<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>esin köymen &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/tag/esin-koymen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Mar 2026 09:26:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>Dünya Mimarlık Gününü Kutlarken&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dunya-mimarlik-gununu-kutlarken/</link>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 07:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen - TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=19676</guid>
		<description><![CDATA[1985 yılından bu yana her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü, BM Dünya Konut Günü’ne paralel olarak belirlenen bir tema çerçevesinde, Dünya Mimarlık Günü olarak kutlanıyor. Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) tarafından bu yılın teması “Sağlıklı bir dünya için temiz çevre” olarak belirlendi. Mimarlar Odası Genel Merkezi ile diğer şube ve]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>1985 yılından bu yana her yıl Ekim ayının ilk pazartesi günü, BM Dünya Konut Günü’ne paralel olarak belirlenen bir tema çerçevesinde, Dünya Mimarlık Günü olarak kutlanıyor. Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) tarafından bu yılın teması <strong>“Sağlıklı bir dünya için temiz çevre”</strong> olarak belirlendi.</p>
<p>Mimarlar Odası Genel Merkezi ile diğer şube ve temsilciliklerimiz gibi Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak bizler de Ekim ayı içinde yaptığımız; İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali’ni, Ajanda Fotoğraf Yarışması’nı, meslektaşlarımızla ve farklı disiplinlerden katılımcılarla yaptığımız söyleşileri ve sergileri bu temalar ve başlıklar çerçevesinde oluşturuyor, mimarlık ortamımızla ve tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz.</p>
<p>Salgın hastalık nedeniyle geçen yıl yapamadığımız Kuşaktan Kuşağa Geleneksel Mimarlar Buluşması’nı bu yıl Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirdik.  Sağlıklı kentleşme için nitelikli mimarlık hizmeti vermeye devam eden, meslekte 30, 40, 50, 60 ve 70. yılını dolduran değerli meslektaşlarımızı bu vesileyle tekrar kutluyorum.</p>
<p><strong>Değerli meslektaşlarım;</strong></p>
<p>Ekonomik kriz, sağlıksız kentleşme ve çevre kirliliğine bağlı küresel ısınma, salgın hastalıklar, afetler ile birlikte doğal alanlarımızın ve kültürel varlıklarımızın talan edildiği, kayyumlar eliyle yerellerde seçmen iradesinin yok sayıldığı,  üniversitelerimizin özerk yapılarına müdahale edildiği, insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı, kadına yönelik şiddetin arttığı, yasal düzenlemelerin ise bu antidemokratik uygulamaların artmasına ve yaşam alanlarının daha fazla talan edilmesine hizmet ettiği bir dönemden geçmekteyiz.</p>
<p>Tarihi Yarımada ve Boğaziçi’ni tahrip eden müdahaleler, mimarlık ve şehircilik ilkelerine aykırı kentsel yenileme ve dönüşüm projeleri, içme suyu havzaları, tarım ve orman alanlarının yapılaşmaya açılması, kaçak yapılaşmayı özendiren imar afları, ekolojik felakete yol açacak Kanal İstanbul Projesi, İstanbul’un ciğerlerini söndüren 3. Köprü ve bağlantı yolları projeleri ve yeni havalimanı ile İstanbulluların çevre ve kentli hakları yok edilmekte, İstanbul’un geleceği karartılmaktadır.</p>
<p>Kentsel ve kırsal alanlar, tabiat varlıkları, koruma alanları, Boğaziçi, ormanlar, kıyılar, milli parklar ve doğal sit alanları rant alanı haline getirilirken; doğal kaynaklarımız yok olmakta, kamusal alanlarımız tüketilmekte, kentsel-kırsal çevre sorunları hızla artmaktadır.</p>
<p><img class="wp-image-19677 alignleft" src="http://www.mimarist.org/file/2021/11/bogazici_ongorunum-1024x1024.jpg" alt="" width="244" height="239" /></p>
<p>Doğayı; doğal varlıklarımızı ve koruma altındaki alanlarımızı kısa vadeli rant getirisi hesaplarıyla yok eden, koruma anlayışından uzak tüm bu proje ve uygulamalar afetlere davetiye çıkartmakta, çevre kirliliğine ve kentlerimizin yaşanmaz hale gelmesine neden olmakta, küresel ısınma ve iklim değişikliğine kaynaklık etmektedir.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi ve Yakın Çevresi, Hacı Osman Bayırı Caddesi ve Çevresi, Yıldız Parkı Etabı, Sedef ve Kaşık Adası’nın doğal sit alanı koruma statüsünün değiştirilmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca alınan; ülkenin doğal koruma alanlarını yok edecek, talan ve yapılaşmaya açacak bu kararların dikkatle takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.</p>
<p>Doğal alanların korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasının ön koşulu, kültür ve tabiat varlıkları ile sit alanlarının korunmasının ülke politikası olarak benimsenmesi ve süreklilik içinde uygulanmasıdır. Türkiye, imzalamış olduğu uluslararası koruma ilke kararları uyarınca ülkedeki gelişme politikalarını ‘koruma eksenli’ olarak düzenlemek zorundadır.</p>
<p>Bu nedenle uluslararası tüm ilke kararlarında korumanın gerçekleşmesinin, bu konunun ülkenin temel politikalarından biri olarak kabul edilmesine bağlı olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.</p>
<p>Bu süreçte küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik acil önlemlerin bir an evvel hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Bu çerçevede yerel ve genel politikalar ekolojik programlarla güçlendirilmeli, kentlerin iyileştirilmesi, afetlere karşı hazırlıklı hale getirilmesi, doğal ve kültürel varlıklarımızın korunması adına gereken adımlar hızla atılmalıdır.</p>
<p>Yaşanan salgın, sel, deprem, kuraklık ve yangın gibi afetlerin, gezegenimize ihanetin sonucu olduğunun farkına varılmalı, doğa ile uyumlu kentleşme ve koruma politikaları gündeme alınmalıdır.</p>
<p>Çevre ve doğa tahribatının olumsuz etkilerinin azaltılması, ülkemizin ve dünyanın sahip olduğu kaynakların doğa-insan odaklı politikalar çerçevesinde korunması ile mümkün olacaktır.</p>
<p>Tüm meslektaşlarımızın Dünya Mimarlık Günü’nü yeniden kutlarken; doğal ve kültürel varlıklarımızın korunarak, sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması için verdiğimiz mücadeleyi sürdürmekte kararlı olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Vakıflara Devredilen Kültür Mirasımız Üzerinden Kent Mekânında Olası Mülkiyet Değişiklikleri Üzerine…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/vakiflara-devredilen-kultur-mirasimiz-uzerinden-kent-mekaninda-olasi-mulkiyet-degisiklikleri-uzerine/</link>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2021 08:55:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup esin köymen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18867</guid>
		<description><![CDATA[Galata Kulesi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elinden alınıp Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesine istinaden Kule-i Zemin Vakfı adına tescil edilmesi ve ardından Galata Kulesi’nde restorasyon kapsamında yapılan uygulamalardaki özensizlikler kamuoyu ve basında yer almıştı. İstanbul’un ortaçağdan kalan önemli kültür varlıkları arasında yer alan Galata Kulesi 1. grup tarihi yapı olarak tescillidir. Kulenin arkeolojik]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Galata Kulesi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elinden alınıp Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesine istinaden Kule-i Zemin Vakfı adına tescil edilmesi ve ardından Galata Kulesi’nde restorasyon kapsamında yapılan uygulamalardaki özensizlikler kamuoyu ve basında yer almıştı. İstanbul’un ortaçağdan kalan önemli kültür varlıkları arasında yer alan Galata Kulesi 1. grup tarihi yapı olarak tescillidir. Kulenin arkeolojik ve estetik değerleri, koruma proje ve uygulamalarının donanımlı ekipler tarafından özenle yapılmasını gerektirmektedir. Özellikle, yapıya zarar veren “hiltili” uygulamaların ortaya çıkmasıyla, Vakıflara devredilen kültürel mirasın hem devir dayanağı ve şekli hem de restorasyon anlayışı kamuoyunda ve mimarlık ortamında tartışma konusu olmuştur.</p>
<div id="attachment_18868" style="width: 557px" class="wp-caption aligncenter"><img class=" wp-image-18868" src="http://www.mimarist.org/file/2021/04/sel_kisla_bulten-1024x680.jpg" alt="" width="547" height="368" /><p class="wp-caption-text">Selimiye Kışlası&#8230;</p></div>
<p>Bu tartışmalar devam ederken, 1939 yılından itibaren mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ait olan, Beyoğlu ilçesi, Gümüşsuyu Mahallesi, 751 ada, 1-2-3-4 parsellerin (Gezi Parkı) mülkiyeti de bir başka vakfa devredildi. Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesine dayandırılan bu devirle Gezi Parkının mülkiyeti, 12.03.2021 tarihinde Sultan Beyazıt Hanı Hazretleri Veli Vakfı adına tescil edildi. (<em>Vakıf Kültür Varlıklarının Devri Madde 30: Vakıf yoluyla meydana gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, belediye, özel idarelerin veya köy tüzel kişiliğinin mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıkları mazbut vakfına devrolunur.</em>)</p>
