<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>metin karadağ &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/metin-karadag/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Mar 2026 13:32:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>XI. Mimarlık “VE” Eğitim Kurultayı…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/xi-mimarlik-ve-egitim-kurultayi/</link>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 07:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19673</guid>
		<description><![CDATA[2001 yılından bu yana yapılan her bir kurultay, doğal olarak ayrı bir başlık ve içerik ile gündemi sorgularken; somut çözüm önerilerini ve ürünlerini ortaya koyan uzun soluklu, değerli çalışmalardan oluşan bir birikime de yol açtı. İlk kurultay fikri “1999 Marmara Depremi”nin dayattığı o günlerin zorlu koşullarında mevcut “Mimarlık Uygulama Alanı” ile mevcut “Mimarlık Eğitimi]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>2001 yılından bu yana yapılan her bir kurultay, doğal olarak ayrı bir başlık ve içerik ile gündemi sorgularken; somut çözüm önerilerini ve ürünlerini ortaya koyan uzun soluklu, değerli çalışmalardan oluşan bir birikime de yol açtı.</p>
<p>İlk kurultay fikri <b>“1999 Marmara Depremi”</b>nin dayattığı o günlerin zorlu koşullarında mevcut <b>“Mimarlık Uygulama Alanı”</b> ile mevcut <b>“Mimarlık Eğitimi Uygulama Alanı”</b>nın hem kendi içlerinde hem de ortaklık alanlarında <b>“Öz Sorgulama”</b> çabaları eşliğinde geliştirilip olgunlaştırıldı&#8230;</p>
<p>Her bir sorumluluk alanındaki <b>“Ne Yapıyoruz?&#8230;; Nasıl Yapıyoruz?&#8230;; Birlikte Neleri, Nasıl Daha İyi Yapabiliriz?&#8230;”</b> soruları; kurultayların olgunlaşma ve çözüm yolları geliştirmesine yol açtı&#8230;</p>
<p><b>“1999 Marmara Depremi”</b> felaketine uğramadan önce olan bitenlere dair kısa bir yakın tarihçe özeti yaparak devam edersek;</p>
<p>Ağırlıklı olarak Avrupa’da <b>“2. Dünya Savaşı”</b> sonucunda yıkılan kentlerin kısa sürede onarılması ve onarılamayanların yerine de <b>&#8220;Sosyal Konut/Toplu Konut&#8221;</b> adı altında <b>“bir yapılaşma türü ve süreci”</b> yaşanmıştı&#8230;</p>
<div id="attachment_19674" style="width: 607px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-19674" src="http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitoki-1024x683.jpg" alt="" width="597" height="426" /><p class="wp-caption-text">Yahya Kemal Bayar: &#8220;Divriği TOKİ Evleri -Güzel?-Güzel Değil?&#8221;</p></div>
<p>Ancak 1960&#8217;ların başında farkına varıldığında ise artık çok geç idi. Çünkü her yöne doğru tekdüze yapı yığılması aidiyetsizliği ve o yere olan yabancılaşmayı doğurmuştu. İnsanlarda <b>“kendilerine ait olmayan ve kendilerinin de ait olmadığı yer duygusunun yüksek olduğu”</b>;</p>
<p>sanki <b>&#8220;Yolcu Treni Vagonlarındaki Geçici Aidiyet&#8221;</b> hissi gibi, insanlardaki <b>“kimsesizlikle bağlantılı korunma ve korunmama”</b> duygusu ikilemi;</p>
<p><b>“Suç İşleme Oranlarının Yüksek Olduğu Mahalleler Yaratılmasına”</b> neden oldu&#8230;</p>
<p>Bunun farkına varan ülkeler <b>“Sosyal Dokuyu Bozan”</b> bu <b>“Suç Mekanlarını Dinamitleyerek Yıkmaya Başladılar.”</b></p>
<p>Bu durum en net biçimde <b>“1996 Habitat-2 İstanbul Konferansı”</b> için hazırlanmış olan <b>“Habitat-2 1996 İstanbul Fransız Ulusal Raporu”</b>nda da resimlenerek belgelendi&#8230;</p>
<p>Aynı sürecin tahribatının en fazla yaşandığı Almanya&#8217;da da aynı tespitlerin yapıldığını; Yönetmenliğini <b>İmre Azem</b>&#8216;in yaptığı <b>&#8220;Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir (2011)&#8221;</b> belgeselinde (www(.) <a href="http://vimeo.com/387180646" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://vimeo.com/387180646&amp;source=gmail&amp;ust=1636011858624000&amp;usg=AFQjCNEhNG5A2ufZYASkAOOXBWxHXYRQNA">vimeo.com/387180646</a>) izlenerek görülebilir.</p>
<p>Aynı tarihsel sürecin ardından ülkemizde de bazı paralel izler <b>&#8220;Ataköy-I. ve II. Kısım&#8221;</b> yapılaşması ardından <b>“1961 Anayasası”</b> ile gelen <b>“Sosyal Devlet”</b>  etkisiyle gelişen <b>&#8220;Toplu Konut/Sosyal Konut&#8221;</b> politikası doğrultusunda <b>&#8220;Ataköy-III. ve IV. Kısım&#8221;</b> yapılaşmasında (bitişik nizam vagonlar) olarak kendisini gösterir&#8230;</p>
<p>O tarihler, artık aynı zamanda <b>“Montaj Sanayi”</b> yapılaşmalarının çevresinde <b>“Ucuz İşgücü Cenneti”</b> isteyen ve böylece <b>“Hazine Arazileri”</b> üzerinde <b>“Gecekondulaşmalara Göz Yummak”</b> yoluyla <b>“Sermaye Birikiminin Dolaylı Yoldan Teşvik Edilmesi”</b> ve aynı zamanda  <b>“Yapsat Müteahhitler Çağı”</b> olarak da kendini gösterir.</p>
<p>Öte yandan planlı gelişmenin iyice dışına çıkan kentlerin, artık biraz daha sağlıklı biçimde düzenlenmesi için doğrudan Başbakanlık’a bağlı olarak oluşturulan <b>“Toplu Konut İdaresi”</b>(TOKİ);</p>
<p><b>“1996 Habitat-2 İstanbul Uluslararası Konferansını”</b> düzenler bir nitelikten;</p>
<p>nasıl olur da, sanki günümüzün gözü doymaz rantiyeci yapsat müteahhitliği organizasyonuymuş gibi; sürekli kent suçu üreten bir rant regülatörü halini alır&#8230;</p>
<p>Akıl almaz bir durumdur bu!&#8230;</p>
<p>Üstelik sadece mevcut kentler değil; günümüzde <b>“Tüm Kırsal Alanlar”</b> aynı suç yöntemiyle tahrip edilmektedir&#8230;</p>
<div id="attachment_19675" style="width: 553px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-19675" src="http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitokii.jpg" alt="" width="543" height="544" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitokii-150x150.jpg 150w, http://www.mimarist.org/file/2021/11/divrigitokii-300x300.jpg 300w" sizes="(max-width: 543px) 100vw, 543px" /><p class="wp-caption-text">Yahya Kemal Bayar: &#8220;Divriği TOKİ Evleri -Güzel?-Güzel Değil?&#8221;</p></div>
<p>Böyle bir ortamda, <b>Mimarlık ve Eğitim Kurultayı</b> toplantılarının on birincisi, <b>“Mimarlık Eğitiminde ve Pratiğinde Değişim / Dayanışma”</b> teması çerçevesinde <b>26-27 Kasım 2021</b> tarihlerinde, <b>Eskişehir Teknik Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi</b>’nin ev sahipliğinde düzenlenirken;&#8230;</p>
<p>kentsel ve kırsal tüm yerleşim alanlarında <b>“Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin, Daha İyi Bir Mimarlık&#8230;”</b> talebimizin gerek ve şartlarını hep birlikte <b>“Değişim ve Dayanışma”</b> ile yerine getirmeye çalışırken, bir kez daha herkesin <b>“Dünya Mimarlık Gününü”</b> kutlarım&#8230;<b> </b></p>
<p><b>Mimarlara Mektup Bülteni, Ekim 2021, Sayı: 272   </b></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Mimaride “Etik” ve “Estetik” Arasındaki “Kısa Yollar&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimaride-etik-ve-estetik-arasindaki-kisa-yollar/</link>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2021 12:40:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19065</guid>
		<description><![CDATA[İnsanları sağlığına kavuşturmanın; iyilik, doğruluk ve güzellikle kaçınılmaz bir bağı olduğunu rahatça düşünebiliriz. İyileşen hasta karamsar/kötümser olmaktan kurtulur; mutlu olur; sevinir&#8230; Yaşamın güzelliğine tutunur. Zaten güzellik nedir ki; yaşama güzellikle bakmaktan başka&#8230; Bunu sağlayan Hekimin mutluluğunun güzelliğini de unutmamak gerek&#8230; Bilirsiniz “Tıp Etiği”(Deontoloji)’nin kaynağı olan “Hipokrat Yemini”nin ilk kuralı “Hastanın]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanları sağlığına kavuşturmanın; iyilik, doğruluk ve güzellikle kaçınılmaz bir bağı olduğunu rahatça düşünebiliriz. İyileşen hasta karamsar/kötümser olmaktan kurtulur; mutlu olur; sevinir&#8230; Yaşamın güzelliğine tutunur. Zaten güzellik nedir ki; yaşama güzellikle bakmaktan başka&#8230; Bunu sağlayan Hekimin mutluluğunun güzelliğini de unutmamak gerek&#8230;</p>
<p>Bilirsiniz <strong>“Tıp Etiği”</strong>(Deontoloji)’nin kaynağı olan <strong>“Hipokrat Yemini”</strong>nin ilk kuralı <strong>“Hastanın hastalığı hakkında bir bilgiye sahip değilsen dokunma!&#8230;”</strong>dır&#8230; Bu ilkeli ve doğru davranmak zorunlu kuralı; hastayı hastalığından kurtarıp onu yine yaşama sevinciyle başbaşa bırakmakla; sonuç olarak iyiliğin güzellikle sonuçlanmasına yol açar.</p>
<p>Aynı kural/ilke mimaride de geçerlidir&#8230; Tam yerinde olması ve kalması gerekene; yani doğal olana hiç dokunmamak da yüce bir Mimarlık Eylemidir&#8230;</p>
<div id="attachment_19066" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-19066 size-full" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj.jpg" alt="" width="400" height="493" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj.jpg 400w, http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj-243x300.jpg 243w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p class="wp-caption-text">“Uzaydan Marmara’da Müslaj Yayılması görüntüsünün uydu fotoğrafı”</p></div>
<p>Buradaki kesinlik değeri taşıyan kuralların matematiksel birer karşılığı olduğunu da unutmamak gerekir. Ne de olsa matematik; defalarca doğrulanmış kuralların defalarca doğru biçimde kullanılmasıyla; varlığını her zaman her yerde sürdüren, geliştiren ve doğru mantıkla çalışan her akla uygun kurallar sistemidir.</p>
<p>Antik dönemde <strong>“Altın Kural”</strong> arayışının matematiğin ortak dili sayesinde olduğunu da unutmamak gerek&#8230; Sağlıklı ve sağlam kurallara bağlı <strong>“Aktöre”</strong>(Etik) değerlerin sonuçta yol açtığı <strong>“Güzeltöre”</strong>(Estetik) değerleri; insan ilişkilerinde mutsuzluğa yol açmayan <strong>“Davranış Alışkanlıkları”</strong>(Kültür) birikimine de yol açar&#8230;</p>
