<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odadan Yazılar &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/kategori/odadan-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2026 14:59:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>Kent Kimin?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/kent-kimin/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25182</guid>
		<description><![CDATA[Neoliberal Kuşatma Altında Mekân, İktidar ve Yerel Demokrasi Mücadelesi Ahmet Erkan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Kentler, insanlık tarihinin hiçbir döneminde yalnızca barınma ihtiyacına yanıt veren fiziksel yerleşimler olmamıştır. Aksine kent, üretim ilişkilerinin, iktidar biçimlerinin ve toplumsal örgütlenmenin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Bu nedenle kentlerin]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-25183" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule.jpg" alt="" width="740" height="370" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule.jpg 740w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></strong></p>
<p><strong>Neoliberal Kuşatma Altında Mekân, İktidar ve Yerel Demokrasi Mücadelesi</strong></p>
<p><strong>Ahmet Erkan</strong><br />
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</p>
<p>Kentler, insanlık tarihinin hiçbir döneminde yalnızca barınma ihtiyacına yanıt veren fiziksel yerleşimler olmamıştır. Aksine kent, üretim ilişkilerinin, iktidar biçimlerinin ve toplumsal örgütlenmenin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Bu nedenle kentlerin tarihi, aynı zamanda sınıf mücadelelerinin, egemenlik biçimlerinin ve direniş pratiklerinin tarihidir.</p>
<p>Arkeolojik ve tarihsel veriler, ilk kentlerin ortaya çıkışının üretim fazlasının denetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Mezopotamya’da kurulan erken kentler —Ur, Uruk, Lagaş— yalnızca tarımsal üretimin yoğunlaştığı alanlar değil, aynı zamanda bu üretimin artı değerine el koyan siyasal ve dinsel elitlerin örgütlendiği merkezlerdir. Bu bağlamda kent, daha başlangıcından itibaren sınıfsal ayrışmanın ve devlet aygıtının mekânsal karşılığı olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu saptama, kent kuramcısı Lewis Mumford’un kent tanımıyla örtüşür: Kent, yalnızca bir yerleşim değil, iktidarın örgütlenme biçimidir. Nitekim ilk kentlerin mekânsal düzeni incelendiğinde, merkezde yer alan tapınak ve saray komplekslerinin yalnızca işlevsel değil, ideolojik bir rol üstlendiği görülür. Bu yapılar, egemenliğin görünür kılınmasının araçlarıdır.</p>
<p><strong>Mekânın Siyasallaşması: Antikiteden Moderne</strong></p>
<p>Antik Yunan polisleri, kent mekânının siyasal katılım ile ilişkisini açığa çıkaran önemli örnekler sunar. Agora, yurttaşların bir araya gelerek karar aldığı kamusal bir alan olarak tarihsel bir kırılmayı temsil eder. Ancak bu katılımın sınıfsal ve cinsiyet temelli dışlayıcılığı göz ardı edilemez. Demokrasi, mekânsal olarak kurulmuş; fakat eşitsizlikler üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p>Roma kentleri ise merkeziyetçi yönetimin mekânsal organizasyonunu daha ileri bir düzeye taşımıştır. Askerî yollar, forumlar ve idari yapılar, imparatorluk otoritesinin sürekliliğini sağlayan bir ağ oluşturmuştur. Kent, burada bir yönetim teknolojisi haline gelir.</p>
<p>Orta Çağ’da ise kentler, feodal yapıya karşı gelişen özerklik mücadelelerinin sahnesi olmuştur. Ticaretin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan kent burjuvazisi, yerel yönetim biçimlerini (loncalar, kent meclisleri) inşa ederek merkezi otoriteyi sınırlayan yeni bir güç odağı yaratmıştır. Bu dönem, yerel demokrasinin tarihsel köklerini anlamak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>Kapitalist Modernite ve Kentin Yeniden Üretimi</strong></p>
<p>Sanayi devrimiyle birlikte kentler, kapitalist üretim ilişkilerinin merkezine yerleşmiştir. Kırdan kente göç, işgücünün yoğunlaşması ve üretimin mekânsal örgütlenmesi, kentleri sermaye birikiminin vazgeçilmez unsuru haline getirmiştir.</p>
<p>Bu süreci analiz eden Henri Lefebvre, kentin “toplumsal bir üretim” olduğunu vurgular. Ona göre mekân, tarafsız bir zemin değil; doğrudan doğruya üretim ilişkilerinin bir sonucudur. Kapitalizm, yalnızca malları değil, mekânı da üretir.</p>
<p>Bu çerçevede modern kent planlaması, çoğu zaman teknik bir faaliyet olarak sunulsa da gerçekte sınıfsal bir müdahaledir. 19. yüzyılda Paris’in yeniden düzenlenmesi (Haussmann planları), yalnızca hijyen ve ulaşım sorunlarını çözmek için değil; aynı zamanda işçi sınıfının isyan potansiyelini dağıtmak için gerçekleştirilmiştir. Geniş bulvarlar, askeri müdahaleyi kolaylaştıran bir mekânsal stratejidir.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25186" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-745x1024.jpg" alt="" width="745" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-745x1024.jpg 745w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-218x300.jpg 218w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-768x1055.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3.jpg 770w" sizes="(max-width: 745px) 100vw, 745px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Neoliberal Dönüşüm: Kentin Metalaşması</strong></p>
<ol>
<li>yüzyılın son çeyreğinden itibaren kapitalizm yeni bir evreye girmiştir: neoliberalizm. Bu süreçte kentler, küresel sermayenin yatırım ve spekülasyon alanlarına dönüştürülmüştür.</li>
</ol>
<p>Neoliberal politikaların kent üzerindeki etkileri üç temel eksende gözlemlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> Kamusal alanın tasfiyesi:</strong><br />
Parklar, meydanlar, kıyılar ve hatta sokaklar giderek özelleştirilmekte; kamusal kullanım daraltılmaktadır. Kent, yurttaşların ortak yaşam alanı olmaktan çıkarılarak tüketim mekânına indirgenmektedir.</li>
<li><strong> Mekânsal eşitsizliklerin derinleşmesi:</strong><br />
Kentsel dönüşüm projeleri, çoğu zaman düşük gelirli kesimlerin yerinden edilmesine yol açmakta; kent merkezleri yüksek gelir gruplarına tahsis edilmektedir. Bu süreç, literatürde “soylulaştırma” (gentrification) olarak tanımlanır.</li>
<li><strong> Planlamanın tasfiyesi ve piyasalaşma:</strong><br />
Şehir planlama disiplini, kamusal yarar ilkesinden uzaklaştırılarak piyasa dinamiklerine bağımlı hale getirilmiştir. Planlama, bilimsel bir süreç olmaktan çıkarılıp yatırım kararlarının meşrulaştırma aracına dönüştürülmüştür.</li>
</ol>
<p>Bu noktada mimarlık ve planlama disiplinlerinin sistematik biçimde dışlandığı görülmektedir. Karar alma süreçleri, teknik uzmanlık yerine sermaye gruplarının ve siyasi iktidarın çıkarlarına göre şekillenmektedir. Meslek odalarının yetkilerinin sınırlandırılması, denetim mekanizmalarının zayıflatılması ve proje süreçlerinin şeffaflıktan uzaklaştırılması bu dönüşümün somut göstergeleridir.</p>
<p><strong>Kent: Bir Yönetim ve Denetim Aygıtı</strong></p>
<p>Neoliberal kent, yalnızca ekonomik bir dönüşümü değil; aynı zamanda yeni bir yönetim biçimini de temsil eder. Kent mekânı, artık yalnızca üretimin değil; toplumsal kontrolün de aracıdır.</p>
<p>Güvenlikli siteler, kapalı alışveriş merkezleri, kamera sistemleri ve kontrollü kamusal alanlar, kentte yaşayan bireylerin davranışlarını düzenleyen birer disiplin mekanizmasıdır. Bu durum, Michel Foucault’nun “iktidarın mikro-fizikleri” kavramıyla açıklanabilir. İktidar, yalnızca devlet aygıtı üzerinden değil; mekânın organizasyonu üzerinden de işler.</p>
<p>Böylece kent, yaşamın üretildiği bir alan olmaktan çıkar; itaatin, gözetimin ve tüketimin yeniden üretildiği bir yapıya dönüşür. İnsanlar artık kentte yaşayan öznelere değil; yönetilen, izlenen ve yönlendirilen nesnelere indirgenir.</p>
<p><strong>Yerel Demokrasi ve Alternatif Arayışlar</strong></p>
<p>Bu dönüşüme karşı geliştirilen en önemli kuramsal ve pratik yaklaşımlardan biri yerel demokrasi fikridir. Murray Bookchin, merkeziyetçi devlet yapısının yerine, mahalle meclisleri ve yerel konseyler aracılığıyla doğrudan demokrasiyi savunur. Ona göre gerçek demokrasi, insanların yaşadıkları mekân üzerinde söz sahibi olmalarıyla mümkündür.</p>
<p>Bu yaklaşım, Lefebvre’nin “kent hakkı” kavramıyla birleşir. Kent hakkı, yalnızca barınma hakkını değil; kentin üretimine katılma hakkını da içerir. Bu, mekânın yeniden politikleştirilmesi anlamına gelir.</p>
<p><strong>Sonuç: Kentlerin Geleceği</strong></p>
<p>Bugün kentler, tarihsel olarak belki de en keskin çelişkilerinden birini yaşamaktadır. Bir yanda küresel sermayenin kontrol ettiği, metalaşmış ve parçalanmış kentler; diğer yanda demokratik, katılımcı ve kolektif yaşam alanları olarak yeniden kurulmak istenen kentler.</p>
<p>Bu çelişki, yalnızca mekânsal değil; aynı zamanda sınıfsaldır.</p>
<p>Kentlerin geleceği, bu mücadelenin sonucuna bağlıdır. Ya kentler sermayenin birikim alanı olarak kalacak; ya da toplumsal yaşamın yeniden üretildiği özgürleşmiş mekânlara dönüşecektir.</p>
<p>Bu nedenle temel soru hâlâ geçerliliğini korur:</p>
<p><strong>Kent kimin?</strong></p>
<p>Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca kentlerin değil; toplumun geleceğini de belirleyecektir. Çünkü kent sorusu, özünde bir demokrasi sorusudur.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25184" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-1024x683.png" alt="" width="900" height="600" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona.png 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-300x200.png 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-768x512.png 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25185" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-1024x665.jpg" alt="" width="900" height="584" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-1024x665.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-300x195.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-768x499.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona.jpg 1200w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Dilovası işçi katliamı duruşmasının ardından: Biz mimarlara buradan nasıl dersler çıkar?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dilovasi-isci-katliami-durusmasinin-ardindan-biz-mimarlara-buradan-nasil-dersler-cikar/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:57:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Karçık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25181</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili meslektaşlarım, 8 Kasım 2025 günü Kocaeli’nin Dilovası kentinde, fason parfüm dolumu yapan atölyede meydana gelen patlamada 3 çocuk 6’sı kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği davanın ilk duruşması 24-27 Mart’ta Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüsünde görüldü. Davayı iki gün yerinde takip etme imkânım oldu ve izlenimlerimle birlikte buradan biz mimarları da]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili meslektaşlarım,</p>
<p>8 Kasım 2025 günü Kocaeli’nin Dilovası kentinde, fason parfüm dolumu yapan atölyede meydana gelen patlamada 3 çocuk 6’sı kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği davanın ilk duruşması 24-27 Mart’ta Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüsünde görüldü. Davayı iki gün yerinde takip etme imkânım oldu ve izlenimlerimle birlikte buradan biz mimarları da ilgilendirdiğini düşündüğüm konuları siz meslektaşlarımla paylaşmayı bir zorunluluk olarak görmemden kaynaklı bu metni kaleme almayı görev bildim.</p>