<p>Devrin gerekçesi, 2011 yılında İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla, yerinde mevcut olmayan, Taksim Kışlası’nın, 1. Grup Korunması Gerekli Kültür Varlığı olarak tapuya da tescil edilmesiydi. Yani olmayan bir yapının ihya kararıyla devri gerçekleşmiş oldu. (TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ve Peyzaj Mimarları Odası İstanbul Şubesi, Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesine İlişkin 17.01.2012 tasdik tarihli 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım ve Uygulama İmar Planı Tadilatı ve anılan projeye onay veren Koruma Kurulu kararının iptali için birlikte dava açmıştı.)</p>
<p>Bu süreçte, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan yazılı açıklamada, mazbut vakıflara devredilen pek çok kültür varlığı olduğunu öğrendik. Müdürlüğün açıklamasına göre 2008 yılından bugüne ülke genelinde toplam 1014 taşınmazın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçişi sağlanmış. Bu taşınmazların arasında <strong>Gezi Parkı, Galata Kulesi, Sait Halim Paşa Yalısı, Selimiye Kışlası, Vefa Lisesi, Pera Palas Oteli, Şişli Etfal Hastanesi</strong> gibi yerler bulunuyor.</p>
<p>Yaptığımız araştırmalar sonucunda mazbut vakıflara devri yapılan mülkler içinde kışla yapıları, yalılar, okullar, camiler, öğretmen evleri, saraylar, köşkler, çarşılar, hanlar, konutlar bulunduğunu da öğrendik.</p>
<p>5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi gereğince mazbut vakıflara devredilen kültür varlıklarından birkaç örneği sizlerle paylaşmak isterim:</p>
<ul>
<li><strong>Selimiye Kışlası, Üsküdar </strong>(301 ada, 7 parsel, 114.056 m<sup>2</sup>) 25.06.2018 tarihinde Maliye Hazinesinden Sultan 3. Selim Vakfı’na devredildi.</li>
<li><strong>Bahriye Kışlası, Beyoğlu </strong>(929 ada, 1 parsel, 24.459,50 m<sup>2</sup>) 16.06.2017 tarihinde Maliye Hazinesinden Cezayirli Gazi Hasan Paşa Vakfı’na devredildi.</li>
<li><strong>Beykoz Kışlası, Beykoz </strong>(442 ada, 2 parsel, 19.524 m<sup>2</sup>) 22.09.2011 tarihinde Beykoz Belediyesi’nden İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredildi. 12.04.2013 tarihinde ise İBB’den Sultan Selim ve Sultan Mahmut ve Bezmi Alem Vakfına devredildi.</li>
<li><strong>Şişli Etfal Hastanesi, Şişli </strong>(984 ada, 110 parsel, 36.525 m<sup>2</sup>) 27.07.2018 tarihinde Maliye Hazinesinden Sultan Beyazıt Han Veli Vakfı’na devredildi.</li>
<li><strong>Abraham Köşkü ve Türk Alman Üniversitesi, Beykoz </strong>(353 ada, 1 parsel, 536 m<sup>2</sup>) 06.03.2013 tarihinde Maliye Hazinesinden Sultan Selim Hanı Kadim Vakfı’na devredildi.</li>
<li><strong>İBB Fethipaşa Sosyal Tesisi, Üsküdar </strong>(1311 ada, 89 parsel, 760 m<sup>2</sup>) 07.02.2020 tarihinde İBB’den Haremeyn Muhteremeyn Mülhak Şeyhülislam Arapzade Merhum Esseyid Ahmet Ataullah Efendi Vakfı’na devredildi.</li>
</ul>
<div id="attachment_18869" style="width: 514px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-18869 " src="http://www.mimarist.org/file/2021/04/beyk_kisla_bulten-1024x768.jpg" alt="" width="504" height="383" /><p class="wp-caption-text">Beykoz Kışlası&#8230;</p></div>
<p>16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Referandumu ile geçilen yeni sistem, devlet yapısında büyük çaplı değişikliklere neden oldu ve bu düzenlemeler Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle yayımlandı. 15/07/2018 tarih ve 30479 sayı numarası ile yayımlanan 4 numaralı <strong>“Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum Ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum Ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” </strong>ile yapılan pek çok değişikliğin yanı sıra Vakıflar Genel Müdürlüğü de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlandı. Bütün bu düzenlemeler sonucunda, 2011 yılında planlamadan yapı ruhsatı ve iskân belgesi düzenlemeye kadar geniş yetkiler tanımlanarak 648 sayılı KHK ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yanı sıra güçlendirilmiş yeni bir Kültür ve Turizm Bakanlığı da kent mekânları ve kültürel miras üzerinde planlamayla birlikte mülkiyetler üzerinde de yetkili bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu mülkiyet değişikliklerini yapılacak olan uygulamaların öncülü olarak değerlendirmek, yerinde bir tespit olacaktır. <em>6306 sayılı</em> <em>Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun</em> ve <em>5366 Sayılı Yıpranan Tarihi Ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması Ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun </em>kapsamında ülkenin dört bir yanında yapılan uygulamaları göz önüne aldığımızda yeni süreçte bu uygulamaların mülkiyet değişiklikleri nedeniyle çok daha hızlı yapılabileceğini görüyoruz. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kent mekânlarındaki pek çok askeri alanın boşaltıldığı ve kamuya ait bu alanların çoğunun yapılaşmaya açılarak özelleştirildiği sonucundan hareketle, kent içinde askeriyeden arındırılan kışla yapılarının da Vakıflar Genel Müdürlüğü üzerinden uzun vadeli kiralama yöntemiyle, bu özelleştirme sürecinin parçası haline getirileceği, kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>2019 ve 2020 tarihli Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili Sayıştay raporlarından, keyfi uygulamalara işaret eden birkaç uyarı notunu sizlerle paylaşmak isterim.</p>
<ul>
<li>Mazbut vakıflara ait konutların, mevzuata aykırı olarak kamu konutu olarak değerlendirilip genel müdürlük personeline tahsis edilmesi</li>
<li>İdare tarafından çeşitli üniversitelere mevzuata aykırı borç verilmesi</li>
<li>İdare tarafından mevzuata aykırı borç verilmesi ve bu borçların yanlış hesaplarda takip edilmesi</li>
<li>Eski eserlerin onarım ve restorasyonu kapsamında değerlendirilemeyecek nitelikte yurtdışında yeni bina inşaatlarının yaptırılması</li>
<li>Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne kiraya verilen taşınmazın, özel bir vakfa kiralanmasına izin verilmesi</li>
<li>Mazbut vakıfların vakfiyelerinde yazılı vakıf şartlarına uyulmaması</li>
<li>İstanbul Şişli 776 ada 66/67 parseller üzerinde yer alan taşınmazların kullanımına ilişkin mevzuata aykırı uygulamaların olması</li>
<li>….</li>
</ul>
<p>Tüm bu uyarılar Vakıf mülkiyetinde olan taşınmazların ve vakıf gelirlerinin, iktidarın siyasi görüşü doğrultusunda rahatlıkla kullanıldığını göstermektedir. Yeni yapılan mülkiyet devirleri üzerinden bu tür uygulamaların çok daha fazla ve etkin bir biçimde yürütüleceği, bu tutumun da kent mekânlarını bir siyasi paylaşım metasına dönüştürmenin yanı sıra ortak kültürel mirasımızı da bu metalaşma sürecinin bir parçası haline getirmesi ihtimali yüksektir.</p>
<div id="attachment_18870" style="width: 516px" class="wp-caption aligncenter"><img class="wp-image-18870 " src="http://www.mimarist.org/file/2021/04/fethpas_kor_bulten-1024x680.jpg" alt="" width="506" height="407" /><p class="wp-caption-text">İBB Fethipaşa Sosyal Tesisi</p></div>
<p>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak bu konuya dikkat çekmeyi ve gerekli uyarıları yapmayı temel sorumluluklarımızdan biri sayıyoruz. Gelişmeleri yakından izlediğimizi, halkın yararını gözetmeyen, kültürel ve doğal varlıklarımızı tehlikeye atan her türlü adıma karşı anayasal görevimizden ve sorumluluklarımızdan asla vazgeçmeyeceğimizi sizlerle paylaşmak isterim.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Beyoğlu Kültür Yolu Projesi ve Gezi Parkı’nın Vakıflara Devri</title>
		<link>http://www.mimarist.org/beyoglu-kultur-yolu-projesi-ve-gezi-parkinin-vakiflara-devri/</link>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2021 12:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[Beyoğlu Kültür Yolu Projesi Ve Gezi Parkı’nın Vakıflara Devri]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlara mektup]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18796</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 1 yıl önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından, “Beyoğlu Kültür Yolu Projesi” adıyla Galataport’tan başlayarak, yıkılan Atatürk Kültür Merkezi yerine yapılan yeni kültür merkezine erişen bir güzergâh tarif edilmişti.  Bakan, bu güzergahta yer alan ve mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ya da bağlı kurumlarında olan binaları]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 1 yıl önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından, “<strong><em>Beyoğlu Kültür</em></strong> <strong><em>Yolu Projesi</em></strong>” adıyla Galataport’tan başlayarak, yıkılan Atatürk Kültür Merkezi yerine yapılan yeni kültür merkezine erişen bir güzergâh tarif edilmişti.  Bakan, bu güzergahta yer alan ve mülkiyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ya da bağlı kurumlarında olan binaları kapsayan ve kültürel aktiviteleri içeren bir program hazırladıklarını ifade etmişti. Bu güzergahta şimdiye dek olan biteni incelediğimizde, karşımıza çıkanlar ile Gezi Parkı’nın mülkiyetinin İBB’den alınarak, mazbut vakıflardan Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı&#8217;na devredilmesinin arasındaki bağlantıyı çözmek hiç de zor değil.</p>
