<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>marmara depremi &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/marmara-depremi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Jun 2026 14:58:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>17 Ağustos’un 21. Yılında İstanbul’u Bekleyen Tehlikeler</title>
		<link>http://www.mimarist.org/17-agustosun-21-yilinda-istanbulu-bekleyen-tehlikeler/</link>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2020 11:45:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[99 deprem]]></category>
		<category><![CDATA[marmara depremi]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob deprem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18406</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Kocaeli Depremi&#8217;nin yirmi birinci yıl dönümü. 14.5 milyon insanın yaşadığı, 9 ili etkileyen deprem sonucu, 18.373 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 48.901 vatandaşımız yaralanmış, 505 vatandaşımız sakat kalmış, 96.796 konut ve 15.939 işyeri kullanılamaz hale gelmiştir. İstanbul’a yaklaşık 120 km uzaklıktaki bu depremde; Avcılar&#8217;da 1823]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-large wp-image-18407" src="http://www.mimarist.org/file/2020/08/ikk_deprem-1024x512.jpeg" alt="" width="900" height="450" srcset="http://www.mimarist.org/file/2020/08/ikk_deprem.jpeg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2020/08/ikk_deprem-300x150.jpeg 300w, http://www.mimarist.org/file/2020/08/ikk_deprem-768x384.jpeg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" />Bugün, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen Kocaeli Depremi&#8217;nin yirmi birinci yıl dönümü. 14.5 milyon insanın yaşadığı, 9 ili etkileyen deprem sonucu, 18.373 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 48.901 vatandaşımız yaralanmış, 505 vatandaşımız sakat kalmış, 96.796 konut ve 15.939 işyeri kullanılamaz hale gelmiştir. İstanbul’a yaklaşık 120 km uzaklıktaki bu depremde; Avcılar&#8217;da 1823 konut ve 326 işyeri kullanılamaz hale gelmiş, İstanbul genelinde yaklaşık 4000 bina ağır hasar görmüştür.</p>
<p>Yapı üretim süreci, mevcut yapı stoku, kentleşme ve imar politikaları, afet sonrası planlama, mevzuat, Türkiye’yi 1999 depremine taşıyan tablonun parçalarını oluşturmuş, ülkemiz 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999’da büyük bir yıkımla karşı karşıya kalmıştır. 1999 depreminden 12 sene sonra meydana gelen Van depreminde aynı yıkımla yüz yüze gelmek ise olumsuzlukların varlığını korumaya devam ettiğinin birinci dereceden kanıtıdır. 26 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen 5,8’lik deprem sonrası toplanma alanları, iletişim ve ulaşım gibi konularda yaşanan problemler, oluşan panik ortamı ise bizleri endişeye düşürmüştür.</p>
<p>Ulaşım yapıları ve köprülerin, dolgu alanlarının, tarihi eserlerin depremde vereceği tepkinin bilinmemesi, kentsel dönüşüm projelerindeki yanlışlıklar, su taşkınlarında bile yetersizliği açığa çıkan altyapı sorunları, dere yataklarını bile yerleşime açan imar uygulamaları, imar afları, afet sonrası çalışmaların taşıdığı soru işaretleri ve deprem bilincinin yeterince yaratılamaması, İstanbul`un tahmin edilenden öte yıkıcı bir etki altına gireceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Deprem Toplanma Alanları</strong></p>
<p>Deprem toplanma alanları daha özel olarak; üzerinde geçici kentlerin kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olarak tarif edilmektedir. Dolayısıyla deprem toplanma alanı olarak gösterilen okul bahçelerinin, parkların, boş arazilerin toplanma alanı olarak belirlenmesinin, depremde yaşanması muhtemel kaotik ortamda, alana ulaşma problemlerinin yanı sıra, deprem sonrası olası yıkımlar sonucu kullanılamaz duruma gelebileceği de öngörülürse, bu alanların çoğunun gerçekçiliği bulunmamaktadır. Ayrıca 1999 depreminden sonra belirlenen bazı deprem toplanma alanları üzerine bugün AVM, rezidans inşa edildiği de tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.</p>
