<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>khk ihraç &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/khk-ihrac/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 13:05:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>Basın Açıklaması: Hukuksuz İhraçlar Son Bulsun!</title>
		<link>http://www.mimarist.org/basin-aciklamasi-hukuksuz-ihraclar-son-bulsun/</link>
		<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 13:29:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hkmo]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin mercan]]></category>
		<category><![CDATA[khk ihraç]]></category>
		<category><![CDATA[özcan doğan]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob ikk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=14670</guid>
		<description><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimine karışanları bertaraf etme gerekçesiyle 3 ay süreyle ilan edilen Olağanüstü Hal Rejimi, on yedinci ayını doldurdu. On yedi aydır devam eden Olağanüstü Hal Rejimi boyunca parlamentonun yetkileri gasp edilerek çıkartılan toplam 30 Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemeler, Türkiye’yi hızla karanlığa doğru sürüklüyor. 24 Aralık sabahı]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz Darbe Girişimine karışanları bertaraf etme gerekçesiyle 3 ay süreyle ilan edilen Olağanüstü Hal Rejimi, on yedinci ayını doldurdu. On yedi aydır devam eden Olağanüstü Hal Rejimi boyunca parlamentonun yetkileri gasp edilerek çıkartılan toplam 30 Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemeler, Türkiye’yi hızla karanlığa doğru sürüklüyor. 24 Aralık sabahı yayınlanan 695 ve 696 Sayılı KHK’larda yapılan düzenlemeler, içine sürüklendiğimiz bu karanlığın en açık göstergesidir.</p>
<p><img class="wp-image-14671 size-medium alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2017/12/hkmo-khk-ihrac-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" srcset="http://www.mimarist.org/file/2017/12/hkmo-khk-ihrac-300x194.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2017/12/hkmo-khk-ihrac.jpg 750w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>2756 kamu emekçisinin daha hukuksuz biçimde ihraç edildiği bu KHK’lar, tutuklu sanıklara tek tip elbise uygulamasından Yargıtay’a yeni üyeler atanmasına, taşeron işçilerden Varlık Fonu’na dış borç yetkisine, herhangi bir kamu görevi taşımayan sivillerin “<em>terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında</em>” hukuki sorumsuzluk getirilmesi gibi şiddeti özendiren, toplumsal çatışmayı körükleyen düzenlemeleri de içermektedir.</p>
<p>Son çıkan KHK’lar ile Fizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Üyesi <strong>Özcan DOĞAN</strong>, memur olarak görev yaptığı Sağlık Bakanlığı’ndan ve Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şube Üyesi <strong>Taylan Hüseyin MERCAN</strong>, öğretim görevlisi olarak görev yaptığı İstanbul Teknik Üniversitesi’nden hukuksuz ve gerekçesiz bir şekilde ihraç edildi.</p>
<p>Darbelere ve dikta rejimlerine karşı duran TMMOB ve EĞİTİM-SEN üyelerini de içine alan bu cadı avına bir an önce son verilmelidir. Geç olmadan, halk iradesini görmezden gelen, güçler ayrılığı ilkesini tanımayan, parlamentonun yasama yetkisini gasp eden bu düzenlemeler geri alınmalı, OHAL Rejimine son verilmeli, ihraç edilen Özcan DOĞAN ve Hüseyin MERCAN, vakit kaybetmeden görevlerine iade edilmelidir.</p>
<p>Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak Özcan DOĞAN ve Hüseyin MERCAN ile dayanışma içinde olduğumuz bildirir, hiçbir gerekçe gösterilmeden kamu görevinden çıkartılmasının takipçisi olacağımızın ve görevine iadesi için mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini isteriz.</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>
<p><strong>TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU</strong></p>
<p><strong>EĞİTİM SEN 6 NO’LU ÜNİVERSİTELER ŞUBESİ</strong></p>
<p><strong>FİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBESİ</strong></p>
<p><strong>HARİTA VE KADASTRO MÜHENDİSLERİ ODASI İSTANBUL ŞUBESİ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>TMMOB HKMO Yönetim Kurulu tarafından yapılan basın açıklaması ise şöyle: </em></p>
<p>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi üyesi, HKMO İstanbul Teknik Üniversitesi iş yeri temsilcisi ve aynı zamanda Eğitim-Sen 6 nolu Şube Üyesi İTÜ Geomatik Mühendisliği Bölümü araştırma görevlisi Hüseyin MERCAN, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’nün, 10.11.2017 Tarih ve 85854597-640. 72796/734 Sayılı, 667 sayılı kanun hükmünde kararname esas alınarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 137. maddesi hükmü uyarınca 3 ay süreyle görevden uzaklaştırıldığını belirtilen yazısının ardından, 24.12.2017 tarihinde yayımlanan 695 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile görevinden ihraç edilmiştir.</p>
