<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Odadan Yazılar &#8211; Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi</title>
	<atom:link href="http://www.mimarist.org/kategori/odadan-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mimarist.org</link>
	<description>Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2026 09:01:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://www.mimarist.org?v=4.9.22</generator>
	<item>
		<title>Yapı Denetiminde Reform İhtiyacı: Deprem Güvenliği, Kamusal Sorumluluk ve Mesleki Adalet İçin Yeni Bir Dönem</title>
		<link>http://www.mimarist.org/yapi-denetiminde-reform-ihtiyaci-deprem-guvenligi-kamusal-sorumluluk-ve-mesleki-adalet-icin-yeni-bir-donem/</link>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 14:04:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Barı]]></category>
		<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25355</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Erkan Mimar TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Türkiye&#8217;nin deprem gerçeği, yalnızca afetler sonrasında hatırlanacak bir konu değildir. Deprem güvenliği; planlamadan projelendirmeye, yapı üretiminden denetime kadar uzanan bütüncül bir kamusal sorumluluk alanıdır. Son yirmi beş yıllık süreçte yapı üretim ve denetim sisteminde önemli değişiklikler yaşanmış,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ahmet Erkan</strong><br />
<strong>Mimar</strong><br />
<strong>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin deprem gerçeği, yalnızca afetler sonrasında hatırlanacak bir konu değildir. Deprem güvenliği; planlamadan projelendirmeye, yapı üretiminden denetime kadar uzanan bütüncül bir kamusal sorumluluk alanıdır. Son yirmi beş yıllık süreçte yapı üretim ve denetim sisteminde önemli değişiklikler yaşanmış, özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında yürürlüğe giren 595 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve devamında çıkarılan 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile yapı güvenliğini artırmaya yönelik önemli adımlar atılmıştır.</p>
<p>Bugün geriye dönüp bakıldığında açıkça görülmektedir ki yapı denetim sisteminin kuruluş mantığı doğrudur. Yapı üretim sürecinin yalnızca müteahhitlerin inisiyatifine bırakılmaması, bağımsız teknik denetimin oluşturulması ve mimarlarla mühendislerin sürece etkin biçimde katılması Türkiye&#8217;nin deprem güvenliği açısından önemli kazanımlardır.</p>
<p>Aradan geçen yıllar içerisinde yapı denetim sistemi önemli başarılar elde etmiş, özellikle elektronik havuz sistemiyle işlerin merkezi olarak atanması sayesinde geçmişte yaşanan birçok sorun ortadan kaldırılmıştır. Yapı denetim kuruluşlarının müteahhitlerle doğrudan ekonomik ilişkisinin azaltılması denetimin bağımsızlığını güçlendirmiştir. Bugün yapı denetim sistemi kapsamında üretilen yapıların deprem performanslarının ve teknik yeterliliklerinin geçmiş dönemlere göre çok daha yüksek olduğu sektörün ortak kabulüdür.</p>
<p>Ancak sistemin ekonomik, idari ve kurumsal boyutlarında çözülmesi gereken ciddi sorunlar bulunmaktadır.</p>
<p>Yapı denetim sisteminin yaşadığı sorunları yalnızca mevzuat eksiklikleri veya uygulama hataları üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorunların önemli bir bölümü, yapı üretim süreçlerinin giderek kamusal yarar anlayışından uzaklaştırılarak piyasa mekanizmalarına terk edilmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Son yıllarda kentler barınma hakkının ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının değil, büyük ölçüde rant üretiminin aracı haline getirilmiştir. Planlama kararları, imar uygulamaları ve yapılaşma süreçleri çoğu zaman toplumsal ihtiyaçlardan çok ekonomik beklentiler doğrultusunda şekillenmektedir. Oysa deprem güvenliği piyasanın insafına bırakılamayacak kadar yaşamsal bir kamusal sorumluluktur.</p>
<p>6 Şubat depremleri bir kez daha göstermiştir ki güvenli yapı üretimi yalnızca teknik bir mesele değildir. Bilimin, planlamanın, kamusal denetimin ve toplumsal sorumluluğun geri plana itildiği koşullarda hiçbir mevzuat değişikliği tek başına yeterli olmayacaktır. Yapı denetiminde reform ihtiyacı aynı zamanda kamusal denetimin yeniden güçlendirilmesi ve kentlerin rant baskısından kurtarılması mücadelesinin de ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-25356" src="http://www.mimarist.org/file/2026/06/basyazi_kare.jpg" alt="" width="768" height="576" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/06/basyazi_kare.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/basyazi_kare-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<p><strong>Kamusal Güvenlik Tek Bir Kurumun Omuzlarına Yüklenemez</strong></p>
<p>Bugün yapı üretim sürecinde ortaya çıkan en önemli çelişkilerden biri sorumlulukların adil dağıtılmamasıdır.</p>
<p>Bir yapının ortaya çıkmasında müteahhitler, proje müellifleri, şantiye şefleri, laboratuvar kuruluşları, belediyeler, bakanlık birimleri ve yapı denetim kuruluşları görev almaktadır. Ancak süreç içerisinde ortaya çıkan hukuki ve idari yüklerin çok büyük bölümü yapı denetim kuruluşlarının üzerinde toplanmaktadır.</p>
<p>Faaliyet durdurmadan belge iptaline, yüksek para cezalarından ağır hukuki yaptırımlara kadar uzanan geniş bir sorumluluk alanı yapı denetim kuruluşlarına yüklenirken, aynı süreçte yer alan diğer aktörlerin sorumlulukları aynı ölçüde değerlendirilmemektedir.</p>
<p>Kamusal güvenliğin sağlanması bir şirketin, bir mühendisin veya bir mimarın tek başına üstlenebileceği bir görev değildir. Depreme dirençli kentler ortak sorumlulukla yaratılır.</p>
<p><strong>Yerel Yönetimler Yetki Kadar Sorumluluk da Üstlenmelidir</strong></p>
<p>Yerel yönetimler yapı üretim sürecinin dışında değildir. Ruhsat veren, projeleri inceleyen, yapı kullanma izin belgelerini düzenleyen ve yapılaşma süreçlerini yöneten kurumlar belediyelerdir.</p>
<p>Bu nedenle yapı güvenliği konusunda yalnızca yapı denetim kuruluşlarını tartışmak eksik bir değerlendirme olacaktır. Yerel yönetimler de denetim mekanizmasının önemli parçalarından biridir.</p>