<p>Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’nin başlangıcı olarak kabul edilen Galataport Projesi, ortaya atıldığı ilk günden itibaren TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından eleştirilmiş ve iptal edilmesi için hukuk mücadelesi sürdürülmüştür. Karaköy/Galata/Salıpazarı kıyı bölgesindeki doğal, tarihi ve kültürel mirasımızı, bu değerlerin korunması ilkesi çerçevesinde toplum ve kamu yararına uygun olarak değil küresel rant sermayesinin taleplerine göre değerlendirmeyi kalkınma ve büyümenin temeli olarak kabul eden anlayışın ürününü bugün hep birlikte görüyoruz. Kıyılarda yapılan dolgular ve yapılar nedeniyle tarihi dokuyu tümden kapatan bu yapılaşmanın ne kamu yararı ile ne de kültürel dokunun korunmasıyla bir ilgisi olabilir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-18797" src="http://www.mimarist.org/file/2021/03/basyazi_beyoglu_kultur.png" alt="" width="650" height="414" srcset="http://www.mimarist.org/file/2021/03/basyazi_beyoglu_kultur.png 650w, http://www.mimarist.org/file/2021/03/basyazi_beyoglu_kultur-300x191.png 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>Kültür aksı projesinin 2. durağı olarak açıklanan Galata Kulesi’nin mülkiyeti; Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesi çerçevesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine İBB’den alınarak Kule-i Zemin Vakfı adına, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Devirden hemen sonra Ağustos 2020 tarihinde Koruma Kurulu tarafından onaylanmış bir projesi bile olmadan Galata Kulesi’nde hiltili restorasyon uygulamalarına tanık olduk. Tüm bu süreçler devam ederken Galata Kulesi’nin etrafındaki kamuya ait meydanın da ihdas edilerek aynı vakfa devir edilmesi için çalışmalar yapıldığını öğrendik.</p>
<p>3. durak, 1491 yılında inşa edilen ve İstanbul’un en eski Mevlevihanesi olan Galata Mevlevihanesi’dir. 25 Ekim 1925&#8217;te çıkarılan “Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması ve Bazı Unvanların Yasaklanması Ve Kaldırılmasına Dair Kanun” çerçevesinde faaliyetlerine son verilen yapı, bu dönemden sonra ilkokul olarak kullanılmıştı. Çeşitli girişimler sonucunda müzeye dönüştürülmüş ve 27 Aralık 1975 tarihinde ‘Divan Edebiyatı Müzesi’ adıyla ziyarete açılmıştır. 21 Kasım 2011&#8217;de ‘Galata Mevlevihanesi Müzesi’ adıyla hizmet vermeye başlamıştır.</p>
<p>4. durak, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi. 2017 yılında İBB’den Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiş, bakanlık tarafından yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda Haziran 2020 tarihinde açılmıştır.</p>
<p>5. durak olan Narmanlı Han, 1831 yılında inşa edilmiş, uzun yıllar Rusya Büyükelçiliği olarak kullanılmıştır. 1933&#8217;te binayı ticaretle uğraşan Avni Narmanlı ve Sıtkı Narmanlı kardeşler satın almıştır. Eminönü’ndeki iş yerlerini buraya taşıyan Narmanlı Kardeşlerin adıyla anılmaya başlayan handa heykeltıraş, ressam ve yazarlar da yer kiralamaya başlamış ve Han, dönemin en önemli sanatçılarına ev sahipliği yapmıştır. Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatçıların yaşadığı bu han, Beyoğlu&#8217;nun sanat ve kültür merkezi konumuna gelmiştir. Narmanlı Han, 2014 başında Erkul Kozmetik’in sahibi Mehmet Erkul ve Eteksan Tekstil’in sahibi Tekin Esen&#8217;e satılmış, 2016 yılında başlayan ve yapının büyük bir kısmının yıkılıp yeniden yapılması ve avlusundaki ağaçların yok edilerek betonlaştırılmasıyla sonuçlanan tartışmalı restorasyon 2018 yılında tamamlanmıştır. Han, dükkanlar ve restoranlardan oluşan bir yapı haline gelmiştir.</p>
<p>6. durak, müzeye dönüştürülen ve 12 Mart 2021 tarihinde açılışı yapılan Mısır Apartmanı’ndaki Mehmet Akif Ersoy Hatıra Evi’dir.</p>
<p>7. durak, İstanbul&#8217;un ve Beyoğlu&#8217;nun hafıza merkezlerinden birisi olan Emek Sineması&#8217;nın yıkımı sonrasında yerine yapılan Grand Pera AVM’dir. Kentin en önemli hafıza merkezlerinden olan Emek Sineması ve Cercle d’Orient Binası, büyük hukuksuzluklarla 20 Mayıs 2013 tarihinde tamamen yıkılmış ve ‘hafızasızlaştırma’ projeleri tarihinde önemli bir yer edinmiştir.</p>
<p>8. durak Atlas Pasajı. İstanbul Sinema Müzesi ve Atlas Sineması, yaklaşık iki yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 26 Şubat’ta açılmıştır. Atlas Pasajı&#8217;nın bulunduğu bina 1870&#8217;deki Büyük İstanbul Yangını’ndan sonra Sultan Abdülaziz zamanında Ermeni iş insanı Agop Köçeyan tarafından kışlık ev olarak kullanılmak üzere yaptırılmıştır. 1932&#8217;de geçirdiği onarımın ardından eğlence ve sanat merkezi haline gelen Atlas Pasajı&#8217;nda, 19 Şubat 1948&#8217;de 1860 kişilik kapasite ve 35 loca ile Beyoğlu&#8217;nun en büyük sinemalarından biri olarak Atlas Sineması, yine 1948&#8217;de Kulis Bar Restoran, 1951&#8217;de Küçük Sahne Tiyatrosu açılmıştır. Sinema, 1985&#8217;te hazineye devredilmiştir.</p>
<p>9. durak, Taksim Cami. Su Maksemi’nin hemen arkasında yükselen ve evrensel koruma ilkelerini yok sayarak siyasi bir inatlaşmayla yapılan cami.</p>
<p>10. durak, yeni kültür merkezi. Önce koruma altına alınarak tescil edilen Atatürk Kültür Merkezi, restorasyonu yapılacak yerde tescil kararı iptal edilerek yıkılmış ve yeni bir hukuksuzluğa daha imza atılmıştır.</p>
<p>11. durak henüz tariflenmedi ama mülkiyet devirlerinden anlaşılacağı üzere Gezi Parkı. Yine Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesi kapsamında üstelik de var olmayan bir kültür varlığı (Topçu Kışlası) gerekçe gösterilerek vakıflara devredilmiştir. 2011 yılında koruma kurulu tarafından alınan kararla 1940’lı yıllarda yıkılmış olan Topçu Kışlası’nın ihya (yeniden yapım) kararını da düşündüğümüz zaman devrin temel nedeni de açıkça ortaya çıkmaktadır. Bir yandan kamunun mülkü olan bu park elimizden alınıyor, öte yandan yeni mülk sahibinin istekleri doğrultusunda da istenilen projelerin hayata geçirilmesinin yolu açılıyor.</p>
<p>Kısaca Beyoğlu Kültür Yolu Projesi hem büyük çaplı bir özelleştirme hem de iktidarın, bu aks üzerinde yer alan cumhuriyet dönemi yapı ve mekanlarını silip yok ederek kendi “siyasal islamcı” anlayışını kent mekanına yansıtma girişimidir.</p>
<p>Tüm bu güzergâh tek tek ele alındığında Mimarlar Odası’nın kent suçlarıyla mücadele tarihinin bir bölümüne şahitlik ediliyor. Galataport’tan başlayan ve yeni yapılan kültür merkezine kadar çizilen rotadaki yapıların büyük bir kısmında yaşanan evrensel koruma ilkelerine aykırı yıkım ve uygulama süreçleri hepimizin hafızasında yer etmiştir. Önemli bir tespit de tüm bu projelerin uzun bir süre içinde programlanıp tek tek hayata geçirildiğidir. Hem merkezi hükümette hem de yerel yönetimlerde uzun bir süre tek başına iktidar olan siyasi iktidar, tüm bu projeleri rahatlıkla uygulayabilirken, büyükşehir belediyesini başka bir siyasi parti kazandıktan sonra, yapacağı tüm projelerde yerel yönetimi devre dışı bırakacak kararlar geliştirmeye başlamıştır ki; bunun en önemli ayağı da mülkiyetler üzerinde yapılan değişiklikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Galata Kulesi’nin de Gezi Parkı’nın da mülkiyetlerinin değiştirilmesi için yapılanlar bu kapsamda değerlendirilmelidir. Yeni mülkiyet sahibi olarak kendini gören siyasi erk, her istediği projeyi uygulayabileceğini düşünmektedir. Unutturulmaya çalışılan Taksim Cumhuriyet Meydanı’ndan hiç söz edilmemesi, meydanın bir geçiş koridoru olarak görülmesi; meydan kimliğine ve Taksim Meydanı’nın tanık olduğu bir direniş tarihine karşı geliştirilen tutum ve anlayıştan kaynaklanmaktadır. Üstelik alınan karar ve uygulamalarla doğrudan kentsel mekân hafızamıza yapılan tüm saldırılar, önemli ve kitlesel direnişlerle karşılık bulmuştur. 2013 yılında Gezi Parkı’na yapılan müdahalelerle gelişen ve hızla yayılan direniş süreci; yaşam alanlarımıza, doğal ve kültürel varlıklarımıza, kentsel yaşamımız ve diğer tüm demokratik haklarımıza yapılan saldırılara ve hukuksuzluklara karşı toplumun yükselen itirazlarıydı.</p>
<p>Gezi Direnişi’nin simgesi olarak bilinen Gezi Parkı ve Taksim Meydanı da bu nedenle iktidarın hedefindedir ve acil olarak dönüştürülmesi gereken mekanlar olarak ele alınmaktadır.</p>
