum ve anlayıştan kaynaklanmaktadır. Üstelik alınan karar ve uygulamalarla doğrudan kentsel mekân hafızamıza yapılan tüm saldırılar, önemli ve kitlesel direnişlerle karşılık bulmuştur. 2013 yılında Gezi Parkı’na yapılan müdahalelerle gelişen ve hızla yayılan direniş süreci; yaşam alanlarımıza, doğal ve kültürel varlıklarımıza, kentsel yaşamımız ve diğer tüm demokratik haklarımıza yapılan saldırılara ve hukuksuzluklara karşı toplumun yükselen itirazlarıydı.</p>
<p>Gezi Direnişi’nin simgesi olarak bilinen Gezi Parkı ve Taksim Meydanı da bu nedenle iktidarın hedefindedir ve acil olarak dönüştürülmesi gereken mekanlar olarak ele alınmaktadır.</p>
<p>Kıyılarımızdan Galata Kulesi&#8217;ne, tarihi yarımadadan Gezi Parkı&#8217;na değin kentimizin yaşam değerlerine, kamusal ve kültürel varlıklarına, toplumsal hak ve özgürlüklerine yönelen; şehircilik ilkelerinden uzak, antidemokratik tüm politika ve uygulamalara ilişkin mücadele yürütmek, Mimarlar Odası&#8217;nın birincil sorumluluklarındandır. Kentimizin tarihi değerlerini olumsuz yönde etkileyen “yıkım ve dönüşüm” kararlarının hayata geçirilmesine karşı duyarlı tüm kesimlerle birlikte yürüttüğümüz ortak mücadeleleri sürdürmekte kararlı olduğumuzu önemle vurguluyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlıǧımız Nereye?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimarli%c7%a7imiz-nereye/</link>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2021 14:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dam Notları / Hasan Çakır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[dam notları]]></category>
		<category><![CDATA[hasan çakır]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18670</guid>
		<description><![CDATA[Modern, geç modern, postmodern derken mimarlar sormaya başladılar Batı’da: “Mimarlıǧımız nereye?” Bu tür sorularla kafaları karıştırmanın belki bizde zamanı deǧil ama sormayıp da Batı’dan geri mi kalacağız? Kalmayalım ama bu konuda kafa patlatmadan önce mimarlıǧımızın modern gidişinde nerelere vardıǧına bir bakalım. Görmek için öyle gözümüzü dört açmaya, seyyah olup diyar]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Modern, geç modern, postmodern derken mimarlar sormaya başladılar Batı’da: “Mimarlıǧımız nereye?”</p>
<p>Bu tür sorularla kafaları karıştırmanın belki bizde zamanı deǧil ama sormayıp da Batı’dan geri mi kalacağız? Kalmayalım ama bu konuda kafa patlatmadan önce mimarlıǧımızın modern gidişinde nerelere vardıǧına bir bakalım.</p>
<p>Görmek için öyle gözümüzü dört açmaya, seyyah olup diyar diyar dolaşmaya gerek yok. Yakın çevremizdeki modern mimari gelişmelere, hatta yalnızca ev kültürümüzün ve cami kültürümüzün modernine şöyle bir göz gezdirmek yeter de artar bile.</p>
<p>İşte fotografisi:</p>
<p><img class="aligncenter  wp-image-18671" src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/f1-1024x754.jpg" alt="" width="661" height="553" /></p>
<p>Bu modern mimari gelişme hangi kentimizde acaba?</p>
<p>Siz deyin İstanbul, ben diyeyim İzmir, Ankara… Antalya diyelim. Yani fotoǧraftaki şu konut sitesi – divan, oda, sofa, avlu, sokak, mahalle, kent bütünlüǧü‘ne örnek bir mimari estetiǧi hala gözlere batıran – Kaleiçi’nin yanıbaşında; şu modern cami, antika Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı mimari kültürlerinin temelleri üzerine konduruluvermiş.</p>
