<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>khk &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/khk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Jun 2026 14:58:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>KHK ile İhraç Edilen Üyelerle İlgili Çalışma Grubu Faaliyetlerine Başladı</title>
		<link>http://www.mimarist.org/khk-ile-ihrac-edilen-uyelerle-ilgili-calisma-grubu-faaliyetlerine-basladi/</link>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2021 09:06:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[khk çalışma grubu]]></category>
		<category><![CDATA[khk mimar]]></category>
		<category><![CDATA[khk mimarlar odası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19073</guid>
		<description><![CDATA[TMMOB Mimarlar Odası 47. Dönem KHK ile İhraç Edilen Üyelerle İlgili Çalışma Grubu faaliyetlerine başlamıştır. Önümüzdeki süreçte KHK'lara bağlı hak kayıplarına uğrayan meslektaşlarımızla hukuki, mesleki vb. konuları görüşmek, dayanışmak üzere Çalışma Grubu ile iletişime geçmek ve mail grubuna katılmak isterseniz khkuye@mo.org.tr adresine mail atmanızı rica ederiz...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter  wp-image-19074" src="http://www.mimarist.org/file/2021/07/khk1-1024x732.jpg" alt="" width="772" height="576" />TMMOB Mimarlar Odası 47. Dönem KHK ile İhraç Edilen Üyelerle İlgili Çalışma Grubu faaliyetlerine başlamıştır. Önümüzdeki süreçte KHK&#8217;lara bağlı hak kayıplarına uğrayan meslektaşlarımızla hukuki, mesleki vb. konuları görüşmek, dayanışmak üzere Çalışma Grubu ile iletişime geçmek ve mail grubuna katılmak isterseniz <a href="mailto:khkuye@mo.org.tr" target="_blank" rel="noopener">khkuye@mo.org.tr</a> adresine mail atmanızı rica ederiz.</p>
<p><strong>MO 47. Dönem Çalışma Programı:</strong> <a href="http://mo.org.tr/index.cfm?sayfa=belge&amp;sub=list&amp;bid=17&amp;mid=17">t.ly/zsAV</a><br />
<strong>KHK ile İhraç Edilen Üyelerle İlgili Çalışma Grubu:</strong> <a href="http://mo.org.tr/index.cfm?sayfa=belge&amp;sub=detail&amp;bid=18&amp;mid=18&amp;recid=15411">t.ly/P3GV</a></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>KHK Hukuksuzlukları Son Bulmalıdır</title>
		<link>http://www.mimarist.org/khk-hukuksuzluklari-son-bulmalidir/</link>
		<pubDate>Fri, 03 May 2019 13:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[khk belediye]]></category>
		<category><![CDATA[khk ihlalleri]]></category>
		<category><![CDATA[khk kayyum]]></category>
		<category><![CDATA[khk seçim]]></category>
		<category><![CDATA[khk ysk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17020</guid>
		<description><![CDATA[03.05.2019 2016 yılındaki darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL döneminde altı binden fazlası akademisyen olmak üzere görevlerinden ihraç edilen yüz bini aşkın kamu personelinin ancak çok küçük bir kesimi OHAL 2018’de kaldırılmış olduğu halde görevlerine iade edilmiştir. Aralarında kamu ve toplum yararına yönelik çalışmalar yürüten üyelerimizin de bulunduğu pek çok]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>03.05.2019</em></p>
<p>2016 yılındaki darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL döneminde altı binden fazlası akademisyen olmak üzere görevlerinden ihraç edilen yüz bini aşkın kamu personelinin ancak çok küçük bir kesimi OHAL 2018’de kaldırılmış olduğu halde görevlerine iade edilmiştir.</p>
<p>Aralarında kamu ve toplum yararına yönelik çalışmalar yürüten üyelerimizin de bulunduğu pek çok kamu emekçisi ve akademisyen de darbe ile hiçbir bağlantıları olmadığı apaçık belliyken fırsattan istifade görevlerinden alınmış, işsizliğe mahkûm edilmiş, pasaportları ve seyahat özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Haklarında hiçbir yargı hükmü bulunmadığı halde, tüm bu hak gaspları, OHAL kaldırıldıktan sonra da sürdürülmüştür.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-17021" src="http://www.mimarist.org/file/2019/05/khk-hukuksuzluklari-son-bulmalidir-1024x566.jpg" alt="" width="900" height="497" srcset="http://www.mimarist.org/file/2019/05/khk-hukuksuzluklari-son-bulmalidir-1024x566.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/khk-hukuksuzluklari-son-bulmalidir-300x166.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/khk-hukuksuzluklari-son-bulmalidir-768x424.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/khk-hukuksuzluklari-son-bulmalidir.jpg 1100w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>2019 yerel seçimlerini takiben, bu hukuksuzluklar daha da katmerlenmiş ve OHAL döneminde KHK ile görevden alınanların seçme ve seçilme haklarının da ellerinden alınmaya çalışılmasına kadar vardırılmıştır. Seçimden önce YSK tarafından aday olarak kabul edilen pek çok kişiye, haklarında bir hukuki kısıtlama olmadığı halde, seçim sonrası aynı YSK tarafından hukuksuz şekilde mazbata verilmemiş, hatta bazı durumlarda tüm seçim hukuku çiğnenerek mazbata seçilen kişiden alınarak başka bir parti mensubuna verilmiştir. Son olarak da İstanbul yerel seçim sonuçlarına yapılan bir itirazda, kabul görmese dahi, KHK ile görevine son verilenlerin oy vermiş olması seçim iptali için gerekçe olarak öne sürülebilmiştir. Bu hukuksuzluğun dayatılmasının vardığı son noktadır.</p>
<p>KHK ile görevlerine son verilenler, haklarında kesinleşmiş kısıtlayıcı bir hüküm olmadıkça, görevlerine iade edilmeli, seyahat kısıtlamaları kaldırılmalı ve seçilmişlerin mazbataları derhal verilmelidir.</p>
<p>KHK aracılığı ile yapılan hukuksuzluklar son bulmalıdır!</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>
<p><strong>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Yönetim Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Meslek Örgütlülüğümüz ve Meslek Alanlarımıza Yönelik Antidemokratik Müdahaleler Karşısında Boyun Eğmeyeceğiz</title>
		<link>http://www.mimarist.org/meslek-orgutlulugumuz-ve-meslek-alanlarimiza-yonelik-antidemokratik-mudahaleler-karsisinda-boyun-egmeyecegiz/</link>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 11:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[ddk]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=15707</guid>
		<description><![CDATA[OHAL KHK’leri ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile idari yapıda yapılan düzenlemelerle emek ve meslek örgütlerinin baskı altına alınmak istenmesine ilişkin TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından 17 Temmuz 2018 tarihinde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklama şu şekilde: MESLEK ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ VE MESLEK ALANLARIMIZA YÖNELİK...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="panel-pane pane-entity-field pane-node-field-spot">
<div class="pane-content">
