<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odadan Yazılar &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/kategori/odadan-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 May 2026 10:39:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>TMMOB Mimarlar Odası 50. Dönem Genel Kuruluna Giderken: Görevlerimiz</title>
		<link>http://www.mimarist.org/tmmob-mimarlar-odasi-50-donem-genel-kuruluna-giderken-gorevlerimiz/</link>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:11:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25247</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Erkan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi ‘’Fark etmek acıydı ama gerekliydi’’ ‘’İnsan bazen hayatı boyunca kaçtığı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Bu yüzleşme çoğu zaman sessizce gelir ve derin bir kırılma yaratır. Çünkü fark etmek, yalnızca dışarıdaki olayları anlamak değil, insanın kendisine dair yanıldığı şeyleri]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="aligncenter size-large wp-image-25249" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/myk1-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/myk1-768x1024.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/myk1-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" />Ahmet Erkan</em><br />
<em>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</em></p>
<p><em>‘’Fark etmek acıydı ama gerekliydi’’</em></p>
<p><em>‘’İnsan bazen hayatı boyunca kaçtığı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Bu yüzleşme çoğu zaman sessizce gelir ve derin bir kırılma yaratır. Çünkü fark etmek, yalnızca dışarıdaki olayları anlamak değil, insanın kendisine dair yanıldığı şeyleri de görmesidir. Güvendiği insanların değişebileceğini, bazı bağların sandığı kadar güçlü olmadığını ve yıllarca tutunduğu düşüncelerin aslında onu yavaşça tükettiğini kabul etmek kolay değildir. İnsan, bazen en büyük hayal kırıklığını başkalarında değil, sessiz kabullenişlerinde bulur. Yine de fark etmek gereklidir. Çünkü insan ancak gerçeği gördüğünde büyümeye başlar. Acı veren farkındalıklar, insanın içindeki farklı umutları, alışkanlıkları ve kendini kandırdığı düşünceleri yavaş yavaş ortadan kaldırır. Bu süreç yorucu ve sarsıcıdır ama aynı zamanda insanı daha gerçek bir hayata yaklaştırır. Bazı acılar insanı yalnızca incitmez; aynı zamanda onu uyandırır. Ve bazen insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik canını acıtsa bile gerçeği inkar etmeyi bırakmasıdır.’’</em></p>
<p><em>CHRISTY BROWN / Sol Ayağım</em></p>
<p>Mimarlar Odası’nın 50. Dönem Genel Kurulu’na yaklaşırken, önümüzde duran sorun yalnızca yeni bir yönetim belirlemek değildir. Asıl sorun, örgütsel hafızamızı yeniden değerlendirmek, meslek mücadelemizin yönünü netleştirmek ve odamızın hangi politik ve demokratik zeminde geleceğe taşınacağını belirlemektir.</p>
<p>Bu tartışmanın merkezinde tek bir soru yer almaktadır:</p>
<p>Mimarlar Odası, merkezi ve yerel yönetimlerin yarattığı saçma gündemi tartışmaktan öte; ulusal mimarlık politikaları konusunda gündemi belirleyen, kamusal yararı ve toplum çıkarlarını esas alan; demokratik katılımı büyüten, kolektif üretimi güçlendiren ve sermaye odaklı kent politikalarına karşı mücadeleyi örgütleyen toplumsal bir güç haline nasıl yeniden kavuşabilir?</p>
<p>Çünkü yaşadığımız dönem, yalnızca ekonomik krizlerin ya da mesleki sorunların yoğunlaştığı bir zaman aralığı değildir. Aynı zamanda aidiyet duygusunun zayıfladığı, örgütsel ilişkilerin daraldığı ve demokratik katılımın biçimsel hale geldiği bir eşiktir.</p>
<p>Meslek odaları sadece mesleki hakların savunulduğu kurumlar değildir. Aynı zamanda kamusal yararın, kent hakkının, demokratik kültürün ve toplumsal sorumluluğun örgütlendiği ve savunulduğu alanlarıdır.</p>
<p>Bu nedenle meslek odalarının yaşadığı sorunları yalnızca merkezi hükümetin ve yerel yönetimlerin baskıcı ve dışlayıcı politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Çünkü yaşanan örgütsel zayıflama, dış müdahaleler kadar iç çözülmelerle, dar grupçu yaklaşımlarla ve örgütsel sorunlarla da ilişkilidir.</p>
<p>Elbette merkezi iktidarın ve yerel yönetimlerin planlama süreçlerinden meslek odalarını dışlayan yaklaşımı önemli bir sorundur. Kamusal alanların piyasa ilişkilerine açılması, meslek alanının sermaye merkezli dönüşümlere teslim edilmesi ve karar süreçlerinde uzmanlığın değersizleştirilmesi ciddi bir baskı yaratmaktadır.</p>
<p>Ancak örgütler sadece dış müdahalelerle zayıflamaz.</p>
<p>Demokratik reflekslerini kaybettiklerinde, eleştiri-özeleştiri süreçlerini işletemediklerinde ve üyeleriyle güçlü bağ kuramadıklarında da çözülmeye, daralmaya başlarlar.</p>
<p><strong>Mesleğimiz açısından mevcut durum değerlendirilmesi</strong></p>
<p>Mimarlık mesleği uzun süredir ağırlaşan ekonomik koşullar altında varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.</p>
<p>İşsizlik, düşük ücretler, güvencesizlik ve mimarın teknik elemana indirgenmesi; mesleğin kamusal niteliğini zayıflatmaktadır.</p>
<p>Birçok genç mimar düşük ücretlerle çalışmakta, serbest çalışan mimarlar ağır ekonomik baskılarla karşı karşıya kalmakta, olşan büyük tekelleşme karşısında sahipsiz ve savunmasız kalmaktalar, büyük kentler dışında çalışan meslektaşlar ise örgütsel ilişkilerin ve mesleki dayanışmanın dışında kalmaktadır.</p>
<p>Uluslararası çatışmalar, ekonomik belirsizlikler, göç hareketleri ve siyasal krizler; toplumsal yaşam kadar meslek alanını da doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Kentler bu dönüşümün en görünür aktörleri, rant merkezleri alanı haline gelmiştir.</p>
<p>Plansız büyüme, haksız kazanç odaklı dönüşüm politikaları, deprem riskine rağmen yoğun yapılaşma, içme suyu havzalarının yapılaşmaya açılması, tarım alanlarının ve doğal yaşamın sermaye baskısıyla dönüşmesi; tarihi ve kültürel varlıkların yok edilmesi, sağlık alanlarının özelleştirilmesi, her yerde ihya projelerinin uygulanması kentleri kırılgan hale getirmektedir.</p>
<p>Mimarlık bu dönüşümün merkezindedir.</p>
<p>Çünkü mimarlık sadece yapı üretmek değildir. Kent yaşamını, kamusal ilişkiyi ve toplumsal geleceği biçimlendiren teknik ve bir o kadar da politik bir sorumluluk alanıdır.</p>
<p>Bu nedenle Mimarlar Odası’nın mücadelesi yalnızca meslek haklarını savunmakla sınırlı görülemez. Mesleki sorunlar konusunda mücadelenin zayıf kaldığını söylemek çok haksız sayılmaz. Ancak odanın vermesi gereken mücadele de sadece meslek sorunlarına indirgenemez</p>
<p>Kent hakkını, kamusal yararı, demokratik planlamayı ve doğayı savunmak da bu mücadelenin ayrılmaz parçasıdır.</p>
<p><strong>Örgütsel Daralma ve Demokratik İhtiyaç</strong></p>
<p>Mimarlar Odası’nın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, örgütsel alanın dar grupçu anlayışlar tarafından kuşatılması ve oda yaşamının giderek sınırlı çevrelerin kendi siyasal ve örgütsel pozisyonlarını yeniden ürettiği kapalı bir yapıya dönüşmesidir.</p>
<p>Eleştiriyi tehdit olarak gören, farklı görüşleri dışlayan ve karar süreçlerini dar gruplar içinde tutan anlayışlar; örgütsel bütünlüğü, demokratik katılımcılığı, örgüt içi demokratik işleyişi, adaleti ve güven duygusunu zayıflatmaktadır.</p>
<p>Ancak bu daralma yalnızca düşünsel bir mesele değildir; aynı zamanda örgütsel ilişkilerin üretim biçimiyle doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p>Son yıllarda giderek belirginleşen bir eğilim, örgüt içi ilişkilerin dar grupçuluk ve hizipleşmeler üzerinden şekillenmesidir.</p>
<p>Bu durum, örgütsel yaşamı liyakat ve emek üzerinden değil; aidiyet ve hizip ilişkileri üzerinden yeniden kurma riskini beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Komite ve komisyonlarda emek veren, üreten ve sorumluluk alan meslektaşlardan çok; belirli çevrelere yakın olan kişilerin alınması, delege veya yönetim kurulu üyesi yapılması, temsil mekanizmalarının zayıflamasına neden olmaktadır.</p>
<p>Bu koşullarda örgütsel ortam giderek güvensiz hale gelmekte, kolektif irade zayıflamakta ve karar alma süreçleri şeffaflıktan uzaklaşmaktadır. Sorunun daha da ağırlaşan yönü ise, yalnızca delegasyon süreçlerinin değil; oda organlarının, komisyonların ve yönetsel yapıların oluşumunun da dar siyasal çevreler, gruplar tarafından belirlenmesidir. Böylece örgütsel irade tabandan yukarıya doğru oluşan demokratik bir süreç olmaktan çıkmakta; kararlar çoğu zaman üyelerin kolektif katılımıyla değil, belirli çevrelerin onayı ve yönlendirmesiyle biçimlenmektedir.</p>
<p>Bu koşullarda giderek kimseye güvenilmeyen bir yapı ortaya çıkmakta, karar alma süreçleri şeffaflıktan uzaklaşmaktadır.</p>
<p>Daha da sorunlu olan nokta, kararların giderek tek merkezden, hatta zaman zaman tek bir odak üzerinden alınan icazetlerle yürütülmesidir.</p>
<p>Bu durum, örgütsel birlik ve disiplin söylemi altında meşrulaştırıldığında ise, aslında demokratik olmayan bir merkeziyetçiliğin üzeri örtülmektedir.</p>
<p>Bu merkeziyetçilik, görünürde örgütsel bütünlüğü koruma iddiası taşısa da, pratikte örgütün çoğulcu yapısını zayıflatmakta ve karar süreçlerini daraltmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle bu eğilimi, gizli bir otoriterleşme biçimi olarak da değerlendirebiliriz.</p>
<p>Bazı şubelerde örgütsel yapının belirli bir merkez etrafında oluşturulması ve kontrol edilmesi, karar alma süreçlerini katılımcılıktan uzaklaştırarak merkeziyetçi, hatta tek adam ya da başkanlık sistemi benzeri bir yönetim anlayışına sürüklemektedir.</p>
<p>Oysa meslek örgütlerinin gücü, merkezileşmiş yapılardan değil; katılımcı, çoğulcu ve yerinden yönetim anlayışından gelir.</p>
<p>Bir örgüt, farklı düşünceleri bastırarak değil; onları bir arada tutarak güçlenir.</p>
<p>Bu nedenle gerçek demokratikleşme, yalnızca yapısal bir reform değil; aynı zamanda örgütlerin yönetim kültürlerinin merkeziyetçiliğe karşı özgürlükçü, demokratik katılımcı yönde dönüşümüdür.</p>
<p><strong>Özümüze Dönmek</strong></p>
<p>Değişimden söz ederken anlatılmak istenen, geçmişi reddetmek değildir.<br />
Asıl ihtiyaç, Mimarlar Odası’nın tarihsel özüne dönmesidir. Değişim var olan yöneticilerin gitmeleri yerine yeni yöneticilerin gelmesi hiç değildir. Değişimden kastedilen zihniyetin değişmesidir.</p>
<p>Bu öz; kamusal yararı savunan, toplumsal sorumluluğu önceleyen, demokratik katılımı büyüten ve meslek etiğini merkeze alan mücadele geleneğidir. Aynı zamanda 68 kuşağının yarattığı eşitlikçi, toplumcu, anti-emperyalist ve dayanışmacı değerleri sahiplenmektir. Çünkü Mimarlar Odası’nın tarihsel birikimi, yalnızca mesleki bir örgütlenmenin değil; toplumsal muhalefetin, kamucu anlayışın ve halktan yana duruşun da bir parçası olarak şekillenmiştir.</p>
<p>Bugün bu tarihsel mirası ve mücadele değerlerini referans alan kimi çevrelerin ideolojik olarak ciddi savrulmalar yaşadığını görmek ise ayrıca düşündürücüdür. Ancak bu tabloyu bir yana bıraksak bile, özellikle Mimarlar Odası’nın büyük şubelerinde belirgin bir sağa kayış gözle görülür hale gelmiştir. Daha da dikkat çekici olan, bu yönelimin açık bir politik tartışma zemininde değil; çoğu zaman sol, demokratik ve ilerici söylemlerle sağa sapmanın üstü örtülerek, örgüt içinde sinsice meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır.</p>
<p>Katılımcılığı daraltan, merkeziyetçiliği güçlendiren, örgütsel iradeyi dar kadroların kontrolüne bırakan anlayışlar; söylemde ne kadar sol görünürse görünsün, pratikte örgütü demokratik mücadele çizgisinden uzaklaştırmaktadır. Oysa toplumcu düşüncenin özü, karar süreçlerinin kolektif hale getirilmesi, eleştiri ve özeleştiri ortamının güvence altına alınması ve örgütsel iradenin tabandan kurulmasıdır.</p>
<p>Örgütsel dönüşüm, ancak bu tarihsel birikimle bağ kurduğunda anlamlı hale gelir. Demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Demokrasi; birlikte karar almak, farklı düşüncelere saygı duymak, eleştiriyi-özeleştiriyi örgütsel gelişimin bir parçası haline getirmek ve mücadeleyi asgari müşterekler üzerinden büyütebilmektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gençler, Kadınlar ve Süreklilik</strong></p>
<p>Mimarlar Odası’nın geleceği, genç mimarların ve kadınların örgütsel yapı içinde daha güçlü yer almasına bağlıdır.<br />
Gençlerin katılımı yalnızca yaşa dayalı bir yenilenme değil; örgütsel sürekliliğin temelidir. Bir örgüt, deneyimini yeni kuşaklara aktarabildiği ölçüde kalıcı hale gelir. Yeni üyelerin süreçlere dahil olması, örgütün canlılığını ve toplumsal bağını güçlendirir.</p>