<p>Araş. Gör. Dr. Hüseyin Mercan 2009 yılından beri, akademisyen meslektaşlarıyla beraber araştırma görevlilerinin özlük hakları ve iş güvencesi için mücadele vermiş, 2013 yılında doktorasını bitirdikten sonra İTÜ Rektörlüğü tarafından üyemizin görevine son verilmiştir. İdari mahkemeye açmış olduğu davayı kazanmış olmasına rağmen işe iadesi aylarca yapılmayan meslektaşımız kamuoyu baskısı ve İTÜ Rektörlüğü hakkında açılan suç duyurusu nedeniyle 15 Ocak 2015’te İTÜ Geomatik Mühendisliği’ndeki görevine yeniden atanmıştır. Kısa bir süre sonra, <strong>TÜBİTAK</strong>&#8216;tan kazandığı doktora sonrası araştırma bursu ile mesleğimiz açısından dünyanın sayılı araştırma merkezlerinden biri olan <strong>GFZ</strong> (Almanya Yer Bilimleri Araştırma Merkezi)&#8217;te 1 yıl süreyle çalışmak üzere talep ettiği görevlendirme kabul edilmemiştir. Hüseyin Mercan, 2017 yılı içerisinde ise ABD’nin önemli kurumlarından biri olan <strong>NOAA </strong>(Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi)’da doktora sonrası araştırma yapmak üzere <strong>Ulusal Bilim Akademisi</strong>’nden burs kazanmış, ancak yapmış olduğu bütün görevlendirme talepleri yine gerekçesiz olarak reddedilmiştir. Kazandığı bursun yanmaması için istifa seçeneğinden başka şansı kalmayan meslektaşımızın istifa başvurusu bile mobbingde hızını alamayan İTÜ Rektörlüğü tarafından OHAL yasaları ve doğuracağı olumsuzluklar fırsat bilinerek kabul edilmemiştir. Birkaç ay içerisinde üyemiz hakkında çok sayıda soruşturma açılmış çeşitli cezalar verilmiştir. 2016 yılı Aralık ayında 667 nolu KHK’ya dayanarak tek bir delil dahi sunulmadan idari soruşturma başlatılan üyemiz hakkında yaklaşık 1 yıl sonra 3 ay süreli olarak uzaklaştırma cezası verilmiş ve sonunda 695 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiştir.</p>
<p>AKP Hükümeti tarafından 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında yürütülen FETÖ/PDY mücadelesi süreci için gerekli olduğu açıklanan OHAL ile olağan hale gelen ve meclis içerisinde çözümlenebilecek birçok konunun Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlendiği günümüzde, yayımlanan kanunlar ile muhalefetin bastırıldığı, kurumların ve hükümetin uygulamalarını eleştiren birçok kişinin görevinden ihraç edildiği, basın ve yayın organlarının kapatıldığı bir süreci yaşamaktayız.</p>
<p>Daha önce de işyerlerindeki sendikal çalışmaları, oda faaliyetleri nedeni ile OHAL kapsamında yayımlanan KHK’lar ile ihraç edilen birçok üyemiz bulunmaktadır. Hiçbir yargı kararının olmadığı,  bazı kurum amirlerinin de cadı avına dönüştürdüğü soruşturmalar nedeni ile bu güne kadar ihraç edilen üyelerimiz, terörle iltisaklı gösterilmeye çalışılarak bir algı operasyonuna dâhil edilmekte ve muhalefetin sesi susturulmaya, demokratik hak arama mücadeleleri engellenmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>OHAL koşullarında gerçekleştirilen bu haksız uygulamanın hukuksal yollarda yapılacak başvurular sonunda mahkeme kararları ile son bulacağına ve meslektaşımızın önceden olduğu gibi görevine döneceğine inancımız tamdır.</p>
<p>Bu kapsamda üyemiz Hüseyin MERCAN’ın OHAL Kapsamında başlatılan soruşturmalar neticesinde ihraç edilmesini hukuksuz, dayanağı olmayan keyfi bir işlem olarak değerlendirmekteyiz.</p>
<p>Sürdürülen soruşturmaların bir cadı avına dönüştürüldüğünü, bundan sonraki süreçte de üyemiz ile dayanışma içinde olduğumuzu belirtir, üyemize yapılan bu hukuksuz ve asılsız suçlamalar ile gerçekleşen ihracına yönelik kararın kaldırılması ve üyemizin görevine iade edilmesini talep ediyoruz.</p>
<p>Saygılarımızla.</p>
<p><strong>TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası </strong><strong>24.Dönem Yönetim Kurulu</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Ya geriye kalan akademisyenler&#8230; &#8211; Hakkı Yırtıcı</title>
		<link>http://www.mimarist.org/ya-geriye-kalan-akademisyenler-hakki-yirtici/</link>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2017 14:58:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[barış için akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı yırtıcı]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[khk ihraç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=14683</guid>