<p>Diyelim ki burası Edirne… Öyleyse, şu site o Edirne Evlerimizin yerlerine konmamışsa karşılarına dikilivermiş, modern cami de Selimiye’nin kapı komşusu…</p>
<p>Lafı uzatmayalım. Mimarlıǧımızın akıllara durgunluk veren modern gidişinin dışavurumlarını saymakla bitiremeyiz. Kısacası, ‘mimarlıǧımız modern modern giderken kültür dışına düşüvermiş. Neden?’</p>
<p>Birincisi, soysop önyargılarının ve doǧu-batı baǧnazlıklarının zorlamasıyla toplumca kültür dışına itiliyoruz. İkincisi, üzerinde yaşadıǧımız toprakların mimari kültürünü çaylak turistler kadar olsun tanımıyoruz, benimsemiyoruz ve bu yüzden:</p>
<p>-Modernimiz temelsiz yapının üst katları gibi havada kalıyor, bir orijinal mimari, modern estetik yaratamıyoruz; batı modernini kuru kuruya taklitten kurtulamıyoruz; Kaleiçi’lerin yanında yöresinde o biçim uyduruk modernlikler yer alabiliyor;. Isidoros’ların, Sinan’ların mimari kültür temelleri üzerine konduruluveren modern, taklit gülünçlüklere toplum aldırmıyor; burnumuzun dibinde Çatalhöyük’lerin ev kültüründen habersiz, çadırdan Türk Evi’ne atlama cambazlıklarına düşüyoruz. Memleketlimiz, Miletli Hippodamus’u aydan gelenlerden öǧreniyoruz; biraz kubbe ruhu, biraz kemer tozu, biraz minare gölgesi ile hoppadak ‘postmodernleşiverebiliyoruz’ ve o lafı pek hoşafımıza giden Uygarlıklar Beşiǧi’mizde hala daha tıngır mıngır vaziyetlerdeyiz.</p>
<p>Kuşkusuz, kültür ne Doǧu’ya ne de Batı’ya aittir ve ne de bir soyun bir boyun ana-babasının malıdır. Kültür insanlıǧın imecesiyle yaratılı ve insanlıǧın anamalıdır. Kültür, onu tanıyan, bilen, anlayanlara aittir. Bu aitliǧe, anlayana sivrisinek saz misali bir kaç mimari örnek verelim:</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-18672" src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/f2-380x1024.jpg" alt="" width="380" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/01/f2-380x1024.jpg 380w, http://www.mimarist.org/file/2021/01/f2-111x300.jpg 111w, http://www.mimarist.org/file/2021/01/f2-768x2070.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2021/01/f2.jpg 838w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p>İşte Muǧla’nın bir sokaǧındaki avlulu evler ve Mies van der Rohe’nin avlulu evleri; işte Bolu’daki, Filibe’deki, Cihangir‘deki orta sofalı evler ve Berlin‘de, Schinkel (Şinkel) Meydanı‘nda Mimar Rob Krier’in orta sofalı apartmanları…</p>
<p>Mimarlıǧımız Nereye?</p>
<p>Artık baǧnazlıkların, soy sop ön- ve ‘bönyargılarının&#8217; sürüklediǧi mimarlık tartışmalarıyla bir yerlere varamayacaǧımız ortada. Bugün bize her şeyden önce, o türlü ön yargılardan ve baǧnazlıklardan baǧımsız bir kültür anlayışı, insanlıǧın kültür birikimini ‘özbeöz’ sayan bir kültür bilinci gerekiyor. Yoksa mimarlıǧımızın, piyasa koşulları ve kültür anlayışsızlıklarının tutsaklıǧında, yeni düşünce ve görüşler geliştirmesi zor iş.</p>
<p>“Dünya benim rızkımdır, halkı benim halkımdır” demiş Yunus Emre.</p>
<p>1995 Notları’ndan…</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Umutlar Şantiyesinde Staj Günleri…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yeni-umutlar-santiyesinde-staj-gunleri/</link>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2021 14:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18667</guid>