<p>Ancak son yıllarda odaya katılan bazı yeni üyelerin çeşitli siyasal etiketlerle yaftalandığı görülmektedir. Bu yaklaşım demokratik örgüt anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü örgüt, insanları kategorilere ayırarak değil; ortak mücadele zemini kurarak büyür. Farklı düşüncelerin bir arada var olabilmesi, örgütsel zenginliğin ve demokratik kültürün temel koşullarından biridir.</p>
<p>Kadınların örgütsel yaşamda daha görünür olması ise yalnızca bir temsil meselesi değildir. Kadın özgürlük ideolojisi, demokratik toplum fikrinin en önemli dayanaklarından biridir. Kadının tarihsel olarak yaşamı üretme, koruma ve yeniden kurma rolü; onu doğayla, ekolojiyle ve toplumsal dayanışmayla daha güçlü bir ilişki içine taşımıştır. Bu nedenle kadın mücadelesi yalnızca cinsiyet eşitliği mücadelesi değil; aynı zamanda doğanın, yaşamın ve toplumun sermaye karşısında savunulması mücadelesidir.</p>
<p>Erkek egemen sistemler ise tarih boyunca merkeziyetçilikten, tahakkümden, savaştan, sömürüden ve kandan beslenmiştir. Devletçi ve hiyerarşik yapılar, toplum üzerindeki baskıyı çoğu zaman erkek egemen iktidar kültürü üzerinden yeniden üretmiştir. Bugün dünyanın içine sürüklendiği ekolojik yıkım, savaş politikaları ve derinleşen toplumsal eşitsizlikler de bu tahakkümcü anlayışın ürünüdür.</p>
<p>Bu nedenle kadın özgürlük ideolojisi; daha yerel, daha katılımcı, dayanışmacı ve kolektif bir örgütlenme modelini savunmaktadır. Rekabet yerine paylaşımı, hiyerarşi yerine ortak aklı, tahakküm yerine yaşamı esas alan bu yaklaşım; yalnızca kadınların değil, toplumun bütününün özgürleşmesi açısından yaşamsal önemdedir.</p>
<p>Mimarlar Odası da kadınların karar süreçlerinde eşit biçimde yer aldığı, eleştirinin özgürce ifade edilebildiği ve kolektif iradenin güçlendiği bir örgütsel kültürü büyütmek zorundadır. Çünkü eşitlik, farklılıkların yok sayılmasıyla değil; eşitsizliklerin görülüp dönüştürülmesiyle mümkündür.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şubeler Arası Dayanışma</strong></p>
<p>Örgütsel gücü yeniden kurmanın yolu, şubeler arasında gerçek bir dayanışma kültürü yaratmaktan geçmektedir. Çünkü güçlü bir örgüt, yalnızca merkezden alınan kararlarla değil; birbirine güvenen, deneyimini paylaşan ve ortak mücadele iradesi geliştiren yapılarla var olabilir. Dayanışmanın ilk koşulu ise karşılıklı güven duygusunun yeniden inşa edilmesidir.</p>
<p>Birbirini rakip olarak gören değil; birikimini paylaşan, eksiklerini birlikte tamamlayan ve ortak sorunlara ortak çözümler üreten şubeler, gerçek anlamda mücadeleci bir örgütsel zemin yaratabilir. Bu güven ortamı oluştuğunda, her şubenin ortak bir manifesto ve ortak mücadele hattı etrafında birleşmesi de mümkün hale gelecektir.</p>
<p>Mimarlar Odası’nın ihtiyaç duyduğu şey; merkeziyetçi bir denetim anlayışı değil, ortak akla dayanan koordinasyon ve kolektif üretim mekanizmalarıdır. Merkezi politikalarla uyumlu çalışan, birbirinin deneyiminden öğrenen ve ortak hedefler doğrultusunda hareket eden bir yapı, örgütsel gücü büyütecek ve mücadele kapasitesini artıracaktır.</p>
<p>Ancak bugün yüzbine yaklaşan üye potansiyeline ve çok geniş bir toplumsal etki alanına sahip olan Mimarlar Odası’nın mevcut örgütlenme modeli ve yönetmelikleri, ne örgütü sağlıklı biçimde yönetmeye ne de biriken sorunlara kalıcı çözümler üretmeye yeterlidir. Ne yazık ki mevcut yapı büyük ölçüde geçmiş dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş; bugünün karmaşık mesleki, toplumsal ve siyasal sorunlarına yanıt üretmekte giderek zorlanan bir hale gelmiştir.</p>
<p>Bu nedenle sorun yalnızca mevcut yönetmelikleri uygulamak değildir. Asıl ihtiyaç, onların sınırlarını aşabilecek yeni örgütsel modeller geliştirebilmek ve bunları hayata geçirebilmektir. Örgütü canlı tutacak olan şey statik kurallar değil; katılımcılığı büyüten, üretimi artıran, kolektif iradeyi güçlendiren ve mücadeleyi süreklileştiren örgütlenme biçimleridir. Yönetmelikler yalnızca çerçeve sunabilir; mücadeleci bir örgütü asıl ayakta tutan şey ise ortak amaçlar etrafında birleşmiş politik irade ve kolektif çalışma kültürüdür.</p>
<p>Bu noktada MYK’nın koordinasyonunda temsilciliklerin, BKBT’lerin ve şubelerin yalnızca idari işlerin yürütüldüğü yapılar olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bu alanlar; düşünce üreten, tartışan, politika geliştiren, meslek alanına müdahale eden ve üyeleri örgütleyen gerçek çalışma ve üretim merkezlerine dönüştürülmelidir. Bunun en önemli yolu ise aynı hedefe inanan, ortak mücadele bilinci taşıyan ve örgütsel sorumluluğu paylaşan bir yapı kurabilmektir.</p>
<p>Bilmeliyiz ki örgütler yalnızca seçimlerle ya da yönetsel mekanizmalarla güçlenmez. Bir örgütü güçlü kılan şey; üyelerinin kendisini o yapının gerçek öznesi olarak hissetmesi, ortak mücadele hattına inanması ve kolektif emeğin parçası haline gelmesidir. Eğer temsilcilikler, BKBT’ler ve şubeler kendi bulunduğu alanlarda söz üreten, üyelerini sürece katan ve ortak çalışma kültürünü büyüten merkezlere dönüşebilirse; Mimarlar Odası yalnızca mesleki bir kurum değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal mücadele odağı haline gelecektir.</p>
<p>Şubeler arası koordinasyon Merkez Yönetim Kurulu üzerinden yürütülen mevcut ilişkilerle ve yönetmeliğe göre olan toplantılarla sınırlı kalmamalıdır. Bunun yanında ortak çalışma ağları, sürekli tartışma platformları ve kolektif üretim alanları oluşturulmalıdır. Özellikle şube yöneticilerinin mesleki ve politik başlıklarda düzenli olarak bir araya geleceği örgüt içi eğitim programları hayata geçirilmelidir. Bu buluşmalar yalnızca bilgi aktarımının yapıldığı teknik toplantılar değil; örgütün yaşadığı sorunların açık biçimde tartışıldığı, eleştirilerin ifade edildiği ve çözüm önerilerinin kolektif biçimde geliştirildiği demokratik zeminler haline gelmelidir.</p>
<p>Bu tartışmalar sonucunda ise belirli alanlara odaklanan çalışma grupları oluşturulmalıdır. Meslek hakları, genç mimarların sorunları, kadın çalışmaları, ekoloji, kent politikaları, yerel demokrasi, örgütlenme modeli ve eğitim gibi başlıklarda oluşturulacak kolektif çalışma grupları; hem örgütsel üretimi artıracak hem de şubeler arasında sürekli bir dayanışma ilişkisi kuracaktır. Böylece bilgi ve deneyim belirli merkezlerde toplanan bir ayrıcalık olmaktan çıkacak, bütün örgüte yayılan ortak bir hafızaya dönüşecektir.</p>
<p>Mimarlar Odası ayrıca; farklı alanlarda çalışan, deneyim sahibi, söz üretebilen ve örgütsel hafızayı taşıyan yöneticilerin katılımıyla güçlü danışma kurulları oluşturmalıdır. Ancak bu yapılar yalnızca meslektaşlardan oluşan dar bir çerçeveyle sınırlı kalmamalıdır. Çünkü mimarlık; kent, ekoloji, emek, kültür, toplumsal yaşam ve kamusal alan mücadelelerinden bağımsız düşünülemez. Bu nedenle danışma kurulları; farklı mesleki disiplinlerden uzmanların, öğrencilerin, kent savunmalarının, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve toplumsal mücadele alanlarında söz üreten temsilcilerin katılımıyla oluşturulmalıdır.</p>
<p>Böyle bir yapı, Mimarlar Odası’nın yalnızca kendi içine konuşan bir meslek örgütü olmasının önüne geçecek; toplumsal muhalefetle bağlarını güçlendiren, çok yönlü düşünebilen ve ortak mücadele hattı kurabilen bir anlayışı büyütecektir. Kent mücadelesi yalnızca mimarların değil; emeğiyle yaşayanların, öğrencilerin, kadınların, ekoloji hareketlerinin ve kent hakkını savunan bütün toplumsal kesimlerin ortak mücadelesidir.</p>
<p>Bu kurullar yalnızca görüş bildiren sembolik yapılar olmamalıdır. Her danışma kurulu belirli bir konuya odaklanmalı; ilgili alandaki sorunları tespit eden, çözüm önerileri geliştiren ve somut çalışma programları oluşturan üretken mekanizmalara dönüşmelidir. Örneğin ekoloji, genç mimarlar, kadın çalışmaları, deprem, kent politikaları, meslek hakları, eğitim, yerel demokrasi ve emek süreçleri gibi başlıklarda oluşturulacak danışma kurulları; yalnızca tartışma yürütmekle kalmamalı, aynı zamanda mücadele hattını ve çalışma planlamasını da ortaya koymalıdır.</p>
<p>Bu yaklaşım, örgütsel aklı birkaç kişinin karar alanına sıkıştıran merkeziyetçi anlayış yerine; kolektif düşünceyi, katılımcılığı ve toplumsal dayanışmayı büyüten demokratik bir örgüt modelinin gelişmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Şubeler, MYK öncülüğünde belirli aralıklarla düzenli biçimde bir araya getirilmeli; ortak karar süreçlerini hayata geçirecek iki yıllık çalışma programları hazırlanmalıdır. Örgütsel dönüşüm yalnızca niyetle değil; süreklilik taşıyan bir çalışma disipliniyle mümkündür. Burada zaman büyük önem taşımaktadır. Örgütün kendi çalışma aksını oluşturabilmesi için gerekli tartışma ortamına, kolektif üretim alanlarına ve yeterli zamana sahip olması zorunludur.</p>
<p>Kararların yalnızca seçim dönemlerine sıkışmadığı, düzenli buluşmalarla ortak politikaların üretildiği bir yapı; örgütsel sürekliliği güçlendirecek ve Mimarlar Odası’nı yeniden mücadeleci bir hatta taşıyacaktır. Genel merkezin koordinasyonunda, hangi şubenin hangi alanda desteğe ihtiyaç duyduğu ve bu ihtiyacın hangi şube tarafından karşılanabileceği ortak bir planlamayla belirlenebilir. Böylece dayanışma soyut bir söylem olmaktan çıkar; örgütlü, planlı ve kolektif bir çalışma biçimine dönüşür.</p>
<p><strong>49.Dönemin Hafızası, 50. Dönemin Mücadele Aksı</strong></p>
<p><strong>50.</strong>Dönemde ortaya çıkan birlikte üretme ve birlikte yönetme anlayışı, Mimarlar Odası açısından yalnızca geçici bir yönetim pratiği değil; önemli bir örgütsel ve politik deneyim yaratmıştır. Farklılıkların birlikte çalışabildiği, ortak emeğin öne çıktığı, dayanışmanın güç kazandığı ve kolektif aklın daha görünür hale geldiği bu süreç; yeni dönemin en önemli kazanımlarından biridir.</p>
<p>Her ne kadar bu anlayışı geriye çekmek isteyen, geçmişin merkeziyetçi ve tekçi yöntemlerini yeniden üretmeye çalışan yaklaşımlar bulunsa da; ortaya çıkan demokratik kültür artık kolayca tasfiye edilebilecek bir noktada değildir. Çünkü bir kez birlikte üretmenin, birlikte karar almanın ve dayanışmayla güçlenmenin olanakları görülmüştür. Bu hafıza artık örgütün kolektif belleğine kazınmıştır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki, karşıtlarımızın mücadele araçları ve yöntemleriyle mücadele ederek farklı bir gelecek kuramayız. Aynı merkeziyetçi, dışlayıcı ve denetimci yöntemleri yeniden üreterek yalnızca onların kötü birer taklitçisi haline geliriz. Bu nedenle mesele yalnızca sorunlarımızın nedenlerini tespit etmek değildir; o sorunları hangi yöntemlerle çözeceğimizi de doğru belirlemektir. Eğer demokratik bir örgüt istiyorsak, mücadele yöntemlerimiz de demokratik olmak zorundadır. Eğer dayanışmayı savunuyorsak, örgütsel ilişkilerimizi de dayanışma üzerine kurmak zorundayız. Yöntem ile hedef birbirinden kopuk değildir; kullanılan yöntemler zamanla örgütün karakterini belirler.</p>
<p>50.Dönem seçimlerinin kaderini de tam olarak bu anlayış belirleyecektir. Birlikte üretme, birlikte yönetme ve kolektif mücadele kültürü, yeni dönemin gerçek gücü olacaktır. Bu iradeyi en güçlü biçimde ise şubelerin yönetim kurulları, temsilcilikleri, BKBT’leri ve örgütsel üretim alanları taşıyacaktır. Biliyoruz ki örgütün gerçek gücü, yalnızca merkezde değil; bulunduğu her yerde söz üretebilen, mücadele eden ve dayanışmayı büyüten kadrolardan doğar. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde temel sorumluluklarımız açıktır. 29 şubenin ortak politikalar etrafında bir araya gelmesini sağlamak, şubeler arası dayanışmayı büyütmek ve örgütsel kopuklukları gidermek zorundayız. Mimarlar Odası politikalarını yalnızca MYK üyelerinin sorumluluğu olarak görmekten vazgeçmeli; bütün şubelerin ortak üretimine dayanan kolektif bir anlayışı hakim kılmalıyız. Merkezi birkaç kişinin omzuna yıkılmış bir örgüt modeli sürdürülebilir değildir. Güçlü örgüt; sözün, emeğin ve sorumluluğun tabana yayıldığı örgüttür.</p>
<p>Ekonomik sorun yaşayan şubeler dayanışma kültürüyle desteklenmeli, eksik kalmış alanlarda çalışmaları yeniden başlatacak destekler verilmeli, örgütsel disiplin merkez ile şubeler arasında yeniden kolektif bir anlayışla kurulmalıdır. Hiçbir örgüt tek başına güçlenemez. Bir şubenin yalnızlaşması, aslında bütün örgütün zayıflaması anlamına gelir. Buna karşılık ortak mücadele kültürü büyüdüğünde, örgüt yalnızca yönetsel olarak değil; siyasal ve toplumsal olarak da güç kazanır.</p>
<p>Elbette karşımıza engeller çıkacaktır. Alışılmış ilişkilerden beslenenler, örgütü dar alanlara sıkıştırmak isteyenler ve birlikte üretme kültüründen rahatsız olanlar olacaktır. Ancak sorunlarını çözebileceğine inanan, ortak mücadele iradesi taşıyan ve geleceği birlikte kurmaya kararlı bir topluluğu hiçbir güç geriye düşüremez, engelleyemez.</p>