		<description><![CDATA[Hakkı Yırtıcı* hakkiyirtici@yahoo.com/ gazeteduvar.com.tr 271 kelime, 11 Ocak 2016 tarihinde yan yana geldi ve “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adı altında, “Bu suça ortak olmayacağız” denildi. 271 kelime ile aralarında, zamanında derslerini heyecanla takip ettiğim, yazılarımda, kitaplarına referans verdiğim, kimileri yakın arkadaşım olan ve sabahlara kadar keyifli sohbetler yaptığım, tez danışmanı olduğum]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hakkı Yırtıcı* </strong>hakkiyirtici@yahoo.com/ gazeteduvar.com.tr</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-14684" src="http://www.mimarist.org/file/2017/12/hakki-yirtici-akademisyenler.jpg" alt="" width="736" height="414" srcset="http://www.mimarist.org/file/2017/12/hakki-yirtici-akademisyenler.jpg 736w, http://www.mimarist.org/file/2017/12/hakki-yirtici-akademisyenler-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></p>
<p>271 kelime, 11 Ocak 2016 tarihinde yan yana geldi ve “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” adı altında, “Bu suça ortak olmayacağız” denildi.</p>
<p>271 kelime ile aralarında, zamanında derslerini heyecanla takip ettiğim, yazılarımda, kitaplarına referans verdiğim, kimileri yakın arkadaşım olan ve sabahlara kadar keyifli sohbetler yaptığım, tez danışmanı olduğum ya da jürisinde bulunduğum insanlar, bir günde, “aydın müsveddeleri”, “akademik terörün aktörleri”, “alçak” ve “kanlarında duş alınması gereken” insanlara dönüştüler.</p>
<p>Ve 271 kelime ile 5 Aralık 2017 tarihinde, TMK’nin 7/2 maddesi üzerinden “terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmaktan” yargılanmaya başladılar.</p>
<p>Bu 1128 insana artık, sadece “imzacı” deniliyor ve ne için imza attıkları unutuldu, unutturuldu.</p>
<p>Bu konuyla biraz olsun ilgilenen herkesten tek ricam, basında çıkan yanlı ve ikinci el haberler yerine, merak edip, “ama”sız bir şekilde bildiri metnini okumaları.</p>
<p>Ya geriye kalan, şu ya da bu nedenle imza atmayan, 155 bin akademisyene ne oldu, onlar ne yapıyorlar?</p>
<p>YÖK’ün 2016 yılı verilerine göre, son 14 yılda akademisyen sayısı, yüzde 100’den fazla artmış ve 70 bin 12’den, 155 bin 216’ya çıkmış. Bu artışta, hükümetin “her ile bir üniversite” politikası ve her yıl yenileri açılan vakıf üniversitelerinin katkısı büyük. Ancak burada bir kısır döngü var; her açılan yeni üniversite ile beraber, öğrenci sayısı da doğru orantılı olarak hızla artıyor ve yetişmiş akademisyen ihtiyacı sürekli büyüyor.</p>
<p>Sorunun ciddiyetini anlayabilmek için, “akademisyen sayımız yüzde 100 arttı” diye övünmeyi ve kendi içimizdeki rakamlara bakmayı bırakıp, diğer ülkelerle bir karşılaştırma yapalım.</p>
<p>ABD’de her yıl 61 bin, Rusya’da 27 bin, Almanya’da 25 bin, Japonya ve İngiltere’de ise 17 bin doktora öğrencisi mezun olurken, Türkiye’de bu rakam 4 bin 500 ve asıl ihtiyacın 15 bin olduğu söyleniyor; yani, bu sayının en az üç katına çıkması gerekiyor. Ülkelerin nüfusuna göre, doktora yapmış insan sayısına bakıldığında ise durumun vahameti daha da iyi anlaşılıyor: Çin’de, her bin kişi başına 2.2, ABD’de 1.7, Avrupa Birliği’nde 1.5 doktora mezunu düşerken, Türkiye’de bu oran sadece 0.4.</p>
<p>Lütfen biraz daha sabredin, kısa bir süre daha sayılar üstünden gideceğim ama bu sefer vurgunun yönünü nicelikten, niteliğe doğru çevirerek.</p>
<p>Bir akademisyen, öyle hemen, kolayca yetişmiyor. Lisans (4 yıl), yüksek lisans (2 yıl) ve doktora (4 yıl) eğitimi ile 10 yıl gerekiyor ki, özellikle de doktora süreci, aslında ek süreler ve uzatmalar ile yaklaşık 12 – 13 yılı bulur. Özgün bir doktora tezi yazmak kolay değildir. Fikirlerinizin zihninizde olgunlaşmasına, argümanlarınızın güçlenmesine ve literatüre hakim olmanıza çoğu zaman 4 yıl yetmez. Bu rakamların üstüne, doçent olmak için gereken ders verme deneyimi, çalışma ve yayın için bir 5 yıl ve profesör olmak için de, bir 5 yıl daha ekleyin. İşte karşınıza, en az 20 yılın sonunda, 50’li yaşlarına gelmiş, fikirleri ve verdiği dersleri olgunlaşmış, ulusal ve uluslararası yayınlar yapmış, yüksek lisans ve doktora tezleri yönetmiş, jürilerde bulunmuş nitelikli bir akademisyen ancak çıkabiliyor.</p>
<p>YÖK’ün listesine göre, Türkiye’de, 6 Mayıs 2015 tarihi itibari ile 109’u devlet, 84’ü ise vakıf olmak üzere 193 üniversite bulunmaktaydı. 15 Temmuz 2016’dan sonra vakıf üniversitelerinin sayısı 69’a düştü ve bu üniversitelerde çalışan 2 bin 808 akademisyen işsiz kaldı. Son bir yılda, çıkarılan 6 KHK ile ise 117 farklı üniversiteden 5 bin 247 akademisyen ihraç edildi. Maalesef, kaçının kendi alanlarında tekrar iş bulabildiğini, kaçının mesleklerinden vazgeçip, geçinebilmek için başka işlere yöneldiği bilinmiyor.</p>
<p>Bugün, esas olarak, akademik dünyada yaşanan depremin, ağırlıklı olarak siyasi boyutu konuşuluyor; ama bunun sosyo-kültürel bir boyutu da olduğu ve toplumda üniversitelere ve akademisyenlere bakışın nasıl bir dönüşüm geçirdiği gerçeği pek ele alınmıyor. Televizyonda, sosyal medyada çıkan haberlerde, akademisyenlere yönelik suçlamalar arttıkça, bir zamanların saygın mesleği artık kuşkulu bir hale geldi. Bunun doğal bir uzantısı olarak da, toplum nezdinde eleştirel düşünce değersizleşti; bir konuyu derinlemesine bilmek anlamsızlaştı. Artık herkes, her konuda, iki satır okuyunca, kendini uzman sanıyor ve o konuda ahkam kesmekte bir sorun görmüyor. Asıl cehalet, bilmemek değil, bilmediğinin farkında olmamaktır.</p>