		<description><![CDATA[Şimdiye kadar, bilimkurgu romanlarında öngörülmüş olsa bile, toz kondurmadığımız umutlarımızdan oluşan bu dünyada, bir daha karşılaşmak istemeyeceğimiz olguların içinde; “Küresel Covid-19 Salgını Belasına!&#8230;” karşı direnmeye çalışarak yaşıyoruz&#8230; Henüz sahip olamadığımız iyimser olanakların ortaya çıkması için; canla-başla çırpınarak sağlık için çalışan tüm insanların arkasına saklanıp; peşlerinden başımızı ileriye doğru uzatıp bakmaya]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdiye kadar, bilimkurgu romanlarında öngörülmüş olsa bile, toz kondurmadığımız umutlarımızdan oluşan bu dünyada, bir daha karşılaşmak istemeyeceğimiz olguların içinde; <strong>“Küresel Covid-19 Salgını Belasına!&#8230;” </strong>karşı direnmeye çalışarak yaşıyoruz&#8230;</p>
<p>Henüz sahip olamadığımız iyimser olanakların ortaya çıkması için; canla-başla çırpınarak sağlık için çalışan tüm insanların arkasına saklanıp; peşlerinden başımızı ileriye doğru uzatıp bakmaya çalışıyoruz, umudun ışığını yakalamak için&#8230;</p>
<div id="attachment_18668" style="width: 389px" class="wp-caption alignleft"><img class="wp-image-18668 " src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/kadinerkekesitlik.jpg" alt="" width="379" height="516" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Evrensel Eşitlik İçin; Kotasız Adalet&#8221;</p></div>
<p>Hemen aklımıza, adından dolayı David Harvey’in <strong>“Umut Mekanları”</strong> kitabı geliyor&#8230; Ve o mekanlarla ilgili 60’larda Fransız düşünürü Henri Lefebvre’in <strong>“her türden yabancılaşmaya karşı”</strong> oluşan <strong>“Kent Hakkı”</strong> kavramının üretiminde <strong>“Kentliler”</strong>in bir arada yaşamaktan doğan ve –<strong>“bir kültür olarak”</strong>&#8211; biriken, <strong>“haklarına sahip çıkma süreçlerinin”</strong> örgüsü; karşımıza yine <strong>“karşılıklı saklı haklar”</strong> kavramı olan <strong>“Hukuku”</strong> ve <strong>“artık günümüzde her türden sömürüye alet edilmesiyle iyi bildiğimiz”</strong> farklı <strong>“İmar Hukuku”</strong> zihniyetlerini ve zafiyetlerini getiriyor…</p>
<p>Çağrışımlar şelalesinin uğultusu yeniden içimizi karartıyor ve kulaklarımızda <strong>“… bu</strong> <strong>han-ı iştiha…”</strong> sesleri yankılanıyor Tevfik Fikret’in <strong>“Han-ı Yağma…”</strong> şiirinden çıkagelip!&#8230;</p>
<p>Ama inatla aldırmıyoruz; inadına bir umutla; umudun inadına sarılıp, direnerek; umudun ütopyasına doğru yürümeye devam ediyoruz…</p>
<p><strong>“Sevgi”</strong> ne kadar <strong>“kişisel ve özel”</strong> ise; <strong>“Saygı”</strong> da en az onun kadar <strong>“kamusal bir değer”</strong> taşır. Çünkü birine ya da topluma karşı <strong>“Sevgisizlik”</strong> bir suç oluşturamadığı için <strong>“cezası da yoktur!…”</strong></p>