<p>İnsan ilişkilerine <strong>“Süreç”-“Sonuç”</strong> bağlamı üzerinden baktığımızda ise <strong>“Sonuç”</strong> olarak varılması istenen <strong>“Güzeltöre”</strong>(Estetik) değerin denk düştüğü kavram <strong>“Adalet”</strong> olurken;</p>
<p><strong>“Süreç”</strong> olarak yaşanması gerekenler; <strong>“Aktöre”</strong>(Etik) değerin denk düştüğü kavram da <strong>“Hukuk”</strong> olmaktadır&#8230;</p>
<p>Şimdi biraz da günümüzde yaşanmakta olanlara dönersek: <strong>“Karatöre”</strong> olarak burada pek azını sayabileceğimiz kötü davranış alışkanlıkların; bireylere ve o bireyin içinde yaşadığı topluma verdiği zararlara karşı sağlam durmanın yollarını henüz tam olarak kullanmakta olduğumuz söylenemez.</p>
<p><strong>“Nicelik Şiddet”</strong> ve <strong>“Nitelik Şiddet”</strong>in her türünü içinde barındıran; <strong>“Kan Davaları”</strong>; <strong>“Başlık Parası”</strong>; <strong>“Çocuk Evlilikleri”</strong>; <strong>“Aile içi Cinsel Şiddet ve Ensest”</strong>; <strong>“Çocuk İşçilik”</strong> ve aklınıza gelebilen benzeri tüm kötülük kaynaklarının kurutulması; toplumun bütününün ortaya koyacağı direnç ve kararlılıkla ancak mümkün olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="attachment_19067" style="width: 635px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-19067" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj1.jpg" alt="" width="625" height="425" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Caddebostan kıyılarında müsilaj yayılması&#8230;&#8221; -Cumhuriyet Gazetesi İnternet sayfasından.</p></div>
<p>Çünkü, bir yerde ortaya çıkan ilkesel bir zayıflık; görmezden gelme; ihmal vb nedenlerle; anında <strong>“Salgın</strong>(Pandemi)<strong>Virüsleri”</strong> gibi her yere yayılabilmektedir.</p>
<p>Eğer tüm toplumun katılımı ve katkısıyla <strong>“Demokratik Denetim Mekanizması”</strong>nın yani <strong>“Açıklık, Şeffaflık; Hesap Verebilirlik ve Denetlenebilirlik”</strong> ilkeler bütününün kurallarına(Hukuk) uygun olarak her an, her yerde taviz vermeksizin korunarak işletilmesi ile ancak özlenen sürekli güzelliğe(Adalet) ulaşabiliriz.</p>
<p>Peki, <strong>“Kültürel”</strong>, <strong>“Sosyolojik”</strong> ve <strong>“Psikolojik”</strong> açıdan <strong>“Kent-Siyasası”</strong>nda durum; yani bir “<strong>Salgın</strong>(Pandemi)<strong> Türü”</strong> olarak; yaşamakta olduğumuz “<strong>Fiziksel ve Zihinsel Müsilaj!…”</strong> nasıl önlenebilir?</p>
<p>O zaman; &#8230; sil baştan; yeniden başlıyoruz; her yere yayılan fiziksel ve zihinsel salyaları temizlemek için!&#8230;</p>
<p>-Yok, yok bu yazı <strong>“5 Haziran, Dünya Çevre Günü”</strong>yle ilgili değil&#8230; Geçtik onu; ne çevresi?!&#8230;-</p>
<p>Bir ülke düşünün sadece iki kişilik&#8230;</p>
<div id="attachment_19068" style="width: 654px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-19068" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/musilaj2.jpg" alt="" width="644" height="448" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Caddebostan kıyılarında müsilaj yayılması&#8230;&#8221; -Cumhuriyet Gazetesi İnternet sayfasından.</p></div>
<p>-Yok, yok aşk üzerine de değil bu yazı&#8230;-</p>
<p>Bu örnekte sadece bir ekmekleri var; bu iki kişinin&#8230; Nasıl bölüşecekler?&#8230; Huzursuzluk yaratmadan ama huzurlu kalarak&#8230;</p>
<p>Çok basit bir yolla yani en <strong>“Demokratik Hukuk”</strong>la&#8230; Yani, <strong>“Biri ekmeği bölecek; diğeri seçecek&#8230;”</strong>(Bu bir demokratik <strong>“Hukuk Sistemi”</strong>nin özetidir&#8230;)</p>
<p><strong>“Her ikisi de istediğini özgürce yapmış olmalarından dolayı mutsuz olmayacaklar!&#8230;”</strong> (Bu bir demokratik hak olan <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> sistemidir.)</p>
<p>Sonuçta, sizde sürekli bir mutluluğun huzuru varsa; <strong>“Adalet Güvenceli Hukuk”</strong> size olan hizmet görevini tam hakkıyla sunmuş demektir&#8230;</p>
<p>Tam sıra ülkenin üzerine çökmüş olan <strong>“Siyasi Müsilaj”</strong>a gelmişti ki; yerimiz bitti&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Kesintisiz “İmar Mobbingi” İle Sürdürülen “Mimari Soykırım!”;… “Nereye”(Quo Vadis) kadar?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/kesintisiz-imar-mobbingi-ile-surdurulen-mimari-soykirim-nereyequo-vadis-kadar/</link>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2021 08:37:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18864</guid>
		<description><![CDATA[Mimari Proje, “göndermeler”(imgeler/simgeler) de içeren “göstergelerden”(kanıtlardan) oluşur. Düşünceler de aynı şekilde “göndermeler”(imgeler/simgeler) de içeren “göstergelerden”(kanıtlardan) oluşur.” Olabildiğince sorgulanarak ayıklanmış düşünceler toplamı olan “göstergeler”(kanıtlar), karşımıza bir bütün halinde “Mimari Proje” olarak çıkar. Eskilerin deyimiyle: “Masada(düşüncede) bitirilmemiş Mimari Proje; yerinde de bitirilmemiş yanlarıyla, ömrü boyunca sırıtır durur&#8230;” sözünü unutmamakta yarar vardır mutlaka&#8230;]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Mimari Proje, <strong>“göndermeler”</strong>(imgeler/simgeler) de içeren <strong>“göstergelerden”</strong>(kanıtlardan) oluşur. Düşünceler de aynı şekilde <strong>“göndermeler”</strong>(imgeler/simgeler) de içeren <strong>“göstergelerden”</strong>(kanıtlardan) oluşur.”</p>
<p>Olabildiğince sorgulanarak ayıklanmış düşünceler toplamı olan <strong>“göstergeler”</strong>(kanıtlar), karşımıza bir bütün halinde <strong>“Mimari Proje”</strong> olarak çıkar.</p>
<p>Eskilerin deyimiyle: <strong>“Masada</strong>(düşüncede)<strong> bitirilmemiş Mimari Proje; yerinde de bitirilmemiş yanlarıyla, ömrü boyunca sırıtır durur&#8230;”</strong> sözünü unutmamakta yarar vardır mutlaka&#8230;</p>
<p>Sınırlı da olsa mühendislik eğitimini de içeren Mimarlık Eğitimi ve sonrasında mesleki yaşamdaki tasarım ve uygulama süreci; Mimari Proje içeriğindeki <strong>“Pozitif Bilim”</strong> öğelerini, en ince detayına kadar süreklilik içeren ve tecrübeyle de gittikçe artan bir <strong>“Fikri Takiple”</strong> sorgular&#8230; Böylece Mimari Proje bütünlük kazanır ve yerine oturur&#8230;</p>
<p>Mimari Proje ile varlık kazanan bir yapı, yalnızca ayakta durmakla yetinmez; içinde/üzerinde/çevresinde/yakınında/uzağında yaşayan insanlar tarafından bilinçli ya da bilinçsizce var olan her şey ile orantılanarak sorgulanmalara da direnmek durumundadır&#8230; Yaşam bulan Mimari Proje, bunu, onunla içiçe yaşayan insanlara ve ortamı oluşturan doğaya/çevreye borçludur&#8230; Mimari Proje’nin <strong>“Yer Seçimini”</strong>; insan ilişkileri ile birlikte doğal ve yapılı çevrede oluşan hukuk belirler&#8230;</p>
<p><strong>“Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki; insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir&#8230;”</strong>  ilkesi, yalnızca insanları değil; doğal ve çevresel ve kültürel birikimleri de kapsayan bir biçimde Mimari Proje’nin bilimsel koşullara uygunluk taşıyan <strong>“Etik Kodlarını”</strong> da oluşturarak bağlar&#8230;</p>
<p>Bir Mimari Proje de hukuk dışına çıkıldığında insanlar gibi suç işleyebilir ve yargılanabilir&#8230; <strong>“Mimarlık Eleştirisi”</strong> de işte bu nedenle olmazsa olmaz bir şekilde <strong>“Kamu Yararı”</strong>na işgören bir niteliğe sahiptir.</p>
<p>Mimarlık Eleştirisi’nin kalitesi, topluma hizmet üretirken; en ayrıntılı bir biçimde hedeflediği ve gözettiği <strong>“Kamu Yararı”</strong> kapsamının niceliği ve ortaya koyduğu nitelik/kaliteyle oluşur ve gelişir&#8230;</p>
<p>Geçmişten bugüne birikerek gelen ve kalan mimari varlıklar toplamına eklenecek her bir yapı; <strong>“Uyumlu Doku Kültürü”</strong> sorgulamasını kendi özeleştirisi olarak varoluşunda yansıtmak ve <strong>“Saklı Haklar”</strong> yani oluşmuş <strong>“Hukuksal Birikimle”</strong> uyumunu sağlayarak huzuru, yani <strong>“Adaleti Güvenceli Hukuka”</strong> uyumunu göstergelerle kanıtlamak durumundadır&#8230;</p>
<div id="attachment_18865" style="width: 404px" class="wp-caption alignleft"><img class=" wp-image-18865" src="http://www.mimarist.org/file/2021/04/metronom.jpg" alt="" width="394" height="475" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Metronom; yaşam müziğimizin ritimlerine nasıl tempo tutup katılabileceğimizi bize tıkırtılarıyla söyler&#8230;&#8221;</p></div>
<p><strong>“Kötü Örnek Emsal Teşkil Etmez”</strong>(Su-i Misal Emsal Olmaz) ilkesi; kötü örneğin tekrar etmemesi, çoğalarak yayılmaması için gözardı edilmemesi gereken en önemli toplumsal uyarandır&#8230;</p>
<p>Tüm bunlar, Mimarlık Eğitimi sırasında Mimar Adayı/Mimarlık Öğrencisi’nden özellikle <strong>“Proje/Stüdyo Dersleri”</strong> kapsamında ince ince tekrarlarla istendiği biçimde; özellikle eskiz sınavlarında ya da mimari proje konu seçimi yapılmışsa sınırlı sürece yayılı tasarım taslaklarına yansıtılması istenir.</p>
<p>(Aklıma geldi; öğrenciliğimde Yapı ve Bina dersleri uygulama projeleri sonrasında başlayan <strong>“Proje/Stüdyo Dersleri”</strong>nde seçtiğim ve severek çizdiğim proje konuları: P1: <strong>“Çocuk Yuvası”</strong>; P2: <strong>“Ana-Çocuk Sağlığı Merkezi ve Dispanser”</strong>; P3: <strong>“İhtisas Hastanesi</strong>(Verem Sanatoryumu)<strong>”</strong>; P4: <strong>“Tatil/Ören Yeri’nde Otel”</strong> ve diploma projesi olarak da P5: <strong>“Kültür Merkezi”</strong> idi ve hepsi ayrı güzellikte heyecan veren maceralardı&#8230;)</p>
<p><strong>“Aktarılarak Öğretilenler”</strong>in ve <strong>“Araştırırken Öğrenilenler”</strong>in birleşerek Mimar Adayı’nın kendinde bütünlüklü <strong>“Mesleki Kişilik”</strong> geliştirmesi; en ideal olan eğitim beklentisidir…</p>