<p>Ancak uygulamada bazı belediyelerde teknik sorunların çözümüne odaklanmak yerine, mevzuattan kaynaklanan eksikliklerin veya yorum farklılıklarının yapı denetim kuruluşları üzerinde baskı aracına dönüştürüldüğü örneklerle karşılaşılabilmektedir.</p>
<p>Sorun yalnızca yorum farklılıklarıyla sınırlı değildir. Aynı mevzuata tabi olan belediyeler arasında dahi ciddi uygulama farklılıkları bulunmaktadır. Bir belediyenin yeterli gördüğü evrak başka bir belediyede kabul edilmemekte, mevzuatta açıkça tanımlanmamış ilave belge talepleriyle süreçler gereksiz yere uzatılabilmektedir. Bu durum hem yapı denetim kuruluşlarının hem de yapı sahiplerinin mağduriyetine neden olmaktadır.</p>
<p>Dijital altyapılar kullanılarak ruhsat ve yapı kullanma izin süreçleri ülke genelinde standartlaştırılmalıdır. Tip evrak sistemi oluşturulmalı, proje ve denetim belgeleri merkezi elektronik sistem üzerinden belediyelere iletilmelidir. Her belediyenin farklı uygulamalar geliştirdiği mevcut yapı yerine ortak standartların uygulandığı dijital süreç yönetimi hayata geçirilmelidir.</p>
<p>Ayrıca ruhsat incelemeleri, proje kontrolleri ve yapı kullanma izin işlemleri için azami işlem süreleri belirlenmeli, süreçlerin belirsiz sürelerle uzatılmasının önüne geçilmelidir. İdarenin görevi süreci zorlaştırmak değil kolaylaştırmaktır.</p>
<p><strong>Yapı Müteahhitliği ve Şantiye Şefliği Yeniden Ele Alınmalıdır</strong></p>
<p>Bugünkü sistemde yapı müteahhitleri çok ciddi ekonomik gelir elde etmekte, ancak teknik denetim hizmetlerini yapı denetim kuruluşları aracılığıyla yerine getirmektedir.</p>
<p>Fiili teknik denetim yapı denetim kuruluşları tarafından gerçekleştirilirken, müteahhitlerin sorumluluk zincirindeki konumu ile teknik yeterlilikleri arasındaki ilişki yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Şantiye şefliği kurumu da mevcut haliyle güçlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bir şantiye şefinin aynı anda çok sayıda yapıda görev üstlenmesi etkin teknik koordinasyonu ve iş güvenliği süreçlerini zayıflatmaktadır.</p>
<p>Can güvenliğinin sağlanması, yapı kalitesinin artırılması ve şantiye organizasyonunun etkin biçimde yürütülebilmesi için şantiye şeflerinin yalnızca tek bir yapım işinde görev alması sağlanmalıdır.</p>
<p>Şantiye şeflerinin görevlendirilmesi yapı denetim kuruluşlarında olduğu gibi merkezi havuz sistemi üzerinden yapılmalı, hakedişleri doğrudan sistem tarafından güvence altına alınmalıdır.</p>
<p>Büyük ölçekli projelerde mimarlık, inşaat mühendisliği, makine mühendisliği ve elektrik mühendisliği disiplinlerinin birlikte görev aldığı koordinasyon sistemleri oluşturulmalıdır.</p>
<p><strong>TOKİ ve Kamu Yapıları da Bağımsız Denetime Açılmalıdır</strong></p>
<p>Kamusal güvenlik açısından önemli bir diğer konu kamu yatırımlarıdır.</p>
<p>Bugün TOKİ yalnızca Türkiye&#8217;nin değil, dünyanın da en büyük toplu konut üreticileri arasında yer almakta; her yıl yüz binlerce konut, kamu yapısı ve sosyal donatı üretmektedir. Milyonlarca metrekarelik yapı üretim kapasitesiyle ülkenin en büyük yapı üretim kuruluşu haline gelmiştir.</p>
<p>Böylesine büyük ölçekli bir yapı üretim faaliyetinin bağımsız yapı denetim sisteminin dışında tutulması teknik ve kamusal açıdan yeniden değerlendirilmelidir.</p>
<p>Deprem güvenliği açısından özel sektör için gerekli görülen denetim standartları kamu yatırımları için de eksiksiz uygulanmalıdır. Yurttaşın can güvenliği açısından kamu yapısı ile özel sektör yapısı arasında ayrım yapılamaz.</p>
<p>TOKİ tarafından gerçekleştirilen konutlar, okullar, hastaneler ve kamu yapılarının bağımsız yapı denetim kuruluşları tarafından denetlenmesi hem şeffaflığı artıracak hem de denetim mekanizmasının toplumsal güvenilirliğini güçlendirecektir.</p>
<p>Bu düzenleme aynı zamanda yapı denetim sektörünün ekonomik sürdürülebilirliğine katkı sağlayacak, nitelikli teknik personel istihdamını artıracak ve mimarlarla mühendislerin özlük haklarının iyileştirilmesine olanak tanıyacaktır.</p>
<p><strong>Teknik Emeğin ve Mesleki Hakların Güçlendirilmesi Zorunludur</strong></p>
<p>Yapı denetim sisteminin en büyük sorunlarından biri teknik emeğin değersizleştirilmesidir.</p>
<p>Bugün milyonlarca liralık yatırımların teknik sorumluluğunu üstlenen mimarlar ve mühendisler çoğu zaman mesleki deneyimleriyle bağdaşmayan ücretlerle çalışmaktadır. Otuz-kırk yıllık deneyime sahip mimar ve mühendislerin asgari ücret düzeyine yaklaşan gelirlerle çalışmak zorunda kalması yalnızca mesleki değil, aynı zamanda kamusal güvenlik sorunudur.</p>
<p>Sorun yalnızca ücretlerin düşüklüğü değildir. Son yıllarda mimarlar ve mühendisler giderek daha fazla ücretli emekçi haline gelmekte, mesleki bağımsızlıklarını ve karar süreçlerindeki etkilerini kaybetmektedir. Bir zamanlar toplum adına kamusal sorumluluk üstlenen teknik meslek insanları, bugün çoğu zaman ağır sorumluluklar altında düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılmaktadır.</p>
<p>Teknik emeğin değersizleştirilmesi yalnızca çalışanların ekonomik sorunu değildir. Mesleki bağımsızlığını kaybeden, gelecek kaygısıyla çalışan, deneyimi ve birikimi karşılığını bulmayan teknik kadroların bulunduğu bir ortamda sağlıklı denetim mekanizmalarının kurulması mümkün değildir.</p>
<p>Bu nedenle mimar ve mühendislerin özlük haklarının geliştirilmesi, yalnızca bir ücret politikası değil; kamusal güvenliğin, bilimsel denetimin ve meslek etiğinin korunması meselesidir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-25357" src="http://www.mimarist.org/file/2026/06/basyazi_yatay.jpg" alt="" width="730" height="420" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/06/basyazi_yatay.jpg 730w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/basyazi_yatay-300x173.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p>Nitelikli denetim ancak nitelikli emekle mümkündür. Bu nedenle denetçi mimarların, mühendislerin ve yardımcı kontrol elemanlarının ücretleri belirlenirken TMMOB tarafından açıklanan asgari ücret tarifeleri esas alınmalıdır.</p>
<p>Özellikle yardımcı kontrol elemanları ve denetçilerin maaşlarının eksiksiz ve zamanında ödenmesi güvence altına alınmalıdır. Çalışanların ücretlerini alamadığı bir sistemin sağlıklı denetim üretmesi mümkün değildir.</p>