<p>Maltepe ve Yenikapı başta olmak üzere, kuvvetli yer hareketi ve tsunami etkisine karşı davranışının büyük belirsizlikler içerdiği dolgu alanlarının, bu toplanma alanlarına alternatif olarak sunulmuş olması ve daha da önemlisi afet sonrası acil durum eylem planlarında önemli rol oynadıkları düşünülmesi felakete davetiye çıkarmaktır.</p>
<p><strong>Acil Durum Yolları</strong></p>
<p>Depremleri afete dönüştüren en önemli etkenlerden biri de şehir içi ulaşımın yetersizliğidir. Dünya ölçeğinde trafiği en problemli kentlerden biri olan İstanbul için de deprem sonrası müdahale olanaklarının önündeki en ciddi engel ulaşım olarak öngörülmektedir. Kentlilerin yaşadığı ulaşım sorununun, deprem sonrasında nasıl bir afete dönüştüğünün en dramatik örnekleri 17 Ağustos 1999 depremini takip eden iki günde yaşanmıştır.</p>
<p>Acil ulaşım yol ağı, acil tıbbi hizmetlerin ulaşımına, kurtarma faaliyetlerine ve yardım malzemelerinin belirlenen alanlara ulaştırılmasına hizmet edeceğinden öncelikli bir yol ağıdır. Acil ulaşım yolları ve anayollarda tıkanmaların önlenmesi ve trafiğin sürekli akmasının sağlanması için, bu yollar üzerinde hiçbir surette parklanmaya izin verilmemesi gereklidir.</p>
<p>Ancak, 1999 yılında gerçekleşen Marmara Depremi sonrası başlatılan ve üç yıl süren bir çalışmayla belirlenen “Acil Ulaşım Yollarının” varlığı ise ne yazık ki tartışmalıdır. Bazı yollar kapatılmış, bazı yollar otopark haline getirilmiştir.</p>
<p>İstanbul’un trafik sorunu, deprem sonrası müdahale olanaklarının önündeki ciddi engellerdendir. Bugün yaşanan ulaşım sorunu, deprem sonrasında yaşamı doğrudan etkileyen içeriğe bürünecektir. Mevcut durumda bile, küçük bir trafik sorununun neredeyse bütün kent trafiğini zincirleme etkilediği düşünülürse, deprem sonrası nasıl bir vahametle karşı karşıya kalacağımız daha net anlaşılacaktır.<br />
Olası bir afet durumunda, çöken binalara bağlı olarak yol kapanmaları, binalara gelecek olası zarar hesaplarına dayandırılarak önlem alınmalı, toplanma alanları ile acil durum ulaşım ağı birbirine entegre edilerek, bütünlüklü bir yaklaşımla planlama yapılmalıdır. Aynı şekilde, tüm alt ve üst geçitlerin, köprülerin ve köprülü kavşaklar gibi ulaşım yapılarının deprem tepkiselliği araştırılmalıdır.</p>
<p><strong>İmar Affı</strong></p>
<p>1999 Kocaeli Depremi ile büyük ölçüde imar aflarının yarattığı, sağlam olmayan yapı stokunun yıkılmasının ağır bedeli topluma ödetilmiştir. Sütlüce, Sultanbeyli, Ümraniye, Kartal yıkımları topluma daha da ağır bedel ödetileceğin göstermiştir.</p>
<p>İmar affı ile İstanbul’da, depreme karşı dayanıksız, hiçbir mühendislik hizmet almadan inşa edilen riskli yapılar devlet eliyle meşrulaştırılmıştır. 06 Şubat 2019 tarihinde Kartal’da çöken, 21 kişinin hayatını kaybettiği binanın, imar affı kapsamında yapı kayıt belgesi almak için başvurduğunu göz önüne alırsak, denetimsizliğin ve bekleyen tehlikenin büyüklüğünü görebiliriz.</p>
<p>Deprem tehlikesi altında olan İstanbul’da, toplumun sağlığını ve can güvenliğini tehlikeye atan kentsel gelişmelere yol açacak, doğa olaylarının afete dönüşerek pek çok insanın hayatını kaybetmesine neden olacak popülist uygulamalar yeniden gözden geçirilmelidir. Binanın fen ve sanat kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı, deprem güvenlikli olup olmadığı mal sahibinin beyanına değil mühendislik ve mimarlık süreçlerine bırakılmalıdır.</p>
<p><strong>Depremde Haberleşmenin Sağlanması</strong></p>
<p>Genel olarak afetlere özel olarak da depremlere ilk müdahale anında ve sonrası süreçte sürekli ve yeterli elektrik sağlanması ve haberleşme olanaklarının sürdürülmesi; gerek arama-kurtarma gerek sağlık gerekse farklı disiplinlerin alandaki çalışmalarının organize edilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.</p>