<p>Tüm bunların yarattığı heyecan sürecinin sonucunda; başını okulun dışına çıkarır çıkarmaz, yeni mezun mimarların yüzlerine karşı; hakaret edercesine <strong>“ReziLdans”</strong> yığıntılarından oluşmuş <strong>“Kanalizasyon Kokulu”</strong>  devasa <strong>“Hödükland”</strong> yerleşimleri çarpacaktır!&#8230;</p>
<p>Her haliyle kent ve kentli haklarına karşı <strong>“örgütlü ve taammüden suç yapılaşmaları olduğu apaçık görülen”</strong> ve büyük bir umursamazlıkla yapılmaya devam edileceği anlaşılan bu <strong>“İmar Mobbingi”</strong> sürecinde (Hiçbir <strong>“katma değer”</strong> üretmeden) üretilen ve büyük bir kamusal servet kaybına neden olan, bu hukuksuz ve vicdansız yapılaşmaların; çok çok daha masum boyutlu olanları; geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında, özelllikle Fransa ve Almanya’da <strong>“Toplumsal dokuyu bozduğu gerekçesiyle dinamitlenerek yıktırılmıştır&#8230;”</strong></p>
<p>İşte bu yıkımın gerçek belgesi olan fotoğraflar, 1996’da İstanbul’da yapılan <strong>“Habitat-2, İnsan Yerleşimleri Konferansı”</strong>nın <strong>“Organizasyon Sekreteryası”</strong> görevini üstlenen <strong>“TOKİ-Toplu Konut İdaresi”</strong>nin arşivlerinde; örneğin <strong>“Fransız Hükümeti Habitat-2 Ulusal Raporu”</strong>nun sayfalarında görülebilir&#8230;</p>
<p>Yeter artık, <strong>“Mimarlığın Soykırımı”</strong> anlamını taşıyan <strong>“Mimari Projesi”</strong> olmayan <strong>“Mobbing Krokilerle”</strong> ülkece <strong>“Kendi kendisini kuyruğundan başlayarak yutmaya çalışan “Ouroboros Ejderha Yılanı Efsanesi”</strong>ndeki, sefil ölümsüzlük hikayesine inananların yarattığı yıkımlarla nereye kadar gidilebilir ki?&#8230; Evet, bir kez daha; <strong>“Quo Vadis?&#8230;”</strong> / <strong>“Nereye” kadar?&#8230;”</strong></p>
<p>Sahiden de bu <strong>“Kanalizasyon Kokusu”</strong> da ne böyle?!&#8230;</p>
<p>Mimarlara Mektup Bülteni, Nisan 2021, Sayı: 266</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>1992 Rio Konferansı’ndan Günümüze Garip Ama Çok Kısa Bir Yolculuk; “Sivilce&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/1992-rio-konferansindan-gunumuze-garip-ama-cok-kisa-bir-yolculuk-sivilce/</link>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 13:23:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18798</guid>
		<description><![CDATA[Bugün ülke veya dünya olarak düştüğümüz yere bakıyorum da; kısa bir film şeridi gözümün önünden akıp gidiyor. Danimarka’nın kadın başbakanı Gro Harlem Brundtland’ın 1987’deki “Ortak Geleceğimiz” çalışması nasıl da heyecan yaratmıştı&#8230; Uygarlığa ulaşmanın türlü incelikli hukuk gerektiren ve sürekli huzuru ve adaleti şart koşan yollarının ışıltısı gözlerimizi kamaştırıyordu&#8230; Daha ne]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün ülke veya dünya olarak düştüğümüz yere bakıyorum da; kısa bir film şeridi gözümün önünden akıp gidiyor.</p>
<p>Danimarka’nın kadın başbakanı Gro Harlem Brundtland’ın 1987’deki <strong>“Ortak Geleceğimiz”</strong> çalışması nasıl da heyecan yaratmıştı&#8230; Uygarlığa ulaşmanın türlü incelikli hukuk gerektiren ve sürekli huzuru ve adaleti şart koşan yollarının ışıltısı gözlerimizi kamaştırıyordu&#8230; Daha ne olsun “21. Yüzyıl ve Eylem Planı” geliyordu&#8230; Ama bir yandan da o yıllarda Sosyalist Sistemin ilk örneği kendi kendine ve hatta kendi içine doğru çökerken Dünya Bankası’nın kesenin ağzını sonuna kadar açması; huylanılmayacak gibi de değildi!&#8230; Havada uçuşan <strong>“Sivil Toplum”</strong> kavramları; Yönetişim,&#8230; bla-bla, vb, vd&#8230; Gelinen noktada her açıdan rehin alınmış bir ülke/ler ve toplum/lar&#8230; Her şey ama her şey bu geçen 30 yıl içinde buharlaştı!&#8230; Artık <strong>“Kişi Başına Düşen Gayri-Safi Milli Travmamız”</strong> konusundan rahatça söz edebiliriz. Şimdi bu aşağıdaki bölümü tadını çıkararak okumanızı tavsiye edebilirim&#8230;</p>
<p><strong><em>“Kimlik, Kimlik Travması ve Aidiyet Kimliği:&#8230;”</em></strong></p>
<p><em>(Kontrendikasyon notu: İşbu yazının alınganlarda pişik türü ruhsal tahrişe yol açtığı kanıtlanmıştır&#8230;) </em></p>
<p><em>Ne kadar bilinçli korunma alışkanlıkları edinmiş olursak olalım, yaşamın içerisinde yer alan irili ufaklı ve değişik türde psikolojik travma şiddetlerinden payımızı alırız&#8230;</em></p>
<p><em>Önemli olan sürekli bir biçimde psikolojik şiddetten arındırılmış ortamda bulunabilmek için sürekli kaçmak değil; karşı karşıya kalınabilecek psikolojik şiddeti önceden algılamaya ve ortamı şiddetten arındırabilmeye çalışmaktır.</em></p>
<p><em>Sürekli şiddetsiz ortam talebi de bir tür şiddet olarak karşımıza çıkabilir.</em></p>
<p><strong><em>“Psikolojik Çevre Kirliliği Sistemi”</em></strong><em> de denilebilecek ve farklı nedenlerle ortaya çıkan psikolojik şiddetlerin dinamik toplamı; sınır tanımaksızın zincirleme reaksiyonlarıyla üzerimizde etkilerini bırakmaktadır. Aldığımız bu etkileri ise bizler başka mekanlardaki başka insanlara doğru aynen bizlere ulaştığı gibi sürekli taşımaktayızdır.</em></p>
<p><em>Nedeni anlamında ilk kaynağı olduğumuz herhangi bir psikolojik travmanın, bilmediğimiz yerlerde tanımadığımız insanlara ulaşıyor olmasını düşünmek bile bizlerde rahatsızlığa yol açabilir.</em></p>
<p><img class="wp-image-18799 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitat2foto.jpg" alt="" width="549" height="312" /><em>Burada saymaya ve sıralamaya yer bulamayacağımız nedenlerle ya da bahanelerle; toplumsal yaşam içerisinde psikolojik travmaya uğramamış insan yok gibidir.</em></p>
<p><em>Günümüzde yaşananlar karşısında etkilenmemenin de bir tür <strong>“Sabit Psikolojik Travma”</strong> biçimi olduğunu göz önüne aldığımızda; farkında olmadığımız ve ister istemez <strong>“Sürekli Psikolojik Savunma Davranışı Alışkanlığı”</strong> edindiğimiz ortaya çıkar.</em></p>
<p><em>Takıntılarımız veya edindiğimiz benzeri tutumlar bu davranış alışkanlığının bir yansıması gibidir.</em></p>
<p><em>Takıntılarımıza karşı doğrudan doğruya yapacağımız bir müdahale, yaramızın kabuğuna yönelik bir müdahale anlamına gelecektir. Ve bu canımızı acıtabilir.</em></p>
<p><em>Takıntılarımızı zenginleştirmek yönündeki davranış alışkanlıklarımız ise doğrudan doğruya yüzleşmek istemediğimiz yaramızın (psikolojik travma) hiç olmazsa büyüme ve derinleşmesini önlemek için temiz tutulabilmesine olanak sağlayacaktır.</em></p>
<p><em>Aynı noktadan birden fazla ya da birbirine yakın birden fazla yara almak toparlanması ve kapanması daha güç olan daha büyük bir yaraya yol açabilir.</em></p>
<p><em>Bu nedenlerle takıntılarımıza karşı üvey evlat davranışında bulunmak yerine yaşamımıza olumlu bir biçimde katılmalarına olanak sağlamak; çürütülmüş birçok süt biçiminden <strong>“peynir ve yoğurtta olduğu gibi”</strong> modernize etmek gerekmektedir.</em></p>
<p><em>Bu yöntemle edineceğimiz <strong>“bağışıklık sistemi”</strong>; kimliğimizin gelişme ve olgunlaşmasına olumlu bir katkıda bulunacaktır.</em></p>
<p><em>Su altında iken vurgun yiyen dalgıçı eskiden <strong>“vurgun yediği derinliğe”</strong> indirirlerken; bugün basınç odasında vurgun yediği derinliğin basıncına eşit basınç altında tedavi ederek sağlığına kavuşturmaktadırlar. Vurgunun tahrip şiddeti derinlikle doğru orantılıdır da denilebilir. Denilmese de bunun hiçbir önemi yoktur. Nasılsa vurgun yemiş olmak <strong>“vurgun yemiş olmaktır&#8230;”</strong></em></p>
<p><strong><em>“Katilin cinayeti işlediği yere dönmesi”</em></strong><em>nde de aynı psikolojik travma şokuyla tekrar yüzleşme isteğini barındırdığı söylenir.</em></p>
<p><em>Bu örneklerde olduğu gibi travma, bir “yüzleşme” ile giderilmeye çalışılmaktadır.</em></p>
<p><img class="size-large wp-image-18800 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitatkaldirimi.jpg" alt="" width="344" height="376" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitatkaldirimi.jpg 344w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/habitatkaldirimi-274x300.jpg 274w" sizes="(max-width: 344px) 100vw, 344px" /><strong><em>“Kabullenme”</em></strong><em> ise yüzleşmenin ilk önemli adımı gibidir.</em></p>
<p><em>İnsanın yaşamı boyunca oluşumu süren kimliğinin; bu oluşum sürecinde alınan psikolojik travmalarla ve bu travmalara karşı geliştirdiği davranış alışkanlıklarıyla doğrudan ve ayrılmaz bağı ya da bağları vardır.</em></p>
<p><em>Kişisel kimlik tarihi sürecinde yaşanılanların oluşturduğu dinamik son toplam, süren yaşam ilişkilerinde kendini açık bir biçimde gösterir.</em></p>
<p><em>Toparlanamayacak ve geliştirilemeyecek derecede davranış bozukluklarına yol açan psikolojik travma toplamı; artık bir dış kimliğin çaresiz olarak iç kimlik (kişisel kimlik tarihi) olarak kabullenilmesine yol açar. Teslim olunduktan ve yakayı kaptırdıktan sonra geçmiş olsun&#8230;</em></p>
<p><em>Bazen dış kimlik, <strong>“deneyimli ve kimlik sahibi zatlar”</strong> tarafından zorla giydirilerek iç kimliğin olgunlaşması engellenir&#8230;</em></p>
<p><em>Giydirme süreci de zaten başlı başına psikolojik travmadır. Sık sık <strong>“eğitim”</strong> adını aldığı da olur.</em></p>
<p><em>Çaresizce sarılmak, tutunmak zorunda kaldığımız dış kimlik; kuyruğunu yutmaya başlayan yılanın kendini yuta yuta <strong>“sıfır”</strong> şeklini alacağı son duruma kadar güzel güzel yoluna devam eder.</em></p>
<p><em>Ve yarılmaların başlamasıyla olgunlaşma fırsatı bulamayan iç kimlik saldırganlık düzeyinde şiddet kusmalarıyla kendini ispatlama yol ve yollarını çaresizce seçer dışarı çıkar&#8230; Dışarda kalır.</em></p>
<p><em>Ben bu konudan sıkıldım tekrar içeri giriyorum&#8230;</em></p>
<p><em>Metin KARADAĞ Haziran 1999”</em></p>