<p>Kendi deneyimlerimden biliyorum; elinde şimdiye kadar yaptığın çalışmaları içeren kalın bir dosya ile özel bir üniversitenin rektörünün ya da dekanının karşısına çıkan bir akademisyene, şimdiye kadar neler yaptığından önce ilk sorulan, FETÖ’cü ya da imzacı olup olmadığı. O sırada, karşısındaki meslektaşına yaptığı pervasızca saygısızlığın ya farkında değiller ya da buna aldırmıyorlar.</p>
<p>Bundan bir yıl önce, bana bu soruyu soran bir dekana, neden imzacıları işe almadıklarını sorduğumda, verebildiği tek cevap, “prensip olarak” oldu. Kötü reklam olmasından korkuyorlar. Ne de olsa işin içinde ticaret var, müşteri var, müşterinin parasını ödeyen aileler var. Sistemle uyumlu olmak lazım; çünkü eğitim sektöründe rekabet büyük, pastadan pay kapmak isteyen üniversite sayısı ise çok fazla.</p>
<p>Marx, zamanında ne demişti? Üretim araçlarına sahip olanlar (bu, ha fabrika olmuş, ha üniversite, fark etmez) ile olmayanlar (bu noktada, entelektüel proletarya demek daha doğru) arasındaki ilişki her zaman sömürü sistemine dayanır. Kapitalizmin kuralı ne idi? Masrafları kıs, kârı maksimize et. Üniversiteler, rekabet arttıkça, genelde birbirlerine benzeme eğilimindeler. Nitelik, çoğu zaman niceliğe kurban ediliyor.</p>
<p>Akademisyen başına düşen öğrenci sayısı, rekabet arttıkça, sürekli maksimize, eğitim için kullanılan mekanın metrekare cinsinden miktarı ise sürekli minimize ediliyor. Üniversitelerin kütüphaneleri göstermelik, sosyal imkanları ise ya hiç yok ya da yetersiz. Hangi akademisyene sorsanız, ağır ders yükünden, kalabalık sınıflara verilen derslerden ve çoğunlukla, okumak için eve taşımak zorunda kaldıkları sınav kağıtlarından, ders dışında yüklendikleri ve asli görevleri olmayan idari işlerin yoğunluğundan, haftada beş gün, 9 – 6 üniversitede bulunmak ve kart basmak zorunda olmaktan, daracık bir odayı en az iki meslektaşı ile paylaşmaktan ve kendi özel çalışmalarına zaman bulamamaktan yakınacaktır.</p>
<p>Akademisyenlerin, liselere gönderilerek, çalıştıkları üniversitede eğitimin ne kadar iyi olduğunu ya da tanıtım günleri adı altında, bir masanın arkasında, bütün gün, öğrencilerinin gözü önünde, gelen ailelere (çünkü parayı öğrenci adayı değil, aileler ödeyecek) yine çalıştıkları üniversitenin eğitiminin ne kadar iyi olduğunu anlatmaları ise ayrı bir utanç konusu. Yılda birkaç haftalığına, bir akademisyen değil pazarlamacı olmak zorundalar.</p>
<p>Üniversite yönetimlerine, bu da yetinmiyor. Liselerin müdürlerinin ve aslında öğrencilerine, üniversite tercihlerinde yardımcı olması beklenen rehber öğretmenlerin, lüks otellerin restoranlarında ağırlanmaları ya da lüks yatlarla Boğaz turlarına çıkarılmaları da bu işin bir parçası ve bu yapılan, hiç kimseye tuhaf gelmiyor. Rekabet koşulları içinde bu pazarlama yöntemi de kanıksanmış durumda.</p>
<p>Akademisyenlerin, konularında ne kadar yetkin olduklarının ise hiçbir önemi yok. Her an, yerlerinin başka biri tarafından doldurulabileceğinin farkındalar. Üniversite yönetimi için kalite önemli değil, o derse herhangi birinin girmesi yeterli. Bir üniversitede kadrolu çalışıp, geleceğini öngörebildiğin ve zihinsel enerjini derslerine, akademik yayın ve çalışmalarına verdiğin günler çok gerilerde kaldı.</p>
<p>Akademisyenlere mevsimlik işçi gibi davranılıyor. Yarı zamanlı (dışarıdan ders saat ücretli) çalıştırılmaları çok yaygın bir uygulama. Bir eğitim dönemi 14 haftadan oluşur; bir eğitim yılında ise 28 hafta vardır; geriye kalan 24 haftada nasıl geçineceklerinin endişesi içindeler. Kadrolu çalışanların durumu da çok farklı değil; onlar da tedirginler, gelecekleri hakkında. Üniversitelerin bünyesinde kadrolu görünen iki güncüler ve üç güncüler var. Bu, çoğunlukla doçent ve profesörlere uygulanıyor. Böylelikle daha ucuza geliyorlar. Her sözleşme yenileme tarihi ise bir belirsizlik. Şu ya da bu neden gösterilip, yönetimle uyumlu olmayanlar, her an işsiz kalabilir, yoksulluğun ve yoksunluğun pençesine düşebilirler. Ne çalıştıkları kurum ne de meslekleri ile bir bağ kurulmasına izin veriliyor, kendilerini hep bıçak sırtında hissediyorlar.</p>
<p>Eğitim, rakamlarla bu kadar nicelleştirilmişken, bir de her sene “fakültemizin değerli öğretim üyeleri” sözleri ile başlayan bir e-posta gelir. Öncelikle, sadece resmi yazışmalarda, kağıt üstünde değerlisinizdir. İnsanın içi burkuluyor. İstenen ise performansınızın değerlendirilmesidir. O sene, kaç saat derse girdiğiniz, ne tür etkinliklerde bulunduğunuz, yoğun idari işlerden fırsat bulup, kaç yayın yaptığınız sorulur.</p>