<p>26 Eylül 2019 tarihinde 13.59’da meydana gelen depremin ardından, İstanbul’da cep telefon hatları ulaşılamaz hale gelmiş, kimi operatörler 18.00’a kadar hizmet verememiştir. Bu kesintilerden ötürü insanların yakınlarından haber alamaması hem bir panik ortamı yaratmış hem de olası büyük bir depremde, iletişim konusunda akıllarda soru işareti bırakmıştır.</p>
<p>17 Ağustos 1999 depreminden sonran bölgedeki iletişim hatlarının büyük çoğunluğunu kapsayan telefon santralları, enerji ve transmisyon sistemleri ve binaları ağır hasar almış; sadece Kocaeli bölgesinde 12.000’den fazla hat doğrudan devre dışı kalmıştı. Yakınlarına ulaşmaya çalışanların ve yardım organizasyon ekiplerinin yol açtığı yoğun telefon trafiği, telekomünikasyon sisteminin neredeyse tamamını çökertmişti. 26 Eylül 2019 depremi, İstanbul’da benzer bir senaryonun herhangi bir yıkım olmadan da gerçekleşebileceğini göstermiştir.</p>
<p>Bu doğrultuda İstanbul’da afet anında iletişimde meydana gelen yoğunlukları önlemek için planlamalar yapılmalı ve elektromanyetik dalgaların frekans aralıkları genişletilmelidir. Afet durumunda yaşanan yoğunluklara karşı ek bant genişliği sağlayan çeşitli projeler geliştirilmelidir.</p>
<p>Benzer sistemler 11 Eylül saldırıları, Katrina Kasırgası ve 7 Temmuz 2005 Londra’daki bombalama olaylarında kesintisiz iletişim sağlamıştır. Diğer bir önemli konuda, kamu olanakları ile kesintisiz internet altyapısı sağlanmasıdır. Geçtiğimiz yıl da görüldüğü üzere GSM şebekesinin çökmesine rağmen internet üzerinden sesli haberleşme olanağı olmuştur.</p>
<p>Operatörler, normal kullanıma göre yatırımlarını yaparlar, aşırı kullanım durumlarda ise ek çözümler yaratırlar. Maç ve mitinglerde olduğu gibi mobil baz istasyonlarının kullanılması buna örnek olarak verilebilir. Bu nedenle deprem gibi felaketlerde de haberleşme olanaklarının önceden planlanması lazımdır. Bu planlama bir tarafında halkın haberleşmesinin sürdürülebilirliği diğer taraftan da kurtarma faaliyetlerinin kesintisiz bir şekilde sürdürülebilirliği açısında önemlidir. Bu nedenle bütün operatörler acil durum planlarını yapmalı, nereye, kaç mobil baz istasyonu koyacağını belirlemelidir.</p>
<p><strong>Endüstriyel Kazalar ve Kimyasallardan Kaynaklı Risklerin Yönetimi</strong></p>
<p>Depremin tetikleyeceği ikincil afetler dediğimiz yangın, patlama, kimyasal ve gaz sızıntıları gibi tehlikeler deprem kadar önemli bir konudur.<br />
17 Ağustos 1999 depremi sonrası Kocaeli’nde, 200 ton susuz amonyak havaya salınımı, 1200 ton kriyojenik sıvı oksijenin serbest kalması, TÜPRAŞ petrol rafinerisinde çıkan yangınlar, sıvı petrol gazı sızıntısı ve petrol dökülmesi gibi sonuçlara yol açan birçok kimyasal kaza meydana gelmiştir.</p>
<p>İstanbul depreminde kimyasallardan kaynaklanabilecek olumsuz durumları en aza indirgeyecek acil önlemler alınmalıdır. Yerleşim alanlarının içinde kalmış kimyasal üretim, depolama vb. tesislerinin kent dışına taşınmasının gerçekleştirilmesi, büyük endüstriyel kazalara yönelik acil durum planları hazırlanmalı, kaza senaryoları modellemeleri yapılmalı, İstanbul’da kimyasal maddelerin envanteri çıkarılarak olası bir depremde bu kimyasalların ve bunlardan kaynaklanabilecek sorunların nasıl bertaraf edileceği mutlaka belirlenmelidir. Ayrıca I. ve II. Sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler kapsamında yer alan Sanayi Tesisleri ve bunlarla iç içe geçmiş bulunan doğalgaz boru hatları, LPG boru hatları, yerleşim alanları içerisinde kurulan ve işletilen akaryakıt istasyonları, tüp gaz satış bayileri, taşımakta olduğu yangın ve endüstri kazaları olasılıkları ile kentleri patlamaya hazır birer bomba haline getirmekte ve yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.</p>
<p>Endüstriyel tesislerin güvenlik ve birbirlerine yakınlık-uzaklık mesafeleri konusunda gerekli çalışmalar yapılarak standart ve gerekli koşullar imar mevzuatına yansıtılmalı; sorunlu alanlar “yapı yasaklı alan” ilan edilmelidir.<br />