<p><strong>“Buharlaşma!”</strong> derken eğer örnek isterseniz; daha öncede değinmiştim;&#8230; “<em>dünün Başbakanlığa bağlı <strong>“Toplu Konut İdaresi”</strong>(TOKİ), 20. yüzyılın en büyük son konferansı sayılan Habitat-2’ye Evsahipliği yapar nitelikteyken; bugün, ülkenin rantı en bol yerlerini, <strong>“Plansız-Programsız Özelleştirme Zihniyetiyle” </strong>hazırlanmış <strong>“ReziLdanslardan”</strong> oluşan <strong>“Hödüklandlarla”</strong> dolduran bir tür <strong>“Düz Müteahhitlik”</strong> yapmaktadır…”</em>  örneği ile <strong>“Buharlaşma!&#8230;”</strong> konusundan <strong>“Kişi Başına Düşen Gayri-Safi Milli Travmamız”</strong> konusuna artık rahatça geçebiliriz&#8230;</p>
<p>Sorması ayıp sizin <strong>Gayri-Safi Milli Travmanız</strong> kaç?&#8230;</p>
<p>Mimarlara Mektup Bülteni, Mart 2021, Sayı: 265</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Umutlar Şantiyesinde Staj Günleri…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yeni-umutlar-santiyesinde-staj-gunleri/</link>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2021 14:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18667</guid>
		<description><![CDATA[Şimdiye kadar, bilimkurgu romanlarında öngörülmüş olsa bile, toz kondurmadığımız umutlarımızdan oluşan bu dünyada, bir daha karşılaşmak istemeyeceğimiz olguların içinde; “Küresel Covid-19 Salgını Belasına!&#8230;” karşı direnmeye çalışarak yaşıyoruz&#8230; Henüz sahip olamadığımız iyimser olanakların ortaya çıkması için; canla-başla çırpınarak sağlık için çalışan tüm insanların arkasına saklanıp; peşlerinden başımızı ileriye doğru uzatıp bakmaya]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdiye kadar, bilimkurgu romanlarında öngörülmüş olsa bile, toz kondurmadığımız umutlarımızdan oluşan bu dünyada, bir daha karşılaşmak istemeyeceğimiz olguların içinde; <strong>“Küresel Covid-19 Salgını Belasına!&#8230;” </strong>karşı direnmeye çalışarak yaşıyoruz&#8230;</p>
<p>Henüz sahip olamadığımız iyimser olanakların ortaya çıkması için; canla-başla çırpınarak sağlık için çalışan tüm insanların arkasına saklanıp; peşlerinden başımızı ileriye doğru uzatıp bakmaya çalışıyoruz, umudun ışığını yakalamak için&#8230;</p>
<div id="attachment_18668" style="width: 389px" class="wp-caption alignleft"><img class="wp-image-18668 " src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/kadinerkekesitlik.jpg" alt="" width="379" height="516" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Evrensel Eşitlik İçin; Kotasız Adalet&#8221;</p></div>
<p>Hemen aklımıza, adından dolayı David Harvey’in <strong>“Umut Mekanları”</strong> kitabı geliyor&#8230; Ve o mekanlarla ilgili 60’larda Fransız düşünürü Henri Lefebvre’in <strong>“her türden yabancılaşmaya karşı”</strong> oluşan <strong>“Kent Hakkı”</strong> kavramının üretiminde <strong>“Kentliler”</strong>in bir arada yaşamaktan doğan ve –<strong>“bir kültür olarak”</strong>&#8211; biriken, <strong>“haklarına sahip çıkma süreçlerinin”</strong> örgüsü; karşımıza yine <strong>“karşılıklı saklı haklar”</strong> kavramı olan <strong>“Hukuku”</strong> ve <strong>“artık günümüzde her türden sömürüye alet edilmesiyle iyi bildiğimiz”</strong> farklı <strong>“İmar Hukuku”</strong> zihniyetlerini ve zafiyetlerini getiriyor…</p>
<p>Çağrışımlar şelalesinin uğultusu yeniden içimizi karartıyor ve kulaklarımızda <strong>“… bu</strong> <strong>han-ı iştiha…”</strong> sesleri yankılanıyor Tevfik Fikret’in <strong>“Han-ı Yağma…”</strong> şiirinden çıkagelip!&#8230;</p>
<p>Ama inatla aldırmıyoruz; inadına bir umutla; umudun inadına sarılıp, direnerek; umudun ütopyasına doğru yürümeye devam ediyoruz…</p>
<p><strong>“Sevgi”</strong> ne kadar <strong>“kişisel ve özel”</strong> ise; <strong>“Saygı”</strong> da en az onun kadar <strong>“kamusal bir değer”</strong> taşır. Çünkü birine ya da topluma karşı <strong>“Sevgisizlik”</strong> bir suç oluşturamadığı için <strong>“cezası da yoktur!…”</strong></p>
<p>Ancak <strong>“Saygı”</strong> öyle değil; birine ya da topluma karşı herhangi bir <strong>“Saygısızlık”</strong> durumunda; <strong>“şikâyete konu olmayacaksa”</strong> bile <strong>“Kamu Davası”</strong> açılmasını gerek ve şart koşan; karşılığında da <strong>“Cezası bulunan bir suçtur; Saygısızlık!…”</strong>; tarihte her türlü puştluğun zulası olması nedeniyle…</p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca, toplumu bir arada tutan, o toplumu oluşturan insanlar arasındaki; insani, doğal ve açık ilişkilerin birikiminden oluşan <strong>“Hukuk”</strong> aslında bir şekli ile karşılıklı ve doğal <strong>“Saygılar Silsilesidir…”</strong></p>
<p>Yine insanlık tarihi boyunca, toplum tarafından oluşturulmuş doğal bir <strong>“Etik Doku/Kod”</strong> olan <strong>“Saygı Normu”</strong>na karşı herhangi bir <strong>“Saygısızlık Suçu”</strong>ndan hareketle işlenebilecek olan başka bir suç olan <strong>“Cezasızlık Suçu”</strong> da toplumun içerden çürüyerek yabancılaşmasına ve kargaşalar içinde yok olmasına yol açan tehlikeler taşımaktadır…</p>
<p>Friedrich Engels de <strong>“Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”</strong> kitabında, Kadının toplumdaki varlığıyla ancak var olan <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong>nun çökertilmesiyle <strong>“kadının bir mülkiyet öğesi haline getirilmesi sürecinin arka planında yatan “karanlık” nedenlere dikkat çeker!…”</strong></p>
<p>Toplumda yaşamsal ihtiyaçları karşılamak için; elde ediliş biçimi olan <strong>“doğal üretimin dışında”</strong> bir yola saparak; <strong>“şiddet yoluyla el koyma/yağma biçiminde yaygınlaşması ve süreklilik kazanması”</strong> ile <strong>yaşama ihtiyacından daha fazla ürün yani Mülkiyet ve Mülkiyet Birikimi ortaya çıkar…</strong> Bu aynı zamanda <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong>nun da sonudur!…</p>
<p>Mülkiyet edinmek ve edinilen mülkiyeti de korumak için gereken şiddet; ve o şiddetin de korunması için üretilen ölümcül cezalardan oluşan kurallar; kanunların ve devletin aynı anda ortaya çıkmasının da en önemli nedenidir!…</p>
<p><strong>“Şiddetin Mülkiyetini”</strong> elinde bulunduranların keyfiyetine uygun olarak düzenlenmiş, <strong>“şiddetin koşulları olan kanunların”</strong> ve o <strong>“keyfi kanunlara göre işleyen ilksel devlet yapısı”</strong> günümüzde <strong>“kaskatı bir mekanizma”</strong> halini almıştır…</p>
<p>Bugün o mekanizma, yeryüzünde hüküm süren <strong>“Hukuksuzlukların Kanunlarından Oluşan Kapitalizm”</strong>in koşulsuz olarak hizmetinde olan devletin ve kanunların mülkiyetine sahip olanlarca; <strong>“Kadın Hakları”</strong> konusundan neden bu kadar ödünün koptuğunu anl</p>
<div id="attachment_18669" style="width: 686px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-18669 " src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/kucukkiz-1024x546.jpg" alt="" width="676" height="353" /><p class="wp-caption-text">&#8220;Umuda İnatla Tutunmak&#8221; Foto: Serkan Oktar /İstanbul İtfaiye Personeli</p></div>
<p>amamız için <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong>nun sesine dikkatle kulak vermemiz gerekiyor…</p>
<p><strong>“Küresel Covid-19 Salgını Belası”</strong>nın <strong>“Hukuksuzlukların Kanunlarından Oluşan Kapitalizm”</strong>i kökünden salladığı bu günler;</p>
<p>aslında <strong>“Evrensel Hukuk”</strong>un yeniden yazılması konusunda; <strong>“Yeni Umutlar Şantiyesi’nde Staja”</strong> başlamak için bizleri davet ediyor…</p>
<p>Normal şartlarda <strong>“Eşitlik Hukuku”</strong> ile üretilmiş ya da üretilecek tüm hukuksal normun korunması için yazılması gereken <strong>“Evrensel Hukukun Kanunları”</strong>; bilinmez bir sırça köşkte saklanan! dillere pelesenk olmuş süslü <strong>“Hukukun Üstünlüğü”</strong> güzellemesinden daha fazlasına, ortak yaşam alanlarımızda daha fazla yer verebileceğimiz; günlere ve yıllara doğru; umudun inadıyla yürümek gerek…</p>
<p>O zaman ilk adımı, kadınlar atsın; nice mutlu ve umutlu yarınlara doğru…</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Daha Da Zorlu Hale Gelen Salgın Günlerinde, Korunması Gereken Değerlerimizden Biri Olarak; “Eğitim Süreci’nin Öznesi: Öğrenciler…” </title>
		<link>http://www.mimarist.org/daha-da-zorlu-hale-gelen-salgin-gunlerinde-korunmasi-gereken-degerlerimizden-biri-olarak-egitim-surecinin-oznesi-ogrenciler/</link>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2021 15:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18640</guid>
		<description><![CDATA[Çaresizlikten kaynaklanıyor olsa da, küresel ölçekte herkesi birbirine muhtaç duruma düşüren acımasız Covid-19 Salgın günlerinin ardındaki gerçekler, bir bir su yüzüne çıkmaya başladıkça; insanlar birbirlerini anlamak konusunu ister istemez daha fazla duyarlılıkla düşünür hale geldiler… “Her an, benim de başıma gelebilir&#8230;” kaygısı; artık başkalarının yaşadığı acıyı ve üzüntüyü; artık daha fazla]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Çaresizlikten kaynaklanıyor olsa da, küresel ölçekte herkesi birbirine muhtaç duruma düşüren acımasız Covid-19 Salgın günlerinin ardındaki gerçekler, bir bir su yüzüne çıkmaya başladıkça; insanlar birbirlerini anlamak konusunu ister istemez daha fazla duyarlılıkla düşünür hale geldiler…</p>
<p><b>“Her an, benim de başıma gelebilir&#8230;”</b> kaygısı; artık başkalarının yaşadığı acıyı ve üzüntüyü; artık daha fazla kendi acısı olarak duyumsar hale gelmek; olağan koşullarda kolayca ortaya çıkabilecek bir durum hiç de olası değildi…</p>
<p><b>“Bir müsibet, bin nasihatten iyidir…”</b> günlerinin tam ortasında, yaşanan çaresizliklerin kazandıracağı deneyimlerin; daha iyi sonuçlarıyla birlikte, <b>“Büyük İnsanlığın Evrensel Kültürü”</b>ne katkı verebileceği günlerin eşiğindeyiz…</p>
<p>İyi ya da kötü başkasının yaşadıklarını kendisi yaşamış gibi hissedebilme duyarlılığı; bildiğiniz gibi psikiyatri/psikoloji literatüründe <b>“Empati”</b> olarak adlandırılmaktadır…</p>