<p>Zaten sürekli notlanıyor olmanın tedirginliği vardır üzerinizde. Daha önce çalıştığım bir üniversitede, yeni performans kriterleri getirilmişti. Sadece bir maddesinden söz edeceğim. Akademisyen her sene öğrenciler tarafından eğitim kalitesi, bölüm başkanı tarafından da, iş arkadaşları ve yönetimle uyumlu çalışması üzerinden notlanacak, yani karneniz oluşturulacaktı. İnsanı, daha baştan suçlu gibi hissettiriyorlar. Eğer pragmatik biri iseniz, sorun değil. Öğrenciyi, derste çok zorlama ve notunu bol tut; yöneticilere de her zaman gülümse ve asla kendi fikrini söyleme.</p>
<p>İTÜ’de, mimarlık eğitimi aldığım yıllarda, bir hocam, ismi bende saklı, Taşkışla’da, onun atölyesinde iken, bizlere, yüksek sesle, “Her insan kendi istediği kadar mimar olur” der, sonra da sesini biraz alçaltarak “Bir de okulunun izin verdiği kadar” diye eklerdi. Sizler, mimar yerine kendi mesleklerinizin adını koyabilirsiniz.</p>
<p>İnsan, hocalarının sözlerini çok sonra anlarmış. Henüz, her köşe başında özel bir üniversitenin olmadığı ve isimlerini burada tek tek sayamayacağım bir sürü değerli hocamızın, gözlerinin içine baktığımız bir dönemde bile, meğer hocamız, bir acısını, öğrencileri ile paylaşıyormuş ve ben, bunu daha yeni kavrayabiliyorum.</p>
<p>Ya şimdi, biz akademisyenler neyin acısını çekiyoruz?</p>
<p>Her akademisyenin, ancak kendi okulunun izin verdiği kadar akademisyen olabildiği bir dönemde yaşamanın…</p>
<p>Peki, öğrencilere ve derslerin kendilerine ne oluyor?</p>
<p>Her dersin bir mahremiyeti vardır. Sınıfın kapısı kapandığı anda, akademisyen ile öğrenciler baş başa kalır. Artık bir akademisyen değil, öğrencilerin gözünde bir hocasınızdır. Bilgiyi sadece düz bir şekilde aktarmazsınız. Yıllar içinde geliştirdiğiniz kendine özgü bir anlatım biçiminiz vardır. Bunu, dersin daha iyi anlaşılması, dersi sıkıcı olmaktan kurtarmak, öğrencinin ilgisini çekebilmek ve öğrenci ile bir bağ kurabilmek adına yaparsınız.</p>
<p>Yaklaşık yirmi yıllık bir akademisyen ve hoca olarak, gözümün önünde öğrenci profili yavaş yavaş değişti. Artık daha ilgisizler, aralarında bağ kurabildiklerimin sayısında ciddi bir düşüş var. Tek beklentileri bir an evvel diploma almak. Sonrasına dair ise fazla bir düşünceleri yok. Aralarında babası ya da aileden biri müteahhit olanı azımsanmayacak kadar çok. Muhtemelen, okudukları bölüm, kendi tercihleri değil. Mezun olduklarında da, aile işinin başına geçecekler ve Türkiye’nin inşaat sektörüne dayalı ekonomisinin bir parçası olacaklar.</p>
<p>Bir arkadaşıma, bir defasında, penceremden görünen, üst üste yığılmış, sevimsiz binaları göstererek, bir mimar ve hoca olarak, onlara mezun olduklarında ihtiyaç duymayacakları bir “tasarım yapma bilgisi”ni aktarmaya çalıştığımı ve aslında “mış gibi” yaptığım hissine kapıldığımı söylemiştim. Bana dönüp, kendisinin de hukukçu olduğunu ve üniversitede hukuk felsefesi anlattığını hatırlatmıştı. O an, söyleyecek bir söz bulamadım, sustum.</p>
<p>Oysa 20’li yaşlarındalar; en meraklı ve kendilerini keşfetmeleri, tanımaları gereken yaş. Her zaman öğrencilerime, “Mesleği ile içsel bir bağ kuran, işini gerektiği gibi düzgün yapma etiğine sahip olan insandan korkmayın; çünkü bu, o kişinin, aynı şeyi insanlarla olan ilişkilerinde de yaptığı anlamına gelir” derim. Bu sözlerimi kaç kişi anlıyor, bilemiyorum.<br />
Kuşkusuz hepsi değil ama büyük bir çoğunluğu üniversiteye, okulun içinde açılmış marka kafelerde vakit geçirmek ve arkadaşları ile sohbet için geliyorlar. Herkes, sanki bir partiye gelircesine çok bakımlı ve süslü. Ellerinde cep telefonları, sürekli onlarla meşguller. Elinde bir kitap, not tutmak için bir defter, hatta kalemle gelen yok denecek kadar az. Dersin ilk 10 dakikasında, öğrencileri cep telefonlarından uzaklaştırmak ve sessize aldırmak için uğraşmak, dersin doğal bir parçası haline gelmiş durumda. Bir şeyi elde etmek, öğrenmek, mesleklerinin bir parçası yapmak için harcamaları gereken emek ve çabadan, bir konuyu derinlemesine bilmenin hazzından bihaberler.</p>
<p>Kontenjanı 100 kişi olarak belirlenmiş bir sınıfa ders anlattığınızı hayal edin. Aslında sınıf 80 kişilik, ama üniversite yönetimi de biliyor, hepsinin derse gelmeyeceğini. Dönem başı, ilk sordukları, “Hocam hazırladığınız sunumları ve ders notlarını verecek misiniz?” oluyor. Buna alışmışlar, alıştırılmışlar. Yoklama almıyorum. İstiyorum ki, 18 yaşını aşmış bireyler olarak, derse kendi istekleri ile katılsınlar. Ancak dönem boyu, ortalama 50 öğrenciye ders anlatıyorum. Bunların en az yarısının önünde ise ne bir kağıt ne de bir kalem oluyor. Bedenleri orada ama zihinleri başka yerde… Gerçekte, en fazla, 10 – 15 öğrenciyle göz teması kurarak ders anlatabiliyorum. Onlar da olmasa, boşluğa konuşuyormuş gibi hissedeceğim.</p>