<div class="field field-name-field-spot field-type-text-long field-label-hidden">
<div class="field-items">
<div class="field-item even">
<p class="rtejustify">OHAL KHK’leri ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile idari yapıda yapılan düzenlemelerle emek ve meslek örgütlerinin baskı altına alınmak istenmesine ilişkin TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından 17 Temmuz 2018 tarihinde basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklama şu şekilde:</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="panel-pane pane-entity-field pane-node-body">
<div class="pane-content">
<div class="field field-name-body field-type-text-with-summary field-label-hidden">
<div class="field-items">
<div class="field-item even">
<p class="rtejustify"><strong>MESLEK ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ VE MESLEK ALANLARIMIZA YÖNELİK ANTİDEMOKRATİK MÜDAHALELER KARŞISINDA BOYUN EĞMEYECEK, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE ÜLKEMİZİN MUTLU YARINLARI İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ</strong></p>
<p class="rtejustify">Bilindiği üzere 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği referandumunun ardından yapılan 24 Haziran 2018 seçimleri sonucunda ülkemizin anayasal rejimi, parlamenter sistemi ve kamu idari yapısında köklü değişiklikler öngören düzenlemeler yürürlüğe girmeye başlamıştır. Bu düzenlemeler arasında, Anayasa’nın 135. maddesi uyarınca özel kanunlarla kurulan, TMMOB gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla ve meslek alanlarımızla ilgili birçok kanunda yapılan değişiklikler de bulunmaktadır.</p>
<p class="rtejustify">Bu düzenlemeler 24 Haziran seçimlerinden sonra yayımlanan 700, 701, 702, 703 sayılı KHK’ler ile Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri, Cumhurbaşkanı Kararları ve Genelgeleri ile yapılmaktadır. KHK’lerin 701 sayılı olanı kamudan ihraçlar, iadeler vb. üzerine, 702 sayılı olanı Nükleer Düzenleme Kurumu’nun oluşumu üzerine, 700 ve 703 sayılı olanlar ise yüzlerce kanun ve KHK’de yapılan değişiklikleri kapsamakta; Cumhurbaşkanlığı Kararname, Karar ve Genelgeleri de bu değişikliklere dair yeni düzenlemeler ile ilgili atamaları vb. içermektedir.</p>
<p class="rtejustify">Öncelikle belirtmek isteriz ki, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri hem Anayasa değişikliklerinin içeriğini hem de 700 ve 703 sayılı KHK’lerdeki değişiklikleri çok aşan geniş bir kapsama sahiptir.</p>
<p class="rtejustify">Örneğin Anayasa değişikliği referandumunda yapılan değişiklikle, Cumhurbaşkanına bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK), <em>tüm kamu kurum ve kuruluşları, sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluş, </em><em>kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda</em><em>, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri </em>yapma yetkisine, <em>idari soruşturma</em> da eklenmişti. Ayrıca DDK’nin <em>görev ve yetkilerinin</em> <em>kanun ile</em> düzenlenmesi hükmü, <em>Cumhurbaşkanı kararnamesiyle</em> ibaresiyle değiştirilmişti.</p>
<p class="rtejustify">“<em>Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 703</em>”ün 42. maddesi ile de 10 madde ve iki geçici maddeden oluşan “DDK Kurulması Hakkında Kanun”un adı “<em>Devlet Denetleme Kurulu Başkan ve Üyelerine İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun</em>” şeklinde değiştirilmiş, kanunun önceki dört maddesi, iki geçici maddesi ve altı fıkrası ile bir fıkrasındaki bir cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>
<p class="rtejustify">28 maddeden oluşan 5 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ise ilgili kanunu hayli aşan bir kapsama sahiptir. Kararnamede “İdari soruşturma” hususu “her türlü idari soruşturma” olarak genişletilmiş, <em>kamu kurum ve kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerk yerinden yönetim kuruluşu </em>olma özelliği görmezden gelinmiş ve yargı alanına giren “görevden uzaklaştırma” DDK’nin görev ve yetki kapsamına alınmıştır. Böylece Anayasa değişikliği referandumunda yer almayan <em>cezalandırıcı </em>hususlar da “fiili hukukta” yer almaya başlamıştır. Bu noktada bu düzenlemenin Cumhurbaşkanına bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nun “inceleme ve denetim” işlevini aştığını, kurulun yargının yerine geçtiğini, emek ve meslek örgütlerini kendi &#8220;özel ve keyfi “ceza hukukuna!” tabi kılmaya yönelik olduğu açıklıkla görülebilmektedir.</p>
<p class="rtejustify">Bu düzenleme, 12 Eylül faşizminin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının “idari ve mali denetimini” ilgili bakanlıkların genel vesayeti altına sokan ancak uzun yıllar uygulanmayan düzenlemesini de aşan, açık ki emek ve meslek örgütlerini otoriter hiyerarşik vesayet altına sokmaya yönelik cezalandırıcı bir düzenlemedir.</p>
<p class="rtejustify">Diğer yandan son düzenlemelerde bakanlıklar ile bağlı, ilgili, ilişkili kuruluşların bünyelerinde kurulan ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının da dahil olduğu danışma kurulu, genel kurul, konsey vb. yapılardan TMMOB ve bağlı Odalarının katılımı dışlanmış ve meslek alanlarımızla ilgili birçok kanunda rant esaslı düzenlemeler yapılmıştır.</p>
<p class="rtejustify">Anayasa’da yer aldığı ve hatta Cumhurbaşkanının da belirttiği üzere “kanun ile” düzenlenmesi gereken konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Ancak 5 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve birçok düzenleme, Cumhurbaşkanının Meclisin “kanun yapma” yetkisini kullandığını göstermektedir. Bu noktada, TBMM’yi etkisiz kılacak bütün düzenlemelere karşın <strong><em>Meclisi “kanun yapma” yetkisine sahip çıkmaya, emek ve meslek örgütlerini ve bütün demokratik kamuoyunu dayanışmaya </em></strong>çağırıyoruz.</p>
<p class="rtejustify">Emek ve meslek örgütlerine yönelik düzenlemeler açık bir şekilde kamu yararını, kamusal üretim hizmet ve denetim gerekliliklerini, bu yöndeki Anayasal örgütlenmeleri ve toplumsal muhalefeti etkisizleştirme, tasfiye etme ve cezalandırmaya yöneliktir. Ancak bilinmelidir ki ülkemize, Anayasal demokratik kazanımlarımıza, emeğimize, mesleklerimize, meslek alanlarımıza ve meslek örgütlerimize sahip çıkmaya devam edecek, baskılar karşısında boyun eğmeyecek, hukukun üstünlüğü ve ülkemizin mutlu yarınları için mücadeleye devam edeceğiz.</p>
<p class="rtejustify"><strong>Emin Koramaz</strong></p>
<p class="rtejustify"><strong>TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Ya geriye kalan akademisyenler&#8230; &#8211; Hakkı Yırtıcı</title>
		<link>http://www.mimarist.org/ya-geriye-kalan-akademisyenler-hakki-yirtici/</link>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 14:58:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[barış için akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı yırtıcı]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[khk ihraç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=14683</guid>