<p>Önümüzdeki dönem; demokrasiye, dayanışmaya, kolektif emeğe ve birlikte üretme kültürüne inanan kadroların dönemi olacaktır. Çünkü gelecek; birbirine güvenenlerin, birlikte mücadele edenlerin ve örgütlü dayanışmayı büyütenlerin olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Mimari Proje Yarışmaları” ve “Mimarlık”ın, “Andışıklık(*)” Bağlamıyla Birlikte; “ÖNKOLOKYUMLU(**) Mimari Fikir Projesi Yarışmaları(***)” ve “Mimarlık Eğitimi&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimari-proje-yarismalari-ve-mimarlikin-andisiklik-baglamiyla-birlikte-onkolokyumlu-mimari-fikir-projesi-yarismalari/</link>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25253</guid>
		<description><![CDATA[Belki hatırlarsınız daha önce “Kalitenizi belirleyen; kaliteyi talep etme kalitenizdir&#8230;” demiştik&#8230; Burada ele aldığımız konuda da, “Andışıklık” bağlamı üzerinden “Kalite Arayışının” gerek ve şart olduğu “Mimari Proje Yarışmaları”yla “Eşleştiği Noktaları” değerlendirmeye çalışacağız&#8230; Bilirsiniz, “Daha Sağlıklı Kentler” için “Daha Sağlıklı Mimarlık” gerek ve şarttır&#8230; Dahası bunun devamı olarak da “Daha İyi]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Belki hatırlarsınız daha önce <strong><em>“Kalitenizi belirleyen; kaliteyi talep etme kalitenizdir&#8230;”</em></strong> demiştik&#8230; Burada ele aldığımız konuda da, <strong>“Andışıklık”</strong> bağlamı üzerinden <strong>“Kalite Arayışının”</strong> gerek ve şart olduğu <strong>“Mimari Proje Yarışmaları”</strong>yla <strong>“Eşleştiği Noktaları”</strong> değerlendirmeye çalışacağız&#8230;</p>
<p>Bilirsiniz, <strong>“Daha Sağlıklı Kentler”</strong> için <strong>“Daha Sağlıklı Mimarlık”</strong> gerek ve şarttır&#8230; Dahası bunun devamı olarak da <strong>“Daha İyi Kentler”</strong> için <strong>“Daha İyi Mimarlık”</strong> gerek ve şarttır da; diyebiliriz&#8230;</p>
<p>Kent yaşamında doğrudan fark edilmese bile; içinde yaşanılan toplumda, <strong>“Kamuyasal”</strong> nitelikte <strong>“İyilik”</strong> ya da <strong>“İyi”</strong>nin <strong>“DNA”</strong>sını oluşturan <strong>“Vicdan”</strong> ve <strong>“Vefa”</strong> temelli <strong>“İkili Sarmal”</strong>dır&#8230; Ve bu <strong>“İkili Sarmal”</strong>; yani toplumsal <strong>“DNA”</strong>yı oluşturan <strong>“RNA”</strong> parçaları <strong>“Bireyleri”</strong> birbirlerine; <strong>“Vicdan”</strong> ve <strong>“Vefa”</strong> üzerinden birbirlerine bağlanırlar&#8230;</p>
<p>Kimse birbirini sevmek zorunda değildir, çünkü sevgi; <strong>“Kişisel”</strong> bir niteliklidir&#8230; Ancak herkes birbirlerine karşı saygılı olmak zorundadır, çünkü saygı; <strong>“Kamuyasal”</strong> bir niteliklidir&#8230;</p>
<p><strong>“Sağlıklı Kentsel Bütünlük”</strong> açısından bu tür niteliklerin nasıl bir yansıma ile <strong>“Üretilen Mimariye”</strong> etki ettiğini yeniden düşünmemiz gerekmez mi?&#8230; Tabii ki her zaman!&#8230; Çünkü istesek de istemesek de <strong>“Sağlıksız Kentsel Bütünlük!&#8230;” </strong>her açıdan sağlığımıza sürekli olumsuz olarak etki etmektedir&#8230; Bu nedenle <strong>“Gerçekliğe, boş</strong>(nafile)<strong> yolculuklar yapmaya gerek yoktur&#8230;”</strong> Çünkü birebir yaşıyor ve görüyoruz; <strong>TOKİ</strong> örneklerinde olduğu gibi!&#8230;</p>
<p>Bir kente içinden ya da dışından olsun; neresinden bakarsanız bakın nicelik olarak gördükleriniz; o kent ve insanları hakkında nitelik olarak da kabaca bir bilgi edinebilir ve aklınızda biriken iyilik ve kötülükleri sıralarsanız; <strong>“aynı zamanda o kenti okumuş da olursunuz&#8230;”</strong></p>
<p>Her konuda herkes için uygun olabilecek <strong>“En İyi”</strong>nin aranması ve ona ulaşılması için mutlaka birbirinden farklı yollar olabilir&#8230; Ancak burada emin olduğumuz, öteden beridir bildiğimiz bir yol varsa, o yol da <strong>“Yarışmalardır&#8230;”</strong></p>
<p>Özellikle <strong>“Mimari Yarışmaların”</strong> aynı zamanda <strong>“Zorlu Bir Sınav”</strong> olduğunu biliyoruz zaten&#8230; Burada herkes için iyi olana ulaşmak her zaman <strong>“Kamuyasal”</strong> bir zorunluluktur&#8230; Çünkü o kentte hep birlikte yaşıyoruzdur ve bu konu da herkesi doğrudan ilgilendiriyordur&#8230;</p>
<p>Öncelikle toplumun ortak kullanımında olan tüm mekânların tasarlanmasından üretilmesine kadar; her aşama, o toplumu oluşturan <strong>“Toplum Teki”</strong> yani bireyler olarak her birimizi etkileyeceği için de herkesin ikna olması ya da ikna edilmesi esastır&#8230;</p>
<p>Bilmediğimiz şeyin, sahibi de olamayız; bu nedenle biz bir kent yaşamının parçası olarak; bilmek hakkımızı sonuna kadar savunma hakkına da doğal olarak sahip çıkmalıyız&#8230;</p>
<p><strong>“İyiler”</strong> içinde <strong>“En İyi”</strong> olanı seçmek hakkı; konunun uzmanlarının da bilgilendirmesi eşliğinde yapılacak olan <strong>“Mimari Yarışmalar”</strong>; yaşamımızı biraz daha iyi kılmak hedefiyle yapıldıkları için <strong>“Kamuyasal Yararlılık”</strong> da herkes adına ortaya çıkacak olan eserden olumlu olarak etkileneceğiz demektir&#8230;</p>
<p>Yarışmalar konusunun sadece kentsel üretim sürecinin zorunlu aşaması haline gelmesini olumlu yönde etkileyecek olan bir başka süreç ise <strong>“Mimarlık Eğitimi”</strong> sırasında <strong>“tam zamanlı bir ders olarak yer verilmesi olacaktır şüphesiz&#8230;”</strong> Bu konuda daha önce ayrıntılarını yazdığım yazıların web sayfaları aşağıdaki dip notlar arasında yer almaktadır.</p>
<p>Örneğin; <strong><em>Mimari Yarışmalar Tarihi’nde “İlk Kez” Yapılan “Eşzamanlı ve Ön-Kolokyumlu Yarışma”dan Bugüne ve “Yeniden!”</em></strong><strong> (****)</strong> gibi&#8230;</p>
<p>Daha önce yapılmış yarışmalar ve uygulama örneklerinin değerlendirilmesinin; <strong>Mimarlık Bölümleri’nde,</strong> örneğin<strong>; “3. ders yıl içinde bağımsız bir ders olarak verilmesi”</strong> mimarlık eğitimine önemli bir katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Bu derste, <strong>“Yarışmaların Jüri Üyeleri”</strong>, <strong>“Ödül Kazananları”</strong> ve isterlerse diğer katılımcılarının yer aldığı; <strong>“Yarışma Anısı/Anıları Kolokyumu”</strong> (<strong>“Son Kolokyum”</strong>) biçiminde; mimarlık öğrencilerinin izleyici olmanın ötesinde; gözlemlerini de aktarabilecekleri bir ortamın sağlanması; hep birlikte kaliteli bir eğitim süreci yaşanmasına büyük katkı sağlayacaktır&#8230; Bu olanaktan mimarlık fakültesi bulunan tüm üniversitelerin <strong>“Mimarlık Bölümleri”</strong>nde okuyan <strong>“Aday Mimarların”</strong> yararlanması; ülke mimarlığına da büyük katkı yapacaktır&#8230;</p>
<p><strong>Herkese, ama herkese başarılı mimari yarışmalar dilerim&#8230;</strong></p>
<p>Hele ki bu yarışmalar bir de <strong>“Ön Kolokyumlu”</strong> olurlarsa; herkese tadından yenilmez güzellikler ve iyilikler sağlayacaktır; <strong>“Kesin!&#8230;”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>(*)</strong><strong>“Andışık”/”Andışıklık”</strong> kelime kavramını,<strong> t</strong>am olarak <strong>“Eş Anlamlı”</strong>/<strong>“Anlamdaş”</strong> olmayan ancak <strong>“Eş Andıran”</strong>/<strong>”Eş Anımsatan”</strong> yerine Sözdizimsel(Sentaktik) ve Anlambilim/Anlambilimsel(Semantik) açıdan; yani kelimelerin ve kavramların dile getirildiği anda; <strong>“Anımsatan”</strong> gibi söyleniş, ses uyumu ile birlikte hemen akla gelmesi bakımından, daha uygun olduğunu gördüğüm için (TDK)Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde olmayan bu <strong>“Andışık”</strong> kelimesini; <strong>“Kelime ve Sözlerin Anlam ve Çağrışım Eşliğini”</strong> anlatmak için uydurdum&#8230; Yıllar önce <strong>“Toplum ve Toplum Teki”</strong>(Birey) için ortak payda <strong>“Hukuki Meşruiyeti”</strong> vurgulamak için; <strong>“Kamuyasal”</strong> kelime/kavramını uydurduğum gibi&#8230; Geçelim&#8230;</p>
<p><strong>(**)</strong> <a href="http://www.mimarist.org/mimarlikta-elestirel-kuram-var-olmayani-var-kilmak-cabasidir-mukemmel-olanin-mukemmele-ulasma-cabasinin-kendisi-oldugu-gibi/"><strong>http://www.mimarist.org/mimarlikta-elestirel-kuram-var-olmayani-var-kilmak-cabasidir-mukemmel-olanin-mukemmele-ulasma-cabasinin-kendisi-oldugu-gibi/</strong></a></p>
<p><strong>(***)</strong> <a href="http://www.mimarist.org/mimarlik-ve-mimarlik-egitimine-dogrudan-katkisini-saglamak-icin-mimari-proje-yarismalari-ve-kolokyumlari-dersi-gerek-ve-sart-degil-midir/"><strong>http://www.mimarist.org/mimarlik-ve-mimarlik-egitimine-dogrudan-katkisini-saglamak-icin-mimari-proje-yarismalari-ve-kolokyumlari-dersi-gerek-ve-sart-degil-midir/</strong></a></p>
<p><strong>(****)</strong> <a href="http://www.mimarist.org/mimari-yarismalar-tarihinde-ilk-kez-yapilan-eszamanli-ve-on-kolokyumlu-yarismadan-bugune-ve-yeniden/"><strong>http://www.mimarist.org/mimari-yarismalar-tarihinde-ilk-kez-yapilan-eszamanli-ve-on-kolokyumlu-yarismadan-bugune-ve-yeniden/</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Nisan 2026, Sayı: 313</strong><img class="aligncenter size-large wp-image-25254" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk-1024x793.jpg" alt="" width="900" height="697" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk-300x232.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk-768x595.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25255" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/ogrencilerinektigi-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/ogrencilerinektigi-768x1024.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/ogrencilerinektigi-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25256" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/toki.jpg" alt="" width="494" height="672" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/toki.jpg 494w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/toki-221x300.jpg 221w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Viyana Tavrı</title>
		<link>http://www.mimarist.org/viyana-tavri/</link>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25250</guid>
		<description><![CDATA[DAM Notları Nisan 2026 Hasan Çakır, Frankfurt Antika filozoflardan Lidyalı Perikles (5. Yy.), kentinin sorunlareına ilgi duymayan bir kentli yalnızca ilgisizin birisi degil, aynı zamanda yararsız ve zararlı birisidir, demiştir. Filozofu öfkelendiren, ona bu sözü söyleten neydi acaba? Ahalisi kentinin sorunlarına ilgi göstermeyen kentlerin vay haline! Vay ki ne vay!]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>DAM Notları Nisan 2026<br />
Hasan Çakır, Frankfurt</p>
<p>Antika filozoflardan Lidyalı Perikles (5. Yy.), kentinin sorunlareına ilgi duymayan bir kentli yalnızca ilgisizin birisi degil, aynı zamanda yararsız ve zararlı birisidir, demiştir. Filozofu öfkelendiren, ona bu sözü söyleten neydi acaba?</p>
<p>Ahalisi kentinin sorunlarına ilgi göstermeyen kentlerin vay haline! Vay ki ne vay!</p>
<p>***</p>
<p>Bir kent ahalisinin kentinin sorunlarına ilgisinin belirtileri neler olabilir? Sözgelimi bir kentte yesil alanlar veya kamusal alanların durumu, ahalisinin  kent sorunlarına ilgisinin göstergesi olabilir  mi? Olabilir diyenler var.</p>
<p>Ama, bir kentin ahalisinin kentin sorunlarına ilgisi, kentsel sorunlara karsı takındığı tavırda görünür. O tavır kent ahalisinin kentsel sorunlarına ilgisinin som göstergesidir.</p>
<p>***</p>
<p>Viyana ahalisi kentte tuhafına giden imar eylemleri karşısında eğlenceli bir ciddiyetle tavır alıyor; beğenmedikleri kentsel değişikliklere, tutmadıkları mimariye gülünç adlar takıp eğlence konusu yapıyor.</p>
<p>Yıllar önce, gezgin yoldaşım Barbara  Çakır – Wahl ile Viyanayı kolaçan ederken&#8230; Turizm Ofisinden Viyanayı tanıtan broşürler edinmiştik: „Viyana ve çevresindekı 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin Viyanalıları öfkelendiren en çarpıcı örneklerine turistik kent turları“ ilgimizi çekmisti.</p>
<p>Broşürde turlar söyle tanıtılıyor:</p>
<p>&#8211; Viyanalılar, kentlerindeki değişikliklere genellikle alaycı ve şiddetli direnişle tepki gösterirler.  Begenmedikleri yapılara esprili adlar takıp dillerine doluyorlar. espri konusu yaparak diline doluyor.  Art Nouveau stili „Sesession“un (sergi binası’nIn) takma adı: altın rengi &#8220;Krauthappl“(lahana sarması için yerel bir takma ad), Adolf Loos‘un Kafe’sinin lakabı &#8220;Kafe Nihilizm&#8221;;  Hans Hollein&#8217;in Albertina Müzesi sundurması &#8220;benzin istasyonu&#8221;&#8230; Viyana Müze Bölgesi&#8217;nin gelişimi de 20 yıl boyunca karalama kampanyaları ve protestolarla birlikte gerçekleşti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211; Bu tur, ilk skandallardan sonra hangi projelerin Viyana şehir manzarası için vazgeçilmez hale geldiğini ve neden böyle olduğunu gösteriyor.</p>