<p>Büyük ölçekli ve karmaşık projelerde yalnızca bir denetçi mimarın görevlendirilmesi yeterli değildir. Yapının büyüklüğü, kullanım amacı ve karmaşıklığı dikkate alınarak denetçi mimar sayıları yeniden düzenlenmeli, büyük projelerde birden fazla denetçi mimarın görev alması sağlanmalıdır.</p>
<p>Ayrıca mimar, inşaat mühendisi, makine mühendisi ve elektrik mühendislerinden oluşan daha güçlü teknik kadroların oluşturulması teşvik edilmelidir.</p>
<p>Sistemin istikrarını korumak amacıyla istifa eden denetçi mimar ve mühendislerin belirli bir süre boyunca başka bir yapı denetim kuruluşunda görev alamaması yönündeki uygulamalar değerlendirilebilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken çalışanların ücret ve özlük hakları güvence altına alınmalı, maaşlarını alamayan veya işveren yükümlülüklerini yerine getirmeyen durumlarda çalışanların mağdur edilmesinin önüne geçilmelidir. Bu kapsamda, maaş ödemelerini düzenli yapmayan kuruluşlar hakkında etkin yaptırım mekanizmaları oluşturulmalıdır.</p>
<p><strong>Yapı Denetim Hizmet Bedelleri ve Vergi Yükü Yeniden Düzenlenmelidir</strong></p>
<p>Yapı denetim kuruluşları bugün son derece ağır sorumluluklar altında faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Personel giderleri, sigorta yükleri, ulaşım maliyetleri, laboratuvar hizmetleri, artan işletme giderleri ve peşin tahsil edilen vergi yükleri karşısında sistem ekonomik açıdan sürdürülebilir olmaktan uzaklaşmaktadır.</p>
<p>Bunun yanında yapı denetim kuruluşlarının karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri hakediş ödemelerindeki gecikmelerdir. Yapı denetim hizmetleri kesintisiz sürdürülürken birçok kuruluş hak ettiği ödemeleri zamanında alamamaktadır.</p>
<p>Hak edişler belirlenen sürelerde eksiksiz olarak ödenmeli, gecikmeye uğrayan ödemeler için gecikme faizi uygulanmalıdır. Devlet kendi alacaklarında nasıl faiz işletiyorsa, yapı denetim kuruluşlarının geciken hak edişleri için de aynı yaklaşım benimsenmelidir.</p>
<p>Ayrıca yapı denetim kuruluşlarından istenen banka teminat mektupları sistemin sürdürülebilirliği açısından yeniden değerlendirilmelidir. Teminat mektuplarının temininde yaşanan finansal güçlükler birçok kuruluşu zor durumda bırakmaktadır. Devlet güvencesiyle desteklenen, daha erişilebilir ve düşük maliyetli teminat mekanizmaları oluşturulmalı, kuruluşların faaliyetlerini sürdürmesini zorlaştıran bürokratik ve finansal engeller kaldırılmalıdır.</p>
<p>Kamusal güvenlik hizmeti veren yapı denetim kuruluşları yalnızca ticari işletmeler olarak değerlendirilmemeli; vergi yükleri ve mali sorumlulukları yeniden ele alınarak ekonomik sürdürülebilirlikleri güvence altına alınmalıdır.</p>
<p><strong>Meslek Odaları ve Sektör Temsilcileri Sürecin Ayrılmaz Parçası Olmalıdır</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de mimarlık ve mühendislik alanındaki en büyük bilgi birikimi TMMOB ve bağlı meslek odalarında bulunmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle yapı denetim sisteminin geleceği tartışılırken meslek odalarının süreç dışında tutulması kabul edilemez.</p>
<p>Denetçi belgelerinin verilmesi, meslek içi eğitimlerin yürütülmesi, etik denetimlerin geliştirilmesi ve teknik yeterlilik süreçlerinde meslek odaları yeniden etkin rol üstlenmelidir.</p>
<p>Bununla birlikte yapı denetim sisteminin sorunlarının çözümü için kalıcı bir diyalog ve koordinasyon mekanizması oluşturulmalıdır. Yapı denetim kuruluşlarının resmi temsilcileri, şirket sahipleri, denetçi mimar ve mühendisler, yardımcı kontrol elemanları, TMMOB ve bağlı meslek odaları, ilgili Bakanlık birimleri ile il müdürlükleri düzenli aralıklarla bir araya gelmelidir.</p>
<p>Bu toplantılar yalnızca mevzuat değişikliklerinin görüşüldüğü platformlar değil; uygulamada yaşanan sorunların değerlendirildiği, çözüm önerilerinin geliştirildiği ve sektörün ortak aklının oluşturulduğu kurumsal mekanizmalar haline getirilmelidir.</p>
<p>Ayrıca zemin etütleri, laboratuvar raporları ve diğer teknik veriler belirli periyotlarla meslek odalarının değerlendirmesine açılmalı, bilimsel denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Reformun Yolu Ortak Akıldan Geçmektedir</strong></p>
<p>Bugün tartışılması gereken sadece yapı denetim kuruluşların sorunları değildir. Asıl tartışılması gereken, nasıl bir kentleşme anlayışı ve nasıl bir kamusal denetim sistemi istediğimizdir.</p>
<p>İmar aflarıyla hukuk dışı yapılan yapıların ödüllendirildiği planlama ilkelerinin sermaye baskısıyla aşındırıldığı, bilimsel kurumların karar süreçlerinden dışlandığı bir düzende deprem ve afet dirençli kentlerin yaratılmasından söz etmek mümkün değildir. Güvenli kentler, bilimsel planlama, güçlü kamusal denetim ve nitelikli teknik hizmetlerle kurulabilir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla bürokrasi ya da daha ağır yaptırımlar değil;  bilimin ve tekniğin rehberliğinde işleyen, meslek odalarının etkin biçimde katıldığı, teknik emeğin korunduğu ve kamusal yararın esas alındığı demokratik bir yapı üretim ve denetim sistemidir.</p>
<p>TMMOB ve bağlı meslek odalarının yıllardır dile getirdiği uyarılar dikkate alınmadan, üniversitelerin bilimsel birikimi karar süreçlerine yansıtılmadan ve teknik meslek insanlarının deneyimi değerlendirilmeden kalıcı çözümler üretilemez.</p>
<p>Deprem güvenliği yalnızca mühendislik meselesi değildir; aynı zamanda bir kamu yönetimi, demokrasi ve toplumsal adalet meselesidir.  Yapı denetimde reform talebi de yalnızca sektörün değil, güvenli ve afet dirençli kentlerde yaşamak isteyen milyonlarca yurttaşın ortak talebidir.</p>
<p>Bu nedenle yapı denetimde reform mücadelesi, aynı zamanda yaşam hakkına, kamusal yararı, bilimsel planlamayı, mimar, mühendis ve şehir plancısı meslektaşlarımızın emeğini savunma mücadelesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Evrensel Hukukun Mimarisi, Matematikseldir&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/evrensel-hukukun-mimarisi-matematikseldir/</link>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 14:01:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25353</guid>