<p>Bazen, inatla, neden not tutmadıklarını soruyorum. Bir cevapları yok, sadece sessizlik. Bir defasında, bir öğrenci “ben dersi dinliyor, sonra akşam internetten araştırıyorum” demişti. Derste anlattığımın, yıllar boyu, o konu üzerine okuyarak, düşünerek, kendi özgün yorumumla oluşturduğum bir bilgi olduğunun farkında değiller. Zaten, o öğrenciye, geçen hafta anlattığım dersten bir soru sorduğumda, cevabı, “geçen hafta yoktum” olmuştu.</p>
<p>Sadece bir hocaya değil, herhangi bir insana yalan söylemek bu kadar kolay olmamalı.</p>
<p>Lütfen sanmayın ki, sürekli öğrencilerden yakınan bir hoca klişesini burada tekrarlıyorum. Bu durumun, onlarla alakası olmadığını biliyorum. Hepsi de, bugün Türkiye’nin gelmiş olduğu siyasi ve sosyo-kültürel ortamın bir uzantıları. Onlar için, karşılarına çıkan her engel, en kolay yoldan, emek harcamadan aşılması gereken ve sonunda da bir an evvel köşeyi dönmeleri gereken basit bir sorun. Dedim ya, düşünce değersizleşti, değersizleştirildi bu ülkede.</p>
<p>Zaten, bir üniversitede işe girerken, ilk günden, aslında ne olduğunuz size hatırlatılır. Bir defasında, rektörün, ilk gün bana iki tavsiyesi olmuştu. Birincisi, sınav kağıtlarını ve tutanağını düzgün dosyalamam (çünkü bildiğim kadarıyla, YÖK denetçileri geldiğinde, esas olarak bunlarla ilgileniyorlar); ikincisi ise, öğrenci mesela derse, saat 10 yerine, 10’u 20 geçe gelmişse, öğrenciyi çok zorlamamam ve uyumlu olmamdı.</p>
<p>Evet, anahtar kelime bu; “uyumlu olmak”.</p>
<p>Öğrenciyi zorlamadığın, kendi sınırlarını keşfettirmeye çalıştırmadığın, öz farkındalıklarını arttırmayı denemediğin, kendi gibi düşünmeyenlere saygı duymalarını öğretmediğin, yönetimin yazılı olmayan ama zihinlerinde oluşturdukları müfredata uyduğun sürece sorun yok; aksi takdirde, bir an evvel halledilmesi gereken bir sorundan başkası değilsiniz.</p>
<p>Öğrenci de kaçınılmaz bir şekilde içinde bulunduğu toplumun siyasi ve kültürel ortamının bir uzantısı. Hoca, artık ağzından çıkan her kelimeyi dikkatlice seçmek ve kendine otokontrol uygulamak zorunda hissediyor. Komşunu ihbar etmenin tavsiye edildiği ve meşru görüldüğü bir ortamda, öğrenci tarafından her an yönetime şikayet edilebilirsiniz. Çünkü derste 271 kelimeden çok daha fazlasını sarf edeceksinizdir.</p>
<p>Bugün, bir öğrenci rahatlıkla, “anlattıklarınız, benim milli görüşlerimle uyuşmuyor” diyerek, sınıfı terk edebiliyor. Taraf olmadan, nasıl eleştirel düşünülebileceğini anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar. Söyledikleriniz cımbızla seçilip, çarpıtılarak, bazen sesiniz ya da görüntünüz cep telefonuna kaydedilebilir, yönetime iletilebilir ve istifaya zorlanabilirsiniz.</p>
<p>Formül ne idi? Öğrenciyi zorlama, notunu bol tut. Yani, bugün, hocanın öğrencisinden korktuğu bir eğitim anlayışı üniversitelere hakim.</p>
<p>Lafı, daha fazla uzatmadan, son bir söz edeceğim: Öğrenciye, herhangi bir konuda,”neden böyle yapmadın, daha geçen ders söylemiştim” dediğimde, hemen hepsinden “unuttum” cevabını çok sık duyar oldum. Bu, onlar için gayet geçerli bir mazeret ve aslında ne dediklerinin farkında değiller. Aptal değiller ama çoğunun zihinleri bomboş. “Unuttum” diyen bir öğrencinin, gözlerinin derinliklerine baktığımda, gerçekten unuttuğunu anlıyorum ve işte o an, çok ürküyorum.</p>
<p><strong>*Doç. Dr.</strong></p>
<p>*Bu yazı gazeteduvar.com.tr&#8217;de yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>(K)eyfi, (H)ukuksuz (K)ıyım Rejimi ve OHAL Derhal Kaldırılmalıdır!</title>
		<link>http://www.mimarist.org/keyfi-hukuksuz-kiyim-rejimi-ve-ohal-derhal-kaldirilmalidir/</link>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2017 08:20:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[aysun gezen]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[emin koramaz]]></category>
		<category><![CDATA[kesk]]></category>
		<category><![CDATA[khk]]></category>
		<category><![CDATA[khk ihraç]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[tmmob]]></category>
		<category><![CDATA[ttb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=13245</guid>
		<description><![CDATA[DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, OHAL/KHK rejimine karşı, geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan bu adaletsiz düzene karşı mücadeleyi yükselteceğiz diyerek 26 Temmuz 2017 tarihinde TÜM BEL-SEN&#8217;de bir basın toplantısı düzenlediler. KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Sinan Adıyaman, DİSK Genel Başkanı Kani Beko,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div class="panel-pane pane-entity-field pane-node-field-spot">
<div class="pane-content">
<div class="field field-name-field-spot field-type-text-long field-label-hidden">
<div class="field-items">
<div class="field-item even">