		<description><![CDATA[Hakkı Yırtıcı* hakkiyirtici@yahoo.com/ gazeteduvar.com.tr 271 kelime, 11 Ocak 2016 tarihinde yan yana geldi ve “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adı altında, “Bu suça ortak olmayacağız” denildi. 271 kelime ile aralarında, zamanında derslerini heyecanla takip ettiğim, yazılarımda, kitaplarına referans verdiğim, kimileri yakın arkadaşım olan ve sabahlara kadar keyifli sohbetler yaptığım, tez danışmanı olduğum]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hakkı Yırtıcı* </strong>hakkiyirtici@yahoo.com/ gazeteduvar.com.tr</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-14684" src="http://www.mimarist.org/file/2017/12/hakki-yirtici-akademisyenler.jpg" alt="" width="736" height="414" srcset="http://www.mimarist.org/file/2017/12/hakki-yirtici-akademisyenler.jpg 736w, http://www.mimarist.org/file/2017/12/hakki-yirtici-akademisyenler-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></p>
<p>271 kelime, 11 Ocak 2016 tarihinde yan yana geldi ve “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adı altında, “Bu suça ortak olmayacağız” denildi.</p>
<p>271 kelime ile aralarında, zamanında derslerini heyecanla takip ettiğim, yazılarımda, kitaplarına referans verdiğim, kimileri yakın arkadaşım olan ve sabahlara kadar keyifli sohbetler yaptığım, tez danışmanı olduğum ya da jürisinde bulunduğum insanlar, bir günde, “aydın müsveddeleri”, “akademik terörün aktörleri”, “alçak” ve “kanlarında duş alınması gereken” insanlara dönüştüler.</p>
<p>Ve 271 kelime ile 5 Aralık 2017 tarihinde, TMK’nin 7/2 maddesi üzerinden “terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmaktan” yargılanmaya başladılar.</p>
<p>Bu 1128 insana artık, sadece “imzacı” deniliyor ve ne için imza attıkları unutuldu, unutturuldu.</p>
<p>Bu konuyla biraz olsun ilgilenen herkesten tek ricam, basında çıkan yanlı ve ikinci el haberler yerine, merak edip, “ama”sız bir şekilde bildiri metnini okumaları.</p>
<p>Ya geriye kalan, şu ya da bu nedenle imza atmayan, 155 bin akademisyene ne oldu, onlar ne yapıyorlar?</p>
<p>YÖK’ün 2016 yılı verilerine göre, son 14 yılda akademisyen sayısı, yüzde 100’den fazla artmış ve 70 bin 12’den, 155 bin 216’ya çıkmış. Bu artışta, hükümetin “her ile bir üniversite” politikası ve her yıl yenileri açılan vakıf üniversitelerinin katkısı büyük. Ancak burada bir kısır döngü var; her açılan yeni üniversite ile beraber, öğrenci sayısı da doğru orantılı olarak hızla artıyor ve yetişmiş akademisyen ihtiyacı sürekli büyüyor.</p>
<p>Sorunun ciddiyetini anlayabilmek için, “akademisyen sayımız yüzde 100 arttı” diye övünmeyi ve kendi içimizdeki rakamlara bakmayı bırakıp, diğer ülkelerle bir karşılaştırma yapalım.</p>
<p>ABD’de her yıl 61 bin, Rusya’da 27 bin, Almanya’da 25 bin, Japonya ve İngiltere’de ise 17 bin doktora öğrencisi mezun olurken, Türkiye’de bu rakam 4 bin 500 ve asıl ihtiyacın 15 bin olduğu söyleniyor; yani, bu sayının en az üç katına çıkması gerekiyor. Ülkelerin nüfusuna göre, doktora yapmış insan sayısına bakıldığında ise durumun vahameti daha da iyi anlaşılıyor: Çin’de, her bin kişi başına 2.2, ABD’de 1.7, Avrupa Birliği’nde 1.5 doktora mezunu düşerken, Türkiye’de bu oran sadece 0.4.</p>
<p>Lütfen biraz daha sabredin, kısa bir süre daha sayılar üstünden gideceğim ama bu sefer vurgunun yönünü nicelikten, niteliğe doğru çevirerek.</p>
<p>Bir akademisyen, öyle hemen, kolayca yetişmiyor. Lisans (4 yıl), yüksek lisans (2 yıl) ve doktora (4 yıl) eğitimi ile 10 yıl gerekiyor ki, özellikle de doktora süreci, aslında ek süreler ve uzatmalar ile yaklaşık 12 – 13 yılı bulur. Özgün bir doktora tezi yazmak kolay değildir. Fikirlerinizin zihninizde olgunlaşmasına, argümanlarınızın güçlenmesine ve literatüre hakim olmanıza çoğu zaman 4 yıl yetmez. Bu rakamların üstüne, doçent olmak için gereken ders verme deneyimi, çalışma ve yayın için bir 5 yıl ve profesör olmak için de, bir 5 yıl daha ekleyin. İşte karşınıza, en az 20 yılın sonunda, 50’li yaşlarına gelmiş, fikirleri ve verdiği dersleri olgunlaşmış, ulusal ve uluslararası yayınlar yapmış, yüksek lisans ve doktora tezleri yönetmiş, jürilerde bulunmuş nitelikli bir akademisyen ancak çıkabiliyor.</p>
<p>YÖK’ün listesine göre, Türkiye’de, 6 Mayıs 2015 tarihi itibari ile 109’u devlet, 84’ü ise vakıf olmak üzere 193 üniversite bulunmaktaydı. 15 Temmuz 2016’dan sonra vakıf üniversitelerinin sayısı 69’a düştü ve bu üniversitelerde çalışan 2 bin 808 akademisyen işsiz kaldı. Son bir yılda, çıkarılan 6 KHK ile ise 117 farklı üniversiteden 5 bin 247 akademisyen ihraç edildi. Maalesef, kaçının kendi alanlarında tekrar iş bulabildiğini, kaçının mesleklerinden vazgeçip, geçinebilmek için başka işlere yöneldiği bilinmiyor.</p>
<p>Bugün, esas olarak, akademik dünyada yaşanan depremin, ağırlıklı olarak siyasi boyutu konuşuluyor; ama bunun sosyo-kültürel bir boyutu da olduğu ve toplumda üniversitelere ve akademisyenlere bakışın nasıl bir dönüşüm geçirdiği gerçeği pek ele alınmıyor. Televizyonda, sosyal medyada çıkan haberlerde, akademisyenlere yönelik suçlamalar arttıkça, bir zamanların saygın mesleği artık kuşkulu bir hale geldi. Bunun doğal bir uzantısı olarak da, toplum nezdinde eleştirel düşünce değersizleşti; bir konuyu derinlemesine bilmek anlamsızlaştı. Artık herkes, her konuda, iki satır okuyunca, kendini uzman sanıyor ve o konuda ahkam kesmekte bir sorun görmüyor. Asıl cehalet, bilmemek değil, bilmediğinin farkında olmamaktır.</p>
<p>Kendi deneyimlerimden biliyorum; elinde şimdiye kadar yaptığın çalışmaları içeren kalın bir dosya ile özel bir üniversitenin rektörünün ya da dekanının karşısına çıkan bir akademisyene, şimdiye kadar neler yaptığından önce ilk sorulan, FETÖ’cü ya da imzacı olup olmadığı. O sırada, karşısındaki meslektaşına yaptığı pervasızca saygısızlığın ya farkında değiller ya da buna aldırmıyorlar.</p>
<p>Bundan bir yıl önce, bana bu soruyu soran bir dekana, neden imzacıları işe almadıklarını sorduğumda, verebildiği tek cevap, “prensip olarak” oldu. Kötü reklam olmasından korkuyorlar. Ne de olsa işin içinde ticaret var, müşteri var, müşterinin parasını ödeyen aileler var. Sistemle uyumlu olmak lazım; çünkü eğitim sektöründe rekabet büyük, pastadan pay kapmak isteyen üniversite sayısı ise çok fazla.</p>
<p>Marx, zamanında ne demişti? Üretim araçlarına sahip olanlar (bu, ha fabrika olmuş, ha üniversite, fark etmez) ile olmayanlar (bu noktada, entelektüel proletarya demek daha doğru) arasındaki ilişki her zaman sömürü sistemine dayanır. Kapitalizmin kuralı ne idi? Masrafları kıs, kârı maksimize et. Üniversiteler, rekabet arttıkça, genelde birbirlerine benzeme eğilimindeler. Nitelik, çoğu zaman niceliğe kurban ediliyor.</p>