<p>&#8211; Viyana Mimarlık Merkezi rehberleri, sizi özel otobüs, metro veya yürüyerek Viyana ve çevresindeki 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin en çarpıcı örneklerine götürecektir.</p>
<p>&#8211; Viyana Şehir Turu, Mimari Tartışmalar, Viyanalıları Ne Öfkelendiriyor? Süre: 2,5 saat,Tarihler: Anlaşmaya göre. 10 veya daha fazla kişilik gruplar için. Diller: Almanca, İngilizce.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Viyana esprili bir kent…Viyana ahalisi, kentte tuhafına giden imar eylemlerine karsı gülmeceli bir tavır takınıyor; eglenceli bir ciddiyetle bizde varız, biz de bu kentte yasıyoruz, diyor adeta.</p>
<p>***<br />
Tiyatro ve sinema sanatçısı, filozof, yazar Peter Üstinov, yıllar önce (Istanbul’da bir söyleşide) „dünyayı gülmek kurtarabilir“ demisti. Bence 20. Yüzyılda söylenmiş mega ciddi sözlerden biridir.</p>
<p>Kent ahalisi, kentlerdeki imar tuhaflıklarına karşı topluca gülme eylemleri yapsa&#8230; Kentleri imar tuhaflıklarından sakınmada etkili olabilir mi acaba bu eylemler?!</p>
<p>Eh! Ama en azından, mimari kültüre duyarlı bir kamuoyu olusmasina katkısı olur, deyip noktayı koyduğumda aklıma yıllardır Viyana’da yasıyan değerbilir dostum mimar Birtan Karain geldi. DAM Notları’nı ona postaladım. Ne der acaba diye merakla beklerken bir not gönderdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vay be, neler olmuş!</p>
<p>Viyana’lı Mimar Birtan Karain’in notu:</p>
<p>Çok güzel bir konu. Bir ilave yapmak isterim. İstersen yazarsın:</p>
<p>Viyana Devlet Opera binası inşası da kamuoyun eleştirileri ile başladı. Anıtsal yapı 25 Mayıs 1869&#8217;da açıldığında, her iki mimar da ölmüştü. Eduard van der Nüll, muhteşem binaya yönelik kamuoyu eleştirilerine dayanamadı. Opera binasını çevreleyen sokaklar, başlangıçta planlanandan bir metre daha yüksek inşa edilmişti ve bu da aksi takdirde prestijli olan yeni binaya versunkene Kiste &#8220;çukur kutu&#8221; gibi aşağılayıcı bir lakap kazandırmıştı. Mimar Van der Nüll açılıştan önce kendini astı ve diğer mimar da kısa süre sonra akciğer rahatsızlığından öldü. Eleştirmenlerden biri olan İmparator 1. Franz Joseph, daha sonra sert sözlerden kaçındı -ya da efsaneye göre- ve nazik bir klişeye başvurdu ve tarihi açıklaması “Es war sehr schön, es hat mich sehr gefreut”: yani “Çok güzeldi, beni çok memnun etti.” dedi.</p>
<p>Fatoş ve ben Viyana’dan selamlarız.“</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25252" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-965x1024.jpg" alt="" width="900" height="955" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-965x1024.jpg 965w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-283x300.jpg 283w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-768x815.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25251" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-978x1024.jpg" alt="" width="900" height="942" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-978x1024.jpg 978w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-286x300.jpg 286w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-768x804.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Kent Kimin?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/kent-kimin/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25182</guid>
		<description><![CDATA[Neoliberal Kuşatma Altında Mekân, İktidar ve Yerel Demokrasi Mücadelesi Ahmet Erkan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Kentler, insanlık tarihinin hiçbir döneminde yalnızca barınma ihtiyacına yanıt veren fiziksel yerleşimler olmamıştır. Aksine kent, üretim ilişkilerinin, iktidar biçimlerinin ve toplumsal örgütlenmenin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Bu nedenle kentlerin]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-25183" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule.jpg" alt="" width="740" height="370" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule.jpg 740w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></strong></p>
<p><strong>Neoliberal Kuşatma Altında Mekân, İktidar ve Yerel Demokrasi Mücadelesi</strong></p>
<p><strong>Ahmet Erkan</strong><br />
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</p>
<p>Kentler, insanlık tarihinin hiçbir döneminde yalnızca barınma ihtiyacına yanıt veren fiziksel yerleşimler olmamıştır. Aksine kent, üretim ilişkilerinin, iktidar biçimlerinin ve toplumsal örgütlenmenin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Bu nedenle kentlerin tarihi, aynı zamanda sınıf mücadelelerinin, egemenlik biçimlerinin ve direniş pratiklerinin tarihidir.</p>
<p>Arkeolojik ve tarihsel veriler, ilk kentlerin ortaya çıkışının üretim fazlasının denetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Mezopotamya’da kurulan erken kentler —Ur, Uruk, Lagaş— yalnızca tarımsal üretimin yoğunlaştığı alanlar değil, aynı zamanda bu üretimin artı değerine el koyan siyasal ve dinsel elitlerin örgütlendiği merkezlerdir. Bu bağlamda kent, daha başlangıcından itibaren sınıfsal ayrışmanın ve devlet aygıtının mekânsal karşılığı olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu saptama, kent kuramcısı Lewis Mumford’un kent tanımıyla örtüşür: Kent, yalnızca bir yerleşim değil, iktidarın örgütlenme biçimidir. Nitekim ilk kentlerin mekânsal düzeni incelendiğinde, merkezde yer alan tapınak ve saray komplekslerinin yalnızca işlevsel değil, ideolojik bir rol üstlendiği görülür. Bu yapılar, egemenliğin görünür kılınmasının araçlarıdır.</p>
<p><strong>Mekânın Siyasallaşması: Antikiteden Moderne</strong></p>
<p>Antik Yunan polisleri, kent mekânının siyasal katılım ile ilişkisini açığa çıkaran önemli örnekler sunar. Agora, yurttaşların bir araya gelerek karar aldığı kamusal bir alan olarak tarihsel bir kırılmayı temsil eder. Ancak bu katılımın sınıfsal ve cinsiyet temelli dışlayıcılığı göz ardı edilemez. Demokrasi, mekânsal olarak kurulmuş; fakat eşitsizlikler üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p>Roma kentleri ise merkeziyetçi yönetimin mekânsal organizasyonunu daha ileri bir düzeye taşımıştır. Askerî yollar, forumlar ve idari yapılar, imparatorluk otoritesinin sürekliliğini sağlayan bir ağ oluşturmuştur. Kent, burada bir yönetim teknolojisi haline gelir.</p>
<p>Orta Çağ’da ise kentler, feodal yapıya karşı gelişen özerklik mücadelelerinin sahnesi olmuştur. Ticaretin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan kent burjuvazisi, yerel yönetim biçimlerini (loncalar, kent meclisleri) inşa ederek merkezi otoriteyi sınırlayan yeni bir güç odağı yaratmıştır. Bu dönem, yerel demokrasinin tarihsel köklerini anlamak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>Kapitalist Modernite ve Kentin Yeniden Üretimi</strong></p>
<p>Sanayi devrimiyle birlikte kentler, kapitalist üretim ilişkilerinin merkezine yerleşmiştir. Kırdan kente göç, işgücünün yoğunlaşması ve üretimin mekânsal örgütlenmesi, kentleri sermaye birikiminin vazgeçilmez unsuru haline getirmiştir.</p>
<p>Bu süreci analiz eden Henri Lefebvre, kentin “toplumsal bir üretim” olduğunu vurgular. Ona göre mekân, tarafsız bir zemin değil; doğrudan doğruya üretim ilişkilerinin bir sonucudur. Kapitalizm, yalnızca malları değil, mekânı da üretir.</p>
<p>Bu çerçevede modern kent planlaması, çoğu zaman teknik bir faaliyet olarak sunulsa da gerçekte sınıfsal bir müdahaledir. 19. yüzyılda Paris’in yeniden düzenlenmesi (Haussmann planları), yalnızca hijyen ve ulaşım sorunlarını çözmek için değil; aynı zamanda işçi sınıfının isyan potansiyelini dağıtmak için gerçekleştirilmiştir. Geniş bulvarlar, askeri müdahaleyi kolaylaştıran bir mekânsal stratejidir.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25186" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-745x1024.jpg" alt="" width="745" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-745x1024.jpg 745w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-218x300.jpg 218w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-768x1055.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3.jpg 770w" sizes="(max-width: 745px) 100vw, 745px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Neoliberal Dönüşüm: Kentin Metalaşması</strong></p>
<ol>
<li>yüzyılın son çeyreğinden itibaren kapitalizm yeni bir evreye girmiştir: neoliberalizm. Bu süreçte kentler, küresel sermayenin yatırım ve spekülasyon alanlarına dönüştürülmüştür.</li>
</ol>
<p>Neoliberal politikaların kent üzerindeki etkileri üç temel eksende gözlemlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> Kamusal alanın tasfiyesi:</strong><br />
Parklar, meydanlar, kıyılar ve hatta sokaklar giderek özelleştirilmekte; kamusal kullanım daraltılmaktadır. Kent, yurttaşların ortak yaşam alanı olmaktan çıkarılarak tüketim mekânına indirgenmektedir.</li>
<li><strong> Mekânsal eşitsizliklerin derinleşmesi:</strong><br />
Kentsel dönüşüm projeleri, çoğu zaman düşük gelirli kesimlerin yerinden edilmesine yol açmakta; kent merkezleri yüksek gelir gruplarına tahsis edilmektedir. Bu süreç, literatürde “soylulaştırma” (gentrification) olarak tanımlanır.</li>
<li><strong> Planlamanın tasfiyesi ve piyasalaşma:</strong><br />
Şehir planlama disiplini, kamusal yarar ilkesinden uzaklaştırılarak piyasa dinamiklerine bağımlı hale getirilmiştir. Planlama, bilimsel bir süreç olmaktan çıkarılıp yatırım kararlarının meşrulaştırma aracına dönüştürülmüştür.</li>
</ol>
<p>Bu noktada mimarlık ve planlama disiplinlerinin sistematik biçimde dışlandığı görülmektedir. Karar alma süreçleri, teknik uzmanlık yerine sermaye gruplarının ve siyasi iktidarın çıkarlarına göre şekillenmektedir. Meslek odalarının yetkilerinin sınırlandırılması, denetim mekanizmalarının zayıflatılması ve proje süreçlerinin şeffaflıktan uzaklaştırılması bu dönüşümün somut göstergeleridir.</p>
<p><strong>Kent: Bir Yönetim ve Denetim Aygıtı</strong></p>
<p>Neoliberal kent, yalnızca ekonomik bir dönüşümü değil; aynı zamanda yeni bir yönetim biçimini de temsil eder. Kent mekânı, artık yalnızca üretimin değil; toplumsal kontrolün de aracıdır.</p>
<p>Güvenlikli siteler, kapalı alışveriş merkezleri, kamera sistemleri ve kontrollü kamusal alanlar, kentte yaşayan bireylerin davranışlarını düzenleyen birer disiplin mekanizmasıdır. Bu durum, Michel Foucault’nun “iktidarın mikro-fizikleri” kavramıyla açıklanabilir. İktidar, yalnızca devlet aygıtı üzerinden değil; mekânın organizasyonu üzerinden de işler.</p>
<p>Böylece kent, yaşamın üretildiği bir alan olmaktan çıkar; itaatin, gözetimin ve tüketimin yeniden üretildiği bir yapıya dönüşür. İnsanlar artık kentte yaşayan öznelere değil; yönetilen, izlenen ve yönlendirilen nesnelere indirgenir.</p>
<p><strong>Yerel Demokrasi ve Alternatif Arayışlar</strong></p>
<p>Bu dönüşüme karşı geliştirilen en önemli kuramsal ve pratik yaklaşımlardan biri yerel demokrasi fikridir. Murray Bookchin, merkeziyetçi devlet yapısının yerine, mahalle meclisleri ve yerel konseyler aracılığıyla doğrudan demokrasiyi savunur. Ona göre gerçek demokrasi, insanların yaşadıkları mekân üzerinde söz sahibi olmalarıyla mümkündür.</p>
<p>Bu yaklaşım, Lefebvre’nin “kent hakkı” kavramıyla birleşir. Kent hakkı, yalnızca barınma hakkını değil; kentin üretimine katılma hakkını da içerir. Bu, mekânın yeniden politikleştirilmesi anlamına gelir.</p>
<p><strong>Sonuç: Kentlerin Geleceği</strong></p>
<p>Bugün kentler, tarihsel olarak belki de en keskin çelişkilerinden birini yaşamaktadır. Bir yanda küresel sermayenin kontrol ettiği, metalaşmış ve parçalanmış kentler; diğer yanda demokratik, katılımcı ve kolektif yaşam alanları olarak yeniden kurulmak istenen kentler.</p>
<p>Bu çelişki, yalnızca mekânsal değil; aynı zamanda sınıfsaldır.</p>
<p>Kentlerin geleceği, bu mücadelenin sonucuna bağlıdır. Ya kentler sermayenin birikim alanı olarak kalacak; ya da toplumsal yaşamın yeniden üretildiği özgürleşmiş mekânlara dönüşecektir.</p>
<p>Bu nedenle temel soru hâlâ geçerliliğini korur:</p>
<p><strong>Kent kimin?</strong></p>