<p>Öncelikle belirtmek isterim ki, bu davanın alenileşmemesi ve duruşmaya katılımın daha az olması için kent merkezinden oldukça uzak olan Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Kampüsüne adeta kaçırılması bilinçli bir tercihtir. Aileler yalnızlaştırılamaya çalışılmış, duruşmanın ilk celsesi izole bir mekânda görülmüştür. Buna rağmen, duruşmaya birçok demokratik kitle örgütü; meslek örgütü, emek örgütü, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri katılmıştır. Duruşmanın gerçekleştiği dört gün boyunca, yalnızca patlamanın meydana geldiği Raviva Kozmetik’e özgü bir tabloyla karşı karşıya olmadığımız, bugün özellikle kadın ve çocuk işçilerin nasıl bir sömürü içerisinde olduğunu, Türkiye’deki vahşi çalışma düzeninin teşhirini ve bu düzenin nereye doğru gittiğini de gözler önüne seren bir süreç yaşadık.</p>
<p>Bu süreçte dinlediğimiz tanıklar ve aile yakınları; işçilerin güvencesiz, kayıt dışı, sigortasız çalıştırıldığı, düşük ücretlerle, günlük 600-700 lira yevmiye ile, gece mesailerine kadar çalıştırıldığı, düzgün bir yemek dahi verilmeden, tuvalete gitme imkânı bulamadan, iş güvenliği ekipmanları olmadan, kendi evlerinden getirdikleri kıyafetler ve yiyeceklerle çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçekliğini ifade ettiler. Babası kanser olduğu için çalışmak zorunda olan çocukların, 60 yaşında kalp rahatsızlığı olmasından kaynaklı başka bir yerde iş bulamadığı için sigortasız çalışmayı mahkûm edilen teyzelerin, üç çocuğunun bakımının yanında eğitim ve diğer ihtiyaçları için eve gelir getirmek zorunda olan kadınların öyküsüydü bu, dile kolay. Esnekliği, kuralsızlığı ve keyfiliği dayatan neoliberal politikalar ile kadınları ve çocukları ucuz işgücü olarak gören erkek egemen düzen iç içe geçerek kaçak atölyede çalışmaya mecbur etmişti yaşamları. Sömürü derinleşmiş, kadın ve çocuklar iş cinayetinde hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Diğer taraftan binanın yalnızca kaçak bir tadilat geçirmediğini, başlı başına kaçak bir yapı olduğunu ve hakkında yıkım kararı olmasına rağmen yıkılmadığını da öğrendik. İŞKUR binasının hemen yanı başında bulunan bir imalathaneden bahsediyoruz ve bunun görülmemiş, duyulmamış olmasının imkânı olmasa gerek. Ailelerin, defalarca CİMER üzerinden, belediyelere ve ilgili kurumlara şikâyette bulunduğunu; hem yaşanılan sömürüyü ve çalışma koşullarını hem kayıt dışı çalıştırmayı hem de ruhsatsız yapı ile ilgili başvurular yaptığını biliyoruz. Ancak buna rağmen ne Dilovası Belediyesinin ne Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının bu konuda gerekli adımları atmadığını ve süreçleri işletmediğini görüyoruz. Denetime giden zabıta memurları ise parfüm dolu kutularla ve çeşitli hediyelerle geri gönderilmiş; herkes her şeyi bilmesine rağmen müdahale etmemiş! Denetimden sorumlu yerel yönetim ve merkezi yönetimin, işçileri denetimsizliğe mahkûm ettiğini, kamu görevlilerinin de görevlerini yerine getirmediğini hep birlikte duymuş, görmüş, bilmiş olduk.</p>
<p>Tutuklu yargılanan sanıkların savunmalarına bakıldığı zaman ise öfkelenmemek elde değildi. İşverenlerin, daha fazla kar hırsı uğruna işçiler için hayatı nasıl cehenneme çevirdiklerini dinledik, kendilerinin ne kadar basiretli, saygın ve özverili iş insanları olduklarını anlattılar bize (!) Özellikle suçluyu kayırma suçundan yargılanan Ali Osman Akat’ın savunması sırasında mağdurların avukatlarına ve hayatını kaybeden aile yakınlarına dönerek “sesim basiretli geliyor mu?” ve “şov yapmayın, benim üzerimden prim yapmayın” çıkışı, hatta kendisini “büyük balina”, etrafındaki herkesi ise “küçük balık” olarak nitelendirmesi patronların neye ve kime güvendiğini yukarıda da ifade ettiğim gerçekler düşünüldüğünde açık bir biçimde gösteriyor. Üstelik mahkeme heyeti bu konuda gerekli müdahaleyi yapmadı ve mağdurların avukatlarının zorlamasıyla bu konuşmalar tutanaklara geçmiş oldu. Yine Ali Osman Akat, Kocaeli İl Emniyet Müdür Yardımcısı ile bağlantısı olduğunu ve patlamadan sonraki gelişmeleri bu bağlantı üzerinden takip ederek bilgi sahibi olduğunu itiraf etti. Ali Osman Akat’ın Ravive Kozmetik ile doğrudan bağlantısı olmasa da dolayımlı olarak burada dolum işleri yaptırdığı ve şirket sahibi yeğenlerinin danışanı, akıl hocası olduğu gün gibi ortadaydı.</p>
<p>İsmail Oransal ve abisi Ali Altay Oransal ise şirketin sahibi olmalarına rağmen herhangi bir yetkilerinin ve görevlerinin olmadığını, sadece kâğıt üzerinden şirketin sahibi gibi göründüklerini ifade ettiler. İddialarına göre tutuklu yargılandığı sırada hayatını kaybeden babaları Kurtuluş Oransal işletmeyi yönetiyordu, kendilerinin ise hiçbir bağı yoktu (!) Ancak ölen işçi ailelerinin anlattıkları ve bu isimlerin çelişkili ifadeleri bu durumun böyle olmadığını da açıkça ortaya koydu. Ali Altay Oransal’ın mezun olduğu lisans bölümü düşünüldüğünde, imalat ve iş güvenliğiyle ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını inanmak anormal bir durum olurdu. İsmail Oransal’ın eşi Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör ise Ravive Kozmetik ile ortak üretim yaptığı bilinen LYKKE Kozmetik’in sahipleri olarak olası kastla yargılandılar ve aynı biçimde suçu Kurtuluş Oransal’ın üzerine yıktılar. Olası kastla yargılanan dört isim de asıl suçlunun, Kurtuluş Oransal olduğunu iddia ederek kendilerini aklamaya çalıştılar, tanıkların ifadeleri ise durumun hiç de böyle olmadığını herkese gösterdi.</p>
<p>Bugün, her 4 saatte bir işçinin hayatını kaybettiği bir çalışma rejiminin kurulduğu bir düzlemde, avukatların mücadelesiyle bankalara müzekkere yazılarak banka hesaplarının incelenmesi, şirket bağlantılarının araştırılması ve Lider Kozmetik sahibi Nail Köse’nin dinlenmesine karar verildi. Buradaki ilişki ve ticari ağlarının ortaya çıkarılarak tüm bir sorumluların yargılanması ve hak ettikleri cezayı alması bir daha benzer iş cinayetlerinin yaşanmaması açısından kritik öneme sahip. Kamu görevlileri açısından ise soruşturma devam ediyor, mahkeme heyeti soruşturmanın akıbetinin de sorulmasına karar verdi. İkinci celsesi 20 Mayıs’ta görülecek davanın ilk celsesini bir ölçüde özetlemeye çalıştım.</p>
<p>Bunun yanında, işçi sağlığı açısından yapı güvenliğinin, yapı üretim ve denetim süreçlerinin kritik bir öneme sahip olduğunu da görmüş olduk. Patronun, 300 bin lira ücreti fazla bulduğu için yangın merdiveni yaptırmadığının ifade edilmesi, iş güvenliğinin bir maliyet unsuru olarak görüldüğünü gözler önüne sermiş oldu. Ravive Kozmetik’in yer aldığı bina tamamen kaçaktı ve yalnızca arsa tapusu bulunuyordu. Kaçak yapının işletme ruhsatı da yoktu elbette, üstelik parfüm dolum gibi yüksek risk sınıfına giren bir iş yapılıyordu! Yapı inşaatının veya bir işletmenin ruhsat, projelendirme ve uygulama süreçlerinin nasıl yürütüleceği yönetmeliklerde açık biçimde tanımlanmıştır. Ancak burada daha baştan başlayan bir sorun olduğu ve bu konuda ilgili kurumların harekete geçmediği ve müdahale etmediğini öğrenmiş olduk.</p>
<p>Üstelik karşı karşıya olduğumuz durum sadece tekil bir işletmeyle sınırlı değil, öyle ki tutuklu yargılanan bina sahibi duruşmada, “Dilovası’nın %80’inin kaçak olduğunu ve herkesin bunu bildiğini” ifade etti. Buna rağmen binayı kira vermişti çünkü kamusal denetim eksikliğinden güç bulmuştu; herkesin bilip görmezden geldiği onu mu bulacaktı! Kaçak yapılaşmanın olağan hale geldiği, birçok işletmenin de ruhsatsız bir biçimde her türlü güvenlik önleminden ve tedbirden yoksun bir biçimde üretime devam ettiği işçi havzası Dilovası’nda yaşanan bu katliamın, biz mimarlara da düşündürmesi gereken konular, müdahale etmesi gereken sorunlar olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bunlardan ilkinin yapı üretim ve denetim sürecinin bir bütün olarak kamusal denetime tabii tutulması meselesi olduğunu düşünüyorum. Fiziksel çevre ve planlama dokusunu bozan, kentsel ve sosyal donatıların yetersiz kalmasına yol açan, altyapı hizmetlerinin eksik kalmasına neden olan, birçok çevresel sorunları beraberinde getiren; planlama, mühendislik ve mimarlık hizmetinden faydalanılmadan üretilen yapılar, en başta o yapıda yaşayan halkın can güvenliğini riske atmakla beraber kentlinin, kentin hakkını ihlal etmektir. Burada, yerel yönetimlere planlama, ruhsatlandırma ve denetim konularındaki sorumluluğunu hatırlatmak gerekir. Yerel yönetimlerin bu sorumlulukları etkin bir şekilde sürdürmesi önemli bir konudur. Yerinde tespitler ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Bu bağlamda, biz mimarlara ve Mimarlar Odasına da görevler düştüğüne inanıyorum. Kaçak yapılaşma konusu on yıllardır tartışılan ancak hala önüne geçilemeyen bir durum olarak karşımızda dururken, politik bir yatırım aracına dönüştürülmüşken bizlere düşen görev, halkın sağlıklı, nitelikli, güvenli yapılarda yaşama hakkını, bilim ve tekniği, mimarlığı savunmaktır. Piyasalaşmış yapı denetim sisteminin karşısında durmak, etkin bir kamusal denetimi savunmaktan ve bunun yol ve yöntemini belirleyip yerel yönetimleri harekete geçirmekten geçmektedir.</p>
<p>İkincisi ise yapı güvenliğiyle ile işçilerin sağlığı ve güvenliğini önceleyen mekânsal üretim sürecinin göz ardı edilmesi meselesi. Bu konuda meslektaşlarımızla birlikte bütünlüklü bir politik hattın oluşturulmasının acil bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi bünyesinde kurulacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu’nun, bu tartışmaların kolektif bir biçimde yürütülmesi açısından önemli bir zemin olabileceğine inandığımı belirtmek istiyorum. İSİG konusunun, mesleki sorumluluğumuzun asli bir parçası olarak ele alınması ve buradan üretilecek politikaların hayata geçirilmesi için tüm meslektaşlarıma da bir çağrıda bulunuyorum. İş cinayetlerine karşı mücadeleyi büyütmenin gerekliliğinin yanında; bizlerin, işçi sağlığını ve iş güvenliğini gözeten mekânsal üretimler yapmanın ilke ve normlarını, bunu hayata geçirme biçimini birlikte düşünmemiz, birlikte tartışmamız ve birlikte eylememiz gerekiyor. Tüm meslektaşlarımı bu konuda duyarlı ve bilinçli olmaya, usulsüzlüklerin karşısında durmaya ve yapılacak çalışmalara omuz vermeye davet ediyorum.</p>
<p>Bununla birlikte 20 Mayıs’ta Dilovası işçi katliamının ikinci duruşması Kocaeli Kandıra Ceza İnfaz Kurumunda görülecek. Bu davanın takipçisi olmak, ailelerle dayanışma içinde olmak ve adalet mücadelesinin birlikte sürdürmek bir daha benzer katliamların yaşanmaması için önem taşıyor. İş cinayeti düzenine dur demek, mesleki ve toplumsal bir sorumluluğumuz gereğidir.</p>
<p>İş cinayetlerine karşı örgütlü mücadeleyi büyütelim!</p>
<p>Elif Karçık</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlık bir gösteri, bir şov değildir</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimarlik-bir-gosteri-bir-sov-degildir/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25178</guid>