<p>Akademisyen başına düşen öğrenci sayısı, rekabet arttıkça, sürekli maksimize, eğitim için kullanılan mekanın metrekare cinsinden miktarı ise sürekli minimize ediliyor. Üniversitelerin kütüphaneleri göstermelik, sosyal imkanları ise ya hiç yok ya da yetersiz. Hangi akademisyene sorsanız, ağır ders yükünden, kalabalık sınıflara verilen derslerden ve çoğunlukla, okumak için eve taşımak zorunda kaldıkları sınav kağıtlarından, ders dışında yüklendikleri ve asli görevleri olmayan idari işlerin yoğunluğundan, haftada beş gün, 9 – 6 üniversitede bulunmak ve kart basmak zorunda olmaktan, daracık bir odayı en az iki meslektaşı ile paylaşmaktan ve kendi özel çalışmalarına zaman bulamamaktan yakınacaktır.</p>
<p>Akademisyenlerin, liselere gönderilerek, çalıştıkları üniversitede eğitimin ne kadar iyi olduğunu ya da tanıtım günleri adı altında, bir masanın arkasında, bütün gün, öğrencilerinin gözü önünde, gelen ailelere (çünkü parayı öğrenci adayı değil, aileler ödeyecek) yine çalıştıkları üniversitenin eğitiminin ne kadar iyi olduğunu anlatmaları ise ayrı bir utanç konusu. Yılda birkaç haftalığına, bir akademisyen değil pazarlamacı olmak zorundalar.</p>
<p>Üniversite yönetimlerine, bu da yetinmiyor. Liselerin müdürlerinin ve aslında öğrencilerine, üniversite tercihlerinde yardımcı olması beklenen rehber öğretmenlerin, lüks otellerin restoranlarında ağırlanmaları ya da lüks yatlarla Boğaz turlarına çıkarılmaları da bu işin bir parçası ve bu yapılan, hiç kimseye tuhaf gelmiyor. Rekabet koşulları içinde bu pazarlama yöntemi de kanıksanmış durumda.</p>
<p>Akademisyenlerin, konularında ne kadar yetkin olduklarının ise hiçbir önemi yok. Her an, yerlerinin başka biri tarafından doldurulabileceğinin farkındalar. Üniversite yönetimi için kalite önemli değil, o derse herhangi birinin girmesi yeterli. Bir üniversitede kadrolu çalışıp, geleceğini öngörebildiğin ve zihinsel enerjini derslerine, akademik yayın ve çalışmalarına verdiğin günler çok gerilerde kaldı.</p>
<p>Akademisyenlere mevsimlik işçi gibi davranılıyor. Yarı zamanlı (dışarıdan ders saat ücretli) çalıştırılmaları çok yaygın bir uygulama. Bir eğitim dönemi 14 haftadan oluşur; bir eğitim yılında ise 28 hafta vardır; geriye kalan 24 haftada nasıl geçineceklerinin endişesi içindeler. Kadrolu çalışanların durumu da çok farklı değil; onlar da tedirginler, gelecekleri hakkında. Üniversitelerin bünyesinde kadrolu görünen iki güncüler ve üç güncüler var. Bu, çoğunlukla doçent ve profesörlere uygulanıyor. Böylelikle daha ucuza geliyorlar. Her sözleşme yenileme tarihi ise bir belirsizlik. Şu ya da bu neden gösterilip, yönetimle uyumlu olmayanlar, her an işsiz kalabilir, yoksulluğun ve yoksunluğun pençesine düşebilirler. Ne çalıştıkları kurum ne de meslekleri ile bir bağ kurulmasına izin veriliyor, kendilerini hep bıçak sırtında hissediyorlar.</p>
<p>Eğitim, rakamlarla bu kadar nicelleştirilmişken, bir de her sene “fakültemizin değerli öğretim üyeleri” sözleri ile başlayan bir e-posta gelir. Öncelikle, sadece resmi yazışmalarda, kağıt üstünde değerlisinizdir. İnsanın içi burkuluyor. İstenen ise performansınızın değerlendirilmesidir. O sene, kaç saat derse girdiğiniz, ne tür etkinliklerde bulunduğunuz, yoğun idari işlerden fırsat bulup, kaç yayın yaptığınız sorulur.</p>
<p>Zaten sürekli notlanıyor olmanın tedirginliği vardır üzerinizde. Daha önce çalıştığım bir üniversitede, yeni performans kriterleri getirilmişti. Sadece bir maddesinden söz edeceğim. Akademisyen her sene öğrenciler tarafından eğitim kalitesi, bölüm başkanı tarafından da, iş arkadaşları ve yönetimle uyumlu çalışması üzerinden notlanacak, yani karneniz oluşturulacaktı. İnsanı, daha baştan suçlu gibi hissettiriyorlar. Eğer pragmatik biri iseniz, sorun değil. Öğrenciyi, derste çok zorlama ve notunu bol tut; yöneticilere de her zaman gülümse ve asla kendi fikrini söyleme.</p>
<p>İTÜ’de, mimarlık eğitimi aldığım yıllarda, bir hocam, ismi bende saklı, Taşkışla’da, onun atölyesinde iken, bizlere, yüksek sesle, “Her insan kendi istediği kadar mimar olur” der, sonra da sesini biraz alçaltarak “Bir de okulunun izin verdiği kadar” diye eklerdi. Sizler, mimar yerine kendi mesleklerinizin adını koyabilirsiniz.</p>
<p>İnsan, hocalarının sözlerini çok sonra anlarmış. Henüz, her köşe başında özel bir üniversitenin olmadığı ve isimlerini burada tek tek sayamayacağım bir sürü değerli hocamızın, gözlerinin içine baktığımız bir dönemde bile, meğer hocamız, bir acısını, öğrencileri ile paylaşıyormuş ve ben, bunu daha yeni kavrayabiliyorum.</p>
<p>Ya şimdi, biz akademisyenler neyin acısını çekiyoruz?</p>
<p>Her akademisyenin, ancak kendi okulunun izin verdiği kadar akademisyen olabildiği bir dönemde yaşamanın…</p>
<p>Peki, öğrencilere ve derslerin kendilerine ne oluyor?</p>
<p>Her dersin bir mahremiyeti vardır. Sınıfın kapısı kapandığı anda, akademisyen ile öğrenciler baş başa kalır. Artık bir akademisyen değil, öğrencilerin gözünde bir hocasınızdır. Bilgiyi sadece düz bir şekilde aktarmazsınız. Yıllar içinde geliştirdiğiniz kendine özgü bir anlatım biçiminiz vardır. Bunu, dersin daha iyi anlaşılması, dersi sıkıcı olmaktan kurtarmak, öğrencinin ilgisini çekebilmek ve öğrenci ile bir bağ kurabilmek adına yaparsınız.</p>
<p>Yaklaşık yirmi yıllık bir akademisyen ve hoca olarak, gözümün önünde öğrenci profili yavaş yavaş değişti. Artık daha ilgisizler, aralarında bağ kurabildiklerimin sayısında ciddi bir düşüş var. Tek beklentileri bir an evvel diploma almak. Sonrasına dair ise fazla bir düşünceleri yok. Aralarında babası ya da aileden biri müteahhit olanı azımsanmayacak kadar çok. Muhtemelen, okudukları bölüm, kendi tercihleri değil. Mezun olduklarında da, aile işinin başına geçecekler ve Türkiye’nin inşaat sektörüne dayalı ekonomisinin bir parçası olacaklar.</p>
<p>Bir arkadaşıma, bir defasında, penceremden görünen, üst üste yığılmış, sevimsiz binaları göstererek, bir mimar ve hoca olarak, onlara mezun olduklarında ihtiyaç duymayacakları bir “tasarım yapma bilgisi”ni aktarmaya çalıştığımı ve aslında “mış gibi” yaptığım hissine kapıldığımı söylemiştim. Bana dönüp, kendisinin de hukukçu olduğunu ve üniversitede hukuk felsefesi anlattığını hatırlatmıştı. O an, söyleyecek bir söz bulamadım, sustum.</p>
<p>Oysa 20’li yaşlarındalar; en meraklı ve kendilerini keşfetmeleri, tanımaları gereken yaş. Her zaman öğrencilerime, “Mesleği ile içsel bir bağ kuran, işini gerektiği gibi düzgün yapma etiğine sahip olan insandan korkmayın; çünkü bu, o kişinin, aynı şeyi insanlarla olan ilişkilerinde de yaptığı anlamına gelir” derim. Bu sözlerimi kaç kişi anlıyor, bilemiyorum.<br />