<p>Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca kentlerin değil; toplumun geleceğini de belirleyecektir. Çünkü kent sorusu, özünde bir demokrasi sorusudur.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25184" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-1024x683.png" alt="" width="900" height="600" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona.png 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-300x200.png 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-768x512.png 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25185" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-1024x665.jpg" alt="" width="900" height="584" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-1024x665.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-300x195.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-768x499.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona.jpg 1200w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Dilovası işçi katliamı duruşmasının ardından: Biz mimarlara buradan nasıl dersler çıkar?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dilovasi-isci-katliami-durusmasinin-ardindan-biz-mimarlara-buradan-nasil-dersler-cikar/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:57:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Karçık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25181</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili meslektaşlarım, 8 Kasım 2025 günü Kocaeli’nin Dilovası kentinde, fason parfüm dolumu yapan atölyede meydana gelen patlamada 3 çocuk 6’sı kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği davanın ilk duruşması 24-27 Mart’ta Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüsünde görüldü. Davayı iki gün yerinde takip etme imkânım oldu ve izlenimlerimle birlikte buradan biz mimarları da]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili meslektaşlarım,</p>
<p>8 Kasım 2025 günü Kocaeli’nin Dilovası kentinde, fason parfüm dolumu yapan atölyede meydana gelen patlamada 3 çocuk 6’sı kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği davanın ilk duruşması 24-27 Mart’ta Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüsünde görüldü. Davayı iki gün yerinde takip etme imkânım oldu ve izlenimlerimle birlikte buradan biz mimarları da ilgilendirdiğini düşündüğüm konuları siz meslektaşlarımla paylaşmayı bir zorunluluk olarak görmemden kaynaklı bu metni kaleme almayı görev bildim.</p>
<p>Öncelikle belirtmek isterim ki, bu davanın alenileşmemesi ve duruşmaya katılımın daha az olması için kent merkezinden oldukça uzak olan Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Kampüsüne adeta kaçırılması bilinçli bir tercihtir. Aileler yalnızlaştırılamaya çalışılmış, duruşmanın ilk celsesi izole bir mekânda görülmüştür. Buna rağmen, duruşmaya birçok demokratik kitle örgütü; meslek örgütü, emek örgütü, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri katılmıştır. Duruşmanın gerçekleştiği dört gün boyunca, yalnızca patlamanın meydana geldiği Raviva Kozmetik’e özgü bir tabloyla karşı karşıya olmadığımız, bugün özellikle kadın ve çocuk işçilerin nasıl bir sömürü içerisinde olduğunu, Türkiye’deki vahşi çalışma düzeninin teşhirini ve bu düzenin nereye doğru gittiğini de gözler önüne seren bir süreç yaşadık.</p>
<p>Bu süreçte dinlediğimiz tanıklar ve aile yakınları; işçilerin güvencesiz, kayıt dışı, sigortasız çalıştırıldığı, düşük ücretlerle, günlük 600-700 lira yevmiye ile, gece mesailerine kadar çalıştırıldığı, düzgün bir yemek dahi verilmeden, tuvalete gitme imkânı bulamadan, iş güvenliği ekipmanları olmadan, kendi evlerinden getirdikleri kıyafetler ve yiyeceklerle çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçekliğini ifade ettiler. Babası kanser olduğu için çalışmak zorunda olan çocukların, 60 yaşında kalp rahatsızlığı olmasından kaynaklı başka bir yerde iş bulamadığı için sigortasız çalışmayı mahkûm edilen teyzelerin, üç çocuğunun bakımının yanında eğitim ve diğer ihtiyaçları için eve gelir getirmek zorunda olan kadınların öyküsüydü bu, dile kolay. Esnekliği, kuralsızlığı ve keyfiliği dayatan neoliberal politikalar ile kadınları ve çocukları ucuz işgücü olarak gören erkek egemen düzen iç içe geçerek kaçak atölyede çalışmaya mecbur etmişti yaşamları. Sömürü derinleşmiş, kadın ve çocuklar iş cinayetinde hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Diğer taraftan binanın yalnızca kaçak bir tadilat geçirmediğini, başlı başına kaçak bir yapı olduğunu ve hakkında yıkım kararı olmasına rağmen yıkılmadığını da öğrendik. İŞKUR binasının hemen yanı başında bulunan bir imalathaneden bahsediyoruz ve bunun görülmemiş, duyulmamış olmasının imkânı olmasa gerek. Ailelerin, defalarca CİMER üzerinden, belediyelere ve ilgili kurumlara şikâyette bulunduğunu; hem yaşanılan sömürüyü ve çalışma koşullarını hem kayıt dışı çalıştırmayı hem de ruhsatsız yapı ile ilgili başvurular yaptığını biliyoruz. Ancak buna rağmen ne Dilovası Belediyesinin ne Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının bu konuda gerekli adımları atmadığını ve süreçleri işletmediğini görüyoruz. Denetime giden zabıta memurları ise parfüm dolu kutularla ve çeşitli hediyelerle geri gönderilmiş; herkes her şeyi bilmesine rağmen müdahale etmemiş! Denetimden sorumlu yerel yönetim ve merkezi yönetimin, işçileri denetimsizliğe mahkûm ettiğini, kamu görevlilerinin de görevlerini yerine getirmediğini hep birlikte duymuş, görmüş, bilmiş olduk.</p>
<p>Tutuklu yargılanan sanıkların savunmalarına bakıldığı zaman ise öfkelenmemek elde değildi. İşverenlerin, daha fazla kar hırsı uğruna işçiler için hayatı nasıl cehenneme çevirdiklerini dinledik, kendilerinin ne kadar basiretli, saygın ve özverili iş insanları olduklarını anlattılar bize (!) Özellikle suçluyu kayırma suçundan yargılanan Ali Osman Akat’ın savunması sırasında mağdurların avukatlarına ve hayatını kaybeden aile yakınlarına dönerek “sesim basiretli geliyor mu?” ve “şov yapmayın, benim üzerimden prim yapmayın” çıkışı, hatta kendisini “büyük balina”, etrafındaki herkesi ise “küçük balık” olarak nitelendirmesi patronların neye ve kime güvendiğini yukarıda da ifade ettiğim gerçekler düşünüldüğünde açık bir biçimde gösteriyor. Üstelik mahkeme heyeti bu konuda gerekli müdahaleyi yapmadı ve mağdurların avukatlarının zorlamasıyla bu konuşmalar tutanaklara geçmiş oldu. Yine Ali Osman Akat, Kocaeli İl Emniyet Müdür Yardımcısı ile bağlantısı olduğunu ve patlamadan sonraki gelişmeleri bu bağlantı üzerinden takip ederek bilgi sahibi olduğunu itiraf etti. Ali Osman Akat’ın Ravive Kozmetik ile doğrudan bağlantısı olmasa da dolayımlı olarak burada dolum işleri yaptırdığı ve şirket sahibi yeğenlerinin danışanı, akıl hocası olduğu gün gibi ortadaydı.</p>
<p>İsmail Oransal ve abisi Ali Altay Oransal ise şirketin sahibi olmalarına rağmen herhangi bir yetkilerinin ve görevlerinin olmadığını, sadece kâğıt üzerinden şirketin sahibi gibi göründüklerini ifade ettiler. İddialarına göre tutuklu yargılandığı sırada hayatını kaybeden babaları Kurtuluş Oransal işletmeyi yönetiyordu, kendilerinin ise hiçbir bağı yoktu (!) Ancak ölen işçi ailelerinin anlattıkları ve bu isimlerin çelişkili ifadeleri bu durumun böyle olmadığını da açıkça ortaya koydu. Ali Altay Oransal’ın mezun olduğu lisans bölümü düşünüldüğünde, imalat ve iş güvenliğiyle ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını inanmak anormal bir durum olurdu. İsmail Oransal’ın eşi Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör ise Ravive Kozmetik ile ortak üretim yaptığı bilinen LYKKE Kozmetik’in sahipleri olarak olası kastla yargılandılar ve aynı biçimde suçu Kurtuluş Oransal’ın üzerine yıktılar. Olası kastla yargılanan dört isim de asıl suçlunun, Kurtuluş Oransal olduğunu iddia ederek kendilerini aklamaya çalıştılar, tanıkların ifadeleri ise durumun hiç de böyle olmadığını herkese gösterdi.</p>
<p>Bugün, her 4 saatte bir işçinin hayatını kaybettiği bir çalışma rejiminin kurulduğu bir düzlemde, avukatların mücadelesiyle bankalara müzekkere yazılarak banka hesaplarının incelenmesi, şirket bağlantılarının araştırılması ve Lider Kozmetik sahibi Nail Köse’nin dinlenmesine karar verildi. Buradaki ilişki ve ticari ağlarının ortaya çıkarılarak tüm bir sorumluların yargılanması ve hak ettikleri cezayı alması bir daha benzer iş cinayetlerinin yaşanmaması açısından kritik öneme sahip. Kamu görevlileri açısından ise soruşturma devam ediyor, mahkeme heyeti soruşturmanın akıbetinin de sorulmasına karar verdi. İkinci celsesi 20 Mayıs’ta görülecek davanın ilk celsesini bir ölçüde özetlemeye çalıştım.</p>
<p>Bunun yanında, işçi sağlığı açısından yapı güvenliğinin, yapı üretim ve denetim süreçlerinin kritik bir öneme sahip olduğunu da görmüş olduk. Patronun, 300 bin lira ücreti fazla bulduğu için yangın merdiveni yaptırmadığının ifade edilmesi, iş güvenliğinin bir maliyet unsuru olarak görüldüğünü gözler önüne sermiş oldu. Ravive Kozmetik’in yer aldığı bina tamamen kaçaktı ve yalnızca arsa tapusu bulunuyordu. Kaçak yapının işletme ruhsatı da yoktu elbette, üstelik parfüm dolum gibi yüksek risk sınıfına giren bir iş yapılıyordu! Yapı inşaatının veya bir işletmenin ruhsat, projelendirme ve uygulama süreçlerinin nasıl yürütüleceği yönetmeliklerde açık biçimde tanımlanmıştır. Ancak burada daha baştan başlayan bir sorun olduğu ve bu konuda ilgili kurumların harekete geçmediği ve müdahale etmediğini öğrenmiş olduk.</p>
<p>Üstelik karşı karşıya olduğumuz durum sadece tekil bir işletmeyle sınırlı değil, öyle ki tutuklu yargılanan bina sahibi duruşmada, “Dilovası’nın %80’inin kaçak olduğunu ve herkesin bunu bildiğini” ifade etti. Buna rağmen binayı kira vermişti çünkü kamusal denetim eksikliğinden güç bulmuştu; herkesin bilip görmezden geldiği onu mu bulacaktı! Kaçak yapılaşmanın olağan hale geldiği, birçok işletmenin de ruhsatsız bir biçimde her türlü güvenlik önleminden ve tedbirden yoksun bir biçimde üretime devam ettiği işçi havzası Dilovası’nda yaşanan bu katliamın, biz mimarlara da düşündürmesi gereken konular, müdahale etmesi gereken sorunlar olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bunlardan ilkinin yapı üretim ve denetim sürecinin bir bütün olarak kamusal denetime tabii tutulması meselesi olduğunu düşünüyorum. Fiziksel çevre ve planlama dokusunu bozan, kentsel ve sosyal donatıların yetersiz kalmasına yol açan, altyapı hizmetlerinin eksik kalmasına neden olan, birçok çevresel sorunları beraberinde getiren; planlama, mühendislik ve mimarlık hizmetinden faydalanılmadan üretilen yapılar, en başta o yapıda yaşayan halkın can güvenliğini riske atmakla beraber kentlinin, kentin hakkını ihlal etmektir. Burada, yerel yönetimlere planlama, ruhsatlandırma ve denetim konularındaki sorumluluğunu hatırlatmak gerekir. Yerel yönetimlerin bu sorumlulukları etkin bir şekilde sürdürmesi önemli bir konudur. Yerinde tespitler ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Bu bağlamda, biz mimarlara ve Mimarlar Odasına da görevler düştüğüne inanıyorum. Kaçak yapılaşma konusu on yıllardır tartışılan ancak hala önüne geçilemeyen bir durum olarak karşımızda dururken, politik bir yatırım aracına dönüştürülmüşken bizlere düşen görev, halkın sağlıklı, nitelikli, güvenli yapılarda yaşama hakkını, bilim ve tekniği, mimarlığı savunmaktır. Piyasalaşmış yapı denetim sisteminin karşısında durmak, etkin bir kamusal denetimi savunmaktan ve bunun yol ve yöntemini belirleyip yerel yönetimleri harekete geçirmekten geçmektedir.</p>
<p>İkincisi ise yapı güvenliğiyle ile işçilerin sağlığı ve güvenliğini önceleyen mekânsal üretim sürecinin göz ardı edilmesi meselesi. Bu konuda meslektaşlarımızla birlikte bütünlüklü bir politik hattın oluşturulmasının acil bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi bünyesinde kurulacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu’nun, bu tartışmaların kolektif bir biçimde yürütülmesi açısından önemli bir zemin olabileceğine inandığımı belirtmek istiyorum. İSİG konusunun, mesleki sorumluluğumuzun asli bir parçası olarak ele alınması ve buradan üretilecek politikaların hayata geçirilmesi için tüm meslektaşlarıma da bir çağrıda bulunuyorum. İş cinayetlerine karşı mücadeleyi büyütmenin gerekliliğinin yanında; bizlerin, işçi sağlığını ve iş güvenliğini gözeten mekânsal üretimler yapmanın ilke ve normlarını, bunu hayata geçirme biçimini birlikte düşünmemiz, birlikte tartışmamız ve birlikte eylememiz gerekiyor. Tüm meslektaşlarımı bu konuda duyarlı ve bilinçli olmaya, usulsüzlüklerin karşısında durmaya ve yapılacak çalışmalara omuz vermeye davet ediyorum.</p>
<p>Bununla birlikte 20 Mayıs’ta Dilovası işçi katliamının ikinci duruşması Kocaeli Kandıra Ceza İnfaz Kurumunda görülecek. Bu davanın takipçisi olmak, ailelerle dayanışma içinde olmak ve adalet mücadelesinin birlikte sürdürmek bir daha benzer katliamların yaşanmaması için önem taşıyor. İş cinayeti düzenine dur demek, mesleki ve toplumsal bir sorumluluğumuz gereğidir.</p>