		<description><![CDATA[DAM’da bu yılın ilk sergisi: DAM Ödülü 2026. &#160; 2026 DAM ödülü Peter Grundmann &#8211; Mimarlar Grubu‘na verildi. Mimarların Berlin’de eski bir depo binasını bir kültür merkezine dönüstürmede çevreye ve kentsel yasama karsı duyarlı mimarlık eylemi  ödüle layık görülmüs. &#160; Mimar Peter Grundmann , Mimarlık bir gösteri, bir ṣov deǧildir,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>DAM’da bu yılın ilk sergisi: DAM Ödülü 2026.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2026 DAM ödülü Peter Grundmann &#8211; Mimarlar Grubu‘na verildi. Mimarların Berlin’de eski bir depo binasını bir kültür merkezine dönüstürmede çevreye ve kentsel yasama karsı duyarlı mimarlık eylemi  ödüle layık görülmüs.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimar Peter Grundmann , Mimarlık bir gösteri, bir ṣov deǧildir, demis. İyi demiṣ!. Üzerinde durulmaya deǧer bir söz. Kentlerimizi, mimari ṣovların ötesinde, olsa olsa doǧaya ve yaṣama duyarli bir mimarlık eylemi, topluma ve insana uygun bir biçimde ṣekillendirebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sergiyi gezerken mimarilk eyleminin toplum için ne kadar önemli olduǧunu düṣündüm  Mimar, mimarlık eylemi ile toplum hayatını doǧrudan etkiler, kentsel yasamı güzellestirmeye önemli katkılarda bulunabilir. Evet, P Grundmann Mimarlar Grubu‘nun DAM Ödülü verilen mimarlık eylemi bunun kanıtı adeta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>30 Ocakta açılan Sergi 10 Mayısa kadar sürecek:  <a href="http://www.dam-online.de/dampreis">www.dam-online.de//dampreis</a> 2026</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kent ve Spor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>DAM’da bu yıl  ilgi çeken sergilerden biri de „Kent ve spor“ Sergisi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Epeydir Avrupa kentlerinde, kamusal alanları, spor aktivitelerinin de yapılabilecegi alanlara dönüstürme eylemleri giderek artıyor; kamusal yeşil alanlar ve açık alanlar spor, oyun ve rekreasyon için geçici veya hatta kalıcı mekanlara dönüştürülüyor. Spor, kentsel yasamın önemli bir ögesi sayılıyor.</p>
<p>Spor ve Kent Sergisi, Avrupa kentlerinde uygulanmıṣ on iki projeyi kapsamlı bir biçimde sunuyor. Bu projeler  spor aktivitelerini kentsel kamusal alanlara &#8211; şehrin en gözde yerlerindeki kentsel futbol sahalarından, çeşitli spor programlarına sahip nehir kenarı parklarına ve hatta oyun ve spor tesisleriyle çevredeki mahalleye açılan okul bahçelerine &#8211; yeni mimari yöntemlerle entegre ediyor. Sergide Son yıllarda gerçekleştirilen iddialı tasarımların yanında mevcut mekanlarda yapılan minimal düzenlemeler de yer alıyor.</p>
<p>Sergiyi gezerken, sporun  kamusal alanlarla entegrasyonunun kentsel yasam kalitesine  olumlu etkisini fark ediyor insan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>21 Subatta açılan sergii 7 Hazirana kadar sürecek: <a href="http://www.dam-online.de/">www.dam-online.de//</a>die Stadt ist der Sport</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasan Çakır, Mart 2026, Frankfurt<img class="aligncenter size-large wp-image-25179" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-446x1024.jpg" alt="" width="446" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-446x1024.jpg 446w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-131x300.jpg 131w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-768x1764.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2.jpg 1184w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25180" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-666x1024.jpg" alt="" width="666" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-666x1024.jpg 666w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-195x300.jpg 195w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-768x1181.jpg 768w" sizes="(max-width: 666px) 100vw, 666px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Bireysel ve Toplumsal/Kamusal Hakların ya da Kent Bütününde Hukukun; Uyumlu Bir Doku Kültürü Oluşturmasında Mimarinin Rolü&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/bireysel-ve-toplumsal-kamusal-haklarin-ya-da-kent-butununde-hukukun-uyumlu-bir-doku-kulturu-olusturmasinda-mimarinin-rolu/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:54:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25173</guid>
		<description><![CDATA[Metin Karadağ Bu konuda herkesin mutlaka söyleyebileceği bir söz vardır&#8230; Her “Eleştiri”nin içinde; yani bir köşesinde “Özeleştiri”yi barındırdığı gibi&#8230; Nasıl ki her “Eleştiri” belirli bir “Tecrübeye” dayanıyorsa; tüm o deneyimlerden oluşan birikim içinde bir yerlerde; şimdiki “an”ın tam tersi bir açıdan bakan bir gözlem “an”ı da vardır&#8230; Çünkü “Nedensellik Bağlamı”,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Metin Karadağ</strong></p>
<p>Bu konuda herkesin mutlaka söyleyebileceği bir söz vardır&#8230; Her <strong>“Eleştiri”</strong>nin içinde; yani bir köşesinde <strong>“Özeleştiri”</strong>yi barındırdığı gibi&#8230; Nasıl ki her <strong>“Eleştiri”</strong> belirli bir <strong>“Tecrübeye”</strong> dayanıyorsa; tüm o deneyimlerden oluşan birikim içinde bir yerlerde; şimdiki <strong>“an”</strong>ın tam tersi bir açıdan bakan bir gözlem <strong>“an”</strong>ı da vardır&#8230; Çünkü <strong>“Nedensellik Bağlamı”</strong>, eytişimsel/diyalektik bir olgular zincirinden ortaya çıkar; gelişir&#8230;</p>
<p><strong>Bu nedenle, gelinen nokta; önceki geçilmiş noktaların Matematiksel Toplamının izlerini de taşır&#8230;</strong></p>
<p>Bir toplumda <strong>“Birey”</strong> için <strong>“Bireysel Haklar ve Kamusal Haklar”</strong> ilişkisi hangi <strong>“Nicelik ve Nitelik Haklar Toplamını”</strong> ifade edebiliyorsa; toplumun bütünü için de aynı <strong>“Nicelik ve Nitelik Haklar Toplamını”</strong> ifade etmek durumundadır&#8230;</p>
<p>Çünkü <strong>“Hukuk”</strong> kavramı <strong>“Hak”</strong> kavramının <strong>“Karşılıklı Hak”</strong> dizisi, yani <strong>“Çoğulu”</strong> durumunda ortaya çıkarak varlık kazanabilmektedir&#8230;</p>
<p><strong>“Hukukun İmarı”</strong> ile <strong>“İmarın Hukuku”</strong> arasındaki paralellikler gözden kaçırılmamalıdır&#8230; Farkında olsak da olmasak da her yönü ve çeşidi ile çok sayıda ve ayrıntıda yer alan haklar tarafından kuşatılmışızdır&#8230;</p>
<p><strong>Hukuk, işte bu haklar silsilesinin bütünleyici adıdır&#8230;</strong></p>
<p>En temel tanımla <strong>“Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki; insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir&#8230; Kanunlar ancak bu ilişkileri korumak üzere yazılırlar&#8230;”</strong></p>
<p>Yaşamın temeli olan haklar; <strong>“Bireysel Haklar”</strong>dan başlamak üzere içinde yaşanılan ortamın yani <strong>“Yeryüzünün Bütünü”</strong>nü oluşturan <strong>“Doğal ve Çevresel Hakları”</strong> da kapsar&#8230;</p>
<p>“<strong>Bir başka haklar silsilesine hiçbir şekilde zarar vermeyen/engellemeyen her hak; varlığını korumak ve sürdürmek hakkına da sahiptir&#8230;”</strong></p>
<p>Şimdi gözlerinizi kapatınız ve <strong>“30. Yılı”</strong> dolan <strong>“Habitat-2 1996 İstanbul, İnsan Yerleşimleri Konferansı”</strong>nın <strong>“Kent ve Kentli Hakları”</strong> bütününde <strong>“Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir”</strong>lik ilkeleri ışığında; <strong>“Evsahibi Ülke”</strong> adına bu konferansın tüm organizasyon ve koordinasyonunu yapan Başbakanlığa bağlı <strong>“TOKİ-Toplu Konut İdaresi”</strong>nin bugün işlemekte olduğu <strong>“Kent Suçları”</strong>nı(Örneğin: <strong>“Fikirtepe!&#8230;”</strong>) düşünmeye çalışınız&#8230;</p>
<p>Nasıl olabilir ki böyle akıl almaz bir TOKİ saçmalıklar dizisi?&#8230;</p>
<p>Yeniden ve yeniden düşünmek gerek; çünkü yanlışın neresinden dönülürse kâr olacak!&#8230;</p>
<p>Bunun için önce <strong>“Açık; Şeffaf; Hesap Verebilir; Denetlenebilir” </strong>olmanın kaynağı yani <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> ilkesi hakkını yeniden kazanmamız gerekir&#8230;</p>
<p><strong>Biz de burada işe sıfır(0)dan başlayalım: &#8230;</strong></p>
<p><em>Gazeteciliğin <strong>&#8220;5N 1K&#8221;</strong> ilkesi: Haberciliğin temel sorularını kapsar. Bu yöntem, bir olayın tüm yönlerini açıklığa kavuşturarak okuyucuya detaylı bilgi sunmayı amaçlar. Her bir soru, haberin farklı bir boyutunu ele alır:</em></p>
<p><strong><em>Ne?</em></strong><em>: Olay nedir? Haberin ana konusu nedir? / <strong>Ne zaman?</strong>: Olay ne zaman gerçekleşmiştir? / <strong>Nerede?</strong>: Olayın geçtiği yer neresidir? / <strong>Nasıl?</strong>: Olayın gerçekleşme şekli nasıldır? / <strong>Neden?</strong>: Olayın sebepleri nelerdir? / <strong>Kim?</strong>: Haberin aktörleri kimlerdir?</em></p>
<p><strong><em>Bu sorular, sadece gazetecilikte değil, akademik araştırmalardan hukuk analizlerine kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.</em></strong></p>
<p><strong>Dahası: &#8230;</strong></p>
<p><em>Vitruvius, on kitaptan oluşan ve mimarlık üzerine yazılmış en eski ve en kapsamlı eserlerden biri olan <strong>&#8220;De Architectura&#8221;</strong> adlı eseriyle tanınır.</em></p>
<p><strong><em>Vitruvius Üçlemesi</em></strong><em> (Vitruvian Triad), Romalı mimar Vitruvius&#8217;un De Architectura (Mimarlık Üzerine On Kitap) eserinde tanımladığı, iyi bir yapının sahip olması gereken üç temel ilkedir: <strong>Firmitas</strong> (Sağlamlık/Konstüksiyon), <strong>Utilitas</strong> (Kullanışlılık/İşlevsellik/Fonksiyon) ve <strong>Venustas</strong> (Güzellik/Estetik).</em></p>
<p><strong><em>Bu üç ilke, tarih boyunca mimaride yapısal bütünlük ve estetik dengenin temeli sayılmıştır.</em></strong></p>
<p>O halde, <strong>“Kendimizden Kentimize”</strong> kadar her aşamada nicelik ve nitelik olarak ve tüm ölçü, ölçek v.b. değerlerimizi düşünerek dünyamızı daha yaşanılır hale getirmek için yola çıktığımızda; içinde yer aldığımız toplumda hiçkimseyi mutsuz ve huzursuz etmeyecek bir dizi kurguya önceden sahip olmalıyız.</p>
<p>Örneğin bu; <strong>iki(2) kişilik bir yerde/kentte/ülkede, bir(1) ekmeği adaletli biçimde paylaşmanın yolu;</strong> birinin ekmeği <strong>“Bölmesi”</strong>, diğerinin de <strong>“Seçmesi”</strong> yani <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> ilkesi ile olanaklıdır.</p>
<p>Çünkü <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> ilkesi, çok daha önemli ve değerli olan temel insanlık hakkı olan ve herkesi kucaklayan <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong>nın varlık kazanması ile de ayrılmaz bir bütünlük oluşturmaktadır&#8230;</p>
<p><strong>-Nokta!&#8230;-</strong></p>
<p>Bu arada aynı ilkenin <strong>“Devlet Kuvveti”</strong> ve <strong>“Din Kuvveti”</strong>nin ayrılığı için geçerli olması haline de <strong>“Laiklik”</strong> denilir!&#8230;</p>
<p>Ayrıca <strong>&#8220;Laiklik&#8221;</strong> ve doğal olarak <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong> sadece <strong>Devlet</strong> ve <strong>Din bağlamı</strong> ile de sınırlı değildir&#8230;</p>
<p>Çünkü <strong>“Kuvvetler Ayrılığı”</strong>ndan doğan <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong> yok ise <strong>&#8220;Hiçbir Şey Yok!&#8230;&#8221;</strong> demektir! Aynı biçimde eğer <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong> yok ise <strong>&#8220;Demokrasi&#8221;</strong> de yok demektir&#8230;</p>
<p>İşte bu nedenle; <strong>&#8220;Devlet ile Mafya arasındaki Tek Fark; Hukuktur&#8230;”</strong></p>
<p>Şimdi bir kez daha <strong>“Mafya Raconu”</strong>na karşıt olanı tekrar edelim; <strong>“Hukukun tek kaynağı, insanlar arasındaki insani, doğal ve açık olan her türlü ilişkilerdir&#8230; Kanunlar ancak bu ilişkileri korumak için yazılırlar&#8230;”</strong></p>
<p>Çünkü <strong>“Hammurabi Kanunları da Hukuk İçermez; çünkü sadece Kralın(Raconu) Buyruklarıdır&#8230;”</strong></p>
<p>O halde <strong>“Kralların Buyruklarını”</strong> pekala <strong>“YOK”</strong> sayabiliriz!&#8230;</p>
<p><strong>-Üç Nokta!&#8230;-</strong></p>