<p>Bilirsiniz, <b>“Empati”</b> aynı zamanda <b>“Mimarlık Eğitimi”</b>nde özellikle <b>“Proje Dersleri”</b>nde açığa çıkarılarak <b>“Farkındalık”</b> biçiminde <b>“Mimarlık Öğrencisi”</b>ne kazandırılması hedeflenen; en önemli <b>“Beceri”</b> ve <b>“Yetenek”</b> gibi değerlerinden biridir.</p>
<div id="attachment_18641" style="width: 346px" class="wp-caption alignleft"><img class=" wp-image-18641" src="http://www.mimarist.org/file/2021/01/renemagritte-890x1024.jpg" alt="" width="336" height="418" /><p class="wp-caption-text">Rene Magritte Tablosu</p></div>
<p>Eğitimde <b>“Gözlem Gücü”</b> ve <b>“İfade Yeteneği”</b> edindirmek sırasında; <b>“Yapabilir Olmak”</b> / <b>“Deneyebilmek”</b> ile öğrencinin <b>“Becerisi”</b> ölçülebiliyorken; <b>“Yaratıcı Biçimde Sorun Çözmek”</b> ile de aynı öğrencinin kendi kendisinin <b>“Yeteneklerini”</b> fark ederek kullanabilmesi desteklenir…</p>
<p>Tüm eğitim sistemlerinin olduğu gibi Mimarlık Eğitimi’nin de Covid-19 Salgını nedeniyle <b>“Online Eğitim”</b> sürecine geçmiş olması ve bir şekliyle de  <b>“Eğitim Sürecinde Eşitlik”</b> sağlamasının yanısıra; tüm eğitim programlarının gözden geçirilerek yeni koşullarda en verimli bir biçimde <b>“Eğitim Süreci’nin Öznesi: Öğrenciler”</b>e sunulması gerekmektedir.</p>
<p>Bugünün koşullarından çok uzaktaki geçmiş yıllarda, <b>“Galata Grubu Öğrenci Grupları”</b>ndan birinde bir süre denediğim ve öğrencilerin de eğlenerek, keyifle katıldıkları<b>(*)</b> <b>“Empati Temelli Eskiz/Tasarım Çalışması”</b>nı; çalışmadaki <b>“Var”</b> ve <b>“Yok”</b> ilişkisini; <b>“Yerine Koyma”</b> ya da <b>“Yok Sayma” </b>konumlarına göre <b>“Gözlem Gücü”</b> ve <b>“İfade Yeteneklerini”</b> sonuna kadar kullanıp kendi <b>“Beceri”</b> ve <b>“Yetenekleri”</b>ni yine kendilerinin izleyip gözden geçirmeleriyle <b>“Eleştiri”</b> ve <b>“Özeleştiri”</b> alanlarında da kendilerince bir <b>“Empati”</b> geliştirdikleri görüldü…</p>
<p><b>(*)</b><i>Bu çalışma daha önce Mimarlık Dergisi, Yıl: 1999, Sayı: 287’de <b>Mimarlık Öğrencileri için: &#8220;Bir Mekanı Yeniden Okuma ya da Yeniden Kurma Oyunu&#8230;&#8221;</b>başlığıyla yayınlanmıştı…</i></p>
<p><b><i>Oyunda Varsayılan Kurallara Göre:</i></b></p>
<p><b><i>(I)</i></b><i> İnsan ölçeğine dayalı olarak algılayabildiğimiz ve <b>&#8220;Dünya&#8221;</b> diye tariflenen bu <b>&#8220;ara toplam&#8221;</b> mekanda; insan ve onun bedensel formunu doğrudan hatırlatabilecek eldiven, elbise v.d. gibi hiçbir nesne kalmamıştır&#8230;</i></p>
<p><b><i>(II)</i></b><i> Geride yalnızca mekanlar ve mekanı oluşturan objeler vardır&#8230; Hep birlikte incelenmesi ve sonuçlara yönelik önermelerle bitirilir&#8230;</i></p>
<p><i>Aynı öğrencilerle bu oyun bir başka zamanda tekrar edildiğinde önceki <b>&#8220;sonuç değerleri&#8221;</b> yeni <b>&#8220;veri kaynağı&#8221;</b> olarak alınır&#8230;</i></p>
<p><i>Öğrencinin mesleki alandaki özgür yaratım sürecinde kendine bir kimlik kurabilmesi; mekanın geçmişi ve bugünüyle tarihini okuyabilmesi; katkısı ve katılımıyla da yeni mekanı ya da <b>&#8220;geleceğin bugünkü tarihini yeniden kurabilmesi&#8221;</b> sürecinde olanaklıdır&#8230;</i></p>
<p><i>Mekanı ve onu oluşturan objeleri okumaya ya da yeniden kurmaya yönelik <b>&#8220;ortak hafızanın&#8221;</b> sorgulana sorgulana pekiştirilmesi; toplumsal kimliğin de <b>&#8220;gerçekleşen hayatla&#8221;</b> bir <b>&#8220;ilgisinin&#8221;</b> olduğuna dair önemli bir göstergedir diye düşünebiliriz&#8230;</i></p>
<p><b><i>(III)</i></b><i> Nasıl bir şey olduğunu bilemediğimiz uzay canlıları dünyamıza gelmiştir&#8230;</i></p>
<p><b><i>(IV)</i></b><i> Mekanlar ve mekan objelerinden hareketle; uzay canlıları bu mekanları üreten <b>&#8220;insan canlıları&#8221;</b>nın nasıl bir şey olduğunu anlamaya</i></p>
<p><i>çalışmaktadırlar&#8230;</i></p>
<p><b><i>(V)</i></b><i> Yeniden kurabilmek için mekanları ve objeleri okumaya çalışmaktadırlar&#8230;</i></p>
<p><b><i>Soru:</i></b></p>
<p><i>Uzay canlılarının gözüyle; ele almayı düşündüğünüz ortama bağlı olarak insan canlılarını, mekanı ve mekan objelerini yeniden kurgulayınız.</i></p>
<p><i>Oyun belirtilmiş bir süre içerisinde üretilen eskizlerin bu oyunda mekanı okumaya çalışırken <b>&#8220;dolaylı&#8221;</b> yoldan <b>&#8220;insanı yeniden keşif&#8221;</b> yolculuğunda; mekan ve insan ilişkisindeki bir <b>&#8220;ayna ikizi&#8221;</b> durumuyla karşı karşıya olduğumuzu da görebiliriz&#8230;</i></p>
<p><b><i>&#8220;Mekanı yeniden keşif&#8221;</i></b><i>; daha önce <b>&#8220;gözümüzden kaçan hayatın&#8221;</b> hayatımıza yeniden katılım şenliğidir aynı zamanda&#8230;</i></p>
<p><i>Halk arasında yaygın olarak kullanılan <b>&#8220;Aslan yattığı yerden belli olur&#8230;&#8221;</b> ya da <b>&#8220;Yaptığı iş aynasıdır kişinin&#8230;&#8221;</b> özdeyişlerinden de hareketle;  <b>&#8220;bürokratik imar normları&#8221;</b> sayesinde (!) ortaya çıkan <b>&#8220;kent ve kentli yaşamına&#8221;</b> bakarak <b>&#8220;ters&#8221;</b> bir okuma da yapabiliriz&#8230;</i></p>
<p><i>Yeniden yapılanma arayışının bir ihtiyaç olarak ortaya çıkışında en önemli faktör, <b>&#8220;yapı bozumunun&#8221;</b> başlamış olmasıdır&#8230;</i></p>
<p><i>Bu yüzden <b>&#8220;yapı bozumunun&#8221;</b> okunuşu <b>&#8220;tam olarak gerçekleştirilemeden&#8221;</b>; <b>&#8220;yeniden yapılanmanın tariflenebilmesi&#8221;</b> olanaklı değildir&#8230;</i></p>
<p><b><i>&#8220;Şematik&#8221;</i></b><i> yeniden yapılanmayı tarifleme girişimlerinden önce yapı bozumunun esas öznesi olan birey olarak <b>&#8220;Mimarda&#8221;</b> yapı bozumunu okumak gerekmektedir&#8230;</i></p>
<p><i>Bu da Mimarın, adaylık sürecindeki Mimar yani henüz öğrenciyken başlayan <b>&#8220;sürecini&#8221;</b> ülke düzeyindeki ortalamanın hal-i pür melalini ele</i></p>
<p><i>alarak yola çıkmayı şart koşmaktadır&#8230;</i></p>
<p><i>22-23- 24 Ekim 99&#8217;daki Mimarlık Eğitimi Sempozyumu&#8217;na doğru hızla giderken; sayısı <b>&#8220;şimdilik&#8221;</b> 34&#8217;e ulaşan Mimarlık Fakültelerimiz&#8217;de verilen eğitim öğretim programlarının <b>“konu bazında siyaset&#8221;</b> açısından <b>&#8220;somut&#8221;</b> ve detaylı bir biçimde konuya duyarlı olan herkes tarafından gözden geçirilmesi ve gündemleştirilmesinde; kendini mimar hissedenler bir yana, mimar olmayanların bile sorumluluk payı vardır&#8230; <b>&#8220;Mimarlık oyun değildir&#8230;&#8221; </b>diyerek itiraz edenlerin dikkatine: İşte asıl yaşanan bu durum <b>&#8220;oyun değildir&#8230;&#8221;</b></i></p>
<p>Yeni gelen yılın tüm dünya için, Covid-19 Salgın belasından uzaklaşılmış mutlu bir yıl olması dileklerimle…</p>
<p><b>(*) </b><a href="http://dergi.mo.org.tr/dergiler/4/531/7819.pdf" target="_blank" rel="nofollow noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://dergi.mo.org.tr/dergiler/4/531/7819.pdf&amp;source=gmail&amp;ust=1609601214576000&amp;usg=AFQjCNGIfmsno2Tlo7RIEfWdknm3OVBHTQ"><b>http://dergi.mo.org.tr/<wbr />dergiler/4/531/7819.pdf</b></a></p>
<p><b>Mimarlara Mektup Bülteni, Aralık 2020, Sayı: 262</b></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Zor Olan; Basit Olanı Bulmaktır. Daha Zor Olan; Daha Basit Olanı Bulmaktır. En Zor Olan Da; En Basit Olanı Bulmaktır&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/zor-olan-basit-olani-bulmaktir-daha-zor-olan-daha-basit-olani-bulmaktir-en-zor-olan-da-en-basit-olani-bulmaktir/</link>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2020 13:25:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18575</guid>
		<description><![CDATA[Bu çok aşamalı dizge söz, doğa’nın diyalektiğinde Termodinamik ile başlayan ve matematiksel öze sahip mantıkla da izlenebilen işlemler ve işlevler dizisidir. Bunun benzeri bir örneği ünlü “Kelebek Etkisi” tanımında da görebiliriz. Bu örneğe göre “Amazon Ormanı’nda kanat çırpan bir kelebeğin kanatlarının yarattığı minik rüzgar esintisinden etkilenenlerin oluşturduğu zincirleme etki(diyalektik/eytişimsel) dünyanın]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><span class="s1">Bu çok aşamalı dizge söz, doğa’nın diyalektiğinde Termodinamik ile başlayan ve matematiksel öze sahip mantıkla da izlenebilen işlemler ve işlevler dizisidir. Bunun benzeri bir örneği ünlü <b>“Kelebek Etkisi”</b> tanımında da görebiliriz. Bu örneğe göre <b><i>“Amazon Ormanı’nda kanat çırpan bir kelebeğin kanatlarının yarattığı minik rüzgar esintisinden etkilenenlerin oluşturduğu zincirleme etki(diyalektik/eytişimsel) dünyanın bir başka köşesinde bambaşka olaylara neden olur!&#8230;”</i></b> <span class="Apple-converted-space">  </span><b> </b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Her birimiz kendi yaşamlarımıza baktığımızda; kimbilir hangi beklenmedik <b>“Kelebek Etkisi”</b> dizisi ile bugüne gelmiş olduğumuzu düşünebiliriz. Bununla ilgili örneklere öyküler, romanlar ya da filmlerde karşılaşmış olabilirsiniz&#8230;.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Şu an içinde yaşamakta olduğumuz doğa ve diğer tüm mekânsal çevrelerin uzun tarihi içinde; kendi yaşamımız çok kısa bir süreye denk gelmektedir. Örneğin Mısır’da <b>“Mısır Uygarlığı’nın 4500 yıl öncesinden kalan ünlü Keops, Kefren, Mikerinos Piramitleri’nin geçirdiği zamanın yanında”</b>; sadece kendimize ait ömrümüzde sahip olduğumuz kısacık zaman dilimi ile karşılaştırılamaz bile&#8230;<span class="Apple-converted-space">     </span></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">İnsanlığın bugün sahip olduğu birbirlerinden çok farklı kültürel birikimlerine; geçmişteki zor zamanlardan geçerek geldiği gerçeği bize; bu birikimi kısacık yaşam sürecimizde gelecek nesillere koruyarak aktarma görevini de vermektedir. Bu nedenle geçmişten gelen tüm birikimler; gelecektekilerin <b>“Miras Hakkı”</b> olduğu hep söylenegelir&#8230; Eğer bu birikime kendimiz de bir şeyler ekleyebilmiş ise ne âlâ!..</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Covid-19”</b> virüsü nedeniyle başlayan ve artarak devam etmekte olan <b>“Salgın”</b>(Pandemi) nedeniyle hep birlikte zor günlerden geçiyoruz. Üstelik hava, kara ve deniz ulaşımının çok kolay olması nedeniyle, geçmişte olabildiğince yerel olarak yaşanan salgınlar; artık küresel boyutta varlığını sürdürüyor&#8230; </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Geçmişte yaşanan salgınlar, uzun savaş yıllarında ortaya çıkan yoksulluk ve açlık nedeniyle tetiklenip insanlığın başına bela oluyordu. Bunlardan en yaygın olarak bilinenlerden biri de <b>“Veba Salgınları”</b>dır!&#8230;</span></p>