Marmara Depremi sonrası yapılan incelemeler oluşan kayıpların bir kısmı taşıyıcı sistemlerin gördüğü zarara bağlı olarak tesisatlarda oluşan hasarlar nedeniyle meydana geldiği görülmüştür. Bu nedenle konut, sanayi, enerji, ulaşım vb. birçok alanla bağlantılı tesisat/mekanik tesisat sistemlerinin depremler ve diğer afetlerde taşıdığı önem itibarıyla bina ve doğal eki mekanik tesisatının tasarım, üretim ve bakımında üretenler ve denetleyenler konunun uzmanı mühendisler olmalı, bu husus bütün yasal düzenlemelerde ve Yapı Denetimi Yasası’nda yer almalıdır. Doğalgaz, elektrik, ısıtma kazanları, jeneratörler ve gaz tesisatları için erken uyarıcı ve gaz/akım kesici sistemler uygulanmalı, denetimleri meslek odalarınca yürütülmelidir.</p>
<p><strong>İlk 72 Saat</strong></p>
<p>Afet sonrası kurtarma birimlerinin aynı anda herkese ulaşabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle afetlerde ilk 72 saat her birey kendi başınaymış gibi hazırlıklı olmalı, 3 günlük süreyi kapsayan bir Aile Afet Planı hazırlanmalıdır. İstanbul halkı afet anında ve sonrasında yapılacaklarla ilgili kamu spotları veya yerel yönetimler aracılığıyla bilgilendirilmelidir. Sarsıntı sonucu düşme tehlikesi olan eşyalar sabitlenmeli, deprem çantası mutlaka hazır bulundurulmalıdır. Deprem sırasında paniğe kapılmadan, çök-kapan-tutun hareketi yaparak sarsıntının geçmesini beklemelidir. Ayrıca tüm İstanbullular mahallesini ve komşularını mutlaka tanımalı, özellikle ilk 72 saat birbiriyle dayanışma içerisinde olmalıdır. Muhtarlıklar aracılığıyla engelli bireylerin ve yaşlıların adresleri belirlenerek deprem sonrası hızla tahliye işlemlerine yardımcı olunmalıdır.</p>
<p><strong>Kanal İstanbul ve Deprem</strong></p>
<p>Deprem alarmı verilmiş olan kentlerde deprem riskini artıracak eylemlerden kaçınmak gerekir. Yapımı düşünülen Kanal İstanbul, yörede insan nüfusunu ve yapılaşmayı artıracak, dolayısıyla da olası bir depremde daha fazla can ve mal kaybının yaşanmasına neden olabilecektir. Özellikle kanalın görece zayıf zeminler içerisine gömülmüş olan kısımları ile Marmara’ya açılan ucunun beklenen depremden etkileneceği ortadadır. Diğer bir husus da gerek normal gerekse afet zamanında Kanal İstanbul’un İstanbul ile Trakya arasında özellikle ulaşım, tedarik ve ikmal açısından ciddi bir bariyer oluşturacağıdır.</p>
<p>İstanbul Avrupa yakasında karada gözlenen bazı jeolojik süreksizliklerin diri (aktif) olup olmadığı konusu literatürde tartışma konusu olmaktadır. Önceki yıllarda Avrupa Yakası kıyıları açıklarında yapılan deniz sismiği çalışmalarında Ana Marmara Fayı’na açılı konumlanan, Ana Marmara Fayı ile kinematik ilişkisi tartışılan ve diri oldukları savunulan diri faylarla ilgili yayınlar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri 2014 yılında İstanbul Üniversitesi Jeofizik, Jeoloji ve Deniz Bilimleri Bölümlerinden dört akademisyenin Marmara Denizi’nin kuzeyinde yaptıkları deniz sismiği araştırmalarıdır. Bu araştırmada, bir bölümü Küçükçekmece Gölü tabanında olmak üzere kuzey Marmara Denizi tabanında birçok diri fay bulunmuştur.1</p>
<p>2016 yılında yayınlanan bir başka uluslararası bilimsel makalede İstanbul&#8217;un güneybatısı için 2002-2010 yılları arasındaki uzun bir dönemde PS-InSAR gözlemleri değerlendirilmiştir. Jeolojik verilerinden elde edilen faylanma özelliklerine de dayanarak, Küçükçekmece Gölü kenarında KKB-GGD doğrultulu ve sağ yönlü hareket eden bir başka diri fayın varlığı gösterilmiştir. Ölçülere göre fayın üzerindeki sağ yönlü fay hareketi 1 km’den daha sığ kilitlenme derinliğinde olup hareket değeri 5 mm/yıl olarak bulunmuştur.1</p>