<p>İş cinayetlerine karşı örgütlü mücadeleyi büyütelim!</p>
<p>Elif Karçık</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlık bir gösteri, bir şov değildir</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimarlik-bir-gosteri-bir-sov-degildir/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25178</guid>
		<description><![CDATA[DAM’da bu yılın ilk sergisi: DAM Ödülü 2026. &#160; 2026 DAM ödülü Peter Grundmann &#8211; Mimarlar Grubu‘na verildi. Mimarların Berlin’de eski bir depo binasını bir kültür merkezine dönüstürmede çevreye ve kentsel yasama karsı duyarlı mimarlık eylemi  ödüle layık görülmüs. &#160; Mimar Peter Grundmann , Mimarlık bir gösteri, bir ṣov deǧildir,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>DAM’da bu yılın ilk sergisi: DAM Ödülü 2026.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2026 DAM ödülü Peter Grundmann &#8211; Mimarlar Grubu‘na verildi. Mimarların Berlin’de eski bir depo binasını bir kültür merkezine dönüstürmede çevreye ve kentsel yasama karsı duyarlı mimarlık eylemi  ödüle layık görülmüs.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimar Peter Grundmann , Mimarlık bir gösteri, bir ṣov deǧildir, demis. İyi demiṣ!. Üzerinde durulmaya deǧer bir söz. Kentlerimizi, mimari ṣovların ötesinde, olsa olsa doǧaya ve yaṣama duyarli bir mimarlık eylemi, topluma ve insana uygun bir biçimde ṣekillendirebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sergiyi gezerken mimarilk eyleminin toplum için ne kadar önemli olduǧunu düṣündüm  Mimar, mimarlık eylemi ile toplum hayatını doǧrudan etkiler, kentsel yasamı güzellestirmeye önemli katkılarda bulunabilir. Evet, P Grundmann Mimarlar Grubu‘nun DAM Ödülü verilen mimarlık eylemi bunun kanıtı adeta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>30 Ocakta açılan Sergi 10 Mayısa kadar sürecek:  <a href="http://www.dam-online.de/dampreis">www.dam-online.de//dampreis</a> 2026</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kent ve Spor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>DAM’da bu yıl  ilgi çeken sergilerden biri de „Kent ve spor“ Sergisi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Epeydir Avrupa kentlerinde, kamusal alanları, spor aktivitelerinin de yapılabilecegi alanlara dönüstürme eylemleri giderek artıyor; kamusal yeşil alanlar ve açık alanlar spor, oyun ve rekreasyon için geçici veya hatta kalıcı mekanlara dönüştürülüyor. Spor, kentsel yasamın önemli bir ögesi sayılıyor.</p>
<p>Spor ve Kent Sergisi, Avrupa kentlerinde uygulanmıṣ on iki projeyi kapsamlı bir biçimde sunuyor. Bu projeler  spor aktivitelerini kentsel kamusal alanlara &#8211; şehrin en gözde yerlerindeki kentsel futbol sahalarından, çeşitli spor programlarına sahip nehir kenarı parklarına ve hatta oyun ve spor tesisleriyle çevredeki mahalleye açılan okul bahçelerine &#8211; yeni mimari yöntemlerle entegre ediyor. Sergide Son yıllarda gerçekleştirilen iddialı tasarımların yanında mevcut mekanlarda yapılan minimal düzenlemeler de yer alıyor.</p>
<p>Sergiyi gezerken, sporun  kamusal alanlarla entegrasyonunun kentsel yasam kalitesine  olumlu etkisini fark ediyor insan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>21 Subatta açılan sergii 7 Hazirana kadar sürecek: <a href="http://www.dam-online.de/">www.dam-online.de//</a>die Stadt ist der Sport</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasan Çakır, Mart 2026, Frankfurt<img class="aligncenter size-large wp-image-25179" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-446x1024.jpg" alt="" width="446" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-446x1024.jpg 446w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-131x300.jpg 131w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-768x1764.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2.jpg 1184w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25180" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-666x1024.jpg" alt="" width="666" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-666x1024.jpg 666w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-195x300.jpg 195w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-768x1181.jpg 768w" sizes="(max-width: 666px) 100vw, 666px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Bireysel ve Toplumsal/Kamusal Hakların ya da Kent Bütününde Hukukun; Uyumlu Bir Doku Kültürü Oluşturmasında Mimarinin Rolü&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/bireysel-ve-toplumsal-kamusal-haklarin-ya-da-kent-butununde-hukukun-uyumlu-bir-doku-kulturu-olusturmasinda-mimarinin-rolu/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:54:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25173</guid>
		<description><![CDATA[Metin Karadağ Bu konuda herkesin mutlaka söyleyebileceği bir söz vardır&#8230; Her “Eleştiri”nin içinde; yani bir köşesinde “Özeleştiri”yi barındırdığı gibi&#8230; Nasıl ki her “Eleştiri” belirli bir “Tecrübeye” dayanıyorsa; tüm o deneyimlerden oluşan birikim içinde bir yerlerde; şimdiki “an”ın tam tersi bir açıdan bakan bir gözlem “an”ı da vardır&#8230; Çünkü “Nedensellik Bağlamı”,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Metin Karadağ</strong></p>
<p>Bu konuda herkesin mutlaka söyleyebileceği bir söz vardır&#8230; Her <strong>“Eleştiri”</strong>nin içinde; yani bir köşesinde <strong>“Özeleştiri”</strong>yi barındırdığı gibi&#8230; Nasıl ki her <strong>“Eleştiri”</strong> belirli bir <strong>“Tecrübeye”</strong> dayanıyorsa; tüm o deneyimlerden oluşan birikim içinde bir yerlerde; şimdiki <strong>“an”</strong>ın tam tersi bir açıdan bakan bir gözlem <strong>“an”</strong>ı da vardır&#8230; Çünkü <strong>“Nedensellik Bağlamı”</strong>, eytişimsel/diyalektik bir olgular zincirinden ortaya çıkar; gelişir&#8230;</p>
<p><strong>Bu nedenle, gelinen nokta; önceki geçilmiş noktaların Matematiksel Toplamının izlerini de taşır&#8230;</strong></p>
<p>Bir toplumda <strong>“Birey”</strong> için <strong>“Bireysel Haklar ve Kamusal Haklar”</strong> ilişkisi hangi <strong>“Nicelik ve Nitelik Haklar Toplamını”</strong> ifade edebiliyorsa; toplumun bütünü için de aynı <strong>“Nicelik ve Nitelik Haklar Toplamını”</strong> ifade etmek durumundadır&#8230;</p>
<p>Çünkü <strong>“Hukuk”</strong> kavramı <strong>“Hak”</strong> kavramının <strong>“Karşılıklı Hak”</strong> dizisi, yani <strong>“Çoğulu”</strong> durumunda ortaya çıkarak varlık kazanabilmektedir&#8230;</p>
<p><strong>“Hukukun İmarı”</strong> ile <strong>“İmarın Hukuku”</strong> arasındaki paralellikler gözden kaçırılmamalıdır&#8230; Farkında olsak da olmasak da her yönü ve çeşidi ile çok sayıda ve ayrıntıda yer alan haklar tarafından kuşatılmışızdır&#8230;</p>
<p><strong>Hukuk, işte bu haklar silsilesinin bütünleyici adıdır&#8230;</strong></p>
<p>En temel tanımla <strong>“Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki; insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir&#8230; Kanunlar ancak bu ilişkileri korumak üzere yazılırlar&#8230;”</strong></p>
<p>Yaşamın temeli olan haklar; <strong>“Bireysel Haklar”</strong>dan başlamak üzere içinde yaşanılan ortamın yani <strong>“Yeryüzünün Bütünü”</strong>nü oluşturan <strong>“Doğal ve Çevresel Hakları”</strong> da kapsar&#8230;</p>
<p>“<strong>Bir başka haklar silsilesine hiçbir şekilde zarar vermeyen/engellemeyen her hak; varlığını korumak ve sürdürmek hakkına da sahiptir&#8230;”</strong></p>
<p>Şimdi gözlerinizi kapatınız ve <strong>“30. Yılı”</strong> dolan <strong>“Habitat-2 1996 İstanbul, İnsan Yerleşimleri Konferansı”</strong>nın <strong>“Kent ve Kentli Hakları”</strong> bütününde <strong>“Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir”</strong>lik ilkeleri ışığında; <strong>“Evsahibi Ülke”</strong> adına bu konferansın tüm organizasyon ve koordinasyonunu yapan Başbakanlığa bağlı <strong>“TOKİ-Toplu Konut İdaresi”</strong>nin bugün işlemekte olduğu <strong>“Kent Suçları”</strong>nı(Örneğin: <strong>“Fikirtepe!&#8230;”</strong>) düşünmeye çalışınız&#8230;</p>
<p>Nasıl olabilir ki böyle akıl almaz bir TOKİ saçmalıklar dizisi?&#8230;</p>
<p>Yeniden ve yeniden düşünmek gerek; çünkü yanlışın neresinden dönülürse kâr olacak!&#8230;</p>
<p>Bunun için önce <strong>“Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir” </strong>olmanın kaynağı yani <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> ilkesi hakkını yeniden kazanmamız gerekir&#8230;</p>
<p><strong>Biz de burada işe sıfır(0)dan başlayalım: &#8230;</strong></p>
<p><em>Gazeteciliğin <strong>&#8220;5N 1K&#8221;</strong> ilkesi: Haberciliğin temel sorularını kapsar. Bu yöntem, bir olayın tüm yönlerini açıklığa kavuşturarak okuyucuya detaylı bilgi sunmayı amaçlar. Her bir soru, haberin farklı bir boyutunu ele alır:</em></p>
<p><strong><em>Ne?</em></strong><em>: Olay nedir? Haberin ana konusu nedir? / <strong>Ne zaman?</strong>: Olay ne zaman gerçekleşmiştir? / <strong>Nerede?</strong>: Olayın geçtiği yer neresidir? / <strong>Nasıl?</strong>: Olayın gerçekleşme şekli nasıldır? / <strong>Neden?</strong>: Olayın sebepleri nelerdir? / <strong>Kim?</strong>: Haberin aktörleri kimlerdir?</em></p>
<p><strong><em>Bu sorular, sadece gazetecilikte değil, akademik araştırmalardan hukuk analizlerine kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.</em></strong></p>
<p><strong>Dahası: &#8230;</strong></p>
<p><em>Vitruvius, on kitaptan oluşan ve mimarlık üzerine yazılmış en eski ve en kapsamlı eserlerden biri olan <strong>&#8220;De Architectura&#8221;</strong> adlı eseriyle tanınır.</em></p>
<p><strong><em>Vitruvius Üçlemesi</em></strong><em> (Vitruvian Triad), Romalı mimar Vitruvius&#8217;un De Architectura (Mimarlık Üzerine On Kitap) eserinde tanımladığı, iyi bir yapının sahip olması gereken üç temel ilkedir: <strong>Firmitas</strong> (Sağlamlık/Konstüksiyon), <strong>Utilitas</strong> (Kullanışlılık/İşlevsellik/Fonksiyon) ve <strong>Venustas</strong> (Güzellik/Estetik).</em></p>
<p><strong><em>Bu üç ilke, tarih boyunca mimaride yapısal bütünlük ve estetik dengenin temeli sayılmıştır.</em></strong></p>
<p>O halde, <strong>“Kendimizden Kentimize”</strong> kadar her aşamada nicelik ve nitelik olarak ve tüm ölçü, ölçek v.b. değerlerimizi düşünerek dünyamızı daha yaşanılır hale getirmek için yola çıktığımızda; içinde yer aldığımız toplumda hiçkimseyi mutsuz ve huzursuz etmeyecek bir dizi kurguya önceden sahip olmalıyız.</p>
<p>Örneğin bu; <strong>iki(2) kişilik bir yerde/kentte/ülkede, bir(1) ekmeği adaletli biçimde paylaşmanın yolu;</strong> birinin ekmeği <strong>“Bölmesi”</strong>, diğerinin de <strong>“Seçmesi”</strong> yani <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> ilkesi ile olanaklıdır.</p>
<p>Çünkü <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> ilkesi, çok daha önemli ve değerli olan temel insanlık hakkı olan ve herkesi kucaklayan <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong>nın varlık kazanması ile de ayrılmaz bir bütünlük oluşturmaktadır&#8230;</p>
<p><strong>-Nokta!&#8230;-</strong></p>
<p>Bu arada aynı ilkenin <strong>“Devlet Kuvveti”</strong> ve <strong>“Din Kuvveti”</strong>nin ayrılığı için geçerli olması haline de <strong>“Laiklik”</strong> denilir!&#8230;</p>
<p>Ayrıca <strong>&#8220;Laiklik&#8221;</strong> ve doğal olarak <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> sadece <strong>Devlet</strong> ve <strong>Din bağlamı</strong> ile de sınırlı değildir&#8230;</p>
<p>Çünkü <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong>ndan doğan <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong> yok ise <strong>&#8220;Hiçbir Şey Yok!&#8230;&#8221;</strong> demektir! Aynı biçimde eğer <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong> yok ise <strong>&#8220;Demokrasi&#8221;</strong> de yok demektir&#8230;</p>
<p>İşte bu nedenle; <strong>&#8220;Devlet ile Mafya arasındaki Tek Fark; Hukuktur&#8230;”</strong></p>
<p>Şimdi bir kez daha <strong>“Mafya Raconu”</strong>na karşıt olanı tekrar edelim; <strong>“Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir&#8230; Kanunlar ancak bu ilişkileri korumak için yazılırlar&#8230;”</strong></p>
<p>Çünkü <strong>“Hammurabi Kanunları da Hukuk İçermez; çünkü sadece Kralın(Raconu) Buyruklarıdır&#8230;”</strong></p>
<p>O halde <strong>“Kralların Buyruklarını”</strong> pekala <strong>“YOK”</strong> sayabiliriz!&#8230;</p>
<p><strong>-Üç Nokta!&#8230;-</strong></p>