<p class="rtejustify">DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, OHAL/KHK rejimine karşı, geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan bu adaletsiz düzene karşı mücadeleyi yükselteceğiz diyerek 26 Temmuz 2017 tarihinde TÜM BEL-SEN&#8217;de bir basın toplantısı düzenlediler.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="panel-pane pane-entity-field pane-node-body">
<div class="pane-content">
<div class="field field-name-body field-type-text-with-summary field-label-hidden">
<div class="field-items">
<div class="field-item even">
<p class="rtejustify">KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Sinan Adıyaman, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, milletvekilleri ve Emek Meslek Örgütlerinin katılımıyla gerçekleşen basın açıklamasını  KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen okudu.</p>
<p class="rtejustify">Yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle:</p>
<p class="rtecenter"><strong>OHAL DEĞİL, DEMOKRASİ VE ADALET İSTİYORUZ!</strong></p>
<p class="rtecenter"><strong>(K)eyfi, (H)ukuksuz (K)ıyım Rejimi ve OHAL Derhal Kaldırılmalıdır!</strong></p>
<p class="rtejustify">15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişimi bir biçimde bastırılmıştır. Fakat AKP iktidarı darbeyle mücadele etmek için Türkiye’nin daha demokratik, laik bir ülke olması yolunda adımlar atmak yerine 20 Temmuz’da OHAL ilan etmiştir. OHAL’in ilan edildiği tarihten bugüne bir yılı aşkın bir süre geçmiş ve bu süre içerisinde Türkiye’de tam bir hukuksuzluk ve keyfiyet rejimi hakim olmuştur.</p>
<p class="rtejustify">Gelinen noktada OHAL ile sadece kişisel hak ve hürriyetler değil, halkın oylarıyla seçilen TBMM’nin yasama yetkisi de bütünüyle askıya alınmış durumdadır. Bu dönemde çıkartılan KHK’lar TBMM onayından geçirilmediği için, yargı süreçleri de işletilememektedir. AKP, OHAL yoluyla tek adam rejimini fiilen hayata geçirmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-13246" src="http://www.mimarist.org/file/2017/07/Keyfi-Hukuksuz-Kiyim-Rejimi-ve-OHAL-Derhal-Kaldirilmalidir-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></p>
<p class="rtejustify">Bugüne kadar çıkan 26 kanun hükmünde kararname ile 130 bine yakın kişi kamu görevinden ihraç edilmiş, 107 kanunda değişiklik yapılmıştır. Sınırlı bir süreyle ve belirli amaçlar için ilan edilmesi ve sadece bu dönemle sınırlı olabilecek düzenlemeler getirmesi gereken OHAL ile bütün bir geleceğimiz şekillendirilmektedir. Kamu personel rejiminde, eğitim ve sağlık sisteminde, çalışma yaşamında büyük değişimler getiren KHK’lar bir yönetim aracına dönüşmüştür. Parlamento işlevsiz kılınmış, anayasa askıya alınmış, KHK’lar bütün bu değişimleri her tür denetimden kaçırmak için sıklıkla kullanılır olmuştur. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin hiçbir kırıntısı kalmamıştır.</p>
<p class="rtejustify">Bugün açıktır ki AKP, siyasi projesini hayata geçirmek, kültürel hegemonyasını tesis etmek, neoliberal ihtiyaçlar doğrultusunda emek alanını düzenlemek için “Allahın lütfu” olarak gördüğü darbeyi fırsata çevirmiştir. OHAL uygulamasını ise tüm iktidar dönemi boyunca elde edemediklerini ele geçirmek, çıkaramadığı kanunları çıkarmak ve toplumsal muhalefeti susturmak için bulunmaz bir fırsat olarak görmektedir. Darbe girişimi ile ilgisi açık-seçik kurulmaksızın, hiçbir somut delile dayanmadan, adil yargılama süreçleri işletilmeden haksız hukuksuz biçimde yüz binin üzerinde kamu çalışanı, emekçi işinden, geleceğinden, vatandaşlık haklarından edilmiştir. Basın yayın organları, dernekler kapatılmış, aileleriyle birlikte yüzbinlerce kişi açlığa terk edilmiştir. Anayasal güvence altında olan çalışma ve yaşam hakkı gasp edilmiştir.</p>
<p class="rtejustify">Gülen cemaatinin devletin her kademesinde yerleşmesini, kadrolaşmasını ve palazlanmasını bilfiil sağlayan AKP iktidarıdır. Yüzlerce vatandaşın hayatını kaybetmesine yol açan darbe girişimine kalkışanların devlete yerleştirilmesindeki sorumluluğunun ve bu darbecilerle geçmişte kurduğu koalisyonun hesabını vermesi gereken AKP, siyasal projesinin önünde engel gördüğü kesimleri, OHAL dışında suç kabul edilmeyecek ve herhangi bir ceza yaptırımı  gerektirmeyecek etkinliklerini bahane ederek ihraç etmekte, susturmakta ve cezaevine göndermektedir.</p>
<p class="rtejustify">Hayatı darbelerle, Gülen Cemaati gibi cemaat ve tarikatlarla mücadele içinde geçmiş olan emek ve meslek örgütlerinden binlerce kişinin darbe ile ilişkilendirilerek atılması hiçbir biçimde kabul edilemez. Bugün DİSK üyesi 2000’e yakın işçi, KESK üyesi 4000 kamu çalışanı, 3315 hekim ve TMMOB üyesi 3000’in üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısı ihraç edilmiş durumdadır.</p>
<p class="rtecenter"><strong>OHAL/KHK Rejimi Emeğe ve Demokrasiye Zararlıdır</strong></p>