<p>Kıyılarımızdan Galata Kulesi&#8217;ne, tarihi yarımadadan Gezi Parkı&#8217;na değin kentimizin yaşam değerlerine, kamusal ve kültürel varlıklarına, toplumsal hak ve özgürlüklerine yönelen; şehircilik ilkelerinden uzak, antidemokratik tüm politika ve uygulamalara ilişkin mücadele yürütmek, Mimarlar Odası&#8217;nın birincil sorumluluklarındandır. Kentimizin tarihi değerlerini olumsuz yönde etkileyen “yıkım ve dönüşüm” kararlarının hayata geçirilmesine karşı duyarlı tüm kesimlerle birlikte yürüttüğümüz ortak mücadeleleri sürdürmekte kararlı olduğumuzu önemle vurguluyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Pandemi Koşullarında İmar Politikaları, Meslek Alanımız ve Haklarımız…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/pandemi-kosullarinda-imar-politikalari-meslek-alanimiz-ve-haklarimiz/</link>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 10:50:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18765</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;. Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım &#8230;. Turgut Uyar &#160; Değerli meslektaşlarımız; Son yıllarda ülkenin siyasi ve ekonomik gündemi ile imar faaliyetleri arasında çok yakın ilişkilerin sürgit devam ettiğini hep birlikte gözlemliyoruz. Yıllardır devam eden inşaat sektörüne bağımlı ekonomik tercihler, siyasi iktidarın yanlış kentleşme ve]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: right;"><strong><em>&#8230;.</em></strong></h4>
<h4 style="text-align: right;"><strong><em>Bu evleri atla bu evleri de bunları da</em></strong><strong><em><br />
</em></strong><strong><em>Göğe bakalım </em></strong></h4>
<h4 style="text-align: right;"><strong><em>&#8230;.</em></strong></h4>
<h4 style="text-align: right;"><strong><em>Turgut Uyar</em></strong></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>Değerli meslektaşlarımız;</p>
<p>Son yıllarda ülkenin siyasi ve ekonomik gündemi ile imar faaliyetleri arasında çok yakın ilişkilerin sürgit devam ettiğini hep birlikte gözlemliyoruz. Yıllardır devam eden inşaat sektörüne bağımlı ekonomik tercihler, siyasi iktidarın yanlış kentleşme ve planlama anlayışıyla da birleşince yurdun her bir köşesinde kentlerimiz, kırsal alanlarımız yaşanamaz hale geldi, doğal kaynaklarımız ve kültürel mirasımız büyük zararlar gördü.</p>
<p>Planlama süreçlerinin, büyükşehir belediyeleri yok sayılarak, büyük oranda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülmesi ve özellikle kendi siyasetinden olmayan belediyelerin yetki alanlarına yapılan müdahaleler sonucunda yaşam alanlarımız siyasi çekişmelerin hedefi haline gelmiştir. Bilim insanları, meslek odaları ve bölgede yaşayanların yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından da yapılmaması için mücadele edilen Kanal İstanbul Projesi gibi, sadece İstanbul için değil, tüm Marmara ve hatta Türkiye için de hem ekonomik hem ekolojik bir yıkım projesi bile merkezi iktidarın yerel yönetim üzerinde açık bir müdahale ve baskı aracı olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>İmar Kanunu, Kıyı Kanunu, Orman Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, torba yasalar, kararnameler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan plan değişiklikleri vb. ile bir yandan yaşam alanlarımız, kentsel yaşam standartlarımız ve kentli haklarımız ihlal edilirken diğer yandan ülkenin dört bir yanı büyük şantiye alanlarına dönüştürülmektedir. Büyük çaplı bu mega projelerin kamuya ve yurttaşlara getirdiği yükler ve borçlanmalar incelendiğinde tüm bu projelerin herhangi bir ekonomik, bilimsel dayanağın olmadığı da aşikârdır.</p>
<p>İçinde bulunduğumuz pandemi koşullarında; doğal kaynakların kullanımının, kentsel planlamanın ve tasarım süreçlerinin halk sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğuna hep birlikte tanık olduk. Mahalle ölçeğinde planlanan yeşil alanların ve parkların, sokak kullanımının belli yaş grupları içinde son derece sınırlı tutulduğu bu zaman diliminde, sağlığımız açısından ne derece önemli olduğunu yaşayarak da deneyimledik. Dünyanın pek çok ülkesinde; planlama ve tasarım süreçleri, salgın hastalıktan önce ve sonra olmak üzere detaylı tartışmalara konu olmaktadır. Tüm bu tartışma süreçleri, tasarım süreçlerinde doğal afetler gibi salgın hastalıkların da önemli bir veri olarak değerlendirilmesini gerekli kılacaktır. Konutlardan iş yerlerine, özel kullanımlardan ortak kullanım ve çalışma mekânlarına kadar pek çok yapıda, salgın hastalık döneminde ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap verebilecek mekânsal kurgular ve teknolojik kullanımlar önemli bir tasarım kriterleri olarak ele alınacaktır. Bu yeni dönemde; ev, eğitim, çalışma ve sosyal hayatımızı mekândan bağımsız olarak sürdürmeye çalışırken yeni alışkanlıklar ve düzenlemelerle de karşı karşıya kaldık hepimiz. Tüm bu yeni sürecin eğitim üzerindeki etkileri, sosyalleşme alanlarımıza dair kısıtlamaların yansımaları ve elbette sürecin bütününün insanlar üzerinde bıraktığı kaygı ve yalnızlaşma duyguları önemli bir tartışma konusu olarak karşımızda durmaktadır. Pandemi sürecinin başında sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerinde kalmak zorunda olan meslektaşlarımızla yaptığımız telefon görüşmelerinde bahsedilen yalıtılma durumundan şikâyetler, bugünlerde çok daha yoğun bir biçimde ifade edilmektedir.</p>
<p>Salgın hastalığa rağmen özellikle kamu yatırımı olarak devam eden işlerde ve büyük projelerin inşaatlarında, gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle hayatını kaybeden mimar ve mühendislerimizin olduğunun da tekrar altını çizmek isterim. Meslektaşlarımızın işten çıkartılma kaygısıyla çalışmaya devam etmek zorunda kaldıkları bu şantiyeler, TMMOB düzeyinde yaptığımız çağrılara rağmen çalışmaya devam etmiş ve hastalığın yaygınlaşmasına da yol açmıştır. Salgınla mücadelede yeterli önlemlerin alınamadığı, daha başlangıcından itibaren korunma ve sağlık hizmetlerindeki aksamalar, bilgilendirme süreçlerindeki eksiklikler, Tabipler Odası’nın salgınla mücadele sürecinin dışında tutulması nedeniyle pek çok olumsuzluğu hep birlikte yaşadık. Tüm bu olumsuz süreçlerden elde edilen deneyimlerin; bilimsel ve kamusal kentleşme ve sağlık politikalarının hayata geçirilmesi için yeni bir anlayışın yerleşmesine ve gelişmesine katkı sağlamasını diliyorum.</p>
<p>Bulunduğu her alanda mesleğin etik değerlerine uygun olarak çalışmalarını sürdüren, sağlıklı kentlerin oluşmasına ve kentsel yaşam standartlarının yükseltilmesine hem tasarımcı kimliğiyle hem de uygulama süreçlerinde katkı koyan, yaşam alanlarımızı güzelleştirmek için çaba sarf eden tüm meslektaşlarımıza sonsuz teşekkürler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Canlı Yayın: Genç Mimarist Megaron Buluşmaları’na Esin Köymen Konuk Olacak</title>
		<link>http://www.mimarist.org/canli-yayin-genc-mimarist-megaron-bulusmalarina-esin-koymen-konuk-olacak/</link>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 13:21:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[genç mimar]]></category>
		<category><![CDATA[gencmimarist]]></category>
		<category><![CDATA[megaron buluşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[mimar öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası öğrenci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=18180</guid>
		<description><![CDATA[TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Öğrenci Çalışmaları, “Megaron Buluşmaları” başlığıyla bir canlı yayın düzenliyor. 18 Mayıs Pazartesi günü 21.00’da Ömer Uz&#8217;un moderatörlüğünde düzenlenecek olan yayının konuğu Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen. İnstagram üzerinden yapılacak olan canlı yayını http://gencmimar.ist kullanıcı hesabı üzerinden takip edebilirsiniz.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span class="css-901oao css-16my406 r-1qd0xha r-ad9z0x r-bcqeeo r-qvutc0">TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Öğrenci Çalışmaları, “Megaron Buluşmaları” başlığıyla bir canlı yayın düzenliyor.</span></p>
<p><span class="css-901oao css-16my406 r-1qd0xha r-ad9z0x r-bcqeeo r-qvutc0">18 Mayıs Pazartesi günü 21.00’da Ömer Uz&#8217;un moderatörlüğünde düzenlenecek olan yayının konuğu Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen.</span></p>
<p><span class="css-901oao css-16my406 r-1qd0xha r-ad9z0x r-bcqeeo r-qvutc0">İnstagram üzerinden yapılacak olan canlı yayını </span><a href="https://www.instagram.com/gencmimar.ist/"><span class="css-901oao css-16my406 r-1qd0xha r-hiw28u r-ad9z0x r-bcqeeo r-qvutc0" aria-hidden="true">http://</span>gencmimar.ist</a><span class="css-901oao css-16my406 r-1qd0xha r-ad9z0x r-bcqeeo r-qvutc0"> kullanıcı hesabı üzerinden takip edebilirsiniz.</span></p>
<p><img class="aligncenter  wp-image-18181" src="http://www.mimarist.org/file/2020/05/megaron_esinkoymen-1024x1024.jpeg" alt="" width="717" height="744" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 46. Dönem Yönetim Kurulu Görev Dağılımını Yaptı</title>
		<link>http://www.mimarist.org/tmmob-mimarlar-odasi-istanbul-buyukkent-subesi-46-donem-yonetim-kurulu-gorev-dagilimi-yapildi/</link>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2020 12:19:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası görev dağılımı]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası istanbul yönetim kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası yönetim kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası yönetim kurulu 46]]></category>