		<description><![CDATA[Metin Karadağ Öncelikle “Eşitlik” nasıl ki Tüm Matematik Problem ve Formüllerin olmazsa olmazı ise aynı biçimde; İnsan, Doğal Çevre ve Mekân bağlamları arasında Dengeleyici Bir Hukuk Açısından da Olmazsa Olmazlık Ölçeğidir; “Eşitlik&#8230;” Temel Mimarlık Eğitiminde, İnsan/lar ve Doğal Çevresi arasındaki Davranış ve İlişkilerinin Ölçeklendirilmesi; Yaşanılacak Mekânın Biçimlendirilmesi konusunda büyük önem]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Metin Karadağ</strong></p>
<p>Öncelikle <strong>“Eşitlik”</strong> nasıl ki <strong>Tüm Matematik Problem</strong> ve <strong>Formüllerin</strong> olmazsa olmazı ise aynı biçimde; <strong>İnsan, Doğal Çevre ve Mekân</strong> bağlamları arasında <strong>Dengeleyici Bir Hukuk Açısından</strong> da <strong>Olmazsa Olmazlık Ölçeğidir; </strong>“<strong>Eşitlik&#8230;”</strong></p>
<p><strong>Temel Mimarlık Eğitiminde</strong>, <strong>İnsan/lar ve Doğal Çevresi</strong> arasındaki <strong>Davranış ve İlişkilerinin Ölçeklendirilmesi</strong>; <strong>Yaşanılacak Mekânın Biçimlendirilmesi</strong> konusunda büyük önem taşır&#8230;</p>
<p>“<strong>Eşitlik”</strong>(ya da ”Eşdeğerlilik”), işte bu <strong>Ölçeklendirme</strong> sırasında <strong>İkna Edici Denge</strong> arayışını; her bir yeni <strong>Tasarım Üretimi</strong> aşamasında <strong>Sorgulamaların Sonucu</strong> olarak kendisini ortaya koyar. Ve <strong>Yapılacak İşin/Projenin</strong>, nihai yani <strong>Son Genel Hedef/ler/ini</strong> belirler&#8230;</p>
<p><strong>Yapılacak İşin/Projenin Son Genel Hedef/ler/i</strong> belirlendikten sonra bileşenleri arasındaki <strong>İlişkilerin Oransal Bağlantısının Ölçeklendirmesiyle</strong> devam eder&#8230;</p>
<p>Ortaya çıkacak eserin/yapının <strong>Ana Bileşenleri İşlev/Fonksiyon</strong> olarak ortaya çıktığı anda <strong>Yapısal Sağlamlık/Konstrüsiyon</strong> sorgulaması da belirlenip tamamlanmış olur. Oluşturulan bileşenlerin tümünün dışa ve içe yansıyan görselliği ise; <strong>Güzellik Oranı/Estetik Arayışı</strong> ise <strong>Kurulan Proje Sisteminin “Son Kontrol Aşamasıdır&#8230;”</strong></p>
<p>Öte yandan(<strong>“Sosyo-Kültürel Matematik”</strong> açısından diyelim!) <strong>“Kentsel Mekânın”</strong>, <strong>“Ticari Kaygılar”</strong> düzeysizliğinden hareketle bozularak <strong>“İmar Sefaletleri”</strong>ne dönüşmesinde nasıl ki herkesin <strong>“Kendi Çapında”</strong> birer sorumluluk(<strong>“Eşit”</strong>/<strong>“Eşdeğerli”</strong>) payı varsa; düzeltilerek düzenlenmesinde de aynı düzeyde sorumluluğu vardır&#8230;</p>
<p><strong> “Doğanın Ekolojik Dengesi”</strong> söz konusu olduğunda hep verilen örnek; <strong>“Kelebek Etkisi”</strong> çarpıcı bir <strong>“Ölçek”</strong> niteliğine sahiptir.</p>
<p><strong><em>Kelebek Etkisi</em></strong><em>, bir sistemin başlangıç koşullarındaki küçücük bir değişikliğin, zamanla çok büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurmasıdır. Kaos Teorisi&#8217;nin bir parçası olan bu kavram, küçük adımların veya tesadüflerin zincirleme reaksiyonlarla hayatın akışını nasıl tamamen değiştirebileceğini açıklar.</em> <em>Örnek olarak da <strong>&#8220;Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpmasının, ABD’de fırtına kopmasına neden olabileceği öngörüsü.&#8221;</strong> anlatılır&#8230; </em> <strong><em>Kelebek Etkisi’nin Kökeni:</em></strong><em> <strong>“Lorenz ve Hava Durumu&#8230;”</strong> Bu kavram, 1961 yılında meteorolog Edward Lorenz&#8217;in hava durumu tahminleri üzerine yaptığı çalışmalarla ortaya çıkmıştır.</em></p>
<p>Mekanın parsel ölçeğinden, parseller arası ilişkisine ve oradan da kent bütününe doğru <strong>“Kelebek Etkisi”</strong> yolculuğunda; karşımıza çıkan <strong>“İmar Sefaletleri”</strong>ne karşı <strong>“Çaresizlikler İçinde Debelenirken”</strong>; hiç olmazsa daha sonrası yani gelecek için <strong>“Daha Sağlıklı Kentsel Mekânlara”</strong> doğru yolculuğumuzda, çoktan seçmeli/korelasyon olanaklarından hiçbirini göz ardı etmemek; ortak <strong>“Kamuyasal Sorumluluğumuzdur!&#8230;”</strong></p>
<p><strong>“Kentsel Yaşam Duyarlılığı</strong>(Empatisi)<strong>”</strong>, hangi <strong>“Ölçekler Düzleminde”</strong> olunursa olunsun; en azından <strong>“Çöpünü Ayıklamadan</strong>(Organik-İnorganik)<strong> Sokağa Atan”</strong> bireyler toplumunda, <strong>“Yapay Zeka</strong>(YZ/AI)<strong>”</strong> kullanabiliyor olmak; <strong>“Etik Açıdan Bireysel Kültür”</strong> ya da <strong>“Etik Açıdan Kentsel Kültür”</strong>ün bir <strong>“Uygarlık Düzeyi</strong>(Ölçeği)<strong>”</strong> taşıyor olması anlamına gelmemektedir!&#8230;</p>
<p>Hatta tam da bu konuda geçen hafta çok ilginç bir olay yaşandığını Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Hocası. Prof.Dr. Cem Say @say_cem paylaştı:&#8230;</p>
<p><strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>ABD&#8217;de son bir haftada üç farklı mezuniyet töreninde davetli konuşmacılar;Yapay Zekâdan söz ettikleri anda genç mezunlar tarafından yuhalandılar!&#8230;&#8221; </em></strong><em> Yuhalanan Konuşmacılar: 1. <strong>Eric Schmidt</strong>, Google CEO&#8217;su; 2. <strong>Scott Borchetta</strong>, Big Machine Records CEO&#8217;su; 3. <strong>Gloria Caulfield</strong>, Tavistock Geliştirme Başkan Yardımcısı&#8230;</em></p>
<p>Verilen bu tepkilerin amacı hangi nitelik düzlemde oluşup gelişmiş olabilir? Çünkü sadece ülkemizde değil, özellikle her yönüyle <strong>&#8220;Etik ve Yapay Zeka&#8221;</strong> bağlamında; dünya/toplumu açısından nasıl bir <strong>&#8220;Kamuyasal</strong>(Hukuki Meşruiyet/Meşru Hukuk) <strong>Nitelik&#8221;</strong> kazanması gerektiği konusu; artık çok büyük bir önem taşıyor&#8230;</p>
<p><strong>Temiz Çizim Başlar/Enter&#8230;  </strong></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-25354" src="http://www.mimarist.org/file/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-29-170053.jpg" alt="" width="860" height="568" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-29-170053.jpg 860w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-29-170053-300x198.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/ekran-goruntusu-2026-06-29-170053-768x507.jpg 768w" sizes="(max-width: 860px) 100vw, 860px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Erdal Aktulga’yı da Sonsuzluğa Uğurladık</title>