<div id="attachment_18576" style="width: 635px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-18576" src="http://www.mimarist.org/file/2020/12/boluyatay.jpg.jpg" alt="" width="625" height="364" /><p class="wp-caption-text">(1) Bolu&#8217;da &#8220;Yatay Mimari&#8221; = Bursa&#8217;da &#8220;Dikey Mimari&#8221;</p></div>
<div id="attachment_18577" style="width: 650px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-18577" src="http://www.mimarist.org/file/2020/12/bursadikey-1024x682.jpg" alt="" width="640" height="429" /><p class="wp-caption-text">(2) Bursa&#8217;da &#8220;Dikey Mimari&#8221; = Bolu&#8217;da &#8220;Yatay Mimari&#8221;</p></div>
<p class="p2"><span class="s1">Bu <b>“zor günler”</b> insanların tarih boyunca yaşadıkları sorunlarını kökten çözmek zorunda kaldıkları örneklerle doludur&#8230; “<b>Ortak Sorunlar; Ortak Problemleri; Ortak Düşünce ve Ortak Davranışlarla Çözmeyi Şart Koşar&#8230;”</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Yine bir <b>“Veba Salgını”</b> sonrasında Paris Kent Meclisi, 1860 yılında <b>“Hijyen Şartı”</b>nı getirir. Bütün sokaklara kanalizasyonlar yapılır ve tüm evsel atıklar Paris’in içinden geçen Sein Nehri’ne boşaltılır. Bir süre sonra Sein Nehri de bu atıklarla oluşan birikinti adalarıyla tıkanır ve yeniden salgın tehlikesi baş gösterir. Bu kez Paris Kent Meclisi, 1945 yılında <b>“Ekolojik Şartı”</b>nı getirir. Buna göre Sein Nehri’nin iki kıyısına döşenen dev kanalizasyonlarla tüm kanalizasyon atıkları kent dışında çorak ve çukurluk bir bölgede biriktirilir. Burada kurulan bir biyolojik araştırma laboratuarında, kanalizasyon atıklarını parçalayan bir bakteri geliştirilir. Pembe renkli bu bakteri, atıkları parçalarken kendisi de çoğalmaktadır. Oluşan bu büyük pembe göl kenarındaki aynı laboratuar; bu kez bu pembe bakterilerle beslenen bir balık türü geliştirir. Bir süre sonra pembeleşmiş atık gölü temiz su gölü haline gelir. Bu su tekrar arıtılarak Paris’e kullanma suyu olarak geri gönderilir. Laboratuar çevresinde çalışanlardan oluşan kasabada; bu <b>“bakteri”</b> ve <b>“bakterileri yiyen balık türü”</b> teknolojisini çoğaltıp bütün dünyaya satarak ülkeye katma değer sağlanmaktadırlar&#8230; (<i>Bu konuyu Habitat-2 Konferansı, Sivil Forum ’96 Evsahibi Komite “Kentleşme Kozası”nın bir toplantısında Paris Havzalar Müdürü’nün-bizdeki İSKİ Müdürü gibi- anlatımından özetleyerek aktardım.</i>)<span class="Apple-converted-space">     </span></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Peki şimdi birlikte yeniden düşünelim ve soralım <b>&#8220;Doğayı Bozmadan&#8221;</b> ziraat bile yapılamıyor iken; <b>“Doğayı Bozmadan”</b> madencililik; <b>&#8220;Doğayı Bozmadan&#8221;</b> mimarlık;&#8230; yapabilmek mümkün mü?&#8230;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Eğer kolaya kaçmıyorsanız, zor olanı daha basit hale getirmek için üzerinde iyice düşünmek ve bilime, kültüre vb. birikimlere dayanarak üretmek dururken; inadına şimdi de <b>“Kıyıları Yağmaya Açmak!&#8230;”</b> ne demek?!&#8230;<span class="Apple-converted-space">   </span></span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Özellikle Afrika, Güney Amerika ve Uzakdoğu&#8217;da sömürgecilik döneminden bu yana kahve, muz, hurma vb gibi tek tip ürün plantasyonlarında, endüstriyel tarımın; ekolojik dengeyi nasıl etkileyerek çölleşmeye ve doğadaki bitki, hayvan ve doğal olarak da insan nüfusunu nasıl açlığın pençesine düşürdüğünü bugün; BM-Birleşmiş Milletlerin UNICEF örgütü paylaşımlarından; <b>“Çocuk Ölümlerinin Durdurulmadığını da”</b> görüyoruz&#8230; Nerden nereye? Sorunların birbiriyle kesintisiz/kopmaz bir biçimde nedensel bağları; diyalektik/eytişimsel bir dizge olarak aklımızın peşini bırakmıyor&#8230; </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Evet bir kez daha altını çizerek belirtmekte yarar var: <b>“Mimarlık her zaman ve her yere; “şuursuz” bir biçimde her şeyi yapıp batırmak demek değildir!”</b> Tam tersine <b>“Gerektiğinde; Hiç Dokunmamaktır!&#8230;&#8221;</b> Ve bu da daima, <b>“Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir”</b> olmayı gerektirir!&#8230;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Ülkemizde bugün hâlâ <b>“yapılaşmaya yeni açılan tarımsal alanlar”</b> ile <b>“tarımsal özelliği yok edilerek çölleşmeye terk edilen alanlar”</b> adeta birbiriyle yarış halinde&#8230; Örneğin dünyada tarımsal üretimin öncüsü ve daima birincisi Hollanda&#8217;dan daha büyük bir yüz ölçümüne sahip Konya’nın <b>&#8220;Obruk Çökmeleri&#8221;</b>; yer altı su kaynaklarının nasıl yok edildiğinin en önemli göstergesi&#8230; </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>TOKİ</b>’nin hiçbir şekilde <b>“Mimari Hizmet Sunulmamış”</b> yani hiçbir şekilde <b>mutsuz etmeme ilkesiyle davranan mimarlığın; bilgi, deneyim, yetenek, saygı, sevgi ve emeğini içermeyen</b>; ve sanki fotokopi ile çoğaltılan krokilere göre yapılan betonarme yığıntılarıyla; sadece doğaya karşı değil; mevcut kentlere ve o kentlerde yaşayan insanlarına karşı da büyük bir suç işlemekte ve <b>“Kentsel Veba”</b>ya yol açmaktadırlar&#8230; <b>Geleceğin henüz ekilmemiş topraklarının hasadını, bugünden yaparak; “geleceğin geleceğini de” yok etmektedirler!&#8230;</b></span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b> “Zor</b> olan; <b>basit</b> olanı bulmaktır.<b> Daha zor</b> olan; <b>daha basit</b> olanı bulmaktır. <b>En zor</b> olan da; <b>en basit </b>olanı bulmaktır.”</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">En basitinden ne demişler?: <b>“Ne ekersen; onu biçersin!&#8230;”</b> </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">Haydi, şimdi herkese kolay gelsin ve ekinleriniz bereketli olsun&#8230;</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Mimarlara Mektup Bülteni<b>, Kasım 2020, Sayı: 261</b></span></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Üniversiter Eğitimin “Hiç Var Olmamış” Direnci ve “Kırılma Noktaları&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/universiter-egitimin-hic-var-olmamis-direnci-ve-kirilma-noktalari/</link>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2020 08:36:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18439</guid>
		<description><![CDATA[Genel olarak kırılmaların en yakın tarihli geçmişinin başlangıcı olarak; o dönem hükümetinin bilinçli ve ısrarlı basiretsizliklerinin yol açtığı 24 Ocak 1980 Kararları’nın; başta ekonomik olmak üzere; her türlü krize çare olacağı iddiasıyla uygulanmaya başlamasıyla; ülke daha da büyük felaketlerin kucağına bırakılmıştır&#8230; Kesintisiz o felaketlerin bedelini hep birlikte 40 yıldır ödemeye]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Genel olarak kırılmaların en yakın tarihli geçmişinin başlangıcı olarak; o dönem hükümetinin <strong>bilinçli ve ısrarlı basiretsizliklerinin</strong> yol açtığı <strong>24 Ocak 1980 Kararları</strong>’nın; başta ekonomik olmak üzere; her türlü krize çare olacağı iddiasıyla uygulanmaya başlamasıyla; ülke daha da büyük felaketlerin kucağına bırakılmıştır&#8230;</p>
<p>Kesintisiz o felaketlerin bedelini hep birlikte 40 yıldır ödemeye devam ediyoruz!</p>
<p>Ve refahın ucu da topluma ısrarla görünmemektedir!&#8230;</p>
<p><strong>12 Eylül 1980 Kanlı Darbesi</strong>’yle devletin güvencesindeki toplumun demokratik, sosyal ve ekonomik haklardan oluşan tüm kazanımları; dünyayı saran <strong>“Kör, tuttuğunu öper!&#8230;”</strong> rekabetçi serbest piyasa (Neoliberal) anlayışına dayalı <strong>“Özelleştirme Politikaları”</strong>nın saldırısı altında; Cumhuriyet’in <strong>“1933 İzmir İktisat Kongresi”</strong>nde benimsenerek yol verdiği, <strong>“Karma Ekonomi Politikaları”</strong>na son verilmiştir!&#8230;</p>
<p>Sosyal devletin topluma sunduğu hizmetler; devletin güvencesinde ve tüm toplumun alınteri vergileriyle kurulmuş olan ve asla <strong>“Kâr amacı gütmemesi ilkesiyle&#8230;”</strong> işletilen kısaca <strong>“Kamu İktisadi Teşekkülü-KİT”</strong> diye anılan yapıların <strong>“Amortisman”</strong> payları da dahil tüm gelirlerine el konularak; ekonomik çevrimini sağlamak için özel banka ve bankerlerden yüksek faiz ile işletme sermayesi borçlanmasına zorlanmıştır&#8230;</p>
<p>O güne dek topluma kâr amaçsız olarak hizmette; kimi kâr ederken, kimi KİT’ler de sadece amortisman desteği ile tüm topluma kamusal hizmet sunan yapılar olarak ülke ekonomisindeki dengeyi korumaktaydılar&#8230; Bu denge, sosyal devlet güvencesi olarak topluma doğrudan yansıtılmaktaydı&#8230;</p>
<p>O zamanlar ilk olarak ortaya atılan ancak pek fazla işletilmeyen <strong>“Özelleştirme Süreci”</strong> günümüzde <strong>Kamu İhale Kanunu</strong>(KİK)’nun <strong>186</strong> kez; KİK-<strong>İhale Yönetmeliği</strong>’nin ise <strong>300</strong> kez değiştirilmesiyle şuursuz bir sürece dönüştürülmüştür&#8230;</p>