<p>Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanan bu iki makale Kanal İstanbul ÇED raporunda referans olarak gösterilmemiştir. Buna rağmen, Nihai ÇED raporunun Temmuz 2018 tarihinde revize “EK-18, Jeoloji̇k ve Jeotekni̇k Etütler-Jeoloji̇k ve Jeotekni̇k Raporu, Revi̇ze Ön Proje Jeoloji̇k-Hi̇drojeoloji̇k ve Mühendislik Jeoloji̇si̇ Raporu (Ci̇lt–1/11)” başlıklı ekindeki sayfa 43/249’daki bir cümlede “Bu verilere ilave olarak, Küçükçekmece Gölü bölgesinde ikincil faylar yer almaktadır. Bu fayların aktivitesi kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Fayların aktif olma durumu olması durumunda dahi, araştırmalar sonucunda, bu fayların 5.0 ‘in üzerinde bir büyüklükte depreme sebebiyet verebileceği ihtimali üzerinde durulmamaktadır. Bu sebeple bu bölgede yer alan faylar bu kesimde ciddi bir deprem potansiyeli oluşturmamaktadır. Bu kesimde yer alan faylarda oluşabilecek bir atımda küçük ölçekli deplasmanlar beklenebilir“ görüşü beyan edilmektedir. Bu ifadeden, ikincil fayların 5.0 büyüklüğünde bir deprem oluşturabileceği ve kanal güzergâhında deplasmanlar (yer değiştirmeler) yaratabileceği kabul edilmektedir. 26 Eylül 2019 tarihinde Silivri açıklarında 5,8 büyüklüğündeki depremi Ana Marmara Fayı’na açılı yerleşen bir tali fayın yarattığı düşünülürse, 5.0 ifadesinin hangi sismolojik ve deprem mühendisliği ölçütüne göre verildiği anlaşılamamıştır.1</p>
<p>İstanbul Avrupa yakasında Marmara kıyılarına yakın arazilerde mühendislikte “sağlam zemin” dediğimiz taban kaya çok derindedir. Yer yer bu taban kaya 300 metre derinliğe kadar inmektedir. Bu taban kayanın üzerindeki daha gevşek zemin özellikleri deprem dalgalarının büyütmesinde önemli rol oynayan nedenlerden biridir. Marmara’da beklenen 7.0 ve daha büyük bir depremin Kanal İstanbul güzergâhına yakınlığı ve güzergâh boyunca ortaya çıkabilecek sıvılaşma, zemin büyütmesi, eğim ve şev stabilitesi sorunları düşünüldüğünde çok daha büyük boyutlarda kayıplarla karşılaşacağımız açıktır. Bölgenin zemin büyütmesi özellikleri bilinmesine ve tespitler daha önce resmi olarak raporlanmış olmasına rağmen Kanal İstanbul güzergâhı boyunca deprem sırasında zemin büyütmelerine maruz kalacak beton kanalın nasıl davranacağına dair bir çalışma yapılmamıştır. 1</p>
<p>Kanal İstanbul’un inşaatı için harcanacak meblağ İstanbul ve çevresinin deprem kayıp risklerini azaltmak için kullanılmalıdır. Büyük can ve mal kayıplarına neden olacak deprem risklerinin azaltılması için bekleyen İstanbul’un önceliği Kanal değil, depremdir!</p>
<p>Değerli basın emekçileri,</p>
<p>İstanbul ve çevresinin deprem riski giderek artmaktadır. Depreme ve sonuçlarına karşı tedbirlerle ilgili mevzuat tamamlanmalı, denetim, gözetim ve uygulama sisteminin taşıdığı sorumluluğu yerine getirmesi sağlanmalıdır. “Doğanın er ya da geç intikam alacağını” söyleyerek kendi sorumluluklarını gölgelemeye çalışanları, hamaseti kamuoyunu yanıltmak için silah olarak kullananları, kentsel alanları sermaye gruplarına peşkeş çekenleri, su havzalarını, yeşili yok edenleri, “İstanbul’un kalbine hançer gibi gökdelen dikenleri”, kenti insanın değil, sermayenin ihtiyacına göre düzenleyenleri, bilimi ve meslek disiplinlerini önemsizleştirerek kaderciliği yönetim biçimi haline getirenleri tarih, İstanbul dramını yazanlar ve sahneleyenler olarak anacaktır.</p>
<p>TMMOB ve bağlı Odaları, mühendis, mimar ve şehir plancıları; meslek alanlarından edindikleri bilgi, birikim ve deneyim ile kamusal sorumluluğu gereği yaklaşan İstanbul depremi ile ilgili uyarılarını bugüne kadar yapmış ve yapmaya devam edecektir.</p>
<p>Bundan sonra da ilgili Bakanlıklar, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İlçe Belediyeleri, akademi ve sivil toplum kuruluşları ile kentin depreme hazırlanması konusunda ortak çalışmalar yapma arzusunda olduğumuzu, mesleki bilgi birikimimiz İstanbul halkının yararı için kullanmaktan imtina etmeyeceğini kamuoyuna saygıyla bildiririz.</p>
<p><strong>TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU</strong></p>