		<category><![CDATA[tores dinçöz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17886</guid>
		<description><![CDATA[TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, 15-16 Şubat 2020 tarihlerinde genel kurul sürecini tamamladı. 16 Şubat Pazar günü gerçekleştirilen ve üç demokrat listenin katıldığı seçimler sonucunda 46. Dönem Yönetim Kurulu ve organlarına “mavi liste” ile seçimlere katılan “Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar” seçildi. Genel Kurul sürecine katkı veren ve katılan tüm meslektaşlarımıza]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, 15-16 Şubat 2020 tarihlerinde genel kurul sürecini tamamladı. 16 Şubat Pazar günü gerçekleştirilen ve üç demokrat listenin katıldığı seçimler sonucunda 46. Dönem Yönetim Kurulu ve organlarına “mavi liste” ile seçimlere katılan “Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar” seçildi. Genel Kurul sürecine katkı veren ve katılan tüm meslektaşlarımıza içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-17887" src="http://www.mimarist.org/file/2020/02/facebook_kapak.jpg" alt="" width="851" height="315" srcset="http://www.mimarist.org/file/2020/02/facebook_kapak.jpg 851w, http://www.mimarist.org/file/2020/02/facebook_kapak-300x111.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2020/02/facebook_kapak-768x284.jpg 768w" sizes="(max-width: 851px) 100vw, 851px" /></p>
<p>“Toplum hizmetinde mimarlık” şiarı ile seçimlere katılan; ülkemizin doğal, tarihi, sosyal ve kültürel değerlerini, mimarlık kültürünü toplumun gündemine taşımayı, kentsel sorunlara karşı mimarlık ve kent dayanışma ortamlarını desteklemeyi, kent dayanışma ortamlarının kurumsallaşmasına ve yaygınlaşmasına destek vermeyi, mimarlığın toplumcu, ilerici, aydınlık, yaratıcı yüzünü hayata taşıyabilmeyi hedefleyen bir program çerçevesinde oluşturulan yönetim kurulu ve organlarında yer alacak isimler aşağıdaki gibidir.</p>
<p><strong>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 46. Dönem Yönetim Kurulu Asıl Üyeleri:</strong></p>
<p>Esin Köymen, Alper Ünlü, Tores Dinçöz, İsmail Doğanyılmaz, Gülşen Kılıçreis Özaydın, Aysel Durgun, A. Sinan Timoçin, Emine Coşkun, Ahmet Erkan, Cansu Yapıcı, F. Gökhan Tanrıöver</p>
<p><strong>Yönetim Kurulu Yedek Üyeleri:</strong><br />
R. Simla Sunay, Ömer Okan, A. Derin Öncel, Esra Akbalık, Süreyya Temircan Çolak, Sadık Kınalı, Deniz Öztürk, Ozan Öztepe, Serkan Öngel, Almira Yılmaz, İ. Can Diril</p>
<p><strong>Soruşturma Uzlaştırma Kurulu Asıl Üyeleri:</strong><br />
İsmail Pırnar, Huriye Savat, Emine Hayal Uçar, Ala Fıtnat Eylül, Leyla Karaahmetoğlu</p>
<p><strong>Soruşturma Uzlaştırma Kurulu Yedek Üyeleri;</strong><br />
A. Uğur Tarhan, Sema Kocabaş, Ergüder Falay, Serpil Zengin, Hülya Karaoğlu</p>
<p><strong>Denetleme Kurulu Asıl Üyeleri:</strong><br />
Macit Toz, Mürsel Selçuk, A. Serhan Şakar, M. Sinan Özkan, Sinan Meral</p>
<p><strong>Denetleme Kurulu Yedek Üyeleri</strong></p>
<p>İlhami Kurt<strong>, </strong>Ergun Türkmen<strong>, </strong>Yunus Emre Üçyaşar<strong>, </strong>Yılmaz Yıldırım<strong>, </strong>Coşar Demir</p>
<p>21 Şubat 2020 Cuma günü gerçekleştirilen devir teslim töreninin ardından 46. Dönem Yönetim Kurulu görev dağılımı aşağıdaki gibi belirlendi.</p>
<p>Başkan: Esin Köymen</p>
<p>II.Başkan: Alper Ünlü</p>
<p>Sekreter: Tores Dinçöz</p>
<p>Sayman: Aysel Durgun</p>
<p>Üye: İsmail Doğanyılmaz</p>
<p>Üye: Gülşen Kılıçreis Özaydın</p>
<p>Üye: A. Sinan Timoçin</p>
<p>Üye: Emine Coşkun</p>
<p>Üye: Ahmet Erkan</p>
<p>Üye: Cansu Yapıcı</p>
<p>Üye: F. Gökhan Tanrıöver</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir Yıla Girerken Umudumuz ve Mücadele Azmimiz Yükselsin!..</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yeni-bir-yila-girerken-umudumuz-ve-mucadele-azmimiz-yukselsin/</link>
		<pubDate>Mon, 30 Dec 2019 14:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[kanal istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlar odası yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17707</guid>
		<description><![CDATA[HELE BİR BAŞLASIN Hele bir başlasın ılık yaz yağmurları, içimdeki çocuk! Hele bir kanatlansın ufuklar, Hele bir içini çeksin orman, Hele bir kere güneşler yansın, Kertenkeleler üşümesin, Hele bir kere toprak kansın, Mevsim demlensin, Hele bir ballansın böğürtlen dikenleri! Gelincikler bedava, Gökler sahipsiz Bahçeler zil zurna… Hele bir başlasın ılık]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>HELE BİR BAŞLASIN</em></strong></p>
<p><em>Hele bir başlasın ılık yaz yağmurları, içimdeki çocuk!<br />
Hele bir kanatlansın ufuklar,<br />
Hele bir içini çeksin orman,<br />
Hele bir kere güneşler yansın,<br />
Kertenkeleler üşümesin,<br />
Hele bir kere toprak kansın,<br />
Mevsim demlensin,<br />
Hele bir ballansın böğürtlen dikenleri!<br />
Gelincikler bedava,<br />
Gökler sahipsiz<br />
Bahçeler zil zurna…<br />
Hele bir başlasın ılık yaz yağmurları, içimdeki çocuk!</em></p>
<p><em>&#8230;&#8230;</em></p>
<p><strong><em>Bedri Rahmi Eyüboğlu</em></strong></p>
<hr />
<p>Değerli meslektaşlarım, 2019 yılı hepimiz açısından zor bir yıl oldu. Yaşadığımız ekonomik krizin yanı sıra, ülkenin genelindeki demokrasi krizini ve bunun toplumsal hayatımıza yansımalarını hep birlikte yaşıyoruz. Kamu kurumlarında, üniversitelerde, özel sektörde ücretli ya da işveren olarak çalıştığımız farklı alanlarda mesleğimizi yapmaya çalışırken karşılaştığımız her türlü baskı ve zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldığımız bir yılı geride bırakıyoruz.</p>
<p>Öte yandan ülkenin genelinde yaygın hale gelen kent suçu niteliğindeki mega projelere karşı mücadelemizin de yoğunlaşarak devam ettiği bu süreçte son olarak <strong>“Kanal İstanbul Projesi”</strong> gündemimize oturdu. Neredeyse her akşam birkaç televizyon kanalında bu konu masaya yatırılırken, yazılı basının yalnızca birkaçında, ‘projenin yapılması durumunda İstanbul, Marmara bölgesi, Türkiye ve hatta çevre ülkeler için nasıl bir ekolojik felakete yol açacağına’ ilişkin görüşlerimiz yer alıyor.</p>
<p>Ekonomik krizin gittikçe derinleştiği bu ortamda, su ihtiyacının %70’ini dışardan karşılamak durumunda kalmış İstanbul’un mevcut su kaynaklarını bile yok ederken; getireceği ilave nüfus nedeniyle İstanbul’u tümden susuzluğa mahkûm edecek olan bu akıl dışı projeye karşı birlikte mücadele etmemiz zorunludur.</p>
<p>3. Köprü ve 3. Havalimanı nedeniyle İstanbul’un kuzeyindeki orman alanları talan edilmişken, Kanal İstanbul Projesi ile birlikte bu talanın tarım ve mera alanlarını da kapsayacak şekilde büyüyeceğini şimdiden görebiliyoruz. Projenin kentsel, arkeolojik ve doğal sit alanları üzerindeki olası olumsuz etkilerini; fay hatlarının geçtiği bu bölgeye getirilecek yeni yapılaşmalar ve doğallığında hızlanacak nüfus artışı nedeniyle, bölgenin afet riskinin artacağını biliyoruz.</p>
<p>İstanbul Boğazı’ndaki geçiş güvenliğini ve kanaldan geçecek olan gemilerden elde edilecek gelirleri bahane olarak gösteren yetkililerin ne bizlerin ne de kamuoyunun nazarında inandırıcılığı kalmamıştır.</p>
<p>Olsa olsa kanal güzergahında yaşayanların yerlerinden edilmesine, imara açılan alanlarda yeni rant kapıları oluşturmaya yarayacak olan bu projenin, ister ‘Yap-İşlet-Devret’ isterse ‘Kamu Özel İştiraki’ ile yapılsın ekonomik yükü hepimizin omuzlarına yüklenecektir.</p>
<p>Deprem gerçeğine rağmen kentlerin afetlere karşı hazırlıklı hale getirilmesi için çalışma yapmaktan sürekli uzak duran yetkililerin bu proje için öngördükleri 75 milyarlık maliyete rağmen -ÇED Raporu incelendiğinde bu maliyetin katbekat fazla olacağını görüyoruz- proje konusundaki ısrarcılığını akıl, mantık ve bilimsel verilerle açıklamamız mümkün değildir.</p>
<p>Tüm bu olumsuz süreçlerin içinde, insanlık tarihinin kadim mesleklerinden biri olan mesleğimizin etik değerlerine sahip çıkarak; sağlıklı kentlerin ve yapılı çevrenin oluştuğu, demokrasi değerlerinin korunduğu, bilimin ışığında toplumsal duyarlılıkların arttığı, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu bir dünyada yaşama umuduyla hepinizin yeni yılını kutluyorum.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-17708" src="http://www.mimarist.org/file/2019/12/resim1-1024x906.png" alt="" width="900" height="796" srcset="http://www.mimarist.org/file/2019/12/resim1-1024x906.png 1024w, http://www.mimarist.org/file/2019/12/resim1-300x265.png 300w, http://www.mimarist.org/file/2019/12/resim1-768x679.png 768w, http://www.mimarist.org/file/2019/12/resim1.png 1219w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Deprem, Boğaziçi Yasa Taslağı ve Yeni Torba Yasalar Gölgesinde İstanbul…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/deprem-bogazici-yasa-taslagi-ve-yeni-torba-yasalar-golgesinde-istanbul/</link>