Kuşkusuz hepsi değil ama büyük bir çoğunluğu üniversiteye, okulun içinde açılmış marka kafelerde vakit geçirmek ve arkadaşları ile sohbet için geliyorlar. Herkes, sanki bir partiye gelircesine çok bakımlı ve süslü. Ellerinde cep telefonları, sürekli onlarla meşguller. Elinde bir kitap, not tutmak için bir defter, hatta kalemle gelen yok denecek kadar az. Dersin ilk 10 dakikasında, öğrencileri cep telefonlarından uzaklaştırmak ve sessize aldırmak için uğraşmak, dersin doğal bir parçası haline gelmiş durumda. Bir şeyi elde etmek, öğrenmek, mesleklerinin bir parçası yapmak için harcamaları gereken emek ve çabadan, bir konuyu derinlemesine bilmenin hazzından bihaberler.</p>
<p>Kontenjanı 100 kişi olarak belirlenmiş bir sınıfa ders anlattığınızı hayal edin. Aslında sınıf 80 kişilik, ama üniversite yönetimi de biliyor, hepsinin derse gelmeyeceğini. Dönem başı, ilk sordukları, “Hocam hazırladığınız sunumları ve ders notlarını verecek misiniz?” oluyor. Buna alışmışlar, alıştırılmışlar. Yoklama almıyorum. İstiyorum ki, 18 yaşını aşmış bireyler olarak, derse kendi istekleri ile katılsınlar. Ancak dönem boyu, ortalama 50 öğrenciye ders anlatıyorum. Bunların en az yarısının önünde ise ne bir kağıt ne de bir kalem oluyor. Bedenleri orada ama zihinleri başka yerde… Gerçekte, en fazla, 10 – 15 öğrenciyle göz teması kurarak ders anlatabiliyorum. Onlar da olmasa, boşluğa konuşuyormuş gibi hissedeceğim.</p>
<p>Bazen, inatla, neden not tutmadıklarını soruyorum. Bir cevapları yok, sadece sessizlik. Bir defasında, bir öğrenci “ben dersi dinliyor, sonra akşam internetten araştırıyorum” demişti. Derste anlattığımın, yıllar boyu, o konu üzerine okuyarak, düşünerek, kendi özgün yorumumla oluşturduğum bir bilgi olduğunun farkında değiller. Zaten, o öğrenciye, geçen hafta anlattığım dersten bir soru sorduğumda, cevabı, “geçen hafta yoktum” olmuştu.</p>
<p>Sadece bir hocaya değil, herhangi bir insana yalan söylemek bu kadar kolay olmamalı.</p>
<p>Lütfen sanmayın ki, sürekli öğrencilerden yakınan bir hoca klişesini burada tekrarlıyorum. Bu durumun, onlarla alakası olmadığını biliyorum. Hepsi de, bugün Türkiye’nin gelmiş olduğu siyasi ve sosyo-kültürel ortamın bir uzantıları. Onlar için, karşılarına çıkan her engel, en kolay yoldan, emek harcamadan aşılması gereken ve sonunda da bir an evvel köşeyi dönmeleri gereken basit bir sorun. Dedim ya, düşünce değersizleşti, değersizleştirildi bu ülkede.</p>
<p>Zaten, bir üniversitede işe girerken, ilk günden, aslında ne olduğunuz size hatırlatılır. Bir defasında, rektörün, ilk gün bana iki tavsiyesi olmuştu. Birincisi, sınav kağıtlarını ve tutanağını düzgün dosyalamam (çünkü bildiğim kadarıyla, YÖK denetçileri geldiğinde, esas olarak bunlarla ilgileniyorlar); ikincisi ise, öğrenci mesela derse, saat 10 yerine, 10’u 20 geçe gelmişse, öğrenciyi çok zorlamamam ve uyumlu olmamdı.</p>
<p>Evet, anahtar kelime bu; “uyumlu olmak”.</p>
<p>Öğrenciyi zorlamadığın, kendi sınırlarını keşfettirmeye çalıştırmadığın, öz farkındalıklarını arttırmayı denemediğin, kendi gibi düşünmeyenlere saygı duymalarını öğretmediğin, yönetimin yazılı olmayan ama zihinlerinde oluşturdukları müfredata uyduğun sürece sorun yok; aksi takdirde, bir an evvel halledilmesi gereken bir sorundan başkası değilsiniz.</p>
<p>Öğrenci de kaçınılmaz bir şekilde içinde bulunduğu toplumun siyasi ve kültürel ortamının bir uzantısı. Hoca, artık ağzından çıkan her kelimeyi dikkatlice seçmek ve kendine otokontrol uygulamak zorunda hissediyor. Komşunu ihbar etmenin tavsiye edildiği ve meşru görüldüğü bir ortamda, öğrenci tarafından her an yönetime şikayet edilebilirsiniz. Çünkü derste 271 kelimeden çok daha fazlasını sarf edeceksinizdir.</p>
<p>Bugün, bir öğrenci rahatlıkla, “anlattıklarınız, benim milli görüşlerimle uyuşmuyor” diyerek, sınıfı terk edebiliyor. Taraf olmadan, nasıl eleştirel düşünülebileceğini anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar. Söyledikleriniz cımbızla seçilip, çarpıtılarak, bazen sesiniz ya da görüntünüz cep telefonuna kaydedilebilir, yönetime iletilebilir ve istifaya zorlanabilirsiniz.</p>
<p>Formül ne idi? Öğrenciyi zorlama, notunu bol tut. Yani, bugün, hocanın öğrencisinden korktuğu bir eğitim anlayışı üniversitelere hakim.</p>
<p>Lafı, daha fazla uzatmadan, son bir söz edeceğim: Öğrenciye, herhangi bir konuda,”neden böyle yapmadın, daha geçen ders söylemiştim” dediğimde, hemen hepsinden “unuttum” cevabını çok sık duyar oldum. Bu, onlar için gayet geçerli bir mazeret ve aslında ne dediklerinin farkında değiller. Aptal değiller ama çoğunun zihinleri bomboş. “Unuttum” diyen bir öğrencinin, gözlerinin derinliklerine baktığımda, gerçekten unuttuğunu anlıyorum ve işte o an, çok ürküyorum.</p>
<p><strong>*Doç. Dr.</strong></p>
<p>*Bu yazı gazeteduvar.com.tr&#8217;de yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Haksız, Hukuksuz İhraçlara Karşı Arkadaşlarımızın Yanındayız</title>
		<link>http://www.mimarist.org/haksiz-hukuksuz-ihraclara-karsi-arkadaslarimizin-yanindayiz/</link>
		<pubDate>Thu, 03 Aug 2017 13:08:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[ihraç]]></category>
		<category><![CDATA[imok]]></category>
		<category><![CDATA[ito]]></category>
		<category><![CDATA[kesk]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=13259</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemiz ne yazık ki uzun bir süredir OHAL koşullarında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilmekte, binlerce arkadaşımız, meslektaşımız haksız, hukuksuz kararnamelerle işinden, kurumundan koparılmaktadır. Son olarak 14 Temmuz 2017 tarih ve 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile haksız, hukuksuz biçimde ihraç edilen 7 bin 348 kişi  arasında, TTB Merkez Konseyi]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div id="js_a1" class="_5pbx userContent" data-ft="{&quot;tn&quot;:&quot;K&quot;}">
<p>Ülkemiz ne yazık ki uzun bir süredir OHAL koşullarında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilmekte, binlerce arkadaşımız, meslektaşımız haksız, hukuksuz kararnamelerle işinden, kurumundan koparılmaktadır.</p>
<p>Son olarak 14 Temmuz 2017 tarih ve 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile haksız, hukuksuz biçimde ihraç edilen 7 bin 348 kişi  arasında, TTB Merkez Konseyi eski üyesi, İstanbul Tabip Odası eski Genel Sekreteri, mücadele arkadaşımız Dr. Hüseyin Demirdizen de yer almaktadır.</p>
<p>Açıkça ortadadır ki, süreklileştirilmeye çalışılan OHAL durumu fırsat bilinerek muhalif isimler ve bu isimlerin temsil ettiği kurumlar cezalandırılmaya, susturulmaya, sindirilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>İstanbul Meslek Odalar Koordinasyonu (İMOK), KHK ile ihraç edilen Dr. Hüseyin Demirdizen&#8217;in görevine iade edilmesi talebiyle dün Kadıköy Toplum Sağlığı Merkezi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.</p>