<p>Ya <strong>“Ortak Toplumsal Hafıza Kaybı!&#8230;”</strong> ya da <strong>“Evrensel Hukuk!&#8230;”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> <img class="aligncenter size-large wp-image-25174" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-1024x576.jpg" alt="" width="900" height="506" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-1024x576.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-300x169.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati-768x432.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0204-matematiksanati.jpg 1200w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25175" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0304-matematiksanati.png" alt="" width="735" height="821" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0304-matematiksanati.png 735w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0304-matematiksanati-269x300.png 269w" sizes="(max-width: 735px) 100vw, 735px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25176" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0404-matematiksanati.jpg" alt="" width="473" height="621" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0404-matematiksanati.jpg 473w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0404-matematiksanati-229x300.jpg 229w" sizes="(max-width: 473px) 100vw, 473px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25177" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati.png" alt="" width="680" height="680" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati.png 680w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati-150x150.png 150w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/mk_0104-matematiksanati-300x300.png 300w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /></strong></p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Mart 2026, Sayı: 312</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Nerede Kalmıştık? Mücadelede, Dayanışmada ve Mimarlar Odası’nda…</title>
		<link>http://www.mimarist.org/nerede-kalmistik-mucadelede-dayanismada-ve-mimarlar-odasinda/</link>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:24:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25133</guid>
		<description><![CDATA[TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu ve seçimleri, 20–21–22 Şubat tarihlerinde yoğun bir katılım ve güçlü bir ilgiyle gerçekleştirildi. Bu genel kurul, yalnızca bir dönem faaliyetinin değerlendirilmesi ve yeni bir yönetimin belirlenmesi açısından değil; mimarlık mesleğinin bugünkü durumu, meslek örgütümüzün karşı karşıya olduğu sorunlar ve kent]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu ve seçimleri, 20–21–22 Şubat tarihlerinde yoğun bir katılım ve güçlü bir ilgiyle gerçekleştirildi. Bu genel kurul, yalnızca bir dönem faaliyetinin değerlendirilmesi ve yeni bir yönetimin belirlenmesi açısından değil; mimarlık mesleğinin bugünkü durumu, meslek örgütümüzün karşı karşıya olduğu sorunlar ve kent mücadelelerinin geleceği açısından da önemli bir tartışma zemini oluşturdu.</p>
<p>Genel kurullar, meslek örgütlerinin idari süreçlerinin tartışılması ve güçlendirmek için gerekli eleştiri- özeleştirinin yapıldığı ve aynı zamanda kolektif hafızasını, mücadele birikimini de yeniden kurduğu alanlardır. Bu nedenle her genel kurul aynı zamanda bir dönemin muhasebesinin yapıldığı, yeni dönemin yönelimlerinin tartışıldığı ve meslek örgütü ile üyeleri arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı önemli bir eşiktir.</p>
<p>Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 49. Dönem Genel Kurulu da tam olarak böyle bir eşik niteliği taşımıştır.</p>
<p><strong>Meslek Örgütlerinin İçinden Geçtiği Dönem</strong></p>
<p>Genel kurulun gerçekleştiği tarihsel moment, meslek örgütleri açısından oldukça dikkat çekici bir döneme denk gelmiştir. Uzun yıllar boyunca TMMOB bünyesinde güçlü bir mücadele geleneğini temsil eden meslek odalarından biri olan İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şbesinde yaşanan yönetim değişimi, meslek örgütlerinin içinde bulunduğu siyasal ve örgütsel koşulları daha görünür hale getirmiştir.</p>
<p>Bu gelişme, salt bir oda yönetiminin değişmesi olarak okunamaz. Aynı zamanda meslek örgütlerinin toplumsal ve siyasal alanla kurduğu ilişkinin, örgütlenme biçimlerinin ve üyelerle kurulan bağın yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılan bir durum olarak da okunmalıdır.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin genel kurulu yalnızca mimarlar odası ve mimarlar için değil, aynı zamanda TMMOB örgütlülüğünün geleceği açısından da önemli bir referans noktası olmuştur.</p>
<p>Çünkü meslek örgütleri, yalnızca mesleki dayanışma kurumları değildir. Aynı zamanda kamusal alanı, kentleri, doğayı ve toplumsal yaşamı savunan demokratik kurumlardır. Bu yönüyle meslek odaları, toplumun kamusal çıkarını savunan önemli toplumsal aktörlerdir.</p>
<p><strong>Mimarlık Mesleğinin İçinden Geçtiği Kriz</strong></p>
<p>Bugün mimarlık mesleği tarihinin belki de en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır.</p>
<p>Türkiye’de son yirmi yılda hızlanan inşaat temelli büyüme modeli, mimarlık alanını niceliksel olarak büyütmüş görünse de mesleğin niteliği açısından ciddi sorunlar yaratmıştır. Çok sayıda mimarlık fakültesinin açılması, mimar sayısındaki hızlı artış ve meslek piyasasının kontrolsüz biçimde genişlemesi, mimarlık emeğinin giderek ucuzlamasına yol açmıştır.</p>
<p>Genç mimarlar mezun olur olmaz işsizlikle karşı karşıya kalmakta; iş bulabilenler ise çoğu zaman güvencesiz, düşük ücretli ve yoğun çalışma koşulları altında mesleklerini sürdürmeye çalışmaktadır. Birçok genç mimar için mimarlık, yaratıcı ve kamusal bir üretim alanı olmaktan çok, ağır emek koşullarının hüküm sürdüğü bir ofis pratiğine dönüşmektedir.</p>
<p>Bu süreç yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Aynı zamanda mimarlığın toplumsal rolünün ve mesleki itibarının aşınması anlamına gelmektedir.</p>
<p><strong>Tekelleşme ve Mimarlık Emeğinin Dönüşümü</strong></p>
<p>Mimarlık alanında giderek belirginleşen bir diğer sorun ise tekelleşme eğilimleridir. Büyük sermaye gruplarıyla çalışan büyük ölçekli mimarlık ofislerinin belirleyici hale gelmesi, mimarlık alanındaki üretim ilişkilerini de değiştirmektedir.</p>
<p>Bu yapı içinde mimarlık üretimi giderek şirketleşmekte, proje süreçleri büyük ölçekli organizasyonlara dönüşmekte ve mimarlar çoğu zaman bu organizasyonların içinde parçalanmış teknik emek gücü olarak konumlandırılmaktadır.</p>
<p>Bu durum mimarlığın yaratıcı niteliğini zayıflatmakta, mimarlık emeğini standartlaştırmakta ve mesleğin kolektif üretim potansiyelini sınırlamaktadır.</p>
<p>Mimarlığın giderek piyasa mantığına göre şekillenen bir hizmet sektörüne indirgenmesi, mesleğin kamusal niteliği açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Mimarlık Eğitimi Üzerine Tartışmalar</strong></p>
<p>Son yıllarda mimarlık eğitimi üzerine yapılan tartışmalar da mesleğin geleceği açısından önemli bir kaygı kaynağıdır. Zaman zaman gündeme getirilen mimarlık eğitiminin üç yıla düşürülmesi yönündeki öneriler, mesleğin niteliğini ciddi biçimde zedeleyebilecek girişimlerdir.</p>
<p>Mimarlık yalnızca teknik bilgiye dayanan bir meslek değildir. Tarih, sanat, kent kuramı, sosyal bilimler ve kültürel çalışmalarla iç içe geçmiş disiplinler arası bir eğitim süreci gerektirir.</p>
<p>Bu nedenle mimarlık eğitiminin kısaltılması, yalnızca mesleğin niteliğini düşürmekle kalmayacak; aynı zamanda kentlerin, kamusal alanların ve yaşam çevrelerinin kalitesini de doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Çünkü mimarlık, insanların birlikte kurduğu yaşamın mekânını biçimlendiren bir toplumsal pratiktir.</p>
<p><strong>Genç Mimarlar: Geleceğin Özneleri</strong></p>
<p>İstanbul Mimarlar Odası Genel Kurulu’nun en dikkat çekici yönlerinden biri genç mimarların sürece gösterdiği ilgiydi. Genel kurul tartışmalarına ve seçimlere genç meslektaşlarımızın yoğun katılımı, meslek örgütümüzün geleceği açısından umut verici bir tablo ortaya koymuştur.</p>
<p>Ancak genç mimarların karşı karşıya olduğu sorunlar oldukça ağırdır. İşsizlik, güvencesiz çalışma, düşük ücretler ve mesleki yalnızlaşma genç mimarların en temel sorunları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Bu nedenle meslek örgütümüzün önündeki en önemli görevlerden biri, genç mimarların sorunlarını merkeze alan yeni bir örgütlenme yaklaşımı geliştirmektir.</p>
<p>Genç mimarların yalnızca oda etkinliklerine katılan pasif üyeler değil, karar süreçlerine katılan aktif özneler haline gelmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Çünkü mimarlık mesleğinin yarını genç mimarların ellerinde şekillenecektir.</p>
<p><strong>Kadın Mimarlar ve Eşitlik Mücadelesi</strong></p>
<p>Mimarlık alanındaki dönüşümün bir diğer önemli boyutu ise kadın mimarların artan varlığıdır. Bugün mimarlık fakültelerinde kadın öğrencilerin sayısı oldukça yüksektir ve meslek pratiğinde de kadın mimarların varlığı giderek artmaktadır.</p>
<p>Ancak buna rağmen mimarlık alanı hâlâ önemli ölçüde erkek egemen bir yapıya sahiptir. Kadın mimarlar iş yaşamında ücret eşitsizlikleri, görünmez emek yükü ve karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmemek gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle meslek örgütümüzün toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha güçlü politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Kadın mimarların oda çalışmalarında daha fazla yer alması, meslek örgütünün demokratikleşmesi açısından da son derece önemli bir adımdır.</p>
<p><strong>Kent Mücadeleleri ve Mimarlığın Kamusal Rolü</strong></p>
<p>Bugün kentler yalnızca mimarlık üretiminin mekânları değil, aynı zamanda büyük toplumsal mücadelelerin de sahnesidir.</p>
<p>Plansız büyüme, rant odaklı kentleşme politikaları, doğa talanı, afet risklerinin göz ardı edilmesi ve kamusal alanların giderek daralması kentlerimizi yaşanması zor mekânlara dönüştürmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin deprem gerçeği ise bu sorunları daha da yakıcı hale getirmektedir.</p>
<p>Afetlere dirençli kentler, kamusal alanların korunması ve doğayla uyumlu bir yapı üretim süreci için mimarların bilgi ve birikimine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.</p>
<p>Bu nedenle mimarlar yalnızca yapı tasarlayan teknik uzmanlar değil, aynı zamanda kentlerin geleceği üzerine söz söyleyen kamusal aktörlerdir.</p>
<p><strong>Örgütlenmenin Önemi</strong></p>
<p>Bütün bu sorunların çözümü bireysel çabalarla değil, örgütlü mücadeleyle mümkündür.</p>
<p>Meslek sorunlarımızın çözümü için, kentleri savunmak için ve mimarlığın kamusal sorumluluğunu büyütmek için güçlü bir meslek örgütüne ihtiyaç vardır.</p>
<p>Ancak güçlü bir meslek örgütü kendiliğinden ortaya çıkmaz. Onu güçlü kılan şey üyelerinin katılımı, dayanışması ve ortak iradesidir.</p>
<p>İstanbul Mimarlar Odası seçimlerine yaklaşık 1600 mimarın katılması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, 31.000 üyeli bir şube için henüz yeterli değildir.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki dönemde oda ile üyeler arasındaki bağın güçlendirilmesi ve katılımın artırılması önemli bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Nerede Kalmıştık?</strong></p>
<p>Bugün sorulması gereken soru belki de budur:</p>
<p>Nerede kalmıştık?</p>
<p>Cevap aslında çok basittir.</p>
<p>Kentleri savunmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.<br />
Mimarlığın kamusal sorumluluğunu yeniden hatırlatacağız.<br />
Meslektaşlarımızla dayanışmayı büyüteceğiz.</p>
<p>Çünkü biliyoruz ki güçlü bir meslek örgütü olmadan hiçbir mesleki sorun çözülemez.</p>
<p>Ve yine biliyoruz ki katılım olmadan güçlü bir örgüt yaratmak da mümkün değildir.</p>
<p>Bu nedenle mimarlık mesleğinin geleceğini savunmak isteyen herkesi aynı yerde buluşmaya çağırıyoruz:</p>
<p><strong>Mimarlar Odası’nda.</strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>İMAR POLİTİKALARINA  MİMARLAR KARIŞMASIN DA KİM KARIŞSIN!?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/imar-politikalarina-mimarlar-karismasin-da-kim-karissin/</link>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:23:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25131</guid>