<p>Özelleştirme ile hızla elden çıkarılan KİT’lerden kimisi sadece arsa-arazi rantı olarak keyfi ihale süreçlerinde harcanmış ve kamu zararına yol açacak biçimde tüketilmiş; kamu zararına talan edilmiştir&#8230;</p>
<p>Geriye kalan doğal, tarihi ve kültürel koruma alanında yer alan yapılar ve araziler ve özellikle kıyılar! hızla Özelleştirme furyası ile yine kamu zararına yol açacak biçimde yağmalanmaya devam etmektedir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-18440" src="http://www.mimarist.org/file/2020/09/harranuniversitesi.jpg" alt="" width="541" height="315" srcset="http://www.mimarist.org/file/2020/09/harranuniversitesi.jpg 541w, http://www.mimarist.org/file/2020/09/harranuniversitesi-300x175.jpg 300w" sizes="(max-width: 541px) 100vw, 541px" /></p>
<p>Tüm canlılardaki <strong>“Sinir Sistemleri”</strong> uyarıcı etkisi ile canlıların tehlikeli durumlardan kendisini sakınarak korunmasının <strong>“Güvence Sistemidir&#8230;”</strong></p>
<p>Eğer tüm toplumların bir arada sağlıklı bir biçimde yaşamlarını sürdürebilmeleri ve olası mutsuzluklara karşı koruyan özü  <strong>“Güvence Sistemi”</strong> ise;  bağımsız, özgür ve eşit hak ve hukuka sahip; nitelikli bir demokrasinin özünü de <strong>“Eleştiri ve Özeleştiri”</strong> mekanizmasının kesintisiz varlığı oluşturur&#8230;</p>
<p>Bu noktada asıl konumuza dönerek, <strong>“Eleştiri ve Özeleştiri”</strong> aslında <strong>“üniversiter sistemin ve aynı zamanda toplumun özü olduğunu vurgulayan”</strong> Prof.Stuart Hall’un <strong>“Üniversite Eleştirinin Kurumsallaşmış Halidir!&#8230; Eleştiri Yoksa, Üniversite Hiçbir Şeydir!&#8230;”</strong> sözünü hiç akıldan çıkarmamak gerekir.</p>
<p>Oysaki  <strong>12 Eylül 1980 Kanlı Darbesi</strong> yalnızca, yukarında sadece birkaç örneği sayılan ve sonunda gelip devletin özelleştirilmesi noktasına dayanarak tüm toplumun yani kamunun zararına işletilen ortam yaratmamış daha derinlemesine etki etmiştir.</p>
<p>Örneğin kısaca YÖK diye bilinen <strong>“Yükseköğretim Kurumu”</strong>nun üniversiter sistemin başına bela olarak çökertilmesiyle yol açtığı tahribatlarla ilk adımda <strong>“Eleştiri ve Özeleştiri”</strong> içeriğini oluşturan tüm bağımsız bilimsel alanlarını <strong>“Ortaöğretim”</strong> düzeyine düşürecek kadar içerikten yoksun hale getirmiştir&#8230;</p>
<p>Şimdi sıradaki bu örnek için sağlam durun!&#8230;</p>
<p>YÖK’ün bazı uzmanlarının ağzından: <strong>“Mimarlık bölümlerinde neden aynı ders 4-5 kez tekrar ediliyor? Ne farkı var mimarlığın diğer disiplinlerden?&#8230; Bir ya da olmadı iki kez tekrar olur; 4-5 kez tekrar etmek ne demek?&#8230;”</strong></p>
<p>Hiç bir ilgisi ve uzmanlığı olmadığı halde <strong>“Mimarlık Eğitimi”</strong> üzerine konuşma hakkını kendinde gören YÖK uzmanı; mimarlık eğitiminin özü olan tasarım ve uygulama projeleri sürecini oluşturan: Proje-1; Proje-2; Proje-3; Proje-4; Proje-5’i aynı dersin tekrarı olduğunu sanacak kadar uzmanlığını konuşturabilmektedir!&#8230; Bu affedilebilir bir şey değildir!&#8230;</p>
<p>Mevcut üniversitelerin yetersizlikleri saymakla bitecek gibi değildir; hatta olağanüstü vahim düşkünlükte ortalama ile ne ulusal ne de uluslararası validasyon ve akreditasyon<strong>(*)</strong> konusunda göğsümüzü kabartacak bir <strong>“ortalama”</strong> durum bile sözkonusu değildir!&#8230;</p>
<p>Lafa gelince dünyanın en gelişmiş ilk 20 ülkesinden biri yani <strong>“G20”</strong> üyesiyiz; peki ya üniversitelerimiz; hangi 20’de?..</p>
<p><strong>Dünya üniversitelerinin ilk 500’ünün arasında en azından 20’de biri </strong>(1/20)<strong> yani 25 üniversite ile temsil edilmemiz gerekmez miydi?</strong></p>
<p>Üniversitelerin başlarına çay paketi gibi atılan rektörlerin skandalları <strong>“Nepotik Kakistokrasi”</strong>nin daniskasına örnekler sunmaya devam etmektedirler&#8230; Yani <strong>“Balık, baştan kokmuştur!&#8230;”</strong></p>
<p>Peki kurtuluş reçetesi?&#8230;</p>
<p>Reçete yok!&#8230;</p>
<p><strong><em>Başta eğitim sürecinin öznesi öğrenciler olmak üzere, bu vahim sorunu yaşayanlar; aynı disiplinin</em></strong><em>(örn: Mimarlık) <strong>farklı okul ve farklı yıl/sınıflarından gruplar halinde</strong>(**)<strong> bir araya gelerek kesintisiz çözüm kümeleri halinde kendi kurtuluş reçetelerini kendileri yazacaklar&#8230;         </strong></em></p>
<p>Bertold Brecht’in yazdığı bir tiyatro oyunundaki bu güçlü sözü ile bitirelim:</p>
<p><strong>“Kurtulmak yok tek başına; ya hep beraber ya da hiçbirimiz!&#8230;”</strong></p>
<p>(*) <a href="http://www.miak.org/"><strong>http://www.miak.org/</strong></a></p>
<p>(**) <a href="http://www.mimarist.org/msr.htm"><strong>www.mimarist.org/msr.htm</strong></a></p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Eylül 2020, Sayı: 259</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Niteliğin Ölümü ve Niteliksizliğin Doğuşu; “Üniversiter Sistem!&#8230;” Ve “Kimsesizler Mezarlığı Olarak Üniversitelerimiz!&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/niteligin-olumu-ve-niteliksizligin-dogusu-universiter-sistem-ve-kimsesizler-mezarligi-olarak-universitelerimiz/</link>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2020 12:40:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18381</guid>
		<description><![CDATA[Bilmediğiniz bir şey değil; şimdiye kadar bu konuda birçok “ünlü neden” de sıralanarak sayılmıştır ve bunları da ezberlemiş olmalısınız; büyük olasılıkla&#8230; Hatta duyunca “A,aa yine mi aynı söylem!&#8230;” diyebileceğiniz tanıdık cümleler kullanıla-kullanıla artık bezginlik verir hale de gelmiştir&#8230; Rahat olunuz; bu “basmakalıp söylemlere” burada değinmemeye “özellikle” özen göstereceğim&#8230; Ancak bu]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bilmediğiniz bir şey değil; şimdiye kadar bu konuda birçok <strong>“ünlü neden”</strong> de sıralanarak sayılmıştır ve bunları da ezberlemiş olmalısınız; büyük olasılıkla&#8230; Hatta duyunca <strong>“A,aa yine mi aynı söylem!&#8230;”</strong> diyebileceğiniz tanıdık cümleler kullanıla-kullanıla artık bezginlik verir hale de gelmiştir&#8230; Rahat olunuz; bu <strong>“basmakalıp söylemlere”</strong> burada değinmemeye <strong>“özellikle”</strong> özen göstereceğim&#8230;</p>
<p>Ancak bu topyekün niteliksizleşmenin yol açtığı saçmalıklarla, bugüne kadar bedelini en acı bir biçimde ödemeye devam eden; <strong>“Üniversiter Eğitim ve Öğretim’in Öznesi Üniversite Öğrencileri”</strong>nin <strong>“bu topyekün yozlaşmalar sürecinde; kendilerini nasıl korudukları yani “geliştirebildikleri antikorlarla nasıl sağlıklı kalabildikleri” önem kazanmaktadır&#8230;”</strong></p>
<p>Öncelikli bir temel olarak bir insanda <strong>“Gözlem Gücü”</strong> ve <strong>“İfade Yeteneğini”</strong> açığa çıkarmak için; her şeyden önce <strong>“her şeyin birbirlerinden farklı şeyler olduğunu”</strong>(&#8230; analiz&#8230;) ve bu farklı değerlerin <strong>“her birinin ayrı bir özgünlüğe sahip manifold sistemlerde birleştirilerek</strong>(&#8230; sentez&#8230;)<strong> kurulması gerektiğinin</strong> <strong>‘bilgi birikimsel’</strong>(epistemolojik) olarak edindirilmesi; <strong>Üniversiter Eğitim ve Öğretim sürecinin ortak paydalarından birincisidir&#8230;”</strong></p>
<p>Öte yandan gerek <strong>“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”</strong>nde olduğu gibi <strong>“Eğitim Hakkı”</strong>; <strong>“Anaysamız”</strong>ın da olmazsa olmaz temel maddelerinden biridir&#8230;</p>
<p>Ancak buna karşın bu hakkın gereğinin yerine getirilmesi konusunda ilgili <strong>“Yasa Maddeleri”</strong>nin gereken katkı ve destek önceliğini sağlamaktaki yetersizliği; yaşanmakta olan büyük sorunların <strong>“kesintisiz sürekliliğini”</strong> sağlamaktan öteye gidememektedir.</p>
<p>Ortada leş gibi duran <strong>“Üniversiter Yozlaşma”</strong> karşısında <strong>“Eğitimin Öznesi”</strong> olan üniversite öğrencileri kendilerini nasıl koruyacaklardır; ya da bugüne kadar koruyagelmişlerdir?&#8230;</p>
<p>Üniversitelerin ana giriş kapıları üzerine yazılması gereken, <strong>Prof. Stuart Hall</strong>’un bu nitelikli sözünü buraya aktararak devam edelim: <strong>“Üniversite Eleştirinin Kurumsallaşmış Halidir!&#8230; Eleştiri Yoksa, Üniversite Hiçbir Şeydir!&#8230;”</strong></p>
<div id="attachment_18382" style="width: 746px" class="wp-caption aligncenter"><img class="size-full wp-image-18382" src="http://www.mimarist.org/file/2020/07/anton-semenov-rus-illustrator.jpg" alt="" width="736" height="768" srcset="http://www.mimarist.org/file/2020/07/anton-semenov-rus-illustrator.jpg 736w, http://www.mimarist.org/file/2020/07/anton-semenov-rus-illustrator-288x300.jpg 288w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /><p class="wp-caption-text">“Çığlık” &#8211; Anton Semenov(Rus İllüstratör)</p></div>
<p>Günümüzde iletişim araçlarının nitelik ve nicelik olarak gelişkinliğine uygun bir şekilde, tam anlamıyla ve yaygın bir biçimde kullanılıyor olmasının <strong>“nitelik ve nicelik olarak yetersizliği”</strong> sorunu; ortaya çıkan <strong>“yeni ve farklı kullanım örnekleri”</strong> ile birlikte gittikçe artan bir hızla aşılmaya devam ediyor&#8230;</p>
<p>Çünkü, “Akıl, mevcut bilgininin <strong>‘niceliksel kullanılma becerisini’</strong> temsil ederken; Zeka da <strong>‘Aklın nitelikli kullanabilme yeteneğini’</strong> gösterir&#8230; Yani <strong>“Akıl ‘Beceriye’ denk gelirken Zeka da Aklın ‘Yetenekle’ kullanılmasına denk gelmektedir&#8230;”</strong></p>
<p>Günümüze özgü bu geçici sorunun, <strong>“Akılsal Becerinin, Zekasal Yetenekle”</strong> kullanılması ile yani <strong>“yaygın ve yoğun bir eleştirel süreç sonrasında, tamamen aşılacağı da ortaya çıkmış bulunmaktadır&#8230;”</strong></p>