</div>
<div class="_3x-2"> <img class="alignleft size-full wp-image-13260" src="http://www.mimarist.org/file/2017/08/20479484_1920593368163974_1333039511461042672_n.jpg" alt="" width="960" height="720" srcset="http://www.mimarist.org/file/2017/08/20479484_1920593368163974_1333039511461042672_n.jpg 960w, http://www.mimarist.org/file/2017/08/20479484_1920593368163974_1333039511461042672_n-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2017/08/20479484_1920593368163974_1333039511461042672_n-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></div>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>(K)eyfi, (H)ukuksuz (K)ıyım Rejimi ve OHAL Derhal Kaldırılmalıdır!</title>
		<link>http://www.mimarist.org/keyfi-hukuksuz-kiyim-rejimi-ve-ohal-derhal-kaldirilmalidir/</link>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2017 08:20:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[aysun gezen]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[emin koramaz]]></category>
		<category><![CDATA[kesk]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[khk ihraç]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=13245</guid>
		<description><![CDATA[DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, OHAL/KHK rejimine karşı, geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan bu adaletsiz düzene karşı mücadeleyi yükselteceğiz diyerek 26 Temmuz 2017 tarihinde TÜM BEL-SEN&#8217;de bir basın toplantısı düzenlediler. KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Sinan Adıyaman, DİSK Genel Başkanı Kani Beko,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="panel-pane pane-entity-field pane-node-field-spot">
<div class="pane-content">
<div class="field field-name-field-spot field-type-text-long field-label-hidden">
<div class="field-items">
<div class="field-item even">
<p class="rtejustify">DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, OHAL/KHK rejimine karşı, geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan bu adaletsiz düzene karşı mücadeleyi yükselteceğiz diyerek 26 Temmuz 2017 tarihinde TÜM BEL-SEN&#8217;de bir basın toplantısı düzenlediler.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="panel-pane pane-entity-field pane-node-body">
<div class="pane-content">
<div class="field field-name-body field-type-text-with-summary field-label-hidden">
<div class="field-items">
<div class="field-item even">
<p class="rtejustify">KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Sinan Adıyaman, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, milletvekilleri ve Emek Meslek Örgütlerinin katılımıyla gerçekleşen basın açıklamasını  KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen okudu.</p>
<p class="rtejustify">Yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle:</p>
<p class="rtecenter"><strong>OHAL DEĞİL, DEMOKRASİ VE ADALET İSTİYORUZ!</strong></p>
<p class="rtecenter"><strong>(K)eyfi, (H)ukuksuz (K)ıyım Rejimi ve OHAL Derhal Kaldırılmalıdır!</strong></p>
<p class="rtejustify">15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi bir biçimde bastırılmıştır. Fakat AKP iktidarı darbeyle mücadele etmek için Türkiye’nin daha demokratik, laik bir ülke olması yolunda adımlar atmak yerine 20 Temmuz’da OHAL ilan etmiştir. OHAL’in ilan edildiği tarihten bugüne bir yılı aşkın bir süre geçmiş ve bu süre içerisinde Türkiye’de tam bir hukuksuzluk ve keyfiyet rejimi hakim olmuştur.</p>
<p class="rtejustify">Gelinen noktada OHAL ile sadece kişisel hak ve hürriyetler değil, halkın oylarıyla seçilen TBMM’nin yasama yetkisi de bütünüyle askıya alınmış durumdadır. Bu dönemde çıkartılan KHK’lar TBMM onayından geçirilmediği için, yargı süreçleri de işletilememektedir. AKP, OHAL yoluyla tek adam rejimini fiilen hayata geçirmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13246" src="http://www.mimarist.org/file/2017/07/Keyfi-Hukuksuz-Kiyim-Rejimi-ve-OHAL-Derhal-Kaldirilmalidir-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></p>
<p class="rtejustify">Bugüne kadar çıkan 26 kanun hükmünde kararname ile 130 bine yakın kişi kamu görevinden ihraç edilmiş, 107 kanunda değişiklik yapılmıştır. Sınırlı bir süreyle ve belirli amaçlar için ilan edilmesi ve sadece bu dönemle sınırlı olabilecek düzenlemeler getirmesi gereken OHAL ile bütün bir geleceğimiz şekillendirilmektedir. Kamu personel rejiminde, eğitim ve sağlık sisteminde, çalışma yaşamında büyük değişimler getiren KHK’lar bir yönetim aracına dönüşmüştür. Parlamento işlevsiz kılınmış, anayasa askıya alınmış, KHK’lar bütün bu değişimleri her tür denetimden kaçırmak için sıklıkla kullanılır olmuştur. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin hiçbir kırıntısı kalmamıştır.</p>
<p class="rtejustify">Bugün açıktır ki AKP, siyasi projesini hayata geçirmek, kültürel hegemonyasını tesis etmek, neoliberal ihtiyaçlar doğrultusunda emek alanını düzenlemek için “Allahın lütfu” olarak gördüğü darbeyi fırsata çevirmiştir. OHAL uygulamasını ise tüm iktidar dönemi boyunca elde edemediklerini ele geçirmek, çıkaramadığı kanunları çıkarmak ve toplumsal muhalefeti susturmak için bulunmaz bir fırsat olarak görmektedir. Darbe girişimi ile ilgisi açık-seçik kurulmaksızın, hiçbir somut delile dayanmadan, adil yargılama süreçleri işletilmeden haksız hukuksuz biçimde yüz binin üzerinde kamu çalışanı, emekçi işinden, geleceğinden, vatandaşlık haklarından edilmiştir. Basın yayın organları, dernekler kapatılmış, aileleriyle birlikte yüzbinlerce kişi açlığa terk edilmiştir. Anayasal güvence altında olan çalışma ve yaşam hakkı gasp edilmiştir.</p>
<p class="rtejustify">Gülen cemaatinin devletin her kademesinde yerleşmesini, kadrolaşmasını ve palazlanmasını bilfiil sağlayan AKP iktidarıdır. Yüzlerce vatandaşın hayatını kaybetmesine yol açan darbe girişimine kalkışanların devlete yerleştirilmesindeki sorumluluğunun ve bu darbecilerle geçmişte kurduğu koalisyonun hesabını vermesi gereken AKP, siyasal projesinin önünde engel gördüğü kesimleri, OHAL dışında suç kabul edilmeyecek ve herhangi bir ceza yaptırımı  gerektirmeyecek etkinliklerini bahane ederek ihraç etmekte, susturmakta ve cezaevine göndermektedir.</p>
<p class="rtejustify">Hayatı darbelerle, Gülen Cemaati gibi cemaat ve tarikatlarla mücadele içinde geçmiş olan emek ve meslek örgütlerinden binlerce kişinin darbe ile ilişkilendirilerek atılması hiçbir biçimde kabul edilemez. Bugün DİSK üyesi 2000’e yakın işçi, KESK üyesi 4000 kamu çalışanı, 3315 hekim ve TMMOB üyesi 3000’in üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısı ihraç edilmiş durumdadır.</p>
<p class="rtecenter"><strong>OHAL/KHK Rejimi Emeğe ve Demokrasiye Zararlıdır</strong></p>