<p>Ancak <strong>“Saygı”</strong> öyle değil; birine ya da topluma karşı herhangi bir <strong>“Saygısızlık”</strong> durumunda; <strong>“şikâyete konu olmayacaksa”</strong> bile <strong>“Kamu Davası”</strong> açılmasını gerek ve şart koşan; karşılığında da <strong>“Cezası bulunan bir suçtur; Saygısızlık!…”</strong>; tarihte her türlü puştluğun zulası olması nedeniyle…</p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca, toplumu bir arada tutan, o toplumu oluşturan insanlar arasındaki; insani, doğal ve açık ilişkilerin birikiminden oluşan <strong>“Hukuk”</strong> aslında bir şekli ile karşılıklı ve doğal <strong>“Saygılar Silsilesidir…”</strong></p>
<p>Yine insanlık tarihi boyunca, toplum tarafından oluşturulmuş doğal bir <strong>“Etik Doku/Kod”</strong> olan <strong>“Saygı Normu”</strong>na karşı herhangi bir <strong>“Saygısızlık Suçu”</strong>ndan hareketle işlenebilecek olan başka bir suç olan <strong>“Cezasızlık Suçu”</strong> da toplumun içerden çürüyerek yabancılaşmasına ve kargaşalar içinde yok olmasına yol açan tehlikeler taşımaktadır…</p>
<p>Friedrich Engels de <strong>“Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”</strong> kitabında, Kadının toplumdaki varlığıyla ancak var olan <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong>nun çökertilmesiyle <strong>“kadının bir mülkiyet öğesi haline getirilmesi sürecinin arka planında yatan “karanlık” nedenlere dikkat çeker!…”</strong></p>
<p>Toplumda yaşamsal ihtiyaçları karşılamak için; elde ediliş biçimi olan <strong>“doğal üretimin dışında”</strong> bir yola saparak; <strong>“şiddet yoluyla el koyma/yağma biçiminde yaygınlaşması ve süreklilik kazanması”</strong> ile <strong>yaşama ihtiyacından daha fazla ürün yani Mülkiyet ve Mülkiyet Birikimi ortaya çıkar…</strong> Bu aynı zamanda <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong>nun da sonudur!…</p>
<p>Mülkiyet edinmek ve edinilen mülkiyeti de korumak için gereken şiddet; ve o şiddetin de korunması için üretilen ölümcül cezalardan oluşan kurallar; kanunların ve devletin aynı anda ortaya çıkmasının da en önemli nedenidir!…</p>
<p><strong>“Şiddetin Mülkiyetini”</strong> elinde bulunduranların keyfiyetine uygun olarak düzenlenmiş, <strong>“şiddetin koşulları olan kanunların”</strong> ve o <strong>“keyfi kanunlara göre işleyen ilksel devlet yapısı”</strong> günümüzde <strong>“kaskatı bir mekanizma”</strong> halini almıştır…</p>
<p>Bugün o mekanizma, yeryüzünde hüküm süren <strong>“Hukuksuzlukların Kanunlarından Oluşan Kapitalizm”</strong>in koşulsuz olarak hizmetinde olan devletin ve kanunların mülkiyetine sahip olanlarca; <strong>“Kadın Hakları”</strong> konusundan neden bu kadar ödünün koptuğunu anl</p>
<div id="attachment_18669" style="width: 686px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-18669 " src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/kucukkiz-1024x546.jpg" alt="" width="676" height="353" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Umuda İnatla Tutunmak&#8221; Foto: Serkan Oktar /İstanbul İtfaiye Personeli</p></div>
<p>amamız için <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong>nun sesine dikkatle kulak vermemiz gerekiyor…</p>
<p><strong>“Küresel Covid-19 Salgını Belası”</strong>nın <strong>“Hukuksuzlukların Kanunlarından Oluşan Kapitalizm”</strong>i kökünden salladığı bu günler;</p>
<p>aslında <strong>“Evrensel Hukuk”</strong>un yeniden yazılması konusunda; <strong>“Yeni Umutlar Şantiyesi’nde Staja”</strong> başlamak için bizleri davet ediyor…</p>