		<description><![CDATA[Bizde, kimi çevreler, kent yöneticileri, politikacılar, hatta mimarlar, mimarların imar işlerine karışmasından rahatsız oluyor. Hangi sosyal ekonomik psikolojik dürtülerin bu rahatsızlığı yarattığını araştırmak ilginç olabilir… Mimar Doğan Hasol anlatıyor: 1954 Oda’nın kuruluşu… Tek parti döneminden çok parti dönemine geçilmiş. Demokratik Parti Hükümeti iktidarda. Başbakan A. Menderes. İşte o da biraz]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Bizde, kimi çevreler, kent yöneticileri, politikacılar, hatta mimarlar, mimarların imar işlerine karışmasından rahatsız oluyor. Hangi sosyal ekonomik psikolojik dürtülerin bu rahatsızlığı yarattığını araştırmak ilginç olabilir…</p>
<p>Mimar Doğan Hasol anlatıyor:</p>
<p>1954 Oda’nın kuruluşu… Tek parti döneminden çok parti dönemine geçilmiş. Demokratik Parti Hükümeti iktidarda. Başbakan A. Menderes. İşte o da biraz astığı astık kestiği kestik. İstanbulun imari tutkusuyla yanıyor. Istanbulu imar ediyor… Tabii ne oluyor,plansız proğramnsız. Zaten ekonomi çok güçlü değil. 1945’te 2’inci Dünya Savaşı bitmiş. Savaştan 5-6 yıl sonra iktidara geliyor. İlk yaptığı iş imar hareketleri. Tahran’a gitmiş. Tahranı ziyaret ettiği zaman geniş bulvarlar görmüş. İstanbulda da o bulvarları yapmaya çalışıyor. Tıpkı işte 3. Napolyon’un Paris’te yaptığına benzer bir takım uygulamalar. Zaten bu tür çalışmalaı yapanların çoğu Paris örneğini alırlar. Hausmann 3. Napolyon’un Sait valisidir. Onu tam yetkili kılmıştır. Ve işte geniş bulvarlar, geniş caddeöer… Surlar yıkılmıştı</p>
<p>Şimdi bizim durumumuza gelince… A. Menderes te işte 1955’te başladı istanbul’un imarına. Orda yine Oda’nın müdahaleleri var. Doğan Tekeli, gelmedi galiba onun, kitabında var.Bana da daha önce anlatmıştı.. Ben de Mimarlar Dik Durur‘a zaten o hikayeyi aktarmıştım.</p>
<p>Oda yeni kurulmuş zaten. Toplanıyorlar. Merkez İstanbul’da. Ne yapalım diyorlar. Yani Başbakan kendi bildiğince İstanbulda bir takım uygulamalar yapıp duruyor ama, bir yardımımız olsa en azından, bir şeyler yapsak…</p>
<p>Bir toplantı yapıyorlar. O toplantının sonunda Başbakanın kendisine bir mektup yazmaya karar veriyorlar ve diyorlark ki, işte sesimizi duyurmalıyız, işte keyfi imara karşı çıkmalıyız gerekçesinden hareketle çok nazik bir mektup yazıyorlar ve size nasıl yardımcı olabiliriz diye soruyorlar.</p>
<p>Tabii Menderes bunun altında yatan manayı anlıyor.</p>
<p>Aylarca cevap gelmiyor. Sonunda Oda’nın 1 numaralı üyesi &#8211; Profesör Emin Onat, o tarihte Demokrat Parti’den milletvekili – Emin Hoca’ya söylüyorlar durumu, ne olur Başbakanla bir konuşsanız diye. Cevap Emin Onat aracılığıyla geliyor. Diyor ki „Karışmasınlar, Odayı kapatırım.“</p>
<p>***</p>
<p>İmara karışmak mimarlığın doğasında var. Imara mimar karışmayacak da kim karışacak?</p>
<p>Yıl 1949. Ortada oda moda yok .Mimar Sedat Çetintaş yazıyor:</p>
<p>Fatihte Macar Kardeşler Caddesi… Bu cadde ki Türk İstanbulun en mühim ve en yeni caddesidir. Burada imar namına, zevki bedii namına vücuda gelen heyeti garibeyi birer birer tetkik ediniz. Sadeleri iptidaiye mekteplerinde (ilkokullarda) çocukların yptığı ev resimlerinden daha beceriksiz, külfetlileri sanki zevki selime isyan için düşünülmüş çizgiler, resimler, kemerler ve renklerle bezenmiş. Bir tane  ciddi zevk ve kalem mahsulü bina gösteremezsiniz. Artık en mühim cadde böyle olursa daha içerileri siz tahmin ediniz. Bu hal nedir ve nereye varacaktır? Bu gibi binalarla yumurcaklı kozalaklı, pis bir şekle girecek olan bu zavallı şehri, sonra hangi kuvvet temizliyebilir, mümkün mü?</p>
<p>***</p>
<p>Yalnızca mimarlar mı imara karışır? Kentinin imarına ilgi duyan herkes karışiyor. Hakkıdır. 1959. Edebiyatçı Nihad Sami Banarlı yazıyor:</p>
<p>„Gazetelerde okur ve sevinirsiniz: Belediye yeni ve güzel kararlar almıştır: Boğaz sahillerinde ve yamaçlarında dört kattan yüksek bina yapılmayacaktır. Hatta sahil binaları yalnız iki katlı olacak ve ahşap yapılacaktır.</p>
<p>Düşünürsünüz: Ne güzel görüş, ne isabetli bir karar. İşte bu kararda  hakiki bir İstanbul anlayışı, tam bir vatan sevgisi var. Çünkü Boğaz, bir yeşil yamaçlar diyarıdır. Evler, binalar onun yamaçlarına birbirini perdelemeden, birbirinin denizi görmesine engel olmadan, her çizgisi düşünülmüş, zevkli ve bilgili bir işleyişle, adeta oya gibi yerleştirilmelidir…</p>
<p>Fakat çok geçmeden hayretle hattâ dehşetle görürsünüz ki bu haberlar sanki sizi oyalayan birer balondur.“</p>
<p>***</p>
<p>Günümüzde vizyoner Belediyeler, kent yöneticileri- kentleri  cehaletin, toprak vurgunculugunun oyuncağı olmaktan korumak için- açık demokratik planlamayla kent ahalisinin, mimari yarışmalarla mimarların imar politikalarına karışmasını istyor ve özendiriyor.</p>
<p>Ahalisi, mimarları, yazarları, çizerleri, çöpçüleri, duvarcıları, marangozları, köpekleri, kedileri kentine sahip çıkmıyorsa- yanı kentinin imarına karışmıyorsa- karışması engelleniyorsa vay o kentin haline! Vay ki ne vay!  Bir kentte imar işlerine karışan güçlü bir kamuoyu yoksa, o kent cehaletin oyuncağı olur.</p>
<p>3500 yıl önce Filozof Perikles şöyle demiş:</p>
<p>Kentinin imarina ilgi göstermeyen bir kimse , yalnız ilgisiz bir kimse değil, aynı zamanda kötü bir kimsedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2016’dan bir DAM Notları<img class="aligncenter size-large wp-image-25132" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-601x1024.jpg" alt="" width="601" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-601x1024.jpg 601w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-176x300.jpg 176w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek-768x1308.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_altyazi-bilgisi-verilecek.jpg 1010w" sizes="(max-width: 601px) 100vw, 601px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın “Yaşam Direnci Üretiminin Kalıcı Evrimsel Kanıtı” Olarak; “Mimari Uzayı&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/insanligin-yasam-direnci-uretiminin-kalici-evrimsel-kaniti-olarak-mimari-uzayi/</link>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25129</guid>
		<description><![CDATA[Ne kadar bilinçli korunma alışkanlıkları edinmiş olursak olalım, yaşamın içerisinde yer alan irili ufaklı ve değişik türde psikolojik travma şiddetlerinden payımızı alırız&#8230; Önemli olan sürekli bir biçimde psikolojik şiddetten arındırılmış ortamda bulunabilmek için sürekli kaçmak değil; karşı karşıya kalınabilecek psikolojik şiddeti önceden algılamaya ve ortamı şiddetten arındırabilmeye çalışmaktır. Sürekli şiddetsiz]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ne kadar bilinçli korunma alışkanlıkları edinmiş olursak olalım, yaşamın içerisinde yer alan irili ufaklı ve değişik türde psikolojik travma şiddetlerinden payımızı alırız&#8230;</em></p>
<p><em>Önemli olan sürekli bir biçimde psikolojik şiddetten arındırılmış ortamda bulunabilmek için sürekli kaçmak değil; karşı karşıya kalınabilecek psikolojik şiddeti önceden algılamaya ve ortamı şiddetten arındırabilmeye çalışmaktır.</em></p>
<p><em>Sürekli şiddetsiz ortam talebi de bir tür şiddet olarak karşımıza çıkabilir.</em></p>
<p><strong><em>“Psikolojik Çevre Kirliliği Sistemi”</em></strong><em> de denilebilecek ve farklı nedenlerle ortaya çıkan psikolojik şiddetlerin dinamik toplamı; sınır tanımaksızın zincirleme reaksiyonlarıyla üzerimizde etkilerini bırakmaktadır. Aldığımız bu etkileri ise bizler başka mekanlardaki başka insanlara doğru; aynen bizlere ulaştığı gibi sürekli taşımaktayızdır.</em></p>
<p><em>Nedeni anlamında ilk kaynağı olduğumuz herhangi bir psikolojik travmanın, bilmediğimiz yerlerde tanımadığımız insanlara ulaşıyor olmasını düşünmek bile bizlerde rahatsızlığa yol açabilir.</em></p>
<p><em>Burada saymaya ve sıralamaya yer bulamayacağımız nedenlerle ya da bahanelerle; toplumsal yaşam içerisinde psikolojik travmaya uğramamış insan yok gibidir&#8230;</em></p>
<p>Yaşamın, kendi gelişimini ve dönüşümünü sağlayan temel özellikleri de yine kendisinde taşımasının temel nedeni;<strong> “Evrimin Varlığı ve Sürekliliğidir&#8230;”</strong></p>
<p><em>Bundan neredeyse otuz yıl önce gazetelerden birinde, çok önemli ama gözden kaçtığı için de üçüncü sayfaya düşen fıkra gibi bir haber vardı: <strong>“En hukuki çete, yakalandı”</strong> ve <strong>“gasp, adam yaralama, tehdit&#8230; ilh..”</strong> suçlarından aranan çete elemanlarının üzerinden, bir <strong>“sözleşme”</strong> çıktı.</em></p>
<p><em>Son icraatları sırasında ele geçirilen çete elemanlarının her birinin üzerinden çıkan aynı fotokopi sözleşmenin maddeleri şöyleydi: <strong>“İşi” getiren % 60 alır. Eğer getirilen “iş” dolar, mark üzerindense, “işi” getiren % 70 alır. İşi getiren “icraata” doğrudan katılırsa, işin toplamının % 80’ini alır&#8230;</strong></em></p>
<p><em>Bu güzelim örneğe baktığımızda, tırnak içinde bile olsa <strong>“hukuku”</strong> hemen görebiliriz. Yalnızca çete elemanları arasında rızaya dayalı bir kural dizgesi oluşturulmuş ve alan razı veren razı biçimde; hukukseverleri bile kıskandıracak düzeyde de tıkır tıkır işleyen, gerçek bir <strong>“alan”</strong> yaratılmıştır diyebiliriz.</em></p>
<p><em>Düşünsenize, öyle kolay değildir bu tür sözleşmeleri bozmak, anayasa deler gibi delmek. Cemaat üyelerince uyulmadığında da bedeli çok ağır ödenen bir yasa olarak işlemektedir çünkü: <strong>“Takır takır, yani ‘aşil topuğuna, aşil topuğuna’ yaptırımı söz konusudur&#8230;”</strong></em></p>
<p><em>Ancak gel gör ki, çete elemanları arasındaki bu tıkır tıkır işleyen <strong>“hukuka”</strong> emsal kurallar; çetenin de üzerinde yaşadığı, beslendiği <strong>“alanda”</strong> eksikliklerini hemen belli eder.</em></p>
<p><em>Toplumu oluşturanların yaşamına müdahale etmekte olan <strong>“bu kurallar”</strong>, bu çete dışındakiler için, yani toplum için geçerli bir anlam taşımamaktadır. Ancak sonuç olarak oldukça kötü bir biçimde etkilemektedir.</em></p>
<p><em>Bu <strong>“eksiklik”</strong> de doğal olarak böyle bir hukuku savunmaya kalkanların karşılarına, toplumun meşruiyet talebinin dayatmasıyla ancak çıkmaktadır.</em></p>
<p><em>Burada bu anlama göre ancak <strong>“meşru olmayan bir hukuktan”</strong> söz edebiliriz. Ve bu durumda kısaca diyebiliriz ki, doğal olarak toplumun ortak çıkarları; <strong>“meşru bir hukuktan”</strong> yanadır&#8230; İşte bu nokta <strong>“kamuyasallıktan”</strong> söz edebilme noktasıdır.</em></p>
<p>Özetle; <strong>Devlet ile Mafya Arasındaki Tek Fark; “Hukuktur&#8230;”</strong></p>
<p>Bir ekmeği iki(2) kişi arasında <strong>‘en adaletli biçimde paylaştırmanın yolu’</strong>; birinin ekmeği <strong>&#8220;bölmesi&#8221;</strong>, diğerinin de <strong>&#8220;seçmesi&#8221;</strong> ikili kuralına dayanır. Bu kural <strong>&#8220;Kuvvetler Ayrılığı&#8221;</strong>nın da temelini oluşturur. Ayrıca temeli <strong>&#8220;Kuvvetler Ayrılığı&#8221;</strong> kuralına dayanan <strong>&#8220;Laiklik&#8221;</strong> de sadece devlet ve din bağlamının ayrılığı ile de sınırlı değil; çok daha önemli ve değerli olan temel insanlık hakkı olan ve herkesi kucaklayan <strong>&#8220;Eşitlik Hakkı&#8221;</strong>nın varlık kazanması ile de ayrılmaz bir bütünlük oluşturmaktadır.</p>
<p><em>Bu hukuk iştahsızlığının, bu sosyal empati yoksunluğunun, bu kamusal alan tanımazlığının esas nedeni, açıkça ya da gizlice olsun, bireyler olarak sorumluluklarımızdan kaçarak <strong>“içini boş bıraktığımız”</strong> özel alanlarımızın <strong>“cemaatlerce”</strong> işgal edilmesinden başka bir şey değildir&#8230;</em></p>
<p><em>Özellikle farklı dünyalarda yer alan <strong>“cemaatler”</strong>in her nasılsa <strong>“bir kenti dönüştürmek”</strong> gibi <strong>“tıpatıp aynı”</strong> gerekçe etrafında toplaşarak içinde yaşadığımız <strong>“İstanbul’u Meta gibi Pazarlama”</strong> talanında aynı safta yer tutabilmesi, aklıma <strong>Stanley Kubrick</strong>’in <strong>“2001: Uzay Macerası”</strong> filminin son sahnelerini getirdi.</em></p>