		<link>http://www.mimarist.org/erdal-aktulgayi-da-sonsuzluga-ugurladik/</link>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 13:59:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Bülend Tuna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25351</guid>
		<description><![CDATA[(Soldan) Şener Özler, Erdal Aktulga, Bülend Tuna, Sami Yılmaztürk, Oktay Ekinci, Sıdıka Bebekoğlu. Erdal Bey’in öldüğü haberini alınca beraberliğimizden süzülen pek çok anı üşüşüverdi önüme. Yönetimlerde birlikte olduğumuz günlerden kalan bu fotoğrafı Melih Cevdet Anday’ın “Ölümü hatırlatan ne var bu resimde? / oysa hayattayız hepimiz” mısralarıyla biten “Fotoğraf” başlıklı şiirini]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25352" src="http://www.mimarist.org/file/2026/06/erdal-aktulga-b-tuna-20260606-1024x642.jpg" alt="" width="900" height="564" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/06/erdal-aktulga-b-tuna-20260606-1024x642.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/erdal-aktulga-b-tuna-20260606-300x188.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/erdal-aktulga-b-tuna-20260606-768x482.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><span style="color: #800000;">(Soldan) Şener Özler, Erdal Aktulga, Bülend Tuna, Sami Yılmaztürk, Oktay Ekinci, Sıdıka Bebekoğlu.</span></p>
<p>Erdal Bey’in öldüğü haberini alınca beraberliğimizden süzülen pek çok anı üşüşüverdi önüme. Yönetimlerde birlikte olduğumuz günlerden kalan bu fotoğrafı Melih Cevdet Anday’ın “Ölümü hatırlatan ne var bu resimde? / oysa hayattayız hepimiz” mısralarıyla biten “Fotoğraf” başlıklı şiirini de anarak paylaşayım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fotoğrafı Mimar Sinan anmasından sonra girdiğimiz Süleymaniye Camisinin bahçesinde çektirmişiz. Muhtemelen buradan geçerek fasulyecide öğle yemeği yiyecek ve Oda’ya döneceğiz. Tarih 9 Nisan 2000 olmalı, 2000-2002 yılları arasında Erdal Aktulga başkanlığında İstanbul Büyükkent Şubesi yönetiminde birlikte görev yapmıştık. Oktay Ekinci o tarihlerde Genel Başkanlığı yürütüyordu. Şener Özler’i bir yıl sonra 5 Mayıs 2001 tarihinde kaybettik, son günlerini hastanede geçirmişti. Oktay’ı Sami’yi, daha nicelerini, şimdi de Erdal Bey’i sonsuzluğa uğurladık. Ne diyebiliriz ki “Evvel giden ahbaba selam olsun erenler”, kalanlara sağlık ve esenlikler diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erdal Aktulga’nın “TMMOB Mimarlar Odası’ndan Portreler” dizisinde yer alacak kitabını oluştururken onun kamu çalışanı bir mimar olarak portresinin özellikle belirgin olmasına özen göstermiştik. Kitabın önsözündeki yazımın başlığını “Kamu Çalışanı Bir Mimar Olarak Erdal Aktulga Portresi” olarak belirlemiştim. Çalışma hayatının uzun bir döneminde kamu çalışanı olarak görev yapmış bir meslektaşımızın çalışma ortamını, kamudaki mimar örgütlenmesini özellikle mercek altına almak istemiştik. Görüşmelerde dile getirilenler bir dönemin çalışma atmosferi hakkında hayli bilgi edinmemizi ve düşünmemizi sağladı. Erdal Bey’le yaptığımız söyleşilerde kamu kurumlarında mimarlık hizmetlerinin nasıl üretildiğinin, yeni kentsel tasarım projelerindeki yaklaşımın, kentsel yaşam kalitesinin artırılması yönündeki duyarlılığın izlerini buluyor, özellikle 1980 sonrası yönetimlerin ideolojik yaklaşımlarla yok etmeye çalıştığı, içini boşattığı kamu kurumlarının ne kadar değerli bir birikime sahip olduklarını üzülerek hatırlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erdal Aktulga ile İstanbul Büyükkent Şube yönetiminde yer almaya başladığım 1998 yılında tanıştım. Afife Batur’un başkanlığındaki yönetimde ikinci başkan olarak bulunuyordu. O dönem hayli sıkıntılı bir sürece tanıklık ettik. 1999 Marmara depremi her şeyi altüst etmişti, kentler yıkılmış, enkazın altında binlerce insan can vermişti. Sorumlu olarak da teknik elemanlar gösterilmeye başlanmış, mesleğimiz, eğitimimizin yeterliliği, etik sorumluluklar yoğun bir şekilde gündemimize girmişti. Bu dönemin ertesinde Erdal Aktulga’nın başkanlığında oluşturulan yönetimde sekreter üye olarak görev aldım. Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarının ilk adımını birlikte attık. Deprem sonrası yapılan düzenlemeler üzerine birlikte fikir üretmeye, tepkimizi derlemeye çalıştık. Birlikte çalıştığımız bu süreçte hayli yakın ilişki içerisinde olduk. Mimarlar Odası içerisinde sözü dinlenen, değer verilen meslek büyüklerimizden biri olarak tanındı, sevildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendisini ve ailesini tanımış olmaktan, birlikte bir şeyler yapabilmenin mutluluğunu paylaşmaktan, meslektaşım ve dostum olmasından onur duyuyorum. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Onurlu Bir Yaşam; Saygın Bir Kimlik!&#8230;</title>
		<link>http://www.mimarist.org/onurlu-bir-yasam-saygin-bir-kimlik/</link>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 13:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Kubilay Önal]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25349</guid>
		<description><![CDATA[“Ölüm geliyor aklıma birden ölüm Bir ağacın gövdesine sarılıyorum.” Cemal Süreya Sevgili Erdal ağabeyimizi kaybettiğimizi Bülend Tuna’dan öğrendiğimde aklıma gelen ilk şey, onu birçok özelliğiyle aktarmayı başardığımız “Mimarlar Odası Tarihinden Portreler” serisinden bir kitabı yayınlayabilmemiz oldu. İyi ki yayınlamıştık; çünkü bu kitap, bir yandan Oda tarihinin en kritik aşamalarında rol]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>“Ölüm geliyor aklıma birden ölüm</p>
<p>Bir ağacın gövdesine sarılıyorum.”</p>