<p>Normal şartlarda <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong> ile üretilmiş ya da üretilecek tüm hukuksal normun korunması için yazılması gereken <strong>“Evrensel Hukukun Kanunları”</strong>; bilinmez bir sırça köşkte saklanan! dillere pelesenk olmuş süslü <strong>“Hukukun Üstünlüğü”</strong> güzellemesinden daha fazlasına, ortak yaşam alanlarımızda daha fazla yer verebileceğimiz; günlere ve yıllara doğru; umudun inadıyla yürümek gerek…</p>
<p>O zaman ilk adımı, kadınlar atsın; nice mutlu ve umutlu yarınlara doğru…</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un derdi bir değil beş değil, ama&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/istanbulun-derdi-bir-degil-bes-degil-ama/</link>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2020 08:31:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dam Notları / Hasan Çakır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[dam notları]]></category>
		<category><![CDATA[hasan çakır]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18441</guid>
		<description><![CDATA[1930’lu yılların başında İstanbul’un imar planı için davet edilen şehircilik mimarı Hermann Elgötz, 1934 yılında birinci seçilen, ana hatlarıyla onaylanan ve basılan İstanbul İmar Raporu‘nda İstanbul’un imar stratejisini şöyle belirlemiş: &#8220;Bu şehrin emsalsiz güzelliǧini istikbale kadar devam ettirebilmek için eski kültür, bugünün ihtiyaçları ile ahenkli bir şekilde birleştirilmelidir. İstanbul’un 2000]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class=" wp-image-18443 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2020/09/yasanir-istanbul-601x1024.jpeg" alt="" width="379" height="908" /></p>
<p>1930’lu yılların başında İstanbul’un imar planı için davet edilen şehircilik mimarı Hermann Elgötz, 1934 yılında birinci seçilen, ana hatlarıyla onaylanan ve basılan İstanbul İmar Raporu‘nda İstanbul’un imar stratejisini şöyle belirlemiş:</p>
<p>&#8220;Bu şehrin emsalsiz güzelliǧini istikbale kadar devam ettirebilmek için eski kültür, bugünün ihtiyaçları ile ahenkli bir şekilde birleştirilmelidir. İstanbul’un 2000 senelik geçmişi her köşesinde hissedilmektedir… Şehirdeki yenileme hareketi esnasında eski abidelerin ve eski İstanbul havasının dikkatle muhafazası icap eder…&#8221; (Mimarlık Dergisi 1970-5)</p>
<p>Ama İstanbul’un yenileşmesi öyle olmadı.</p>
<p>1950’lerden beri İstanbuldaki her &#8220;yenileme hareketi esnasında&#8221;, 1930’lu yıllarda &#8220;2000 senelik geçmişi her köşesinde hissedilen&#8221; İstanbul’un tarihsel dokusu büyük ölçüde yok edildi; &#8220;eski İstanbul havası&#8221; ve süren eski güzellikler bozuldu; İstanbul’un &#8220;emsalsiz güzelliǧi“&#8221;nden &#8220;eski abideler&#8221;den başka eser kalmadı, neredeyse…</p>
<p>1950&#8217;lerden sonra İstanbul’un arsalarında (kent topraklarında) milyonların dansı gözleri kamaştırınca, güzelliǧin hükmü geçmez oldu; mimarlık, şehircilik eseriymiş; İstanbul’un süren, tarihi güzellikleriymiş, eski İstanbul havasıymış…Kimin umrunda!</p>
<p>Şu satırları, Edebiyat Tarihçisi Yazar Nihad Sami Banarlı‘nın 1968 yılında yayınlanan &#8220;Kaybolan Şehir&#8221; yazısından alıyorum; 1950’li yllardaki &#8220;büyük&#8221; imar hareketlerini önceleri &#8220;İstanbul’u İstanbul olarak yaşatmak&#8221; hareketi olarak gören ve öven N.S.Banarlı, imar hareketlerinin İstanbul‘u giderek bir &#8220;şahsi menfaatler harabesi&#8221; (N.S.B.) haline getirilişini üzülerek izliyor ve şöyle yeriyor:</p>