<p>Konumuza dönersek;</p>
<p><strong>“İnsanların yaşamına, yaşamları boyunca olumlu ya da olumsuz olarak en fazla</strong>(&#8230; doktorlardan bile fazla&#8230;) <strong>etkide bulunan meslek alanı olarak; Mimarlık&#8230;”</strong> ve <strong>”bu alanın uygulayıcısı olan Mimarların”</strong>; <strong>“Mimar Oluş Sürecini”</strong> kurgulayan <strong>“Mimarlık Eğitimi ve Öğretim Süreci”</strong>; temel bilim alanı(Mühendislik) eğitimi süreciyle paralel olarak; ancak bu süreçten farklılaşmasına yol açan <strong>“Yorum Bilim”</strong>(Hermeunetic) eğitim ve öğretimi süreci; <strong>“Bilgi Birikimsel”</strong>(epistemoloji) eğitim öğretim sürecinin üzerine <strong>“Uygulama Projeleri”</strong> aşamasında <strong>“Olgu Birikimsel”</strong>(Ontolojik) <strong>“Beceri”</strong> ve <strong>“Yeteneğin”</strong> bir arada pekiştirilerek olgunlaştırılmasına dayanmaktadır&#8230;</p>
<p>Olağan koşullarda <strong>“Mimarlık Eğitimi’nin Öznesi, Mimar Adayı Öğrenciler”</strong>in <strong>“Uygulama Projelerini Tasarlarlarken”</strong> açığa çıkardıkları yeteneklerini; geçmişten bugüne kadar edindikleri bilgi, beceri, deneyim ile edindikleri birikimlerini yorumlayarak oluşturdukları süreçle; <strong>“Uygulama Projeleri”</strong>nin her biri için farklı niteliklerle besleyerek test etmektedirler&#8230; Her bir farklı konudaki <strong>“Uygulama Projesi”</strong> birbirlerinden çok farklı birer <strong>“Yaşam Ünitesi”</strong> deneyimini temsil etmektedir&#8230;</p>
<p>Günümüz koşullarında, yani <strong>“olağan olmayan koşullardaki Yaşam Üniteleri”</strong>nde <strong>“olan bitenlere göre baktığımızda”</strong> ise; her bir bireyi ve kurumlarıyla birlikte üniversitelerin tek tek; suyu çekilmiş kendi kuyu dibinde çırpınan kurbağalar durumunda kalmaktan rahatsız olmamalarıdır!&#8230;</p>
<p>Oysa ki; <strong>Theodor Wisengrund Adorno</strong> tam bu noktada <strong>“Bilim, İtaasiz Olana İhtiyaç Duyar!&#8230;”</strong> der!&#8230;</p>
<p>Tüm emekçilerin bir ömürlük birikimi olan <strong>“Kıdem Tazminatları”</strong>na el konulmaya çalışılırken!;&#8230; Barolar’ın <strong>“Hemşehri Dernekleri”</strong> haline getirilerek <strong>“Yargı Birliği”</strong>nin yok edilmesi ile toplum apaçık bölünürken!;&#8230; <strong>“Evrensel Kültürün Ortak Değeri”</strong> konumundaki <strong>“Ayasofya Müzesi”</strong> sırf <strong>“siyasi çıkar uğruna harcanırken!&#8230;”</strong>; toplumun tümü bu benzeri hukuksuzluk çatışmalarıyla kavrulurken; <strong>“üniversitelerin bir kenara çekilip saçlarını taramaya devam etmesi”</strong>; aynı toplum tarafından <strong>“hukuksuzluğun olağan bir sistem olarak algılanmasına!&#8230;”</strong> neden olmaktadır&#8230;</p>
<p>Kendisini aydınlatmaktan aciz bir <strong>“Üniversiter Sistem”</strong>; <strong>“eleştirel varlığını yok eden bir hukuksuzluk anlayışıyla”</strong> kendisini içinde bulunduğu toplumda ancak <strong>“hiçbir şey”</strong> olarak konumlandırabilir!&#8230;</p>
<p>Oysa ki <strong>“Hukuku, ancak başları belaya girdiğinde hatırlanan bir şey olarak bilenlerin; ne kadar bilgi ve olgu birikime sahip olurlarsa olsunlar; insanların ‘eleştirel ilişkileriyle hukukun üretildiğini bilmemelerine’ denk gelmektedir!&#8230;”</strong></p>
<p>Kurtuluş ise; kendi kuyularından çıkarak, yani içinde bulunulan hukuksuzluk sistemini; bireyler ve kurumlar olarak birbirleriyle konuşup eleştiri ve özeleştiri ile geliştirecekleri <strong>“Üniversal/Evrensel Hukuk”</strong> çalışmalarıyla insanca yaşanabilir hale getirebilmelerinde yatmaktadır&#8230;</p>
<p>Bunun ilk adımda öncüsü, <strong>”Eğitim ve Öğretimin Sürecinin Öznesi Öğrenciler”</strong>in; kendi ilgi/uzmanlık(Örnek: <a href="http://www.mimarist.org/msr.htm"><strong>www.mimarist.org/msr.htm</strong></a> ) alanlarından hareketle; birbirleriyle kuracakları <strong>“eleştirel ve özeleştirel nitelikli hukukun üretimiyle”</strong> mümkün olacaktır&#8230;</p>
<p>Tam bu noktada bir kez daha tekrarlayalım; <strong>“Bütün Üniversitelerin Öğrencileri Birleşin!&#8230;”</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Adalet Güvenceli Hukuk”; Herkesin Hakkıdır!&#8230;  Çünkü, “Etik Ölürse; Vicdan Da Ölür!&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/adalet-guvenceli-hukuk-herkesin-hakkidir-cunku-etik-olurse-vicdan-da-olur/</link>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2020 10:58:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[metin karadağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18325</guid>
		<description><![CDATA[Bundan yaklaşık otuz yıl önce bir gazetenin üçüncü sayfa haberleri arasında ilginç bir başlık vardı. “En Hukuki Çete Yakalandı!&#8230;” Başlığın altındaki haber yazısında ise, “Çek-senet tahsilatı işi yapan, çete üyelerinin üzerinden fotokopi ile çoğaltılmış maddeler halinde ayrıntılı olarak yazılmış bir ‘sözleşme(raconname)’ çıktı!&#8230;” yazısı vardı&#8230; Bu ilginç sözleşmenin aklımda kalan bazı]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan yaklaşık otuz yıl önce bir gazetenin üçüncü sayfa haberleri arasında ilginç bir başlık vardı. <b>“En Hukuki Çete Yakalandı!&#8230;”</b></p>
<p>Başlığın altındaki haber yazısında ise, <b>“Çek-senet tahsilatı işi yapan, çete üyelerinin üzerinden fotokopi ile çoğaltılmış maddeler halinde ayrıntılı olarak yazılmış bir ‘sözleşme(</b>raconname<b>)’ çıktı!&#8230;” </b>yazısı vardı&#8230;</p>
<p>Bu ilginç sözleşmenin aklımda kalan bazı maddeleri şöyleydi:</p>
<p>1)<b>”İşi getiren %60’ı alır.”</b>;</p>
<p>2)<b>”İşi getiren icraata da katılırsa %70’alır.”</b>;</p>
<p>3)<b>”Gelen iş döviz(</b>Mark, Dolar, vb<b>) ise işi getiren %70’i alır.”</b>;</p>
<p>4)”<b>Döviz işini getiren, icraata da katılırsa %80’alır.”</b></p>
<p>5)<b>”&#8230;”</b> diye devam ediyordu</p>
<p>Ne güzel iş değil mi; <b>“Herkesin hukuku kendine!&#8230;”</b></p>
<p>Ama öyle değil!..</p>
<p>İçinde hep birlikte yaşanılan toplumun uyduğu; <b>“Anayasal Güvenceler”</b> ile sürdürülen <b>“Hukukun Üstünlüğü”</b> ilkesinin neresinde bu <b>“Çete Hukuku?&#8230;”</b></p>
<p>Getirileceği söylenen değişikliklerle, <b>“Adaleti kısır döngüye hapsedecek”</b> olan <b>&#8220;Herkesin hukuku kendine&#8230;&#8221;</b> mantığı; <b>“mevcut tüm vatandaşlık haklarının yani hukukun kökten yok edilmesidir!&#8230;”</b></p>
<p><b>“Baroların şu an karşı karşıya bulunduğu sorun yalnızca Barolara yani Avukatlara bırakılamayacak kadar önemlidir!&#8230;”</b></p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü toplumu <b>“Hemşehri Dernekleri”</b> gibi sadece kendi çıkarları etrafında kümelenen; ama yaşadıkları o kentin kentlisi olmaya yanaşmayan vatandaşların durumuna düşürecektir!&#8230;</p>
<div id="attachment_18326" style="width: 421px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-18326" src="http://www.mimarist.org/file/2020/07/ouroborussss.jpg" alt="" width="411" height="465" /><p class="wp-caption-text">Kısır döngü ve çıkışsızlığı ifade eden&#8230; Ouroboros Ejderha Yılanı</p></div>
<p>Bu durum, toplumun ve ülkenin bağlayıcı harcının <b>“Hukukun Üstünlüğü İlkesi”</b>nin temelden sökülmesidir!&#8230;</p>
<p>Görünen o ki; <b>asıl hedefte olanlar Avukatlar ve onların Baroları değil!&#8230;</b></p>
<p><b>“Asıl hedef, tüm vatandaşların hiçbir hak talep edemez ve kendisini savunamaz hale getirilmesidir!&#8230;”</b></p>
<p>Duyumu alınan, hazırlandığı dile getirilen <b>“Değişiklik Taslağı”</b>; gerek <b>“Avukatların Meslek Etiği İlkeleri”</b>, gerekse de <b>“Yargı Etiği İlkeleri”</b> olsun; <b>“ulusal ve uluslararası tüm anlaşmalara aykırıdır!&#8230;”</b></p>
<p>Örneğin üyesi olduğumuz; <i>“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu&#8217;nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda 2003/43 Sayılı</i><b><i> &#8220;Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkeleri&#8221;</i></b><i> olarak kabul edilmiştir…”</i></p>
<p><b>Anayasamız’ın 90. Maddesi</b>; uluslararası sözleşmelerle çelişen yasal mevzuatın yerine, uluslararası sözleşmeyi öncelikli sayar.</p>
<p>Getirilmek istenen değişikliklerin gerek bu uluslararası sözleşmelere, gerekse de <b>“Uluslararası Ceza Mahkemesi-UCM”</b> ve <b>“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-AİHM”</b> gibi yargısal deneyimi yoğun ve yüksek olan köklü kurumların <b>“Yargılama Usul ve Esasları”</b>; aynı zamanda <b>“Avukatların ve Baroları’nın da varlığını ve statüsünü korumaktadır!&#8230;”</b></p>
<p>En basit yoldan düşünecek olsak bile; <b>“Bir ekmeğin, iki kişi arasında en adaletli biçimde paylaşılması; o iki kişiden birinin ekmeği bölmesi; diğerinin seçmesi ile olanaklıdır!&#8230;”</b> Burada ortaya çıkan sonucun <b>“Adalet Güvenceli Hukuk”</b> açısından <b>“bu paylaşımın adaletli olduğuna şahitlik edip onay verecek Kurumsal Kuvvetlerden biridir; Avukatlar ve Barolardır!&#8230;”</b></p>
<p>Çünkü sonuç olarak<b> Adalet; Evrensel Hukuk </b>açısından tektir!&#8230;</p>
<p><b>Kazanımları da tek olarak kalacaktır!&#8230;</b></p>
<p>Adalet ve Savunucuları da <b>“Ouroboros Ejderha Yılanı”</b> gibi kendi kendisine kuyruğundan yutturularak ölümün ölümsüzlüğüne itilerek terk edilemez!&#8230;</p>
<p>Çünkü,<b> “Etik Ölürse; Vicdan Da Ölür!&#8230;” </b></p>
<p><b>Evet, Barolar, Hemşehri Dernekleri gibi çıkar kümeleri haline getirilemez; çünkü bu, &#8220;Adalet İhtiyacı&#8221; karşısında &#8220;Yargı Birliği&#8221;nin yargısal niteliğinin düzeyini düşürerek; toplumun nitelik ve nicelik olarak bölünmesine yol açar!&#8230;</b></p>
<p>En azından toplumu <b>“Rüşvet ve İltimasa”</b> karşı korumasız hale getirir!</p>
<p>Kim olursan ol; seçeneksiz bir biçimde;<b> “Hukukuma; Avukatıma ve Baroma Dokunma!&#8230;”</b></p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