<p>1 Prof.Dr. Haluk Eyidoğan, Deprem ve Tsunami Etkileri Altında Kanal İstanbul (2020), İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü E. Öğretim Üyesi – TMMOB Kanal İstanbul Bilim Kurulu Üyesi</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Marmara Depreminin 20. Yılında Afet Riskleri Büyüyor!</title>
		<link>http://www.mimarist.org/marmara-depreminin-20-yilinda-afet-riskleri-buyuyor/</link>
		<pubDate>Fri, 16 Aug 2019 11:25:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[1999 depremi]]></category>
		<category><![CDATA[marmara depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17221</guid>
		<description><![CDATA[16 Ağustos 2019 17 Ağustos 1999 tarihli; büyüklüğü, etkilediği alanın genişliği, sebep olduğu kayıplarla ülkemizin son yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden olan Kocaeli-Gölcük ile 12 Kasım 1999 tarihli Bolu-Düzce Depremlerinin üzerinden yirmi yıl geçmiştir. Yirmi binin üzerinde can kaybının yaşandığı bu depremlerden on iki yıl sonra, 2011’de Van Depremi meydana]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p align="right">16 Ağustos 2019</p>
<p>17 Ağustos 1999 tarihli; büyüklüğü, etkilediği alanın genişliği, sebep olduğu kayıplarla ülkemizin son yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerden olan Kocaeli-Gölcük ile 12 Kasım 1999 tarihli Bolu-Düzce Depremlerinin üzerinden yirmi yıl geçmiştir.</p>
<p>Yirmi binin üzerinde can kaybının yaşandığı bu depremlerden on iki yıl sonra, 2011’de Van Depremi meydana gelmiş; geçtiğimiz günlerde İzmir ve Denizli’de meydana gelen depremler ise yeni felaketlere karşı bizi uyarmıştır.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-17222" src="http://www.mimarist.org/file/2019/08/marmara-depremi-20-yil.jpg" alt="" width="700" height="500" srcset="http://www.mimarist.org/file/2019/08/marmara-depremi-20-yil.jpg 700w, http://www.mimarist.org/file/2019/08/marmara-depremi-20-yil-300x214.jpg 300w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Topraklarının tamamı depremsellik koşullarında olan ülkemizde sık aralıklarla büyük şiddette depremler yaşanmakta olmasına rağmen yaşanan yıkım ve kayıplara sebep olan rant odaklı planlama, kentleşme ve yapılaşma politikaları merkezi ve yerel yönetimlerce günümüzde de sürdürülmektedir.</p>
<p>Yaşanan süreçte uygulamaya geçirilen mevzuat ve düzenlemelerle kentsel ve kırsal alanlarda bütüncül planlama anlayışı terk edilmiş ve yapılı çevrede afet riskleri azaltılmak yerine artırılmıştır. Sağlıklı ve güvenli yapı üretim sürecinin güvencesi olan kamusal denetim devre dışı bırakılmış; yerini sermaye ve finans odaklı dönüşüm politikaları almıştır.</p>
<p>Milat olarak kabul edilen Marmara Depremleri ile Van Depreminin ardından; kentsel ve kırsal alanlardaki mevcut yapılaşmanın güvenli hale getirilmesi; tehlike arz eden yapıların tespit edilerek yenilenmesi gerekçeleri ile 2012 yılında “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” yürürlüğe sokulmuş ve uygulama sorumluluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmiştir.</p>
<p>Ancak aradan geçen sürede kentlerimiz afetlere karşı hazırlanmadığı gibi Bakanlık ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) eliyle; kentler ve kırsal alanlar, tabiat varlıkları, koruma alanları, ormanlar, kıyılar, milli parklar, doğal sit alanları, meralar, yaylalar ve kışlaklar yıkımın ve plansız yatırımların şantiyesi haline gelmiştir. Mesleki hak ve yetkiler kısıtlanıp meslek mensupları dışlanarak sağlıklı ve güvenli yapı üretim sürecinin koşulu olan nitelikli mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetleri engellenmiş; kısa zamanda ve çok sayıda yapı üretilmesi baskısıyla kentlerimiz, deprem ve tüm diğer afetler karşısında güvencesiz hale gelmiştir.</p>
<p>Afet risklerini azaltmaya yönelik hiç bir gerçekçi proje üretilmemiş; yapılı çevremiz afetlere karşı daha da güvensiz hale gelmiştir. İstanbul örneğinde olduğu gibi Afete Yönelik Acil Eylem Planı’na göre olası bir afette kullanılması planlanan toplanma alanlarında; imar planlarında yapılan değişikliklerle iş merkezi, alışveriş merkezi, toplu konut ve stat inşa edilmesinde bir sakınca görülmemiştir.</p>