<p><em>Filmde, ışık hızındaki uzay yolculuğundan sonra her nasılsa tekrar dünyadaki evine dönen astronot, bir odada henüz yeni doğmuş haliyle kendi çocukluğunu, diğer odadaki yatakta ise yine kendisinin yaşlanmış halini görür. Başını aynaya çevirip baktığında ise giydiği astronot kıyafetinin <strong>“içi boştur,”</strong> kendisini göremez.</em></p>
<p><em>Cemaatçi davranışlar, kendi kendimize karşı yabancılaşarak, <strong>“boş bıraktığımız”</strong> özel alanımız /bizim boşluğumuz/ üzerinden kamusal alanlarımızı kemirmekteler.</em></p>
<p><em>Çünkü <strong>“Uzay boşluk kaldırmaz&#8230;”</strong></em></p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Şubat 2026, Sayı: 311</strong><img class="aligncenter size-large wp-image-25130" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-576x1024.jpg" alt="" width="576" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-576x1024.jpg 576w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-169x300.jpg 169w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag-768x1365.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/metinkaradag.jpg 1125w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>48. Dönemi Bitirirken, Belleğimizde Kalanlar</title>
		<link>http://www.mimarist.org/48-donemi-bitirirken-bellegimizde-kalanlar/</link>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 14:28:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Alper Ünlü]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25051</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Üyeler, 48.Dönemi tamamlarken sizlere pembe bir dünyadan ve hayallerimden söz etmek isterdim. Ama ülkemiz ve içinde bulunduğumuz politik ve sosyo-ekonomik koşullar, beni bu bağlamdan uzaklaştırmakta. Sizlere şu an içinde bulunduğumuz durumun yalın bir özetini sunduktan sonra, 49. Dönem için bazı öngörülerde bulunmak istiyorum. Doğal olarak da, bazı çözüm yolları]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Üyeler,</p>
<p>48.Dönemi tamamlarken sizlere pembe bir dünyadan ve hayallerimden söz etmek isterdim. Ama ülkemiz ve içinde bulunduğumuz politik ve sosyo-ekonomik koşullar, beni bu bağlamdan uzaklaştırmakta. Sizlere şu an içinde bulunduğumuz durumun yalın bir özetini sunduktan sonra, 49. Dönem için bazı öngörülerde bulunmak istiyorum. Doğal olarak da, bazı çözüm yolları ile ilgili kısa ipuçlarını da vermeye çalışacağım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Klasik bir söylemle, 48. Dönemde ülkenin bizlere yaşattığı dar ve nefes alınamaz ortam içerisinde elimizden geldiğince ekonomik, örgütsel, yönetişimsel ve hukuki problemleri Oda ölçeğinde çözdüğümüzü, 49. Döneme onurlu ve saygın bir şekilde başlayacağımızı sizlere gururla iletiyorum.</p>
<p>48.Dönem aslında 6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizin yaşadığı en büyük felaketler dizisi olan Hatay-Kahramanmaraş-Adıyaman depremlerinin sorunları, meslektaşlarımıza ve Odamıza indirdiği darbelerle başladı. Doğal felaketin meslektaşlarımızda yarattığı acı yaralar, Oda seçimleri döneminde ortaya çıkan iletişimsizlik, eşgüdüm problemleri, tüm Odaları, hepimizi etkiledi. Yönetişimsel kaos daha sonra yapılan yerinde müdahalelerle yaraların sarılması ve rehabilitasyon sürecine girdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2025 yılının ilk ayında Bolu Kartalkaya’daki yangın faciasında, 78 vatandaşımızın gece otel odalarında uyurken ölmesi, otelde ortaya çıkan ihmaller silsilesi, mimarın yeniden acil durum ve afetlerde rolünün sorgulanması, devlet organlarının acizliği, devletin onay mercilerindeki zavallılığı, sorunların her olayda teknik insanlara fatura edilmesi gibi problemleri bir kez daha su yüzüne çıkardı. Bir sürü yapay sorumsuzluk hileleri, tüm bunlar, hem toplumu, hem de meslektaşlarımızı üzdü. Bu iki olaydan sonra meslektaşlarımız ve Oda yönetimleri, afetlere ve acil durumlara eskisinden daha fazla eğilim gösterdiler. Hassasiyetleri doruk noktadaydı. Ama tüm toplantılarda özellikle kamu yönetimi alanında devletin bu hassasiyeti tam olarak karşılamadığı ve karar alma çerçevesinde son derece ağır kaldığını söylemek durumundayım. Her şeye karşın İstanbul Büyükkent Şubesi ve temsilciliklerimiz adına, afet ve acil durumlar için başarılı çalışmalar yaptık ve buradaki çalışmaları diğer dönemlerde de devam ettireceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğal veya yapay afetlerin Odamızı ne denli sarstığını hepimiz defalarca şahit olduk. 23 Mart 2025 tarihinde ise diğer bir politik afet yaşadık. O tarihte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve onu izleyen süreçte onlarca bürokrat, meclis üyesi, ilçe belediye başkanı, meslektaşlarımız Güzin Alpaslan ve Kardelen Taş tutuklandılar. Bu tutuklamalar, İstanbul’da belediyelerle yapacağımız ortak mesleki denetim protokollerinin arifesinde gerçekleşti. Bu anlamda daha düzenli ve güvenli yaşamın ön aşaması olan ortak denetim protokolleri, tutuklamalardan sonra rafa kaldırıldı. Daha sonra Kadıköy ve Maltepe Belediye Başkanları ve ekiplerinin gayretiyle bu iki belediyede bu protokolleri imzaladık. Kendilerine meslektaşlarımız adına bir kez daha buradan teşekkür ediyorum, güvenli bir yaşam stratejisine bir tuğla da onlar koydular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Art arda gelen birçok küçük olayı burada sıralamıyorum. 48. Dönemde geriye baktığımda, yaptığımız toplantılar sonucunda, ülkenin yaşadığı ekonomik dar boğazın pek çok türevini Odamızın çalışma alanında görmek olasıydı. Sene başında açıkladığımız asgari ücreti uygulamayan pek çok şirket, fazla mesaiye zorlanan birçok meslektaşımız, işyerlerinde yıldırma (mobbing) ve zorbalık (bulling) dâhil, insani olmayan davranış biçimleri, ödenmeyen staj ücretleri, gelecekte meslektaşımız olacak mimarlık öğrencilerinin yemek parasını bile ödememeyi gözeten işyeri sahipleri hakkında, her yerde, her toplantıda, şikâyetler bize intikal etti, meslektaşlarımız bunları bize bir bir anlattılar. Bunlar karşısında Oda olarak çaresiz duruma da düştük. Meslektaşlarımız bizden hep yardım beklediler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durum genç mimarlarda had safhaya ulaşmıştı. “Bir dokunsan, bin ah,” cinsinden. Çok farklı olaylar anlattılar. Üstü örtülü ya da açık. Tüm bunlar içerisinde, bugün 33.000’e ulaşmış mimar kitlesinde, genç mimarların sesini işittik, ama tam anlamıyla çare olamadık. Bunlar doğal olarak itiraflarımız. Özellikle genç mimarlarda işsizlik en yüksek düzeye ulaştı. Bu oran şimdilerde %40 düzeyinde yer almakta. Ülkedeki üniversite mezunları, nitelikli birkaç disiplin, tıp ve bilgisayar bilimleri dışında, tam anlamıyla işsizlik çukuruna gitmekte. Odamızın da bundan sonraki döneme devreden en önemli problemlerinden birisinin mimarlıkta işsizlik olduğunu da belirtmeliyim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüm bunlara karşın genç mimarlarla ilgili yaptığımız bir araştırma sonucunda, genç mimarların serbest büro sahibi kurma isteklerinin %70 civarında olması bizi şaşkınlığa itti. Hiçbir yıldırma ve zorbalığa bulaşmadan, evinde ya da kiralık çalışma alanlarında iş yapmak yeni nesillerin ideali galiba, böyle olduğunu düşünüyorum. Bu oranın Türkiye genelinde de yükselmesi, tek kişilik şirketleşme oranının %42’lere ulaşması aslında bizim için oldukça düşündürücü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tek kişilik savaşımın perde arkasının neden böyle bir eğilim (trend) yakaladığını sosyolojik ve psişik nedenlerle açıklamak olanaklı. Bunun yanı sıra bu trendin, ülkede var olan orta ölçekte büroları yerle bir ettiğini, iktidara yakın mimari büroları da tekelleştirdiğini 50-100 mimar çalıştıran ve sadece devlet projesi yapan, devletin proje havuzunun %90’lara varan kısmını alan tekelleşmiş bürolarda gerçekleştiğini bir kez daha saptadık. Meslektaşlarımızın çok büyük bir kısmı ise kalan yüzde onluk kısımda işlerini gerçekleştiriyordu. Üzülerek söylüyorum, sayılar ve istatistik haksız ve yanlı rekabetin acımasızlığını vurguluyordu. Bu “baskıcı” ve “ezici” oyunun sayısal ifadeleriydi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün çalışan tüm meslektaşlarımızın bu nedenlerle Oda’dan beklentileri başka bir değerler kümesine evrildi. Bu kümenin içinde örgütleşme, hak arama, ücret politikaları ve sendikalaşma var. “İşçi mimar” sözü kulağa hoş gelmeyebilir. Geçenlerde şehir hastaneleri ile ilgili bir toplantı vardı. Orada da “işçi hekim” kelimesi konuşuldu. Bazılarının hoşuna gitmedi. Şehir Hastaneleri rezaleti, günde 20.000 adım atan bir hekim için artık, Hipokrat yemininden sonra, ideal hekimden, işçi hekime evrilmiş durumda ise, haksızlığın tavan yaptığı ortamda çabalayan bir “işçi mimar” kavramının da son derece yerinde, haklı ve çağdaş olduğunu düşünüyorum. Bu durum mimarlar için çok gerçekçi. Gece yarısına kadar çalışan mimarlar, eve gelip, çoluk, çocuğunu öpüp, bilgisayarın karşısında ikinci işe oturuyorlarsa, o zaman patron mimarlar kim, işçi mimarlar kim?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumsal anlamda karşıtlıklar, sömürü düzeni ve sosyo-ekonomik düzendeki dengesizlikler mimarların meslek alanındaki meşruiyetini ve sorumluluklarını değiştirmektedir. Buna koşut olarak Mimarlar Odası değişen sosyo-ekonomik yapı altında çalışan mimarların sendikalaşma ve kooperatifleşme yolunda ilerlemesi bağlamında bir “ara yüz” bir “koşullandırıcı” konumuna hızla gelecektir. Odamızın gerçekleştirdiği sektörel komisyon çalışmalarında bu durum açıkça ortaya çıkmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimarlık eğitiminin 4 yıllık düz bir eğitim, çağın dışında bir uygulama biçiminde olması, 48. Dönem yönetimde zaman zaman en önemli tartışılan konulardan birisi olmuştur. Mimarlar Odası’nca düzenlenen Mimarlık ve Eğitim Kurultayları neticesinde benimsenen beş yıl (kesintisiz beş yıl veya 4+1, 3+2) formülünün çözümü için tüm sorumlulukların, MİDEKON adı verilen, sadece “atanmış” dekanlardan oluşan kurula verilmesi düşündürücüdür. Söz konusu kurulun beklentiyle, “bir gün YÖK’e gidip, onların kapısını çalarak, bunu formüle etmeyi düşünmesi”, buna karşıt olarak, YÖK’ün de yaklaşık yedi yıldır, kurula kapıyı hiçbir zaman aralama fırsatı vermemesi ibret verici bir davranıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimarlık eğitimi ve mimarın yetkinliği, tam anlamıyla bir sorundur. Bu konunun dekanlarla değil, üniversite ve meslek kuruluşlarından oluşan bir kurulla gerçekleşeceği kesindir. Mimarlık eğitiminin süre problemini salt üniversitelerden oluşan kurullar bu zamana kadar tam anlamıyla çözememişlerdir. Hal böyle iken üniversiteler, YÖK’den yapılan bir açıklama ile 3 yıl öngörülen bir pilot çalışmanın mimarlık eğitimine de uygulanacak olması, tüm üniversiteleri ve Odamızı tedirgin etmiş, eğitimde kurguladığımız tüm pedagojik yaklaşımları bir anda sonlandırmıştır. Bazı üniversitelerin bunu bir fırsat, (3+2)’nin bir ön şartı olabileceği düşüncesinin henüz çok naif olduğunu düşünenlerdenim. Çünkü 3 yıllık eğitim kararı her haliyle sosyo-ekonomik açıdan ağır olan eğitim yükünün ailelerin omuzlarının üstünden alınmasına dair son derece pragmatik bir karardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özellikle meslektaşlarımızın tartıştığı eğitim süresi probleminin yanı sıra, mesleğimizin icrasında artık git gide önem kazanmış, afetlere karşı dirençli tasarım, sismik açıdan mimari tasarım, pasif yangın önlemleri ve mimarlık, enerji, sürdürülebilirlik ve mimarlık, yenilebilir enerji ve mimari tasarım, mimarlık ve insan-toplum bilimleri, akustik gibi pek çok konuda, meslektaşlarımızın uzmanlaşması ve yetkinleşmesinde yarar vardır. MiAK gibi başarılı kuruluşların eşkredilendirme yaptığı ortamda, mimarlık eğitiminin uzaması (3+2+1) formülünde zorunlu staj olasılığı ile birlikte hem mimarın yetkinleşmesi ve hem de büroların yetkinleşmesi ve eşkredilendirilme, gelecekte kurgulayacağımız modellerden birisi olacaktır. Gelecekte mimarlar bu rolleri oynamadığı takdirde, çağın gerisinde kaldığı gibi, mimarlığın meşruiyetinde de doğal olarak önemli kayıplar yaşayacaklardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine gelecek dönemde, genç mimarların ortak çalışmasında ve onların ortak çalışma alanlarında ortak iş yapma bağlamında gerek mekânsal, gerekse yönetim alanında girişimci hizmetler vermeyi planlamaktayız. Mimarlar Odası’nın mekânları bu anlamda ortak iş yapma, kiralanabilir ofislere dönüştürülebilir. Bunun yanında ulusal, uluslararası ihaleler ve yarışmaların taranması ve meslektaşlarımızın bu girişimlerden haberdar olması açısından organizasyon şemamızda bir merkez (hub) açma olanağını da araştırmaktayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimarlığın icrasında ortaklaşa iş yapmak, örgütlü bir dayanışma modeline girmek, burada Oda’nın bir ara yüz olması esas hedefimizdir. Bu hedefte, “toplum için mimarlık ve katılımcı mimarlık” sloganı yaptığımız işlerin temelidir. 