<p>&#8220;Asıl İstanbul, camiler, medreseler ve türbeler yanında, Türk halkının zevkinin asırlarca işleyerek vücudâ getirdiǧi bir milli mimari şehridir. Bu şehir şimdi her gün biraz daha kayboluyor.&#8221;</p>
<p>&#8220;(&#8230;) Hangi anlayışsız el ve hangi yalnız menfaate uzanır eller bu şehri mahvediyor.&#8221;</p>
<p>&#8221; Sahte bir mimari ve zevksiz şehir çizgileri içinde İstanbul’u artık tanımak kolay değildir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir şehrin mimarisi, şunun bunun keyfine göre vücud bulamaz. Bu derin bir vukuf meselesidir&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;En fenası, İstanbul&#8217;a kastettikleri için, bu vatanın en adi çocukları sayılması gereken şunun, bunun kesesi dolacak diye, başta İstanbul gibi dünya güzeli  bir şehri feda ederek, bütün vatanda girişilen bir sahte mimari ile milli zevki de bozmaya başlamış olmasıdır.&#8221; (1)</p>
<p>***</p>
<p>İstanbul’da her yenileme hareketi &#8211; 1950’li, 1980’li yıllardakiler ve 2000’li yıllarda başlayan &#8220;kentsel dönüşüm hareketi&#8221; &#8211; yalnızca eski kent dokusunu; süren, eski güzellikleri bozmakla kalmadı, İstanbul’un dertlerine dert kattı: &#8220;Yenileme hareketleri&#8221;yle, 50’li yıllardan beri İstanbul’a dikilen yeni binaların çoǧu (yaklaşık yüzde 80’i ) depreme dayanıksız.  Yapılan araştırma ve incelemelere göre, olası 7 şiddetindeki bir deprem esnasında bu binaların ayakta kalması kuşkulu&#8230;</p>
<p>İstanbul’un derdi bir değil beş değil ama bugün İstanbul’un en büyük derdi budur ve bu derdin çaresi kentsel yenileme ve kentsel onarımdır.</p>
<p>Kuşkusuz bugün İstanbul’un her şeyden önce gerçek ve kapsamlı bir kentsel yenilenme ve kentsel onarım hareketine ihtiyacı var.</p>
<p>İstanbul şimdi, kentsel dönüşüm gibi her yöne çekilebilen imar stratejileri ile daha fazla oyalanmadan gerçek bir kentsel yenileme ve kentsel onarım hareketine cesaret etmelidir.</p>
<p>Böyle bir kentsel yenileme ve kentsel onarım hareketiyle, İstanbul’un tarihi semtlerinde geçmişin bozulan güzellikleri yeniden yaratılabilir. Yağmalanan kamusal alanlar, yeşil alanlar yeniden kente kazandırılabilir; yeni semtlerde yapılan imar hataları düzeltilebilir ve her şeyden önce İstanbul &#8220;depremini bekleyen kent&#8221; bunalımından kurtulur.</p>
<p>İstanbul ahalisi: mimarları, mühendisleri, marangozları, yer bilimcileri, şairleri, yazarları, çizerleri, düşünürleri, medyası, kentine karşı sorumluluk duyan finansçıları, inşaatçıları, mal mülk sahipleriyle kentini yenileme ve onarmayı başaracak güce, bilgiye ve teknik donanıma sahiptir.</p>
<p>Ağustos 2020</p>
<p>(1) Nihad Sami Banarlı, İstanbul’a Dair, s21-23, Kaybolan Şehir, Kubbealti Nesriyati, 1986</p>
<p>İstanbul’un imarını düşünürken merakla göz attıǧım kitaplardan biri de edebiyat tarihçisi, yazar Nihad Sami Banarlı’nın &#8220;İstanbul’a Dair&#8221; kitabı; kitapta N.S.B&#8217;nin 1950’li yıllardan 1970’li yılların başına kadar yazdıǧı İstanbul ve İstanbul’un imarına dair yazıları bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