<p class="rtejustify">OHAL ve KHK rejiminin süreklileştirilmesi iş güvencesinin herkes için tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. KHK’lar ile yapılan düzenlemelerle kurum yöneticilerine de kamu görevinden çıkarma yetkisi verilmiş, emekçilerin kaderi tamamen bir kişinin iki dudağı arasına terkedilmiştir.</p>
<p class="rtejustify">Halkın iradesi ile seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, mesleğini icra eden gazeteciler, insan hakları mücadelesi yürütenler, yaşanan kötülüklere karşı çıkan, mesleğini meslek etiğine uygun olarak icra eden üyelerimiz tutuklanmıştır.</p>
<p class="rtejustify">AKP, OHAL sürecinde işten çıkarmayı kolaylaştıran uygulamaları hayata geçirmiş, kadrolaşmak amacıyla mülakat sistemini getirmiş, kendisinin sadık kulu olma potansiyelini sorgulayarak işe alımı yaygınlaştırmış, liyakati tamamen ortadan kaldırmıştır. Sadakatini sunmayan, kamuda çalışarak yaşamını kazananları ise “terörist” ilan edip “devlet bunları beslemeyecek” diyerek ihraç etmiştir. AKP Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, grevleri engellemek için OHAL’i kullandıklarını açıkça söyleyerek OHAL/KHK rejiminin amacını da tüm kamuoyu karşısında açıklamıştır.  2017 yılı boyunca beş grevi engelleyerek yaklaşık 25 bin işçinin hakkını gasp etmiş, grev ertelemelerinin kapsamını genişletmiştir.</p>
<p class="rtejustify">Bütün çalışma yaşamı, tamamen antidemokratik yollarla, meclisi işlevsiz kılıp halkın iradesini çiğneyerek düzenlenmektedir. İşçiler, emekçiler ve emekliler açlık sınırında yaşamaya mahkum edilmektedir. İhraç edilerek çalışma hakları gasp edilen 37 kişi intihar etmiştir. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça “işimizi geri istiyoruz” diyerek bütün ihraçların işlerine iadesi talebiyle başlattıkları açlık grevinde kritik aşamaya gelmişlerdir.</p>
<p class="rtejustify">Giderek içine sürüklendiğimiz bu karanlık girdaptan kurtulmak için OHAL ve KHK rejimine derhal son verilmelidir. KHK’lar iptal edilmeli, ihraç edilenler ve açığa alınanlar bütün haklarıyla birlikte işlerine iade edilmelidir.</p>
<p class="rtejustify">İşe iade talebiyle açlık grevine başlayan ve açlık grevinin kritik eşiğinde olan, sağlık durumları kötüleşen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutukluluk halleri derhal sonlandırılmalı, telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkmadan, bir an önce görevlerine iade edilmeleri sağlanmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Herkes için ulaşılabilir, eşit, parasız kamusal hizmet sağlanmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Kıdem tazminatı hakkının, iş güvencesinin gaspına son verilmeli; herkes için güvenceli iş, güvenceli gelecek ve insanca yaşanacak ücret sağlanmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Demokratik ve barışçıl yollarla hakkını arayanlara yönelik şiddet son bulmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Toplumsal barışın, bir arada yaşamın kurulduğu, demokratik, laik bir ülkede yaşamak hepimizin hakkıdır!</p>
<p class="rtecenter"><strong>Hayır Diyerek Adalet İçin Yollara Düşenler Bu Zorba Düzeni Yenecektir!</strong></p>
<p class="rtejustify">Emeğimize, çalışma ve yaşam hakkımıza yönelen, gerici-mezhepçi bir toplumsal yapı inşası için OHAL ve KHK rejiminin süreklileştirilmesine hayır diyoruz.</p>
<p class="rtejustify">Biz tüm renkleri ve çeşitliliği ile anayasa değişikliğine Hayır diyen milyonlarız.</p>
<p class="rtejustify">Adalet için yollara düşen, asfaltları aşındıran, herkes için adalet isteyen milyonlarız.</p>
<p class="rtejustify">Derelerine, ormanlarına, doğasına sahip çıkan halkız biz.</p>
<p class="rtejustify">“Savaşa hayır, barış hemen şimdi” diyenleriz.</p>
<p class="rtejustify">AKP’nin emek düşmanı politikalarına karşı sesini yükselten emekçileriz.</p>
<p class="rtejustify">Emeğine, bedenine sahip çıkan, mücadelenin en önünde yer alan kadınlarız.</p>
<p class="rtejustify">Bizler DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan bu adaletsiz düzene karşı geçmişten, mücadele birikimimizden aldığımız güçle OHAL/KHK rejimine karşı mücadeleyi yükselteceğiz.</p>
<p class="rtejustify">Taleplerimiz karşılanana kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.</p>
<p class="rtejustify">Tüm renkleriyle Hayır’ı kazanan, adalet talebiyle yan yana yürüyen herkesi, bulundukları alanlarda emeğin taleplerini, barış içinde bir arada yaşam, laik, demokratik Türkiye mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.</p>
<p class="rtejustify"><strong>Herkes İçin Adalet İstiyoruz!</strong></p>
<p class="rtejustify"><strong>OHAL/KHKlar Gidecek, Biz Kalacağız!</strong></p>
<p class="rtejustify"><strong>DİSK – KESK – TMMOB – TTB</strong></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Adalet! Herkes İçin, Hemen Şimdi Adalet!..</title>
		<link>http://www.mimarist.org/adalet-herkes-icin-hemen-simdi-adalet/</link>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 12:48:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[C. Sami Yılmaztürk- TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[sami yılmaztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=13207</guid>
		<description><![CDATA[“Bir kimsenin düşüncelerini konuşmaması esarettir.” Euripides (MÖ 485-406) Ülkemizde hak ve özgürlükler konusu her daim sorun olmuştur. Askeri dönemlerde özgürlükler askıya alınmış olmakla birlikte sivil dönemlerde baskıların hak ve özgürlük mücadeleleri ile genişletildiği bilinmektedir. Özellikle yargı askeri dönemlerde dahi aldığı birçok karar ile olabildiğince bağımsız bir çizgi koyabilmiştir. 12 Eylül]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Bir kimsenin düşüncelerini konuşmaması esarettir.”</em></p>
<p style="text-align: right;">Euripides (MÖ 485-406)</p>
<p>Ülkemizde hak ve özgürlükler konusu her daim sorun olmuştur. Askeri dönemlerde özgürlükler askıya alınmış olmakla birlikte sivil dönemlerde baskıların hak ve özgürlük mücadeleleri ile genişletildiği bilinmektedir.</p>
<p>Özellikle yargı askeri dönemlerde dahi aldığı birçok karar ile olabildiğince bağımsız bir çizgi koyabilmiştir. 12 Eylül askeri cuntası koşullarında yapılan ilk “sivil” seçimlerde askeri yönetimin işaret ettiği parti dışında bir parti seçimleri kazanmıştır.</p>
<p>Ancak hiçbir zaman bir parti başkanı, bir başbakan, bir cumhurbaşkanı, bir yargı kararı için, niyeti olsa bile, “Kim uygulatacakmış, görelim bakalım” deme cesaretini göstermediği gibi, yargı kararını uygulamamak Meclis araştırması konusu olmuş, kimse TBMM’nin denetiminden, kaçma girişiminde bulunsa bile, kaçamamıştır.</p>
<p>2002 yılında tek başına iktidar olan AKP’nin hükümetleri özellikle 12 Eylül 2010 Anayasa referandumundan sonra TBMM denetiminden olduğu gibi, yargının siyasallaşması ve baskı altına alınması ile yargı denetiminden de uzaklaşmıştır.</p>