		<pubDate>Wed, 06 Nov 2019 08:05:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen / TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz imar]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi imar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[ibb imar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17515</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Yaşadığımız kentlerdeki imar faaliyetlerini ve neye hizmet ettiklerini iyi anlayabilmek için geçmiş 20 yıl içerisinde kısa bir gezinti yapmak gerekiyor sanırım. Özellikle, 2002 yılından itibaren iktidarı tek başına elinde bulunduran siyasi erkin bu süreç içinde yaptığı tüm yasa düzenlemeleri ve bunların demokrasiye, ekonomiye ve kentlerimize yansımalarını tekrar hatırlayıp, yeni]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em>Yaşadığımız kentlerdeki imar faaliyetlerini ve neye hizmet ettiklerini iyi anlayabilmek için geçmiş 20 yıl içerisinde kısa bir gezinti yapmak gerekiyor sanırım. Özellikle, 2002 yılından itibaren iktidarı tek başına elinde bulunduran siyasi erkin bu süreç içinde yaptığı tüm yasa düzenlemeleri ve bunların demokrasiye, ekonomiye ve kentlerimize yansımalarını tekrar hatırlayıp, yeni düzenlemelerin nelere yol açacağını kestirmemiz şimdiden mümkün olacaktır.</em></p>
<p>1999 büyük Marmara Depremi, kentlerde ranta dayalı politikaları çok daha rahat uygulayabilmek için kritik bir eşik oldu. Kente yönelik tüm müdahaleleri meşrulaştırmanın aracı olarak kullanıldı.</p>
<p>O zamana kadar ‘küresel kent’, ‘yarışan kent’, ‘finans merkezi’ kavramları üzerinden şekillenen İstanbul’da bundan sonra yapılacak bütün projelerde depreme karşı güvenli bir kentin yeniden inşa edilmesi gerekliliği üzerine bir söylem değişikliğine gidildi.</p>
<p>Yine bu dönemde TOKİ, EMLAK GYO ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı geniş yetkilerle kentlerin yapılaşması üzerinde söz ve karar sahibi haline gelmiştir.</p>
<p>Mecliste yasa değişikliği yapmak yerine, Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan KHK’ler ile -yeni Başkanlık Sisteminden sonra süreç, Cumhurbaşkanı Kararnameleri olarak devam ediyor- idari yapıların hemen hemen tamamında yeni düzenlemeler yapılırken imar mevzuatında da büyük değişiklikler olmuştur. İmarla ilgili yapılan düzenlemeler hem kentsel hem de kırsal alanlar üzerinde büyük tahribatlara yol açmıştır.</p>
<p><img class="aligncenter  wp-image-17516" src="http://www.mimarist.org/file/2019/11/197631-1689760580-1024x682.jpg" alt="" width="660" height="403" /></p>
<p>Marmara Depremi’nin üzerinden 20 yıl geçtikten sonra, 26 Eylül’de Silivri açıklarında meydana gelen 5.8 büyüklüğünde bir depremle yeniden kamuoyunun gündemine gelen “beklenen İstanbul Depremi” tartışmaları gösterdi ki hazırlık konusunda pek de yol alamamışız. Hatta, artan nüfus-yapı stoku, kent içinde boşluklar oluşturan kamusal alanların özelleştirilerek yapılaşmaya açıldığı, askeriyeden boşaltılan alanların bile yoğun yapılaşmalarla tüketildiği daha da kaotik bir ortamdan söz etmemiz mümkündür.</p>
<p>Şimdi geçmişte yapılan yasa değişikliklerine kısaca göz atarsak eğer;</p>
<ol>
<li>17 Ağustos 1999 yılında yaşanan depremin hemen ardından, Eylül ayında<strong><em> <u>“Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararların Giderilmesi İçin Yapılacak Düzenlemeler Hakkında Yetki Kanunu</u></em></strong><u>”</u> ile Bakanlar Kurulu’na on ay süre ile ilgili kuruluşlar arasında koordinasyon ve eşgüdümün sağlanması, güvenli yeni yerleşimlerin kurulması, yeni bir sigorta sisteminin kurulması, depremin etkilediği bölgede yeni il ve ilçeler ile büyükşehir belediyeleri kurulması gibi konularda kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisi verilmiştir.</li>
<li>Depreme karşı kentlerin hazırlıklı hale getirilebilmesi için, kaynak oluşturmak üzere, Askerlik Kanunu’na bir geçici madde eklenerek <strong><em><u>bedelli askerlik</u></em></strong> hizmeti uygulaması başlamıştır.</li>
<li>2000 yılında, Zorunlu Deprem Sigortası hizmetini vermekten sorumlu Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kuruldu. DASK’ın amacı, konutları ödenebilir primler karşılığında depremin neden olduğu hasarlara karşı Zorunlu Deprem Sigortası’yla güvenceye almak olarak belirlendi. Zorunlu Deprem Sigortası’yla konut sahiplerinin deprem kaynaklı maddi hasarlarını karşılayabilmelerinin yanı sıra doğal afetler sonrası yıkılan veya hasar gören yapıların onarılması, yeniden inşa edilebilmesi için ekonomik kaynak oluşturmak amaçlandı.</li>
<li><strong><em><u>“Ulusal Deprem Konseyi”</u></em></strong></li>
</ol>
<p>21.03.2000 tarihinde depremlere ilişkin konularda halka güvenilir bilgiler vermek, deprem araştırmaları için öncelikli alanları belirleyerek kamu kurum ve kuruluşlarına politika ve stratejiler önermek, deprem konusunda kamu yöneticilerine danışmanlık yapmak, yasa, yönetmelik gibi düzenlemeler ve uygulamalar için merkezi ve yerel yönetimlere görüş ve önerilerde bulunmak üzere bağımsız bir bilimsel kurul olarak kurulmuş olan bu konsey maalesef <strong><u>2007 yılı başında yine bir başbakanlık genelgesi ile kaldırılmıştır.</u></strong></p>
<ol start="5">
<li>07.2001 tarihinde 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun yayınlandı. (K<em>amusal denetimden vazgeçilmesi ve denetimin özel şirketlere devri</em>)</li>
<li>2005 yılında yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73. Maddesi ile yerel yönetimlere “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projeleri” yapma yetkisi verilmiştir.</li>
</ol>
<p>Bu durum plan yapma yerine projeciliğin öne çıkarıldığı yeni bir düzen geliştirmiştir.</p>
<ol start="7">
<li>5366 sayılı “Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Kullanılarak Yaşatılması Hakkındaki Kanun” (2005) ile tarihi ve kültürel dokuların yıkılıp yeniden yapılmasına, bu alanlarda yaşayanların kentin çeperlerindeki TOKİ bloklarına gönderilmesine yol açtı. (Sulukule, Fener-Balat-Ayvansaray projeleri vb.)</li>
<li>03.2007 tarihinde “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik” yürürlüğe girdi.</li>
<li>2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında da mahalle ölçeğinden tek yapı ölçeğine, tescilli yapılar da dahil olmak üzere pek çok alanın ve yapının dönüştürülmesinin kimi zaman da yok edilmesinin yolu açıldı.</li>
<li>2013 yılında tüm belediyelerin imar yönetmelikleri iptal edilerek, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayınlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği yürürlüğe girdi.</li>
<li>Mayıs 2018 tarihinde ise 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici 16. Madde kapsamında İmar Affı düzenlemesi yapıldı.</li>
</ol>
<p>Tüm bu yasal düzenlemeler; afetleri önleme bahanesiyle, kenti yağmalamanın bir aracı olarak kullanılmıştır. Kentsel dönüşüm alanlarında hayata geçirilmiş projelerle, bölgede yaşayan insanlara güvenli ve sağlıklı yaşam alanları yaratmak yerine, kent merkezlerinde yaşayan yoksulların ve hatta orta sınıfın bu bölgelerden ayrılmak zorunda bırakıldığı görülmektedir.</p>
<p>Kamusal alanların özelleştirilerek satılması, afet sonrası kullanılabilecek kent içi boşlukların yok edilmesi ile sonuçlanmıştır. 1999 depremi sonrasında afet toplanma alanlarının büyük bir kısmı aynı yöntemlerle tüketilmiş olup günümüzde AVM ve rezidanslara ev sahipliği yapmaktadır. Doğal afetlere karşı kentlerimizi daha güvenilir ve sağlıklı hale getirmek için toplanan her türlü vergi vb. ödenekler amaçları dışında kullanılmıştır. Ardı ardına değiştirilen imar yönetmelikleri ile parsellerde yapılaşmaları maksimuma çıkaracak düzenlemeler getirilmiştir.</p>
<p>İnşaat sektörüne bağlanmış bir ekonomik model yaşadığımız çevreyi içinden çıkılmaz bir karmaşaya sürüklerken kendi krizini de yaratmıştır.</p>
<p>İmar afları ile kaçak, mühendislik ve mimarlık hizmeti almamış, her türlü yapıya Yapı Kayıt Belgesi düzenlenerek, yapıların güvenliği ile ilgili tüm sorumluluk kat maliklerine yüklenmiştir. Vatandaşının sağlıklı ve güvenilir ortamlarda yaşamasını sağlamakla yükümlü olan idareciler, bu sorumluluklarını bireylere yükleyerek sorumluluklarından kaçabileceklerini düşünmektedirler.</p>
<p>Düşük gelirliler için barınma ihtiyacının sağlandığı sosyal konut projeleri üretmek yerine, gecekondu afları yıllarca politik bir araç olarak görülmüş ve gecekondu bölgelerinden oy elde etme amacıyla yasal esneklikler yaratılmıştır. Bugün ise bu mahalleleri; kentsel dönüşüm, riskli alan vb. yöntemlerle en çok müdahale edilen alanlar olarak görüyoruz. Üretimden hızla kopartılan kentlerde eski fabrika alanları, tersaneler, özelleştirmeler sonucu boşa çıkarılan kamu hizmet binalarının olduğu alanlar parçacıl plan değişiklikleriyle yüksek yoğunluklu yapıların olduğu alanlar haline gelmektedir.</p>