<p>2016 yılında; tüm bu uygulamaların bütün kentlerde kamu denetimi olmaksızın uygulanabilmesi için yasal düzenlemelere yenileri eklenmiş; kamu düzeni ve güvenliği, yapı ve altyapı hasarları, kaçak yapılar da dönüşüm gerekçelerine dâhil edilerek 6306 Sayılı Kanunun Bakanlar Kurulunca uygun görülen her alanda uygulamasının önü açılmıştır.</p>
<p>1999 Marmara ve 2011 Van Depremlerinde yıllar boyunca çıkarılan kanunlarla affedilen kaçak yapıların çoğunun yıkılması ve binlerce yurttaşın hayatını kaybetmesinin ardından yakın tarihe kadar gündeme gelmeyen “imar affı” ise 2018 yılı başında seçim sürecine girilen günlerde iktidar tarafından yeniden gündeme getirilmiştir. “İmar Barışı” adı altında; kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihi, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilen bina ve tesisler dâhil olmak üzere, bütün kaçak yapıları yasal hale getirmek üzere yürürlüğe sokulmuştur.</p>
<p>Gelinen aşamada; güvenli ve sağlıklı yapılaşmanın güvencesi olan kamu denetiminin ortadan kaldırıldığı, siyasi iktidarın kentsel dönüşüm adına sınırsız yetki kullandığı, yerel yönetimlerin iktidarın emrinde olduğu veya tamamen devre dışı bırakıldığı, toplumsal katılımının yok sayıldığı koşullarda; güvenli ve sağlıklı kentleşme için toplumsal duyarlılık en önemli güvence haline gelmiştir.</p>
<p>Afet ve afet sonrası süreçlerin yönetimi hakkında geliştirilecek politikaların bilim insanlarını, meslek odalarını, akademik kuruluşları ve ilgili tüm kesimleri dikkate alarak oluşturulması, toplumsal ve yönetimsel hafızanın korunarak gelecek kuşaklara aktarılması zorunludur. Yaşanan yıkım ve kayıplara sebep olan rant odaklı planlama, kentleşme ve yapılaşma politikaları terk edilmelidir.</p>
<p>Bu vesile ile afetlerde kaybettiğimiz yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz. Doğal afetlerin tahribata ve can kaybına yol açmasının temelinde yer alan, mimarlık ve şehircilik ilkelerine aykırı planlama, yapı üretim ve denetim süreçleri karşısında mesleki ve toplumsal sorumluluklarımız temelinde çabalarımızı kararlı bir şekilde sürdüreceğimizi değerli kamuoyumuzla paylaşıyoruz.</p>
<p><strong>TMMOB MİMARLAR ODASI</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Afetlerin Habercisi Sermaye ve Finans Odaklı Yapılaşma Politikaları Terk Edilmelidir</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yeni-afetlerin-habercisi-sermaye-ve-finans-odakli-yapilasma-politikalari-terk-edilmelidir/</link>
		<pubDate>Thu, 17 Aug 2017 08:18:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[17 ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[marmara depremi]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=13301</guid>
		<description><![CDATA[17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde Kocaeli-Gölcük ve Bolu-Düzce’de ülkemizin yakın dönem tarihindeki en büyük felaketlerinden olan Marmara Depremleri yaşanmıştır. Yirmi binin üzerinde can kaybının yaşandığı bu depremlerin ardından 2011’de ise Van Depremi meydana gelmiştir. Büyük bir bölümü birinci ve ikinci derece deprem bölgesi olan ülkemizde sık aralıklarla büyük]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde Kocaeli-Gölcük ve Bolu-Düzce’de ülkemizin yakın dönem tarihindeki en büyük felaketlerinden olan Marmara Depremleri yaşanmıştır. Yirmi binin üzerinde can kaybının yaşandığı bu depremlerin ardından 2011’de ise Van Depremi meydana gelmiştir. Büyük bir bölümü birinci ve ikinci derece deprem bölgesi olan ülkemizde sık aralıklarla büyük şiddette depremler yaşanmaya devam etmekte; geçtiğimiz Şubat ayında Çanakkale’de ve Temmuz ayında Bodrum’da meydana gelen depremler yeni felaketler konusunda bir uyarı niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Depremlerin ardından; kentsel ve kırsal