<p>Ya <strong>“Ortak Toplumsal Hafıza Kaybı!&#8230;”</strong> ya da <strong>“Evrensel Hukuk!&#8230;”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> <img class="aligncenter size-large wp-image-25174" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-1024x576.jpg" alt="" width="900" height="506" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-1024x576.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-300x169.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-768x432.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati.jpg 1200w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25175" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0304-matematiksanati.png" alt="" width="735" height="821" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0304-matematiksanati.png 735w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0304-matematiksanati-269x300.png 269w" sizes="(max-width: 735px) 100vw, 735px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25176" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0404-matematiksanati.jpg" alt="" width="473" height="621" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0404-matematiksanati.jpg 473w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0404-matematiksanati-229x300.jpg 229w" sizes="(max-width: 473px) 100vw, 473px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25177" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati.png" alt="" width="680" height="680" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati.png 680w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati-150x150.png 150w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati-300x300.png 300w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /></strong></p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Mart 2026, Sayı: 312</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Nerede Kalmıştık? Mücadelede, Dayanışmada ve Mimarlar Odası’nda…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/nerede-kalmistik-mucadelede-dayanismada-ve-mimarlar-odasinda/</link>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:24:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25133</guid>
		<description><![CDATA[TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu ve seçimleri, 20–21–22 Şubat tarihlerinde yoğun bir katılım ve güçlü bir ilgiyle gerçekleştirildi. Bu genel kurul, yalnızca bir dönem faaliyetinin değerlendirilmesi ve yeni bir yönetimin belirlenmesi açısından değil; mimarlık mesleğinin bugünkü durumu, meslek örgütümüzün karşı karşıya olduğu sorunlar ve kent]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu ve seçimleri, 20–21–22 Şubat tarihlerinde yoğun bir katılım ve güçlü bir ilgiyle gerçekleştirildi. Bu genel kurul, yalnızca bir dönem faaliyetinin değerlendirilmesi ve yeni bir yönetimin belirlenmesi açısından değil; mimarlık mesleğinin bugünkü durumu, meslek örgütümüzün karşı karşıya olduğu sorunlar ve kent mücadelelerinin geleceği açısından da önemli bir tartışma zemini oluşturdu.</p>
<p>Genel kurullar, meslek örgütlerinin idari süreçlerinin tartışılması ve güçlendirmek için gerekli eleştiri- özeleştirinin yapıldığı ve aynı zamanda kolektif hafızasını, mücadele birikimini de yeniden kurduğu alanlardır. Bu nedenle her genel kurul aynı zamanda bir dönemin muhasebesinin yapıldığı, yeni dönemin yönelimlerinin tartışıldığı ve meslek örgütü ile üyeleri arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı önemli bir eşiktir.</p>
<p>Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu da tam olarak böyle bir eşik niteliği taşımıştır.</p>
<p><strong>Meslek Örgütlerinin İçinden Geçtiği Dönem</strong></p>
<p>Genel kurulun gerçekleştiği tarihsel moment, meslek örgütleri açısından oldukça dikkat çekici bir döneme denk gelmiştir. Uzun yıllar boyunca TMMOB bünyesinde güçlü bir mücadele geleneğini temsil eden meslek odalarından biri olan İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şbesinde yaşanan yönetim değişimi, meslek örgütlerinin içinde bulunduğu siyasal ve örgütsel koşulları daha görünür hale getirmiştir.</p>
<p>Bu gelişme, salt bir oda yönetiminin değişmesi olarak okunamaz. Aynı zamanda meslek örgütlerinin toplumsal ve siyasal alanla kurduğu ilişkinin, örgütlenme biçimlerinin ve üyelerle kurulan bağın yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılan bir durum olarak da okunmalıdır.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin genel kurulu yalnızca mimarlar odası ve mimarlar için değil, aynı zamanda TMMOB örgütlülüğünün geleceği açısından da önemli bir referans noktası olmuştur.</p>
<p>Çünkü meslek örgütleri, yalnızca mesleki dayanışma kurumları değildir. Aynı zamanda kamusal alanı, kentleri, doğayı ve toplumsal yaşamı savunan demokratik kurumlardır. Bu yönüyle meslek odaları, toplumun kamusal çıkarını savunan önemli toplumsal aktörlerdir.</p>
<p><strong>Mimarlık Mesleğinin İçinden Geçtiği Kriz</strong></p>
<p>Bugün mimarlık mesleği tarihinin belki de en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır.</p>
<p>Türkiye’de son yirmi yılda hızlanan inşaat temelli büyüme modeli, mimarlık alanını niceliksel olarak büyütmüş görünse de mesleğin niteliği açısından ciddi sorunlar yaratmıştır. Çok sayıda mimarlık fakültesinin açılması, mimar sayısındaki hızlı artış ve meslek piyasasının kontrolsüz biçimde genişlemesi, mimarlık emeğinin giderek ucuzlamasına yol açmıştır.</p>
<p>Genç mimarlar mezun olur olmaz işsizlikle karşı karşıya kalmakta; iş bulabilenler ise çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve yoğun çalışma koşulları altında mesleklerini sürdürmeye çalışmaktadır. Birçok genç mimar için mimarlık, yaratıcı ve kamusal bir üretim alanı olmaktan çok, ağır emek koşullarının hüküm sürdüğü bir ofis pratiğine dönüşmektedir.</p>
<p>Bu süreç yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Aynı zamanda mimarlığın toplumsal rolünün ve mesleki itibarının aşınması anlamına gelmektedir.</p>
<p><strong>Tekelleşme ve Mimarlık Emeğinin Dönüşümü</strong></p>
<p>Mimarlık alanında giderek belirginleşen bir diğer sorun ise tekelleşme eğilimleridir. Büyük sermaye gruplarıyla çalışan büyük ölçekli mimarlık ofislerinin belirleyici hale gelmesi, mimarlık alanındaki üretim ilişkilerini de değiştirmektedir.</p>
<p>Bu yapı içinde mimarlık üretimi giderek şirketleşmekte, proje süreçleri büyük ölçekli organizasyonlara dönüşmekte ve mimarlar çoğu zaman bu organizasyonların içinde parçalanmış teknik emek gücü olarak konumlandırılmaktadır.</p>
<p>Bu durum mimarlığın yaratıcı niteliğini zayıflatmakta, mimarlık emeğini standartlaştırmakta ve mesleğin kolektif üretim potansiyelini sınırlamaktadır.</p>
<p>Mimarlığın giderek piyasa mantığına göre şekillenen bir hizmet sektörüne indirgenmesi, mesleğin kamusal niteliği açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Mimarlık Eğitimi Üzerine Tartışmalar</strong></p>
<p>Son yıllarda mimarlık eğitimi üzerine yapılan tartışmalar da mesleğin geleceği açısından önemli bir kaygı kaynağıdır. Zaman zaman gündeme getirilen mimarlık eğitiminin üç yıla düşürülmesi yönündeki öneriler, mesleğin niteliğini ciddi biçimde zedeleyebilecek girişimlerdir.</p>
<p>Mimarlık yalnızca teknik bilgiye dayanan bir meslek değildir. Tarih, sanat, kent kuramı, sosyal bilimler ve kültürel çalışmalarla iç içe geçmiş disiplinler arası bir eğitim süreci gerektirir.</p>
<p>Bu nedenle mimarlık eğitiminin kısaltılması, yalnızca mesleğin niteliğini düşürmekle kalmayacak; aynı zamanda kentlerin, kamusal alanların ve yaşam çevrelerinin kalitesini de doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Çünkü mimarlık, insanların birlikte kurduğu yaşamın mekânını biçimlendiren bir toplumsal pratiktir.</p>
<p><strong>Genç Mimarlar: Geleceğin Özneleri</strong></p>
<p>İstanbul Mimarlar Odası Genel Kurulu’nun en dikkat çekici yönlerinden biri genç mimarların sürece gösterdiği ilgiydi. Genel kurul tartışmalarına ve seçimlere genç meslektaşlarımızın yoğun katılımı, meslek örgütümüzün geleceği açısından umut verici bir tablo ortaya koymuştur.</p>
<p>Ancak genç mimarların karşı karşıya olduğu sorunlar oldukça ağırdır. İşsizlik, güvencesiz çalışma, düşük ücretler ve mesleki yalnızlaşma genç mimarların en temel sorunları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Bu nedenle meslek örgütümüzün önündeki en önemli görevlerden biri, genç mimarların sorunlarını merkeze alan yeni bir örgütlenme yaklaşımı geliştirmektir.</p>
<p>Genç mimarların yalnızca oda etkinliklerine katılan pasif üyeler değil, karar süreçlerine katılan aktif özneler haline gelmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Çünkü mimarlık mesleğinin yarını genç mimarların ellerinde şekillenecektir.</p>
<p><strong>Kadın Mimarlar ve Eşitlik Mücadelesi</strong></p>
<p>Mimarlık alanındaki dönüşümün bir diğer önemli boyutu ise kadın mimarların artan varlığıdır. Bugün mimarlık fakültelerinde kadın öğrencilerin sayısı oldukça yüksektir ve meslek pratiğinde de kadın mimarların varlığı giderek artmaktadır.</p>
<p>Ancak buna rağmen mimarlık alanı hâlâ önemli ölçüde erkek egemen bir yapıya sahiptir. Kadın mimarlar iş yaşamında ücret eşitsizlikleri, görünmez emek yükü ve karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemek gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle meslek örgütümüzün toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha güçlü politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Kadın mimarların oda çalışmalarında daha fazla yer alması, meslek örgütünün demokratikleşmesi açısından da son derece önemli bir adımdır.</p>
<p><strong>Kent Mücadeleleri ve Mimarlığın Kamusal Rolü</strong></p>
<p>Bugün kentler yalnızca mimarlık üretiminin mekânları değil, aynı zamanda büyük toplumsal mücadelelerin de sahnesidir.</p>
<p>Plansız büyüme, rant odaklı kentleşme politikaları, doğa talanı, afet risklerinin göz ardı edilmesi ve kamusal alanların giderek daralması kentlerimizi yaşanması zor mekânlara dönüştürmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin deprem gerçeği ise bu sorunları daha da yakıcı hale getirmektedir.</p>
<p>Afetlere dirençli kentler, kamusal alanların korunması ve doğayla uyumlu bir yapı üretim süreci için mimarların bilgi ve birikimine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bu nedenle mimarlar yalnızca yapı tasarlayan teknik uzmanlar değil, aynı zamanda kentlerin geleceği üzerine söz söyleyen kamusal aktörlerdir.</p>
<p><strong>Örgütlenmenin Önemi</strong></p>
<p>Bütün bu sorunların çözümü bireysel çabalarla değil, örgütlü mücadeleyle mümkündür.</p>
<p>Meslek sorunlarımızın çözümü için, kentleri savunmak için ve mimarlığın kamusal sorumluluğunu büyütmek için güçlü bir meslek örgütüne ihtiyaç vardır.</p>
<p>Ancak güçlü bir meslek örgütü kendiliğinden ortaya çıkmaz. Onu güçlü kılan şey üyelerinin katılımı, dayanışması ve ortak iradesidir.</p>
<p>İstanbul Mimarlar Odası seçimlerine yaklaşık 1600 mimarın katılması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, 31.000 üyeli bir şube için henüz yeterli değildir.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde oda ile üyeler arasındaki bağın güçlendirilmesi ve katılımın artırılması önemli bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Nerede Kalmıştık?</strong></p>
<p>Bugün sorulması gereken soru belki de budur:</p>
<p>Nerede kalmıştık?</p>
<p>Cevap aslında çok basittir.</p>
<p>Kentleri savunmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.<br />
Mimarlığın kamusal sorumluluğunu yeniden hatırlatacağız.<br />
Meslektaşlarımızla dayanışmayı büyüteceğiz.</p>
<p>Çünkü biliyoruz ki güçlü bir meslek örgütü olmadan hiçbir mesleki sorun çözülemez.</p>
<p>Ve yine biliyoruz ki katılım olmadan güçlü bir örgüt yaratmak da mümkün değildir.</p>
<p>Bu nedenle mimarlık mesleğinin geleceğini savunmak isteyen herkesi aynı yerde buluşmaya çağırıyoruz:</p>
<p><strong>Mimarlar Odası’nda.</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>İMAR POLİTİKALARINA  MİMARLAR KARIŞMASIN DA KİM KARIŞSIN!?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/imar-politikalarina-mimarlar-karismasin-da-kim-karissin/</link>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:23:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25131</guid>
		<description><![CDATA[Bizde, kimi çevreler, kent yöneticileri, politikacılar, hatta mimarlar, mimarların imar işlerine karışmasından rahatsız oluyor. Hangi sosyal ekonomik psikolojik dürtülerin bu rahatsızlığı yarattığını araştırmak ilginç olabilir… Mimar Doğan Hasol anlatıyor: 1954 Oda’nın kuruluşu… Tek parti döneminden çok parti dönemine geçilmiş. Demokratik Parti Hükümeti iktidarda. Başbakan A. Menderes. İşte o da biraz]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bizde, kimi çevreler, kent yöneticileri, politikacılar, hatta mimarlar, mimarların imar işlerine karışmasından rahatsız oluyor. Hangi sosyal ekonomik psikolojik dürtülerin bu rahatsızlığı yarattığını araştırmak ilginç olabilir…</p>