48. Dönem yönetim kurulumuzda mimarlık etiğinin üç önemli hedefi olan, kamusal hakların korunması, doğanın korunması, meslektaşlarımızın onurlu yaşaması ve haklarının korunması, 72 yıllık geleneğimizin bir parçasıdır. Bu hedefler ve etik, bizim de en önemli amaçlarımızdan birisi olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ümit ediyorum ki, gittikçe artmasına karşın, TMMOB içinde onurlu bir şekilde yürüttüğümüz, kent ve yaşam mücadelemizi, bu mücadelemizi hukuksal ortama aktaran beş yüze yakın dava sayısı gelecek dönemde kazanımlarla geri düşer. Burada bir başka dileğim de bin günden fazla zamandır, kent mücadelesi yüzünden hapis tutulan sevgili avukatımız Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili. Bir gün onun özgürlüğü, hepimizin aydınlığı olacaktır. O günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Yine o gün sonrasında, ümit ediyorum ki, Türkiye hakça ve adil bir kamusal düzeni tüm kentlerinde ve kırsalında yerli yerine oturtacaktır. Tüm bu hedeflerin 49. Dönemde gerçekleşmesi en önemli dileğim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu çalışma raporu, şimdi bizim dönemimizin yoğun ve birçok alanda yaptığımız işlerin ve etkinliklerin ayrıntılı bir özeti. Bu rapor ile, içinde bulunduğumuz dönemin geniş bir panoramasını sizlere saygılarımızla sunuyoruz. Burada yönetim kurulumuz adına 48. Dönemi huzurlu ve olumlu bir şekilde bitirmenin hazzını yaşıyorum. 48. Dönem içinde elde ettiğimiz, mimarların her türlü birikimini, 49. Döneme uygun yatırımlara dönüşmesi, ben ve arkadaşlarımın en önemli dileği. Yatırımını planladığımız “mimarlar evi projesi” diğer bir deyişle “yaşlı-genç mimarlar evi”, “mimarların buluşma noktası”, çabalarımızın, kavgalarımızın sonucunda gelecek nesillere armağan edeceğimiz önemli yatırımlar olacaktır. Bu yatırımlar, planladığımız bu sembol tesisler, sadece mimarların alın teri ve birikimleriyle gerçekleşecektir. Bu hayalle yaşamak bile güzel!</p>
<p>48.Dönem olarak sahneyi terk ederken, tüm yönetim kurullarına, sevgili yol arkadaşlarıma, örgütüme, tüm temsilciliklere, idari personelimize, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan meslektaşlarıma, sonsuz teşekkürler. Hep yanımızdaydınız. Tüm kararları sizler ve geleceğin mimarları için aldık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sağ olun, var olun, sonsuz teşekkürler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alper Ünlü</strong></p>
<p><strong>TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi </strong></p>
<ol start="48">
<li><strong> Dönem Yönetim Kurulu Başkanı </strong></li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Ahmet Erkan’ın Sunuşu:</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yonetim-kurulu-sekreter-uyesi-ahmet-erkanin-sunusu/</link>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 14:26:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25050</guid>
		<description><![CDATA[Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Ahmet Erkan’ın Sunuşu: &#160; Değerli meslektaşlarım, sevgili dostlar, &#160; Mimarlık; yaşamı barındıran mekânları kurma sanatıdır. Doğayla, toplumla, kültürle ve ekonomiyle kurulan ilişkinin mekânsal ifadesidir. Barınma hakkından kamusal yaşama, üretimden eğitime kadar insan hayatının bütün alanlarını etkileyen bir kamusal sorumluluk alanıdır. Bu nedenle mimarlık yalnızca teknik bir]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Ahmet Erkan’ın Sunuşu:</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Değerli meslektaşlarım, sevgili dostlar,</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimarlık; yaşamı barındıran mekânları kurma sanatıdır. Doğayla, toplumla, kültürle ve ekonomiyle kurulan ilişkinin mekânsal ifadesidir. Barınma hakkından kamusal yaşama, üretimden eğitime kadar insan hayatının bütün alanlarını etkileyen bir kamusal sorumluluk alanıdır. Bu nedenle mimarlık yalnızca teknik bir uzmanlık değil; aynı zamanda etik, toplumsal ve tarihsel bir görevdir. Kentleri nasıl kurduğumuz, aslında nasıl bir toplum istediğimizi gösterir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2024–2026 dönemini kapsayan 48. Dönem çalışma raporumuzu sizlerle paylaşırken, yalnızca geride bıraktığımız iki yılın muhasebesini değil, aynı zamanda içinde bulunduğumuz tarihsel kesitin ağırlığını da birlikte değerlendirmek zorundayız. Çünkü biz mimarlar yalnızca yapı üretmeyiz; toplumsal yaşamın mekânsal zeminini kurarız. Bu zemin çökerse, mesleğimiz de, emeğimiz de, geleceğimiz de sarsılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün dünya; savaşların, yoksulluğun, zorunlu göçlerin, ekolojik yıkımın ve derinleşen eşitsizliklerin içinden geçiyor. Kentler bombalarla yok edilirken kültürel miras geri dönülmez biçimde kaybediliyor, milyonlarca insan barınma hakkından mahrum bırakılıyor. Küresel ölçekte sermaye merkezileşirken kamusal alan daralıyor; kentler birer yaşam alanı olmaktan çıkarılıp yatırım aracına dönüştürülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye ise bu tablonun dışında değil; aksine en sert biçimde yaşayan ülkelerden biri. Derinleşen ekonomik kriz, yüksek enflasyon, işsizlik ve güvencesizlik mesleğimizi doğrudan etkiliyor. Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede olmamıza rağmen, bilimsel planlama yerine rant odaklı politikaların sürdürülmesi; sağlıklı, güvenli ve kamusal yararı gözeten bir yapılaşma düzeninin hâlâ kurulamamış olması hepimiz için hayati bir sorun olarak önümüzde duruyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Depremini bekleyen İstanbul’da ise durum daha da yakıcıdır. Yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin el birliğiyle afet dirençli bir kent oluşturmak için çalışması gerekirken, başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere birçok ilçe belediye</strong> <strong>başkanı ve yöneticisinin görevden alınarak yerlerine kayyım atanması, kentin yönetim süreçlerini ciddi biçimde zayıflatmıştır. Bu anti-demokratik tutum yalnızca yerel demokrasiyi zedelememiş; aynı zamanda İstanbul’da yürütülmesi gereken planlama, afet hazırlığı ve kamusal hizmet çalışmalarını da sekteye uğratmıştır. Kent hakkı bağlamında çözüm bekleyen sorunlar ertelenmiş, hatta yeni sorun alanları ortaya çıkmıştır. Oysa afetlere karşı dirençli bir kent ancak katılımcı, şeffaf ve demokratik bir yerel yönetim anlayışıyla kurulabilir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kentleri, kamusal alanları ve kent hakkını savunma mücadelemiz yalnızca mesleki bir duruş değil, aynı zamanda demokratik bir toplum mücadelesinin parçasıdır. Bu nedenle kent suçlarına, doğa talanına ve hukuksuz planlama kararlarına karşı çıktıkları için yargılanan, aralarında avukatımız Can Atalay ve Şehir Plancısı Tayfun Kahraman’ın da bulunduğu; şehir plancıları, mimarlar, hukukçular ve hak savunucularının cezalandırılması kabul edilemez. Gezi Davası kapsamında hukuksuz biçimde özgürlüklerinden mahrum bırakılan başta Hatay Milletvekili Can Atalay ve Tayfun Kahraman olmak üzere tüm Gezi tutsaklarının derhal serbest bırakılması gerekmektedir. Kent hakkını, kamusal yararı ve toplumsal adaleti savunmak suç değil, kamusal bir sorumluluktur. Bizler mimarlar olarak bu sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak bütün bu olumsuz tablo içinde bir olumlu gerçeklik de var: Mimarlar hâlâ direniyor. Mesleki onurunu, kamusal sorumluluğunu ve toplumsal yararı savunan büyük bir birikim hâlâ bu ülkede ayakta. TMMOB Mimarlar Odası’nın 70 yılı aşan mücadele tarihi bunun en somut göstergesidir.70 yıllık bilgi ve birikim bütün sorunlarımızı çözebilecek bir örgüt modeli yaratmaya fazlasıyla yeterlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede olmamıza rağmen, mimarların işsizlik ve güvencesizlik kıskacında olması başlı başına yapısal bir çelişkidir. Depremini bekleyen, her köşesinde “kentsel dönüşüm” projeleri ilan edilen; kuzeyinde milyonlarca nüfuslu yeni şehir alanları açılan İstanbul’da mimarın işsiz olması, diğer taraftan 6 Şubat depremleriyle yıkılmış onlarca kentin devasa birer şantiye alanına dönüşmüş olmasına rağmen meslektaşlarımızın iş bulamaması; akılla, ihtiyaçla ya da planlamayla açıklanabilecek bir durum değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tablo, ülkede milyonlarca insan sağlık hizmetine ihtiyaç duyarken doktorların işsiz bırakılmasından farksızdır. Toplumsal ihtiyaç ile mesleki emeğin buluşmaması, piyasanın doğal bir sonucu değil; kamusal planlamanın tasfiye edilmesinin ve üretim süreçlerinin dar bir sermaye çevresinde toplanmasının sonucudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Genç mimarlar iş bulamıyor, bulanlar düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışıyor. Serbest çalışan mimarlar piyasa baskısı altında ayakta kalmaya çalışıyor. Kamuda çalışan mimarlar ise hem özlük hakları hem de mesleki yetkileri açısından ciddi gerilemeler yaşıyor. Akademik alanda liyakat, özgür düşünce ve bilimsel üretim yerini baskıya ve nitelik kaybına bırakıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu noktada mimarlık eğitimiyle ilgili kaygı verici tartışmalara da değinmek zorundayız. Mimarlık eğitiminin 3 yıla indirilmesine yönelik girişimler, deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede bizleri ciddi anlamda tedirgin etmektedir. Mimarlık eğitiminin niteliğinin zayıflatılması yalnızca meslek alanımızı değil, doğrudan toplumun can güvenliğini ilgilendiren bir sorundur. Bu konu, önümüzdeki dönemde üzerinde önemle durmamız gereken temel başlıklardan biridir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tablo tesadüf değildir. TOKİ, Emlak Konut, KİPTAŞ gibi büyük ölçekli yapı üretim mekanizmaları; planlamadan projelendirmeye, uygulamadan pazarlamaya kadar süreci merkezileştiren ve piyasayı daraltan bir yapı kurmuştur. Bu yapı hem mimarlık hizmetlerini değersizleştirmekte hem de meslek alanında tekelleşmeyi derinleştirmektedir. Buna yerel yönetimlerde ortaya çıkan benzer ölçekli ve ilişkisel yoğunlaşmalar da eklendiğinde, karşımıza yalnızca mesleki değil, yapısal bir tekelleşme düzeni çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bununla birlikte, meslek etiğiyle açıkça çelişen imzacılık (imzacı mimarlık) pratiği de bu çürümenin en görünür ve en tehlikeli parçalarından biri haline gelmiştir. Yaptığımız incelemelerde, 2020–2024 yılları arasında İstanbul’da verilen yapı ruhsatlarının 13.500 adedinde yalnızca 100 mimarın imzasının bulunduğunu tespit ettik. İnceleme alanını genişlettiğimizde ise tablo daha da ağırlaştı: yaklaşık 20.000 ruhsatın sadece 280 mimar tarafından imzalandığını gördük.