alanlardaki mevcut yapılaşmanın güvenli hale getirilmesi; tehlike arz eden yapıların tespit edilerek yenilenmesi gerekçeleri ile “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” 2012 yılında yürürlüğe sokulmuş ve uygulama sorumluluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmiştir. Ancak aradan geçen sürede Bakanlık ve TOKİ tarafından yürütülen hem afet risk altındaki yapıları ilgilendiren hem de kentsel dönüşüm amaçlı proje ve uygulamalar, şehircilik ilkelerine, bilimsel ve teknik bilgi ve uygulamalara uymadığı gibi, kamu yararına aykırı uygulamaların da önünü açmıştır.</p>
<p><img class="alignright size-large wp-image-13302" src="http://www.mimarist.org/file/2017/08/20861530_1653181761372216_4595021858012836742_o-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2017/08/20861530_1653181761372216_4595021858012836742_o-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2017/08/20861530_1653181761372216_4595021858012836742_o-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2017/08/20861530_1653181761372216_4595021858012836742_o-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Geçen on sekiz yılda; kentlerimiz afetlere karşı hazırlanmamış; kamuya ait taşınmazlar, orman, otlak, mera ve tarım arazileri, kıyılar, kısacası tüm kırsal ve kentsel alanlar yağmacı uygulamalara açılmış ve yapılı çevremiz afetlere karşı daha da güvensiz hale gelmiştir. İstanbul örneğinde olduğu gibi Afete Yönelik Acil Eylem Planı’na göre olası bir depremde kullanılması planlanan toplanma alanlarında; imar planlarında yapılan değişikliklerle iş merkezi, alışveriş merkezi, toplu konut ve stat inşa edilmesinde bir sakınca görülmemiştir.</p>
<p>Afet riski gerekçesiyle gerçekleştirilen dönüşüm projeleri yoluyla yapılan rant paylaşımının artırılarak sürdürülebilmesi için nitelikli planlama ve mimarlık hizmeti üretim süreçleri kısa zamanda ve çok sayıda yapı üretilmesi baskısıyla önemsizleştirilmiş; 2012’den bu yana her yıl yaklaşık bir milyon yeni konut üretimi için yapı ruhsatı düzenlenmeye başlanmıştır. Nüfusun çoğunluğunun artık kırsal alanlar yerine kentlerde yaşadığı ülkemizde; yüksek kentleşme hızı, biyolojik çeşitliliğin tehdit altında olması, doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi yalnızca deprem değil; artık dünya için çok açık bir tehdit olan küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu afetler karşısında da ülkemizi savunmasız bırakmaktadır.</p>
<p>Devletin kamu adına denetim sorumluluklarını yok sayan bir anlayış ile sermaye odaklı ve finans merkezli ekonomik yapılanmaya dönük değişime yol verilmiş; kentsel alanlarda sermaye ve rant paylaşımını merkezi ve yerel idarelerin karar mekanizmalarına bağlayan, çoklu imar uygulamalarına izin veren mevzuat yeniden düzenlenmiş; yapı denetimi özel sektöre devredilmiştir. Kamusal ve hukuki denetimi yok sayan bu düzenlemelerle ilgili; meslek kuruluşları, üniversiteler ve hatta kamu kurumları tarafından düzenlenen raporlar göz ardı edilmiştir.</p>
<p>Afet ve afet sonrası süreçlerin yönetimi hakkında geliştirilecek politikaların bilim insanlarını, meslek odalarını, akademik kuruluşları ve ilgili tüm kesimleri dikkate alarak oluşturulması, toplumsal ve yönetimsel hafızanın korunarak gelecek kuşaklara aktarılması zorunludur. Yaşanan yıkım ve kayıplara sebep olan rant odaklı planlama, kentleşme ve yapılaşma politikaları terk edilmelidir.</p>
<p>Mimarlar Odası olarak doğal afetlerin tahribata ve can kaybına yol açmasının temelinde yer alan, mimarlık ve şehircilik ilkelerine aykırı gerçekleştirilen planlama, yapılaşma ve denetleme süreçleri karşısında mücadelemizi sürdüreceğimizi; bu konudaki deneyim, birikim ve bilgilerimizi kentsel dönüşüm baskısı altındaki kentlerimiz için toplum yararına kullanacağımızı değerli kamuoyumuzla paylaşıyoruz.</p>
<p>TMMOB MİMARLAR ODASI</p>
<p><em>17 Ağustos 2017</em></p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