<p>Cemal Süreya</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25350" src="http://www.mimarist.org/file/2026/06/dsc03686-1024x680.jpg" alt="" width="900" height="598" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/06/dsc03686-1024x680.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/dsc03686-300x199.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/06/dsc03686-768x510.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Sevgili Erdal ağabeyimizi kaybettiğimizi Bülend Tuna’dan öğrendiğimde aklıma gelen ilk şey, onu birçok özelliğiyle aktarmayı başardığımız “<strong>Mimarlar Odası Tarihinden Portreler</strong>” serisinden bir kitabı yayınlayabilmemiz oldu. İyi ki yayınlamıştık; çünkü bu kitap, bir yandan Oda tarihinin en kritik aşamalarında rol alarak yön veren (1968-1970, 1979-1980, 1984-1985, 1998-2002) ancak <strong>Oda mücadelesine omuz verirken</strong> <strong>alçak gönüllülüğüyle öne çıkmadan sorumluluk üstlenen</strong> <strong>bir Oda insanını</strong>; öte yandan <strong>kamu çalışanı bir mimar olarak meslek yaşamıyla farklı, inatçı ve saygı duyduğum, örnek aldığım bir meslek insanını</strong> anlatıyordu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erdal ağabey ile Emlak Bankasında başlayan tanışıklığımız, Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesinde birlikte yöneticiliğe kadar uzandı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1989 yılında Emlak Bankası Genel Müdürlüğü’ne iş başvurusu yaptığım zaman, Proje Geliştirme Müdürü ile görüşmem ve kendimi tanıtmam gerektiği söylenmişti. Ben de o zaman Maslak’taki Sedat Hakkı Eldem’in son tasarımlarından biri olan Banka Genel Müdürlüğü binalarından daha kısa olanında olan Müdürlüğe gitmiştim. Açık ofis niteliğinde olan birim kapısından içeri girdiğimde köşe masada beyaz saçları olan bir kişiye “Müdür Bey” diyerek yöneldim; yanıt işaret parmağıyla yön göstererek verilmişti. Ben de o yöne giderek müdürle görüşmüştüm. İşe başladığımda, müdürü işaret eden kişinin müdür yardımcısı Erdal Aktulga olduğunu öğrendim. Ve Erdal ağabeyin, Mimarlar Odası eski yöneticilerinden biri olduğunu anladığımda da birlikte çalışmak dolayısıyla çok mutlu oldum doğrusu…</p>
<p>1987 dönüşümünden sonra (Anadolu Bankası ile Emlak Kredi Bankası birleşimi) Proje Geliştirme Müdürlüğü’nün 1989-1991 yılları arasındaki kadrosunu; Emlak Kredi Bankası köklü olanlarla, benim gibi yeniler oluşturuyordu; en kıdemlileri de Erdal Aktulga idi. Bazen ortam eski kadrolarla gençlerin bir anlamda bir arada üretim yaptıkları bir atölyeye dönüşüyordu; mimari proje yarışmalarına katılan ekipler bile oluşturduk. Erdal ağabeyin doğrudan katılımı olmasa da onun geçmişte yarışmalara katılan bir isim olması ile varlığının hepimize güven verdiğini söylemeliyim. İki yıl süren bu sürecin sonunda, o günlerdeki banka yönetiminin istemlerini bir türlü karşılayamayan bu mesleki niteliği güçlü grup dağıtıldı; Erdal ağabeyle birlikte bir grup İstanbul Başmüdürlüğüne, ben dahil beş kişi de Pazarlama ve Satış Müdürlüğüne gönderildik. Bu operasyona neden olan en önemli olay da uluslararası bir firmanın talep ettiği proje bedeli ile ilgili, Mimarlar Odasına başvurulması konusundaki Müdürlüğün tutumu olmuştu diye düşünüyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz mimar, şehir plancısı ya da mühendistik; her teknik elemanın yapacağı gibi rasyonel arıyorduk ve ona göre kararlar alınmasına çalışıyorduk; ancak artık tamamen müteahhitlerin kontrolüne geçen banka yönetim yapısı ile çatışmak demekti bu durum. <strong>Emlak Bankası neden kapatıldı sorusuna verilecek bir yanıt da bu olabilir: Geçmişten gelen kadro birikimi, müteahhitlerin iştahını frenliyordu ister istemez. Emlak Bankası kapatıldıktan sonra, ganimeti devir alan TOKİ ve hâlâ “Emlak Bankası” imajını kullanmaya ihtiyaç duyan Emlak Konut GYO ile bu geçmiş tamamen çözülmüş oldu</strong>…</p>
<p>Erdal ağabey bu süreçte işlevsizleştirildi, sürüldü, dava açtı, geri döndü ve hep dik duruşuyla, inatçılığıyla örnek oldu ve saygı uyandırdı çevresinde. Aslında Erdal Aktulga, bütün bunları <strong>kamuda çalışan bir meslek insanı olarak, mesleğin birikimini ve özerkliğinin taşıyıcısı olan mesleki değerler üzerinden yapıyordu. Paralel olarak gereksinilen anda Mimarlar Odasında sorumluluk alma nedeni de mesleki değerlerin savunulması idi</strong>. <strong>Bu davranış son derece doğaldı ona göre; işte saygınlık uyandırmasının nedeni de tam da buydu; değerlere ilişkin tutumunda eğilip bükülmez bir doğrudanlık</strong>… Kitaba tekrar baktığımda bütün hayatına sinmiş bu ruhsal durumu bir özet olarak yeniden gördüğümü söyleyeyim.</p>
<p>Bir anlamda kendimi, onun açtığı yolun devamcısı olarak görüyordum. Mimarlar Odası Emlak Bankası İşyeri Temsilciliğini ondan devralmıştım; ancak Erdal ağabeyin yukarıda belirttiğim o saygınlık ortamında bunu yapabildiğimi düşünüyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erdal ağabeyin, birçok özelliğini burada anlatmakla bitiremeyiz; oğlu Mehmet’in babasını uğurlarken gösterdiği titiz, alçak gönüllü, açık yürekli tavrı ve babasına olan yürekten bağlılığı; aynı zamanda bu ilkesel tutumun devamcısı olduğunu da gösteriyordu. Rahmetli eşiyle olan iletişimi keza; sevgili bir eş ve babaydı öncelikle… İyi bir mimar olarak; birçok sanat alanıyla ilişkisi olduğunu söylemeliyim; “kösele” sanatı ve karikatür ile doğrudan ilgilendiğini ve iyi bir sanat izleyicisi olduğunu biliyorduk. Şiir ve edebiyat ile ilgisini de sohbetlerimizde öğrenmiştim…</p>
<p>38.Kitap Fuarı etkinliklerinden biri olan 8 Kasım 2019 tarihinde yapılan “Kent ve Edebiyat Bağlamında Yağma’nın Özelliği” başlığı altında yapılan söyleşide ben de TYS’den tanıdığım Hakkı Zariç’in önerisiyle Adnan Özyalçıner’in öykülerindeki İstanbul kent anlatımındaki değişimi irdeleyen bir sunuş yapmıştım. İzleyiciler arasında tabii iki isim öne çıkıyordu: Biri Adnan Özyalçıner, diğeri ise Emlak Bankası kapatılırken birlikte Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi yönetim kurulunda yardımcılığını yaptığım Erdal Aktulga. Ne mutluluk, ne heyecan!&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğrusu yönetim kurulu başkanı olarak <strong>onun yardımcılığını üstlenmek benim kişisel yaşamımda özel bir yer tutmuştur</strong>. Şubenin en dinamik dönemlerinden biri olduğunu düşünüyorum birlikte görev yaptığımız dönemin; hem Marmara Depremi sonrası yapılan, hem de uluslararasılaşma dinamiği ile gündeme gelmeye başlayan yasal düzenlemelerle ilgili çalışmalara ve Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarına başlangıç yaptığımız 2000-2002 yılları, tartışma zenginliği olan ve birçok başlangıca kaynaklık eden bir dönemdi. Onu söyleşiye ikna eden Bülend Tuna, ben ve Erdal ağabey bu yönetim sorumluluğunu birlikte paylaşıyorduk. Ancak başka açılardan da zor bir dönem olduğunu söylemeliyim; örgütsel işleyiş açısından çok kritik yönetimsel kararların alındığı bir dönemdi. Erdal ağabeyin bu dönemde bana gösterdiği güveni unutmam mümkün değil; her zaman onur duyacağım ağabeyliğini, arkadaşlığını unutmam, unutamam&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, Erdal Aktulga ağabeyimizi 23 Mayıs Cumartesi Karacaahmet Mezarlığında son yolculuğuna uğurladık; artık yüreğimizde yaşayacak. Başta oğlu, canı Mehmet, gelini ve torunu olmak üzere hepimizin, Mimarlar Odası’na emek veren herkesin başı sağ olsun, <strong>anısı yolumuzu ışıtsın, sevgiyle</strong>…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kubilay Önal</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>TMMOB Mimarlar Odası 50. Dönem Genel Kuruluna Giderken: Görevlerimiz</title>