<p><strong>“Bütüncül Planlama”</strong> anlayışı yerine; <strong>“Parsel Bazında”</strong> tekil projeye uygun plan yapılması sürecini yaşıyoruz! &#8230; Artık geldiğimiz noktada büyük yatırım gerektiren mega projelerin bile parça parça yapılan plan değişiklikleriyle hayata geçirildiği, kentin tüm doğal kaynaklarının tüketildiği bir dönemdeyiz. Bilimi ve tekniği dışlayan her türlü projenin hayata geçirilmesi noktasında ısrarlı tutumlar sonucunda 3. Havalimanı, 3. Köprü yapılırken şimdi de Kanal İstanbul Projesi tekrar gündeme gelmiştir. Su kaynaklarının yok edilmesinden kültürel ve doğal kaynakların tahribine, neden ihtiyaç duyulduğuna dair gerçekçi bir yaklaşımın olmamasından yatırım maliyetinin büyüklüğüne kadar pek çok tartışmayı beraberinde getiren bu proje ile gerçekte neyin amaçlandığı kamuoyunun bilgisi dışındadır.</p>
<p>Tek başına iktidarı elinde bulunduran ve partili cumhurbaşkanlığı sistemi ile de bu erki güçlendiren yapı, kentler ve kırsal alanlar üzerinde siyasi ve ekonomik taleplerini gerçekleştirmek noktasında, kendi siyaseti dışındaki belediyelere de her türlü baskıyı kendinde hak olarak görmektedir. Kayyımlar, yetki kısıtlamaları gibi uygulamalar bunların sonucudur.</p>
<p>Son günlerde basında sıkça sözü edilen “Boğaziçi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair yasa teklifi” ve Tapu Kanunu da dahil olmak üzere pek çok yasal düzenlemeyi içeren yeni torba yasa; ilçe belediyelerinin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yetkilerinin açıkça kısıtlandığı, bazı yetkilerin doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlandığı yeni düzenlemeler içermektedir. Boğaziçi’nde ve su yollarında (Kanal İstanbul Projesi’nin su yolu projesi olduğunu hatırlayalım) ön görünüm, geri görünüm, etkilenme bölgesi ve siluet geçiş sahaları olarak belirlenecek alanın büyüklüğü göz önüne alındığında Cumhurbaşkanlığı’na devredilecek olan yetkinin ne olduğu açıkça anlaşılacaktır. Önerilen ‘Boğaziçi Başkanlığı’ eliyle; plan yapımından, kurul kararlarına ve güvenlik sistemine kadar her türlü yetki tanımlanmıştır.</p>
<p>Diğer torba yasa ile de kentsel dönüşüm alanlarında TOKİ’nin yetkili kılınması, mera, yaylak, kışlak, otlak ve harman yeri vasıflı taşınmazlarda kamu yatırımları yapılabileceği, uygulama imar planlarıyla kentsel tasarım projelerinin birlikte yapılabileceği, kıyılarda ve dolgu alanlarında plan kararlarıyla Millet Bahçeleri yapılabileceği, kıyı alanlarında kamu kurumlarına ait yapıların yapılabileceği vb. pek çok düzenleme teklif edilmektedir.</p>
<p>Tüm bu düzenlemelerin kentlerin afetlere karşı daha dayanıklı hale getirilmesi çabası olduğunu söylememiz mümkün değildir. Kentlerin ve kırsalın ekonomik bir değer olarak görülüp metalaştırılması ve tüketilmesi olsa olsa yeni afetlere davetiye çıkarır.</p>
<p>Vatandaşların sağlıklı ve güvenilir ortamlarda yaşamasını sağlamakla yükümlü olan idareciler, bu sorumluluklarını bireylere yükleyerek sorumluluklarından sıyrılamazlar.</p>
<p>Deprem güvenli kentlerin planlanma sürecine üniversiteler, bilim insanları, emek ve meslek örgütleri dahil edilmeli, aynı zamanda halk toplantılarıyla demokratik bir işleyiş hedeflenmeli, merkezi yönetim, yerel yönetimler, meslek odaları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve halkın afet yönetiminin her aşamasındaki faaliyetlere ve karar alma mekanizmalarına katılmaları sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılanmalar bu esasları sağlayacak ve destekleyecek yönde olmalıdır.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Bir Yerel Yönetim Anlayışını Hep Birlikte Örgütleyelim!..</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yeni-bir-yerel-yonetim-anlayisini-hep-birlikte-orgutleyelim/</link>
		<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 09:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Esin Köymen/TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17210</guid>
		<description><![CDATA[Tam 25 yıl boyunca aynı siyasi görüş tarafından yönetilen İstanbul’un bugünkü çehresine bakıp öfkelenirken, diğer taraftan onca yanlış uygulamalara rağmen hala sürpriz sokaklarından boy gösteren yaşam sevinçleri, bu kente karşı işlenen onca suçla mücadele etmek için yol göstericimiz oluyor. TÜİK verilerine göre İstanbul’un nüfusu 2018 yılında 15.067.724 kişi.  Türkiye’nin nüfusu]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Tam 25 yıl boyunca aynı siyasi görüş tarafından yönetilen İstanbul’un bugünkü çehresine bakıp öfkelenirken, diğer taraftan onca yanlış uygulamalara rağmen hala sürpriz sokaklarından boy gösteren yaşam sevinçleri, bu kente karşı işlenen onca suçla mücadele etmek için yol göstericimiz oluyor.</p>
<p>TÜİK verilerine göre İstanbul’un nüfusu 2018 yılında 15.067.724 kişi.  Türkiye’nin nüfusu ise 82.003.882 kişi. Yani Türkiye nüfusunun yaklaşık olarak %18,37’si İstanbul’da yaşıyor.</p>
<p>2002-2018 yılları arasında İstanbul’da toplam 2 milyar 391 milyon 357 bin 621 m2 inşaat ruhsatı verilmiş. Yine aynı yıllar arasında toplam 8 milyon 419 bin 922 adet bağımsız konut yapılmış.</p>
<p>Bugünlerde yetkililerin ağızlarından düşürmedikleri “İstanbul’a ihanet ettik” sözlerini bu veriler ışığında değerlendirdiğimizde ihanetin boyutunu daha iyi görüyoruz.</p>
<p>8500 yıllık yerleşimler ve kültürler katmanı olan bir kente inşaat sektörü üzerinden yapılan bu saldırıların sonucunda kentin silüeti bugünkü halini almıştır. Plansız kentleşme süreçlerinin verdiği zararların çok ötesinde planlama sürecinin de kentin yağmalanmasının aracı haline getirildiği bir dönemden bahsediyoruz.</p>
<p>644 sayılı KHK ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından parsel bazına kadar indirgenen plan tadilatlarıyla özellikle İstanbul’da büyük mega projelerin önü açılmıştır.</p>
<p>2009 yılında hazırlanan İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda olmayan, 3. Köprü, 3. Havalimanı gibi kuzey ormanlarını ve su kaynaklarını talan eden uygulamalar bu parçacıl, bilimi ve doğal eşikleri yok sayan plan tadilatlarının sonucudur. Bugünlerde sıkça basına da konu olan 3. Havalimanı’ndaki işletme sorunları, yer seçiminden ekonomik verilere kadar ne kadar hatalı yatırımlar yapıldığının göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu mega projelerin üçüncüsü olan Kanal İstanbul projesi için ise bilim çevrelerinin, meslek odalarının ve halkın ne itirazları ne de uyarıları dikkate alınıyor.</p>
<p>Kent mekanları üzerinden; yaşam alanlarımıza, yaşam biçimlerimize ve kentle kurduğumuz hafıza ilişkilerimize yapılan tüm saldırılar sonucunda, doğal ve kültürel çevreler üzerinde büyük tahribatlar ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Talan edilen kültürel ve doğal kaynaklarımız ve kente verilen bunca zarar sonucunda açıkça bir tüketim sektörü olan inşaat sektörü kendi krizini de kendisi yaratmıştır.</p>
<p>Artık toplumun büyükçe bir kısmı üretimin olmadığı bir ekonomik tercihin sürdürülemez olduğunun farkında.</p>
<p>Yaşam alanlarımıza yapılan bu yoğun saldırılara karşı pek çok mahallede bir araya gelen insanlar yaşam alanları üzerinde söz sahibi olmak için mücadele veriyor.</p>
<p>Plansız, programsız, kişiye özel ve kamuoyundan kaçırılan, kente karşı suç niteliğindeki her türlü karara ve uygulamaya karşı direnen, mücadele eden duyarlı kesimler gittikçe çoğalmaktadır.</p>
<p>Son yerel seçimlerde, 25 yıl sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın değişmesi İstanbullular için yeni bir umut olmuştur. Adil, çevreye ve doğaya saygılı, kültürel dokuya önem veren, kentsel yaşam standartlarını yükseltmek için çalışan yeni bir yerel yönetim anlayışı beklentisi yükselmeye başladı. Büyük kentlerimizde yükselen bu umut; bundan sonraki süreçlerde, karar verme mekanizmalarına halkın katılma istekliliği, kamuoyu denetimi, sivil toplum örgütleri, bilim çevreleri ve meslek odalarının katkılarına açık bir kamu yönetimini zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Hukuka saygılı, toplumcu, kamu yararını gözeten, katılımcılığa ve paylaşıma açık, kent ve kentlinin çıkarlarını ön planda tutan, tarihi, doğal, sosyal ve kültürel değerleri koruyan, sağlıklı, güvenli, kaliteli, ekonomik ve çağdaş yaşam ortamlarının oluşturulması için çalışan yerel yönetim anlayışının yerleşmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-17211" src="http://www.mimarist.org/file/2019/08/2017_ajanda_fotoraf_yarismasi_sonuclandi_3_20161012_1333251440-1200x798-1024x681.jpg" alt="" width="900" height="599" srcset="http://www.mimarist.org/file/2019/08/2017_ajanda_fotoraf_yarismasi_sonuclandi_3_20161012_1333251440-1200x798-1024x681.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2019/08/2017_ajanda_fotoraf_yarismasi_sonuclandi_3_20161012_1333251440-1200x798-300x200.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2019/08/2017_ajanda_fotoraf_yarismasi_sonuclandi_3_20161012_1333251440-1200x798-768x511.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2019/08/2017_ajanda_fotoraf_yarismasi_sonuclandi_3_20161012_1333251440-1200x798.jpg 1200w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Taksim Dayanışması: Gezi Umuttur, Umut Bitmez&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/taksim-dayanismasi-gezi-umuttur-umut-bitmez/</link>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 17:56:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[MO İstanbul]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[esin köymen]]></category>