<p>2002 yılında birlikte iktidar oldukları ve “Ne istediler de vermedik?” diye açıktan ilan ettikleri “paralel yapı” ile işbirliğinin bozulduğu ortamda AKP hükümeti geçmiş işbirlikçilerini tasfiyede dönüm noktası olan “15 Temmuz darbe girişimi” bugün hâlâ Meclisçe soruşturulamazken tüm muhalifler “paralel” ile işbirlikçi ilan edilebilmekte ve sorgusuz sualsiz tutuklanabilmektedir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, geçmişte almış olduğu onlarca karara rağmen temel insan haklarına aykırı yargılama ve uzun tutukluluklara yapılan itiraz konusunda aldığı kararda, kendisini Anayasal bir kurum olarak görmek yerine OHAL’e tabi bir idari kurum gibi tanımlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi dahil cinayet, yolsuzluk, rüşvet, tecavüz ve taciz davalarında işleyen hızlı hukuku hak ve özgürlükler temelinde değerlendiren yargı, muhalif kimliği dışında hiçbir “suç” unsuru gösterilemeyen kişilerde uygulanmamasını OHAL’e bağlayarak evrensel hak ve özgürlükler konusunda Anayasal bir kurum olarak denetim yetkisini siyasi gücün emrine verdiğini ilan etmiştir.</p>
<p>Darbecilere karşı ilan edilen OHAL, tüm muhalefeti susturmanın aracına dönüşmüştür. OHAL koşulları tüm ülkede polis devleti koşullarının yolunu açmıştır. Muhalif tüm basın yayın kuruluşlarının FETÖ’cü suçlaması ile kapatıldığı ya da yazarlarının göz altına alındığı, tutuklandığı, siyasi parti temsilcilerinin, STK yöneticilerinin, meslek yöneticilerinin göz altına alındığı ya da yargılandığı OHAL koşullarında, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşen referandumda “hayır” oyları üstünlük kazanmışken, YSK marifeti ile yenik ilan edilmiş ve bu geçersiz sonuçlarla ülke bugün belli bir yönde dönüştürülmeye devam edilmektedir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13208" src="http://www.mimarist.org/file/2017/07/adalet-5-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" srcset="http://www.mimarist.org/file/2017/07/adalet-5-300x214.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2017/07/adalet-5-768x549.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2017/07/adalet-5-1024x731.jpg 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Siyasi dönüşüm gerçekleştirilmiş, şimdi ise ülkenin sosyal ve kültürel dönüşümü tamamlanmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Dönüşümün yönü çok açıktır!</p>
<p>Referandum öncesinde c<strong>umhurbaşkanı, “Siz isteseniz de, istemeseniz de sistem artık değişmiştir. Şimdi adını koymak gerekir” demiş, referandum gecesi, daha resmi açıklama yapılmadan, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diye beyanda bulunmuştur.</strong></p>
<p>Bugün soruşturulması dahi sağlıklı yürütülemeyen FETÖ darbesi sonrasında ilan edilen OHAL, içine girdiğimiz ay ortasında birinci yılını dolduracaktır. Bu bir yıllık sürede FETÖ’cü suçlaması ile yargılanan “damatlar” için işleyen insan hakları, tüm yaşamı FETÖ ile mücadele ile geçen gazeteciler, siyasiler için işlemediği gibi, bu kişiler sırf muhalif oldukları için belgesi olmayan FETÖ suçlamaları ile içeride tutulmaktadırlar.</p>
<p>Kısaca bir yıllık OHAL süresince Türkiye Büyük Millet Meclisi KHK’lerle devre dışı bırakılmış, yargı açıkça ilan edilen talimatlar doğrultusunda işler hale gelmiş, hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı süreç, YSK’nın açık ihlalleriyle sonuçlandırılan referandum sonrasında bizzat cumhurbaşkanı tarafından tırmandırılmaktadır.</p>
<p>OHAL sürecinde, OHAL gerekçesi ile hiçbir ilgisi olmayan, sadece muhalif oldukları ve barış istedikleri için işten çıkarılan ve aralarında meslektaşlarımızın da bulunduğu binlerce kamu personeli, üniversitelerden uzaklaştırılan akademisyenler, tutuklanan milletvekilleri, yargı mensupları ve gazeteciler için bugün yürürlükte bulunan anayasanın tanımladığı bağımsız, tarafsız, hızlı ve adil yargılanma hakkının yok edildiği bir ortamda, hak arayışına girenlerin her türlü baskı ve şiddete maruz kaldığı, hak aramak için başvurabileceği bir makam kalmadığı için açlık grevi başlatan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın  başlattıkları açlık grevlerinin 75. Gününde “terör” suçlaması ile gözaltına alınarak mahkemece tutuklanmaların yapıldığı bir ortamda  <strong>adalet,</strong> <strong>herkes için hemen şimdi adalet </strong>istiyoruz.</p>
<p>Tüm doğal, tarihi, kültürel ve toplumsal yaşam kaynaklarımız OHAL koşullarında, 16 Nisan referandumu sonrasında daha bir hız kazanarak, daha fazla rant uğruna “Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim” diyen anlayış tarafından yerli ve yabancı yatırımcılara sınırsız yetkilerle açılırken, bu süreci deşifre eden meslek odaları, sendikalar ve STK’ların susturulması için düzenlemeler gündeme getirilmektedir. Bu koşullarda doğal, tarihi, kültürel ve toplumsal yaşam kaynaklarımız için, ülkemizin laik ve demokratik bir toplum olarak çağdaş dünyada yerini alması için mücadele eden meslek odaları, sendikalar ve STK’ların susturulmasına karşı <strong>hemen şimdi adalet!</strong></p>
<p>Sınırsız inşaat yapılırken mimar, mühendis ve şehir plancılarının yapı üretim sürecinden dışlanması sürecinde, “bize teknik eleman değil, ara eleman lazım” diyen bir siyasi iktidar eli ile 2002 yılında 22 üniversitede mimarlık eğitimi verilirken, bugün kadrosu olmayan 51 üniversitede mimarlık bölümü açılması kararı alınmış, 93 bölümde ise 7.522 öğrenci kontenjanı ile toplam 33.974 öğrenci eğitim almaktadır. Bugün 54 bin civarındaki mimar arasında çok sayıda işsiz varken 3-4 yıl içinde 80 binlere ulaşacak yetersiz teknik eleman ile sağlıksız ve güvensiz yapı üretimi ve haksız rekabet ortamında daha fazla işsizlik ve sömürü karşımıza çıkacaktır. Niteliksiz eğitime, mesleki alanda işsizliğe, niteliksiz ve sağlıksız yapı üretim ortamına karşı <strong>hemen şimdi adalet!</strong></p>
<p>Temel, hak ve özgürlüklerin yargısal denetim ile korunamadığı, insanların yaşama hakkının elinden alındığı koşullarda temel insan haklarının, güvenli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının gerçekleşemeyeceğinin bilinciyle, toplumun tüm kesimlerini ayrımsız, koşulsuz <strong>hemen şimdi, herkes için, her şey için adalet </strong>şiarı ile bir araya gelmeye, milletvekili Enis Berberoğlu’nun adil olmayan yargılama sonucunda mahkûm edilmesi sonrasında başlatılan  ve muhalefetin tüm kesimlerince destek gören ADALET Yürüyüşü’nü, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ile güvence altına alınmış bulunan direnme hakkı çerçevesinde değerlendiriyor ve destekliyoruz.</p>
<p><strong>“Hemen şimdi, herkes için, her şey için adalet” </strong>şiarının verilen ve verilmekte olan tüm hak ve özgürlük talepleri doğrultusunda tüm ülkeye yayılmasını diliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