<p>Mimar Doğan Hasol anlatıyor:</p>
<p>1954 Oda’nın kuruluşu… Tek parti döneminden çok parti dönemine geçilmiş. Demokratik Parti Hükümeti iktidarda. Başbakan A. Menderes. İşte o da biraz astığı astık kestiği kestik. İstanbulun imari tutkusuyla yanıyor. Istanbulu imar ediyor… Tabii ne oluyor,plansız proğramnsız. Zaten ekonomi çok güçlü değil. 1945’te 2’inci Dünya Savaşı bitmiş. Savaştan 5-6 yıl sonra iktidara geliyor. İlk yaptığı iş imar hareketleri. Tahran’a gitmiş. Tahranı ziyaret ettiği zaman geniş bulvarlar görmüş. İstanbulda da o bulvarları yapmaya çalışıyor. Tıpkı işte 3. Napolyon’un Paris’te yaptığına benzer bir takım uygulamalar. Zaten bu tür çalışmalaı yapanların çoğu Paris örneğini alırlar. Hausmann 3. Napolyon’un Sait valisidir. Onu tam yetkili kılmıştır. Ve işte geniş bulvarlar, geniş caddeöer… Surlar yıkılmıştı</p>
<p>Şimdi bizim durumumuza gelince… A. Menderes te işte 1955’te başladı istanbul’un imarına. Orda yine Oda’nın müdahaleleri var. Doğan Tekeli, gelmedi galiba onun, kitabında var.Bana da daha önce anlatmıştı.. Ben de Mimarlar Dik Durur‘a zaten o hikayeyi aktarmıştım.</p>
<p>Oda yeni kurulmuş zaten. Toplanıyorlar. Merkez İstanbul’da. Ne yapalım diyorlar. Yani Başbakan kendi bildiğince İstanbulda bir takım uygulamalar yapıp duruyor ama, bir yardımımız olsa en azından, bir şeyler yapsak…</p>
<p>Bir toplantı yapıyorlar. O toplantının sonunda Başbakanın kendisine bir mektup yazmaya karar veriyorlar ve diyorlark ki, işte sesimizi duyurmalıyız, işte keyfi imara karşı çıkmalıyız gerekçesinden hareketle çok nazik bir mektup yazıyorlar ve size nasıl yardımcı olabiliriz diye soruyorlar.</p>
<p>Tabii Menderes bunun altında yatan manayı anlıyor.</p>
<p>Aylarca cevap gelmiyor. Sonunda Oda’nın 1 numaralı üyesi &#8211; Profesör Emin Onat, o tarihte Demokrat Parti’den milletvekili – Emin Hoca’ya söylüyorlar durumu, ne olur Başbakanla bir konuşsanız diye. Cevap Emin Onat aracılığıyla geliyor. Diyor ki „Karışmasınlar, Odayı kapatırım.“</p>
<p>***</p>
<p>İmara karışmak mimarlığın doğasında var. Imara mimar karışmayacak da kim karışacak?</p>
<p>Yıl 1949. Ortada oda moda yok .Mimar Sedat Çetintaş yazıyor:</p>
<p>Fatihte Macar Kardeşler Caddesi… Bu cadde ki Türk İstanbulun en mühim ve en yeni caddesidir. Burada imar namına, zevki bedii namına vücuda gelen heyeti garibeyi birer birer tetkik ediniz. Sadeleri iptidaiye mekteplerinde (ilkokullarda) çocukların yptığı ev resimlerinden daha beceriksiz, külfetlileri sanki zevki selime isyan için düşünülmüş çizgiler, resimler, kemerler ve renklerle bezenmiş. Bir tane  ciddi zevk ve kalem mahsulü bina gösteremezsiniz. Artık en mühim cadde böyle olursa daha içerileri siz tahmin ediniz. Bu hal nedir ve nereye varacaktır? Bu gibi binalarla yumurcaklı kozalaklı, pis bir şekle girecek olan bu zavallı şehri, sonra hangi kuvvet temizliyebilir, mümkün mü?</p>
<p>***</p>
<p>Yalnızca mimarlar mı imara karışır? Kentinin imarına ilgi duyan herkes karışiyor. Hakkıdır. 1959. Edebiyatçı Nihad Sami Banarlı yazıyor:</p>
<p>„Gazetelerde okur ve sevinirsiniz: Belediye yeni ve güzel kararlar almıştır: Boğaz sahillerinde ve yamaçlarında dört kattan yüksek bina yapılmayacaktır. Hatta sahil binaları yalnız iki katlı olacak ve ahşap yapılacaktır.</p>
<p>Düşünürsünüz: Ne güzel görüş, ne isabetli bir karar. İşte bu kararda  hakiki bir İstanbul anlayışı, tam bir vatan sevgisi var. Çünkü Boğaz, bir yeşil yamaçlar diyarıdır. Evler, binalar onun yamaçlarına birbirini perdelemeden, birbirinin denizi görmesine engel olmadan, her çizgisi düşünülmüş, zevkli ve bilgili bir işleyişle, adeta oya gibi yerleştirilmelidir…</p>
<p>Fakat çok geçmeden hayretle hattâ dehşetle görürsünüz ki bu haberlar sanki sizi oyalayan birer balondur.“</p>
<p>***</p>
<p>Günümüzde vizyoner Belediyeler, kent yöneticileri- kentleri  cehaletin, toprak vurgunculugunun oyuncağı olmaktan korumak için- açık demokratik planlamayla kent ahalisinin, mimari yarışmalarla mimarların imar politikalarına karışmasını istyor ve özendiriyor.</p>
<p>Ahalisi, mimarları, yazarları, çizerleri, çöpçüleri, duvarcıları, marangozları, köpekleri, kedileri kentine sahip çıkmıyorsa- yanı kentinin imarına karışmıyorsa- karışması engelleniyorsa vay o kentin haline! Vay ki ne vay!  Bir kentte imar işlerine karışan güçlü bir kamuoyu yoksa, o kent cehaletin oyuncağı olur.</p>
<p>3500 yıl önce Filozof Perikles şöyle demiş:</p>
<p>Kentinin imarina ilgi göstermeyen bir kimse , yalnız ilgisiz bir kimse değil, aynı zamanda kötü bir kimsedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2016’dan bir DAM Notları<img class="aligncenter size-large wp-image-25132" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-601x1024.jpg" alt="" width="601" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-601x1024.jpg 601w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-176x300.jpg 176w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-768x1308.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek.jpg 1010w" sizes="(max-width: 601px) 100vw, 601px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın “Yaşam Direnci Üretiminin Kalıcı Evrimsel Kanıtı” Olarak; “Mimari Uzayı&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/insanligin-yasam-direnci-uretiminin-kalici-evrimsel-kaniti-olarak-mimari-uzayi/</link>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25129</guid>
		<description><![CDATA[Ne kadar bilinçli korunma alışkanlıkları edinmiş olursak olalım, yaşamın içerisinde yer alan irili ufaklı ve değişik türde psikolojik travma şiddetlerinden payımızı alırız&#8230; Önemli olan sürekli bir biçimde psikolojik şiddetten arındırılmış ortamda bulunabilmek için sürekli kaçmak değil; karşı karşıya kalınabilecek psikolojik şiddeti önceden algılamaya ve ortamı şiddetten arındırabilmeye çalışmaktır. Sürekli şiddetsiz]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ne kadar bilinçli korunma alışkanlıkları edinmiş olursak olalım, yaşamın içerisinde yer alan irili ufaklı ve değişik türde psikolojik travma şiddetlerinden payımızı alırız&#8230;</em></p>
<p><em>Önemli olan sürekli bir biçimde psikolojik şiddetten arındırılmış ortamda bulunabilmek için sürekli kaçmak değil; karşı karşıya kalınabilecek psikolojik şiddeti önceden algılamaya ve ortamı şiddetten arındırabilmeye çalışmaktır.</em></p>
<p><em>Sürekli şiddetsiz ortam talebi de bir tür şiddet olarak karşımıza çıkabilir.</em></p>
<p><strong><em>“Psikolojik Çevre Kirliliği Sistemi”</em></strong><em> de denilebilecek ve farklı nedenlerle ortaya çıkan psikolojik şiddetlerin dinamik toplamı; sınır tanımaksızın zincirleme reaksiyonlarıyla üzerimizde etkilerini bırakmaktadır. Aldığımız bu etkileri ise bizler başka mekanlardaki başka insanlara doğru; aynen bizlere ulaştığı gibi sürekli taşımaktayızdır.</em></p>
<p><em>Nedeni anlamında ilk kaynağı olduğumuz herhangi bir psikolojik travmanın, bilmediğimiz yerlerde tanımadığımız insanlara ulaşıyor olmasını düşünmek bile bizlerde rahatsızlığa yol açabilir.</em></p>
<p><em>Burada saymaya ve sıralamaya yer bulamayacağımız nedenlerle ya da bahanelerle; toplumsal yaşam içerisinde psikolojik travmaya uğramamış insan yok gibidir&#8230;</em></p>
<p>Yaşamın, kendi gelişimini ve dönüşümünü sağlayan temel özellikleri de yine kendisinde taşımasının temel nedeni;<strong> “Evrimin Varlığı ve Sürekliliğidir&#8230;”</strong></p>
<p><em>Bundan neredeyse otuz yıl önce gazetelerden birinde, çok önemli ama gözden kaçtığı için de üçüncü sayfaya düşen fıkra gibi bir haber vardı: <strong>“En hukuki çete, yakalandı”</strong> ve <strong>“gasp, adam yaralama, tehdit&#8230; ilh..”</strong> suçlarından aranan çete elemanlarının üzerinden, bir <strong>“sözleşme”</strong> çıktı.</em></p>
<p><em>Son icraatları sırasında ele geçirilen çete elemanlarının her birinin üzerinden çıkan aynı fotokopi sözleşmenin maddeleri şöyleydi: <strong>“İşi” getiren % 60 alır. Eğer getirilen “iş” dolar, mark üzerindense, “işi” getiren % 70 alır. İşi getiren “icraata” doğrudan katılırsa, işin toplamının % 80’ini alır&#8230;</strong></em></p>
<p><em>Bu güzelim örneğe baktığımızda, tırnak içinde bile olsa <strong>“hukuku”</strong> hemen görebiliriz. Yalnızca çete elemanları arasında rızaya dayalı bir kural dizgesi oluşturulmuş ve alan razı veren razı biçimde; hukukseverleri bile kıskandıracak düzeyde de tıkır tıkır işleyen, gerçek bir <strong>“alan”</strong> yaratılmıştır diyebiliriz.</em></p>
<p><em>Düşünsenize, öyle kolay değildir bu tür sözleşmeleri bozmak, anayasa deler gibi delmek. Cemaat üyelerince uyulmadığında da bedeli çok ağır ödenen bir yasa olarak işlemektedir çünkü: <strong>“Takır takır, yani ‘aşil topuğuna, aşil topuğuna’ yaptırımı söz konusudur&#8230;”</strong></em></p>
<p><em>Ancak gel gör ki, çete elemanları arasındaki bu tıkır tıkır işleyen <strong>“hukuka”</strong> emsal kurallar; çetenin de üzerinde yaşadığı, beslendiği <strong>“alanda”</strong> eksikliklerini hemen belli eder.</em></p>
<p><em>Toplumu oluşturanların yaşamına müdahale etmekte olan <strong>“bu kurallar”</strong>, bu çete dışındakiler için, yani toplum için geçerli bir anlam taşımamaktadır. Ancak sonuç olarak oldukça kötü bir biçimde etkilemektedir.</em></p>
<p><em>Bu <strong>“eksiklik”</strong> de doğal olarak böyle bir hukuku savunmaya kalkanların karşılarına, toplumun meşruiyet talebinin dayatmasıyla ancak çıkmaktadır.</em></p>
<p><em>Burada bu anlama göre ancak <strong>“meşru olmayan bir hukuktan”</strong> söz edebiliriz. Ve bu durumda kısaca diyebiliriz ki, doğal olarak toplumun ortak çıkarları; <strong>“meşru bir hukuktan”</strong> yanadır&#8230; İşte bu nokta <strong>“kamuyasallıktan”</strong> söz edebilme noktasıdır.</em></p>
<p>Özetle; <strong>Devlet ile Mafya Arasındaki Tek Fark; “Hukuktur&#8230;”</strong></p>
<p>Bir ekmeği iki(2) kişi arasında <strong>‘en adaletli biçimde paylaştırmanın yolu’</strong>; birinin ekmeği <strong>&#8220;bölmesi&#8221;</strong>, diğerinin de <strong>&#8220;seçmesi&#8221;</strong> ikili kuralına dayanır. Bu kural <strong>&#8220;Kuvvetler Ayrılığı&#8221;</strong>nın da temelini oluşturur. Ayrıca temeli <strong>&#8220;Kuvvetler Ayrılığı&#8221;</strong> kuralına dayanan <strong>&#8220;Laiklik&#8221;</strong> de sadece devlet ve din bağlamının ayrılığı ile de sınırlı değil; çok daha önemli ve değerli olan temel insanlık hakkı olan ve herkesi kucaklayan <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong>nın varlık kazanması ile de ayrılmaz bir bütünlük oluşturmaktadır.</p>
<p><em>Bu hukuk iştahsızlığının, bu sosyal empati yoksunluğunun, bu kamusal alan tanımazlığının esas nedeni, açıkça ya da gizlice olsun, bireyler olarak sorumluluklarımızdan kaçarak <strong>“içini boş bıraktığımız”</strong> özel alanlarımızın <strong>“cemaatlerce”</strong> işgal edilmesinden başka bir şey değildir&#8230;</em></p>
<p><em>Özellikle farklı dünyalarda yer alan <strong>“cemaatler”</strong>in her nasılsa <strong>“bir kenti dönüştürmek”</strong> gibi <strong>“tıpatıp aynı”</strong> gerekçe etrafında toplaşarak içinde yaşadığımız <strong>“İstanbul’u Meta gibi Pazarlama”</strong> talanında aynı safta yer tutabilmesi, aklıma <strong>Stanley Kubrick</strong>’in <strong>“2001: Uzay Macerası”</strong> filminin son sahnelerini getirdi.</em></p>
<p><em>Filmde, ışık hızındaki uzay yolculuğundan sonra her nasılsa tekrar dünyadaki evine dönen astronot, bir odada henüz yeni doğmuş haliyle kendi çocukluğunu, diğer odadaki yatakta ise yine kendisinin yaşlanmış halini görür. Başını aynaya çevirip baktığında ise giydiği astronot kıyafetinin <strong>“içi boştur,”</strong> kendisini göremez.</em></p>
<p><em>Cemaatçi davranışlar, kendi kendimize karşı yabancılaşarak, <strong>“boş bıraktığımız”</strong> özel alanımız /bizim boşluğumuz/ üzerinden kamusal alanlarımızı kemirmekteler.</em></p>
<p><em>Çünkü <strong>“Uzay boşluk kaldırmaz&#8230;”</strong></em></p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Şubat 2026, Sayı: 311</strong><img class="aligncenter size-large wp-image-25130" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-576x1024.jpg" alt="" width="576" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-576x1024.jpg 576w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-169x300.jpg 169w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-768x1365.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag.jpg 1125w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