		<link>http://www.mimarist.org/tmmob-mimarlar-odasi-50-donem-genel-kuruluna-giderken-gorevlerimiz/</link>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:11:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25247</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Erkan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi ‘’Fark etmek acıydı ama gerekliydi’’ ‘’İnsan bazen hayatı boyunca kaçtığı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Bu yüzleşme çoğu zaman sessizce gelir ve derin bir kırılma yaratır. Çünkü fark etmek, yalnızca dışarıdaki olayları anlamak değil, insanın kendisine dair yanıldığı şeyleri]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="aligncenter size-large wp-image-25249" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/myk1-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/myk1-768x1024.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/myk1-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" />Ahmet Erkan</em><br />
<em>TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</em></p>
<p><em>‘’Fark etmek acıydı ama gerekliydi’’</em></p>
<p><em>‘’İnsan bazen hayatı boyunca kaçtığı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Bu yüzleşme çoğu zaman sessizce gelir ve derin bir kırılma yaratır. Çünkü fark etmek, yalnızca dışarıdaki olayları anlamak değil, insanın kendisine dair yanıldığı şeyleri de görmesidir. Güvendiği insanların değişebileceğini, bazı bağların sandığı kadar güçlü olmadığını ve yıllarca tutunduğu düşüncelerin aslında onu yavaşça tükettiğini kabul etmek kolay değildir. İnsan, bazen en büyük hayal kırıklığını başkalarında değil, sessiz kabullenişlerinde bulur. Yine de fark etmek gereklidir. Çünkü insan ancak gerçeği gördüğünde büyümeye başlar. Acı veren farkındalıklar, insanın içindeki farklı umutları, alışkanlıkları ve kendini kandırdığı düşünceleri yavaş yavaş ortadan kaldırır. Bu süreç yorucu ve sarsıcıdır ama aynı zamanda insanı daha gerçek bir hayata yaklaştırır. Bazı acılar insanı yalnızca incitmez; aynı zamanda onu uyandırır. Ve bazen insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik canını acıtsa bile gerçeği inkar etmeyi bırakmasıdır.’’</em></p>
<p><em>CHRISTY BROWN / Sol Ayağım</em></p>
<p>Mimarlar Odası’nın 50. Dönem Genel Kurulu’na yaklaşırken, önümüzde duran sorun yalnızca yeni bir yönetim belirlemek değildir. Asıl sorun, örgütsel hafızamızı yeniden değerlendirmek, meslek mücadelemizin yönünü netleştirmek ve odamızın hangi politik ve demokratik zeminde geleceğe taşınacağını belirlemektir.</p>
<p>Bu tartışmanın merkezinde tek bir soru yer almaktadır:</p>
<p>Mimarlar Odası, merkezi ve yerel yönetimlerin yarattığı saçma gündemi tartışmaktan öte; ulusal mimarlık politikaları konusunda gündemi belirleyen, kamusal yararı ve toplum çıkarlarını esas alan; demokratik katılımı büyüten, kolektif üretimi güçlendiren ve sermaye odaklı kent politikalarına karşı mücadeleyi örgütleyen toplumsal bir güç haline nasıl yeniden kavuşabilir?</p>
<p>Çünkü yaşadığımız dönem, yalnızca ekonomik krizlerin ya da mesleki sorunların yoğunlaştığı bir zaman aralığı değildir. Aynı zamanda aidiyet duygusunun zayıfladığı, örgütsel ilişkilerin daraldığı ve demokratik katılımın biçimsel hale geldiği bir eşiktir.</p>
<p>Meslek odaları sadece mesleki hakların savunulduğu kurumlar değildir. Aynı zamanda kamusal yararın, kent hakkının, demokratik kültürün ve toplumsal sorumluluğun örgütlendiği ve savunulduğu alanlarıdır.</p>
<p>Bu nedenle meslek odalarının yaşadığı sorunları yalnızca merkezi hükümetin ve yerel yönetimlerin baskıcı ve dışlayıcı politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Çünkü yaşanan örgütsel zayıflama, dış müdahaleler kadar iç çözülmelerle, dar grupçu yaklaşımlarla ve örgütsel sorunlarla da ilişkilidir.</p>
<p>Elbette merkezi iktidarın ve yerel yönetimlerin planlama süreçlerinden meslek odalarını dışlayan yaklaşımı önemli bir sorundur. Kamusal alanların piyasa ilişkilerine açılması, meslek alanının sermaye merkezli dönüşümlere teslim edilmesi ve karar süreçlerinde uzmanlığın değersizleştirilmesi ciddi bir baskı yaratmaktadır.</p>
<p>Ancak örgütler sadece dış müdahalelerle zayıflamaz.</p>
<p>Demokratik reflekslerini kaybettiklerinde, eleştiri-özeleştiri süreçlerini işletemediklerinde ve üyeleriyle güçlü bağ kuramadıklarında da çözülmeye, daralmaya başlarlar.</p>
<p><strong>Mesleğimiz açısından mevcut durum değerlendirilmesi</strong></p>
<p>Mimarlık mesleği uzun süredir ağırlaşan ekonomik koşullar altında varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.</p>
<p>İşsizlik, düşük ücretler, güvencesizlik ve mimarın teknik elemana indirgenmesi; mesleğin kamusal niteliğini zayıflatmaktadır.</p>
<p>Birçok genç mimar düşük ücretlerle çalışmakta, serbest çalışan mimarlar ağır ekonomik baskılarla karşı karşıya kalmakta, olşan büyük tekelleşme karşısında sahipsiz ve savunmasız kalmaktalar, büyük kentler dışında çalışan meslektaşlar ise örgütsel ilişkilerin ve mesleki dayanışmanın dışında kalmaktadır.</p>
<p>Uluslararası çatışmalar, ekonomik belirsizlikler, göç hareketleri ve siyasal krizler; toplumsal yaşam kadar meslek alanını da doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Kentler bu dönüşümün en görünür aktörleri, rant merkezleri alanı haline gelmiştir.</p>