		<category><![CDATA[gezi 6 yıl]]></category>
		<category><![CDATA[gezi direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[gezi parkı]]></category>
		<category><![CDATA[taksim dayanışması]]></category>
		<category><![CDATA[taksim meydanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=17099</guid>
		<description><![CDATA[Gezi Direnişi&#8217;nin 6. yıldönümünde Taksim Dayanışması tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Taksim Dayanışması bileşenlerinin, milletvekillerinin ve Gezi Direnişi&#8217;nde yaşamını yitirenlerin ailelerinin katıldığı anmada basın açıklaması, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen tarafından okundu. Açıklama şu şekilde: KARANLIK GİDER GEZİ KALIR! Taksim Gezi parkında başlayıp 80 ile]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="aligncenter size-large wp-image-17101" src="http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-41-06-1-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-41-06-1-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-41-06-1-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-41-06-1-768x576.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-41-06-1.jpg 1600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" />Gezi Direnişi&#8217;nin 6. yıldönümünde Taksim Dayanışması tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Taksim Dayanışması bileşenlerinin, milletvekillerinin ve Gezi Direnişi&#8217;nde yaşamını yitirenlerin ailelerinin katıldığı anmada basın açıklaması, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen tarafından okundu.</strong></p>
<p>Açıklama şu şekilde:</p>
<p><strong>KARANLIK GİDER GEZİ KALIR!</strong></p>
<p>Taksim Gezi parkında başlayıp 80 ile yayılan, ülkemizin en kitlesel ve en barışçıl hareketinin, Haziran Direnişinin;</p>
<p>Abdocan’ın, Mehmet’in, Ethem’in, Medeni’nin, Hasan Ferit’in, Ali İsmail’in ve Ahmet’in hayatları pahasına öne atıldıkları Gezi‘nin üzerinden altı yıl geçmiş.</p>
<p>Biber gazı ve polis şiddeti ile gözlerini kaybeden, büyük bedensel travmalar yaşayan arkadaşlarımızın yeni yeni iyileşip hayata dönebildikleri koskoca altı yıl.</p>
<p>Ölümlere ve yaralanmalara yol açan polis şiddetinin açılmayan soruşturma dosyalarında, takipsizlik kararlarında, hafifletilen cezalandırmalarında yaşanan büyük adaletsizliklere rağmen; anıları hep taze, mücadeleye ve hayata dair azimleri hep omuz başımızda.</p>
<p>Bugün Gezi direnişinin altıncı yıl dönümü. Çok kısa ve çok uzun bir altı yıl. Berkin’in ömrünün neredeyse yarısı kadar uzun! Ülkemizin yüzlerce yıllık özgürlük ve eşitlik mücadelesi için kısacık bir zaman dilimi…</p>
<p>Geçen bu altı yıl en açık biçimiyle göstermiştir ki, Gezi direnişinde cisimleşen değerlerden ne kadar uzaklaşılıyorsa, ülkemiz o kadar karanlığa gömülüyor.</p>
<p>Gezi’nin değerlerinden uzaklaşılan her an ve uzaklaştıran her tutum ülkedeki loşluğu zifiri karanlığa doğru evriltiyor.</p>
<p>Kibir ile özverinin, şatafat ile sefaletin, öfke ile sevginin ülke aynasındaki yansıması büyük bir tezata doğru yol alıyor. Ekonomik kriz; sosyal, siyasal ve kültürel bir krize dönüşürken, ortaya çıkan yoksulluk; işçilerin, emekçilerin en çok da yoksul evlerindeki kadınların sırtına biniyor.</p>
<p>Birkaç oy daha fazla almak için hukuku, adaleti, demokrasiyi, hatta vicdanı ayaklar altına almaktan çekinmeyen bir anlayış, toplumun dokusuna nüfuz etmeye devam ediyor.</p>
<p>Ülkemiz Gezi direnişinin yaratıcılığından, enerjisinden, duygusundan ne kadar uzaklaşıyorsa o kadar karanlık dipsiz bir kuyuya doğru yol alıyor.</p>
<p>Ölümcül biber gazı fişeklerinin ülkede yarattığı boğucu sisin dağılması için ne yazık ki sadece zamana değil büyük bir mücadeleye de ihtiyaç var.</p>
<p>Bencillik, çıkarcılık, güçlüden yana olmak; sömürüye, hukuksuzluğa, adaletsizliğe sessiz kalmak meşru ve olağan hale getirildi. Ülkenin kaynaklarını talan etmek, geleceğine ipotek koymak, üretmemek, paylaşmamak ve talan düzeninden yana olmak doğal bir tutum olarak algılanır oldu.</p>
<p>Anayasal haklarını, demokratik ve barışçıl gösteri haklarını kullanan binlerce insanı yargılamak, yüzlercesine ceza vermek yetmemiş olacak ki, daha önce mahkeme kararı ile beraat etmiş olan Taksim Dayanışması’na bir kez daha ve bu defa müebbet hapis istemiyle dava açılmış durumda.</p>
<p>Öncesindeki onlarca dava da olduğu gibi olmayan suçlar yaratılıp olmayan delillerle cezalandırma hazırlığı yapılıyor. Taksim Dayanışmasını, daha doğrusu bu ülkenin özgürlük umudu Gezi’yi suç kapsamına sokup, bundan sonra hiç kimsenin muhalefet etmeye cüret edememesi murat ediliyor.</p>
<p>Oysa herkesin, hepimizin çok iyi bildiği gibi, Gezi Umuttur, Umut Bitmez!</p>
<p>Şehir meydanındaki tek parkı AVM’li kışla yapmak isteyen doğa ve kent talancısı zihniyet gider. Sömürüye dayalı sermaye düzeni kapitalizm gider…</p>
<p>Yalancılık, çıkarcılık, riyakarlık gider. Hırsızlık ve uğursuzluk gider…</p>
<p>Savaş çığırtkanları gider. Gericilik, mezhepçilik, ırkçılık gider. Kadın düşmanları, Göçmen karşıtları, Homofobikler gider&#8230;</p>
<p>Fetva veren şeyhler, hacamatçılar ve sülükçüler gider… Karanlık sokaklardaki palalı, sopalı saldırganlar gider…</p>
<p>Ankara’nın meydanında, Gülsuyu’nun, Lice’nin sokaklarında kurşun sıkan katiller gider. Otobanlarda arabaları öldüresiye kullananlar gider. Antakya’nın Armutlu’sunda biber gazı fişekleri ile gençleri öldüren caniler gider…</p>
<p>Emirleri uygulayan İçişleri Bakanları, Valiler, Emniyet Müdürleri gider…</p>
<p>Ve herkes bilsin ki emri ben verdim diyenler de gider… Ama GEZİ kalır!</p>
<p>Tüm bu kötülüklerin, şiddetin ve hukuksuzluğun hesabını soracak, yargılanmalarını sağlayacak olan GEZİ kalır!</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-17100" src="http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-42-13-1024x768.jpg" alt="" width="900" height="675" srcset="http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-42-13-1024x768.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-42-13-300x225.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-42-13-768x576.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2019/05/photo-2019-05-31-20-42-13.jpg 1600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p><strong>Çünkü Gezi Umuttur, Umut Kalır…</strong></p>
<p>Dayanışma kalır. Paylaşma kalır. Emek kalır…</p>
<p>Paranın geçmediği komünler, bir günde oluşturulan kütüphaneler, özveriyle hasta bakan revirler kalır&#8230;</p>
<p>Gençlerin enerjisinin, öfkesinin, coşkusunun yansıdığı konserler, tiyatrolar, şenlikler kalır&#8230;</p>
<p>Doğrudan demokrasinin işletildiği forumlar, cinsiyet eşitsizliğini reddeden toplantılar kalır&#8230;</p>
<p>Yeryüzü sofraları, alternatif medya kanalları kalır…</p>
<p>Tribünlerden caddelere yayılan “ biber gazı oley” sesleri kalır…</p>
<p>Duvar yazılarını yazan gençler, biz de varız diyen LGBTI bireyler kalır…</p>
<p>Annelerin zinciri, Kürtlerin halayı, Lazların horonu, Trakya’nın karşılaması, Egenin zeybeği kalır…</p>
<p>Duran Adamlar-Kırmızılı kadınlar, piyano çalan müzisyenler, sokak çalgıcıları kalır…</p>
<p>Laikliğin önemine ve ancak demokratik rejimlerde yaşam bulabileceğine dair bir miras kalır&#8230;</p>
<p>Kadınların, gençlerin, işçilerin, yoksulların, ötekileştirilenlerin taşıdığı meşaleler kalır&#8230;</p>
<p>Gezide simgeleşen değerlerle özdeşleşen yitirdiğimiz canlar, ülkenin geleceğini aydınlatan birer deniz feneri olarak kalır…</p>
<p>Çünkü Gezi umuttur, <strong>GEZİ Kalır!</strong></p>
<p>Her açıklamamızda ve her anmamızda ısrarla tekrarladığımız gibi:</p>
<p>Bizler, Taksim Dayanışması ve Gezi Direnişinde demokratik ve barışçıl tepkisini gösteren milyonlarca yurttaş olarak;</p>
<p>2012 yılının Şubat ayında ilk toplantımızı yaptığımız andaki taleplerimizin de,</p>
<p>Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesildiği ve çadırlarımızın yakıldığı günlerdeki tepkimizin de,</p>
<p>Gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap soran tutumumuzun da,</p>
<p>Parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca yaşam için direnen milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasında durmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Bu taleplerimizi bir kez daha dillendirmek ve savunmak için herkesi 24-25 Haziran’da Silivri duruşma salonlarında görülecek GEZİ davasına bekliyoruz.</p>
<p>Çünkü biliyor ve inanıyoruz ki,</p>
<p><strong>Gezi Umuttur, Umut Bitmez…</strong></p>
<p><strong>Karanlık Gider GEZİ Kalır!</strong></p>
<p><strong>TAKSİM   DAYANIŞMASI               </strong></p>
<p><strong> 31 Mayıs 2019</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