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tabloya, meslek alanımıza yönelik farklı disiplinlerin müdahaleleri de eklenmektedir. Başta iç mimarlar olmak üzere çeşitli meslek disiplinlerinin mimarlık hizmet alanına yönelik yetki genişletme girişimleri, meslek alanımızı daraltmakta ve meslektaşlarımızın yaşadığı ekonomik ve mesleki mağduriyetleri artırmaktadır. Bu nedenle meslek etiğini savunmanın yanı sıra, aynı zamanda meslek alanlarımızın korunması için de daha örgütlü ve profesyonel bir mücadele yürütmek zorundayız. Özellikle TMMOB’ye bağlı odalar, farklı meslek gruplarının birbirlerinin meslek alanlarına sızma çabalarına yönelmemeli; bu konuda odaların birbirleriyle gereksiz bir mücadele içine girmesini engelleyecek çaba ve çalışmaları ortaya koymalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durum, mimarlık hizmetlerinin piyasada nasıl dar bir çevrede yoğunlaştığını, mesleki üretimin nasıl aracı bir hale getirildiğini ve mimarın teknik sorumluluğunun nasıl kâğıt üzerindeki bir formaliteye indirgenmeye çalışıldığını açıkça göstermektedir. Projesini üretmediği, denetlemediği, sorumluluğunu taşımadığı işlere yalnızca imza veren anlayış; hem mesleki emeği ucuzlatmakta hem de toplumun can güvenliğini doğrudan riske atmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sorun yalnızca bireysel etik zafiyetler değildir. Karşımızdaki tablo aynı zamanda yasa ve yönetmeliklerle örülmüş bir sistem sorunudur. Eğer çözüm üretecek isek, yalnızca sonuçlarla değil, bu sonuçları üreten hukuki ve idari çerçeveyle de mücadele etmek zorunda olduğumuzu bilerek örgütlenmeli ve çalışmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görev süremiz boyunca sayısız toplantı, panel, forum, üye buluşması, ücretsiz eğitim, atölye ve sempozyum gerçekleştirdik. Onlarca kurumlarla görüşmeler gerçekleştirdik. Mesleğimizi ilgilendiren tüm alanlardaki sorunları kapsamlı bir şekilde ilgililerle paylaştık. Çözüm önerileri sunduk. Mesleki dayanışmayı büyütmeye, bilgi paylaşımını artırmaya ve ortak aklı geliştirmeye çalıştık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu dönemde öğrencilerle kurduğumuz ilişkiler de özel bir başlık oluşturdu. Birçok üniversitenin jüri ve proje değerlendirmelerinin şube temsilcilik binamızda gerçekleştirilmesi için güçlü ilişkiler kurduk. Kent Düşleri Atölyesi kapsamında 100 öğrenci arkadaşımızla birlikte üretim süreçleri yürüttük. Ayrıca 300’den fazla öğrenci arkadaşımıza ofis ve şantiye stajı yeri ayarlanması konusunda destek olduk. Ancak İstanbul’da yaklaşık 16 bin mimarlık öğrencisi bulunduğu düşünüldüğünde, bu çalışmaların klasik yöntemlerle sürdürülmesinin yeterli olmayacağı açıktır. Bu alanda da kolektif yönetim anlayışıyla örgütlenmeye dayalı, daha yaygın ve katılımcı bir modele ihtiyaç vardır.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bütün bu çabalara rağmen sorunların devam ediyor olması, bizlere acı ama öğretici bir gerçeği gösteriyor:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunların kaynağı sadece yetersiz çalışmalarımızda, dışımızdaki merkezi ve yerel yönetimlerin anti demokratik uygulamalarında değil, yönetim anlayışımızda ve bu anlayış sonucu ortaya çıkan yetersiz örgütlenme modellerimizin kendisindedir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mevcut durumu doğru analiz etmeden, mevcudun sorunlu yanlarını net bir şekilde ortaya koymadan geleceğimizi doğru kuramayız. Üzerinde durduğumuz zemini doğru tanımlamazsak, geçmişin alışkanlıkları ve güç ilişkileri geleceği de belirlemeye devam eder ve geçmiş kendisini daha güçlü bir şekilde yeniden örgütler. Bu nedenle yalnızca eleştirmek yetmez; eleştirdiğimiz her yapının yerine neyi, neden ve nasıl koyacağımızı da açık biçimde tarif etmek zorundayız. Bugün ihtiyacımız olan şey, yalnızca daha iyi yöneticiler bulmak değil etki alanı geniş, tabanı güçlü, katılımcı ve denetlenebilir bir Mimarlar Odası örgütlenmesi yaratmaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yönetimlerin değişmesi tek başına değişim anlamına gelmez. Aynı merkeziyetçi anlayış farklı kişilerle sürdüğünde, ortaya çıkan şey çoğu zaman yalnızca bir “görev değişimi” olur. Bu görev değişimi geçmişin devam eden anlayışının üstünü örtmek için bir örtü görevi görmüş olur. Bu durum, iyi niyetli yöneticileri süreç içerisinde yıpratmaktan başka bir sonuç üretmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizim sorunumuz kişiler değil; yetkinin merkezileştiği, karar süreçlerinin daraltıldığı ve üyelerin edilgen hale getirildiği bir yönetim anlayışıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu nedenle yeni örgütlenmeler yaratmaya ihtiyaç vardır. Bu yeni model; akademide çalışan, şantiyede çalışan, serbest büroda üretim yapan, kamuda görev alan, yeni mezun ya da deneyimli her meslektaşımızın kendi alanından örgütlendiği komisyonlar ve bu komisyonlardan gelen delegelerle oluşacak bir Mimarlar Meclisi veya yerinde demokrasiyi uygulayacak, üyeleri karar alma mekanizmasına katacak yeni örgütlenmeler olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu meclis veya benzer modeller; yerinde demokrasi ilkesini hayata geçiren, kararları birlikte üreten, denetimi tabana yayan ve yönetimi kolektif hale getiren yapılar olmalıdır. Çünkü temsili yapıların zamanla dar gruplara, oradan hizipçi yapılara dönüşmesi tarihsel bir istisna değil, kuraldır. Tarih bize, denetlenmeyen gücün zamanla dar grupçu hale geldiğini; dar grupçu yapılarınsa kopuşlar ve kırılmalar ürettiğini defalarca göstermiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimarlar geleceği kazanmak istiyorsa, iyi liderler aramaktan çok iyi sistemler kurmaya yönelmelidir. Yetkileri sınırlandırılmış, hesap verebilir, şeffaf ve geri çağrılabilir bir yönetim anlayışıyla yeniden örgütlenmek, mesleğimizin geleceği için yaşamsaldır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Elbette yöneticiler bireysel olarak önemli katkılar sunabilir. Ancak yapısal sorunlar yalnızca kişisel çabayla çözülemez. Aksi halde her dönem iyi niyetli insanlar tükenir; ama sorunlar yerli yerinde kalır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün birçok çağrı metninde yazılan dayanışma sözcüğü birçok kişi tarafından “gelin bize oy verin” şeklinde anlaşılıyor buna katılıyorum. Dolayısıyla dayanışmayı sadece bir destek olgusu olarak ele almak yerine, birlikte üretmek, birlikte yönetmek olarak ele almak ve anlam katmak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Değerli meslektaşlarım, sevgili dostlar;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleceği kurmanın tek yolu, onu birlikte tasarlamak ve birlikte yönetmektir. Dayanışma yalnızca zor zamanların duygusal bir sözü değil; örgütlü ve bilinçli bir üretim biçimidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimarlar Odası ancak üyelerini mücadeleye ortak edebildiği kadar güçlüdür.<br />
Ve biz, bu gücü birlikte açığa çıkarmaya talibiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelecekte birlikte güçlü bir örgütlenmeyle sorunları çözen, toplum hizmetinde bir mimarlar odasını birlikte yaratmak ve birlikte yönetmek dileğiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ahmet Erkan</strong><br />
TMMOB Mimarlar Odası<br />
İstanbul Büyükkent Şubesi<br />
Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>DAM NOTLARI: Mimarların Pabucu</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dam-notlari-mimarlarin-pabucu/</link>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:53:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25049</guid>
		<description><![CDATA[Birtakım “yapma zeka” (yapay zeka) hayranlarının, üstelik kimi mimarların demesine göre, yapma zeka yavaş yavaş mimarlığı ortadan kaldıracak. Mimarların yerini alacak. Mimarların pabucu dama atılacak. Öyle mi olacak acaba? Dizayn ve mimaride ana kural malum: form işlevi izler, takip eder: “form follows function”. Öyleyse, yapma zeka da işlevsel verilere uygun]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Birtakım “yapma zeka” (yapay zeka) hayranlarının, üstelik kimi mimarların demesine göre, yapma zeka yavaş yavaş mimarlığı ortadan kaldıracak. Mimarların yerini alacak. Mimarların pabucu dama atılacak.</p>
<p>Öyle mi olacak acaba?</p>
<p>Dizayn ve mimaride ana kural malum: form işlevi izler, takip eder: “form follows function”. Öyleyse, yapma zeka da işlevsel verilere uygun bir obje dizayn edebilir; fonksiyonel verilere göre “rasyonel” bir mimari tasarım yapabilir. Yapamaz mı?!</p>
<p>Tabii insanın aklına hemen şu soru takılıyor: Mimaride sahiden form fonksiyonu mu izliyor acaba? Mimari tasarım yalnızca işleve göre “rasyonel” bir form araştırması mıdır acaba? Vitruvius’tan Bauhaus’a prensip (dogma) olarak öyle kabul ediliyor, ama…?!</p>
<p>Anımsayalım: Modern mimarinin öncüleri ortodoks (dogmatik) rasyonalizmi mimari tasarımda özgürlük, fantezi ve şiirselliği sınırlayıcı katı bir tutum olarak görüyorlardı.</p>
<p>***</p>
<p>Geçen yıl Frankfurt Kitap Fuarı’nın konuk ülkesi Filipinler idi. Filipinler’den kalkıp gelen kırlangıçlar (1) Frankfurt Kitap Fuarı’na ruh veren bir çift söz getirdi:</p>
<p>“Fantezi havayı canlandırır, mekana RUH verir.” (The imagination peoples the air)</p>
<p>Bu söz beni “form follows function”: “form işlevi izler” formülünden daha başka türlü sardı:</p>
<p>FANTEZİ formu CANLANDIRIR, forma RUH VERİR. Fantezi yoksa, mimari de basma kalıp, makine gibi RUHSUZ, CANSIZ olur. Kentlerimiz fantezi yoksulluğunun yarattığı ruhsuz, suratsız “mimari eserleri”yle dolu! Değil mi?</p>
<p>***</p>
<p>Şu satırları modern mimarinin öncülerinden Mimar Oscar Niemeyer’in Dünyayı Değiştirmeliyiz kitabından alıyorum:</p>
<p>“Mimar çizim masasına oturduğu zaman asla şunu unutmamalı: İnsan, bina denen sağlam bir makinenin içine tıkıştırılan bir makine, bir alet değildir. Tam tersine insan, ruhu ve duyguları olan, adalet ve güzellik arayan, teselliye ve teşvike muhtaç, nevi şahsına münhasır (kendine özgü) bir varlıktır.</p>
<p>Bana fantezi nedir diye sorsalar, fantezi daha iyi bir dünya arayışıdır derim.” (Wir müssen die Welt verändern, s. 9)</p>
<p>Yapma zekanın böyle bir fantezisi var mı acaba?</p>
<p>***</p>
<p>Nasreddin Hoca ile “Till” (2) bir gün sohbet ederek yürürken&#8230; Hoca birdenbire havayı avuçlamış ve avucunu kapatıp yürümeye devam etmiş. Bunun üzerine Till Hoca’ya, “Şakayı bırak!” demiş, “Hocam, insanlara fantezilerini geri ver, yoksa ne ile yaşarlar!”</p>
<p>Hoca gülerek, “Yahu, ben onları sınamak istedim, bakalım eksikliğinin farkına varacaklar mı?” demiş ve avucunu açmış.</p>
<p>***</p>
<p>Ne diyelim!? Yapay zeka daha iyi bir dünya arayışında ve hayal gücünü çalıştırmada mimarların işini kolaylaştırabilir, diyelim!</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25047" src="http://www.mimarist.org/file/2026/02/hasan-cakir_dam_notlari-711x1024.jpg" alt="" width="711" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/02/hasan-cakir_dam_notlari-711x1024.jpg 711w, http://www.mimarist.org/file/2026/02/hasan-cakir_dam_notlari-208x300.jpg 208w, http://www.mimarist.org/file/2026/02/hasan-cakir_dam_notlari-768x1106.jpg 768w" sizes="(max-width: 711px) 100vw, 711px" /></p>
<p>(1) Kırlangıç Filipinler’de sevginin sembolü sayılıyor.</p>
<p>(2) “Nasreddin Hoca der türkische Till Eulenspiegel” (Türk. Till Eulenspiegel’i Nasreddin Hoca fıkraları, Heimeran Yayınevi, Münih)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>HASAN ÇAKIR, Frankfurt</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