<p class="rtejustify">OHAL ve KHK rejiminin süreklileştirilmesi iş güvencesinin herkes için tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. KHK’lar ile yapılan düzenlemelerle kurum yöneticilerine de kamu görevinden çıkarma yetkisi verilmiş, emekçilerin kaderi tamamen bir kişinin iki dudağı arasına terkedilmiştir.</p>
<p class="rtejustify">Halkın iradesi ile seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, mesleğini icra eden gazeteciler, insan hakları mücadelesi yürütenler, yaşanan kötülüklere karşı çıkan, mesleğini meslek etiğine uygun olarak icra eden üyelerimiz tutuklanmıştır.</p>
<p class="rtejustify">AKP, OHAL sürecinde işten çıkarmayı kolaylaştıran uygulamaları hayata geçirmiş, kadrolaşmak amacıyla mülakat sistemini getirmiş, kendisinin sadık kulu olma potansiyelini sorgulayarak işe alımı yaygınlaştırmış, liyakati tamamen ortadan kaldırmıştır. Sadakatini sunmayan, kamuda çalışarak yaşamını kazananları ise “terörist” ilan edip “devlet bunları beslemeyecek” diyerek ihraç etmiştir. AKP Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, grevleri engellemek için OHAL’i kullandıklarını açıkça söyleyerek OHAL/KHK rejiminin amacını da tüm kamuoyu karşısında açıklamıştır.  2017 yılı boyunca beş grevi engelleyerek yaklaşık 25 bin işçinin hakkını gasp etmiş, grev ertelemelerinin kapsamını genişletmiştir.</p>
<p class="rtejustify">Bütün çalışma yaşamı, tamamen antidemokratik yollarla, meclisi işlevsiz kılıp halkın iradesini çiğneyerek düzenlenmektedir. İşçiler, emekçiler ve emekliler açlık sınırında yaşamaya mahkum edilmektedir. İhraç edilerek çalışma hakları gasp edilen 37 kişi intihar etmiştir. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça “işimizi geri istiyoruz” diyerek bütün ihraçların işlerine iadesi talebiyle başlattıkları açlık grevinde kritik aşamaya gelmişlerdir.</p>
<p class="rtejustify">Giderek içine sürüklendiğimiz bu karanlık girdaptan kurtulmak için OHAL ve KHK rejimine derhal son verilmelidir. KHK’lar iptal edilmeli, ihraç edilenler ve açığa alınanlar bütün haklarıyla birlikte işlerine iade edilmelidir.</p>
<p class="rtejustify">İşe iade talebiyle açlık grevine başlayan ve açlık grevinin kritik eşiğinde olan, sağlık durumları kötüleşen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutukluluk halleri derhal sonlandırılmalı, telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkmadan, bir an önce görevlerine iade edilmeleri sağlanmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Herkes için ulaşılabilir, eşit, parasız kamusal hizmet sağlanmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Kıdem tazminatı hakkının, iş güvencesinin gaspına son verilmeli; herkes için güvenceli iş, güvenceli gelecek ve insanca yaşanacak ücret sağlanmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Demokratik ve barışçıl yollarla hakkını arayanlara yönelik şiddet son bulmalıdır.</p>
<p class="rtejustify">Toplumsal barışın, bir arada yaşamın kurulduğu, demokratik, laik bir ülkede yaşamak hepimizin hakkıdır!</p>
<p class="rtecenter"><strong>Hayır Diyerek Adalet İçin Yollara Düşenler Bu Zorba Düzeni Yenecektir!</strong></p>
<p class="rtejustify">Emeğimize, çalışma ve yaşam hakkımıza yönelen, gerici-mezhepçi bir toplumsal yapı inşası için OHAL ve KHK rejiminin süreklileştirilmesine hayır diyoruz.</p>
<p class="rtejustify">Biz tüm renkleri ve çeşitliliği ile anayasa değişikliğine Hayır diyen milyonlarız.</p>
<p class="rtejustify">Adalet için yollara düşen, asfaltları aşındıran, herkes için adalet isteyen milyonlarız.</p>
<p class="rtejustify">Derelerine, ormanlarına, doğasına sahip çıkan halkız biz.</p>
<p class="rtejustify">“Savaşa hayır, barış hemen şimdi” diyenleriz.</p>
<p class="rtejustify">AKP’nin emek düşmanı politikalarına karşı sesini yükselten emekçileriz.</p>
<p class="rtejustify">Emeğine, bedenine sahip çıkan, mücadelenin en önünde yer alan kadınlarız.</p>
<p class="rtejustify">Bizler DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan bu adaletsiz düzene karşı geçmişten, mücadele birikimimizden aldığımız güçle OHAL/KHK rejimine karşı mücadeleyi yükselteceğiz.</p>
<p class="rtejustify">Taleplerimiz karşılanana kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.</p>
<p class="rtejustify">Tüm renkleriyle Hayır’ı kazanan, adalet talebiyle yan yana yürüyen herkesi, bulundukları alanlarda emeğin taleplerini, barış içinde bir arada yaşam, laik, demokratik Türkiye mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.</p>
<p class="rtejustify"><strong>Herkes İçin Adalet İstiyoruz!</strong></p>
<p class="rtejustify"><strong>OHAL/KHKlar Gidecek, Biz Kalacağız!</strong></p>
<p class="rtejustify"><strong>DİSK – KESK – TMMOB – TTB</strong></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