<p>Plansız büyüme, haksız kazanç odaklı dönüşüm politikaları, deprem riskine rağmen yoğun yapılaşma, içme suyu havzalarının yapılaşmaya açılması, tarım alanlarının ve doğal yaşamın sermaye baskısıyla dönüşmesi; tarihi ve kültürel varlıkların yok edilmesi, sağlık alanlarının özelleştirilmesi, her yerde ihya projelerinin uygulanması kentleri kırılgan hale getirmektedir.</p>
<p>Mimarlık bu dönüşümün merkezindedir.</p>
<p>Çünkü mimarlık sadece yapı üretmek değildir. Kent yaşamını, kamusal ilişkiyi ve toplumsal geleceği biçimlendiren teknik ve bir o kadar da politik bir sorumluluk alanıdır.</p>
<p>Bu nedenle Mimarlar Odası’nın mücadelesi yalnızca meslek haklarını savunmakla sınırlı görülemez. Mesleki sorunlar konusunda mücadelenin zayıf kaldığını söylemek çok haksız sayılmaz. Ancak odanın vermesi gereken mücadele de sadece meslek sorunlarına indirgenemez</p>
<p>Kent hakkını, kamusal yararı, demokratik planlamayı ve doğayı savunmak da bu mücadelenin ayrılmaz parçasıdır.</p>
<p><strong>Örgütsel Daralma ve Demokratik İhtiyaç</strong></p>
<p>Mimarlar Odası’nın karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, örgütsel alanın dar grupçu anlayışlar tarafından kuşatılması ve oda yaşamının giderek sınırlı çevrelerin kendi siyasal ve örgütsel pozisyonlarını yeniden ürettiği kapalı bir yapıya dönüşmesidir.</p>
<p>Eleştiriyi tehdit olarak gören, farklı görüşleri dışlayan ve karar süreçlerini dar gruplar içinde tutan anlayışlar; örgütsel bütünlüğü, demokratik katılımcılığı, örgüt içi demokratik işleyişi, adaleti ve güven duygusunu zayıflatmaktadır.</p>
<p>Ancak bu daralma yalnızca düşünsel bir mesele değildir; aynı zamanda örgütsel ilişkilerin üretim biçimiyle doğrudan bağlantılıdır.</p>
<p>Son yıllarda giderek belirginleşen bir eğilim, örgüt içi ilişkilerin dar grupçuluk ve hizipleşmeler üzerinden şekillenmesidir.</p>
<p>Bu durum, örgütsel yaşamı liyakat ve emek üzerinden değil; aidiyet ve hizip ilişkileri üzerinden yeniden kurma riskini beraberinde getirmektedir.</p>
<p>Komite ve komisyonlarda emek veren, üreten ve sorumluluk alan meslektaşlardan çok; belirli çevrelere yakın olan kişilerin alınması, delege veya yönetim kurulu üyesi yapılması, temsil mekanizmalarının zayıflamasına neden olmaktadır.</p>
<p>Bu koşullarda örgütsel ortam giderek güvensiz hale gelmekte, kolektif irade zayıflamakta ve karar alma süreçleri şeffaflıktan uzaklaşmaktadır. Sorunun daha da ağırlaşan yönü ise, yalnızca delegasyon süreçlerinin değil; oda organlarının, komisyonların ve yönetsel yapıların oluşumunun da dar siyasal çevreler, gruplar tarafından belirlenmesidir. Böylece örgütsel irade tabandan yukarıya doğru oluşan demokratik bir süreç olmaktan çıkmakta; kararlar çoğu zaman üyelerin kolektif katılımıyla değil, belirli çevrelerin onayı ve yönlendirmesiyle biçimlenmektedir.</p>
<p>Bu koşullarda giderek kimseye güvenilmeyen bir yapı ortaya çıkmakta, karar alma süreçleri şeffaflıktan uzaklaşmaktadır.</p>
<p>Daha da sorunlu olan nokta, kararların giderek tek merkezden, hatta zaman zaman tek bir odak üzerinden alınan icazetlerle yürütülmesidir.</p>
<p>Bu durum, örgütsel birlik ve disiplin söylemi altında meşrulaştırıldığında ise, aslında demokratik olmayan bir merkeziyetçiliğin üzeri örtülmektedir.</p>
<p>Bu merkeziyetçilik, görünürde örgütsel bütünlüğü koruma iddiası taşısa da, pratikte örgütün çoğulcu yapısını zayıflatmakta ve karar süreçlerini daraltmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle bu eğilimi, gizli bir otoriterleşme biçimi olarak da değerlendirebiliriz.</p>
<p>Bazı şubelerde örgütsel yapının belirli bir merkez etrafında oluşturulması ve kontrol edilmesi, karar alma süreçlerini katılımcılıktan uzaklaştırarak merkeziyetçi, hatta tek adam ya da başkanlık sistemi benzeri bir yönetim anlayışına sürüklemektedir.</p>
<p>Oysa meslek örgütlerinin gücü, merkezileşmiş yapılardan değil; katılımcı, çoğulcu ve yerinden yönetim anlayışından gelir.</p>
<p>Bir örgüt, farklı düşünceleri bastırarak değil; onları bir arada tutarak güçlenir.</p>
<p>Bu nedenle gerçek demokratikleşme, yalnızca yapısal bir reform değil; aynı zamanda örgütlerin yönetim kültürlerinin merkeziyetçiliğe karşı özgürlükçü, demokratik katılımcı yönde dönüşümüdür.</p>
<p><strong>Özümüze Dönmek</strong></p>
<p>Değişimden söz ederken anlatılmak istenen, geçmişi reddetmek değildir.<br />
Asıl ihtiyaç, Mimarlar Odası’nın tarihsel özüne dönmesidir. Değişim var olan yöneticilerin gitmeleri yerine yeni yöneticilerin gelmesi hiç değildir. Değişimden kastedilen zihniyetin değişmesidir.</p>
<p>Bu öz; kamusal yararı savunan, toplumsal sorumluluğu önceleyen, demokratik katılımı büyüten ve meslek etiğini merkeze alan mücadele geleneğidir. Aynı zamanda 68 kuşağının yarattığı eşitlikçi, toplumcu, anti-emperyalist ve dayanışmacı değerleri sahiplenmektir. Çünkü Mimarlar Odası’nın tarihsel birikimi, yalnızca mesleki bir örgütlenmenin değil; toplumsal muhalefetin, kamucu anlayışın ve halktan yana duruşun da bir parçası olarak şekillenmiştir.</p>
<p>Bugün bu tarihsel mirası ve mücadele değerlerini referans alan kimi çevrelerin ideolojik olarak ciddi savrulmalar yaşadığını görmek ise ayrıca düşündürücüdür. Ancak bu tabloyu bir yana bıraksak bile, özellikle Mimarlar Odası’nın büyük şubelerinde belirgin bir sağa kayış gözle görülür hale gelmiştir. Daha da dikkat çekici olan, bu yönelimin açık bir politik tartışma zemininde değil; çoğu zaman sol, demokratik ve ilerici söylemlerle sağa sapmanın üstü örtülerek, örgüt içinde sinsice meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır.</p>
<p>Katılımcılığı daraltan, merkeziyetçiliği güçlendiren, örgütsel iradeyi dar kadroların kontrolüne bırakan anlayışlar; söylemde ne kadar sol görünürse görünsün, pratikte örgütü demokratik mücadele çizgisinden uzaklaştırmaktadır. Oysa toplumcu düşüncenin özü, karar süreçlerinin kolektif hale getirilmesi, eleştiri ve özeleştiri ortamının güvence altına alınması ve örgütsel iradenin tabandan kurulmasıdır.</p>
<p>Örgütsel dönüşüm, ancak bu tarihsel birikimle bağ kurduğunda anlamlı hale gelir. Demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Demokrasi; birlikte karar almak, farklı düşüncelere saygı duymak, eleştiriyi-özeleştiriyi örgütsel gelişimin bir parçası haline getirmek ve mücadeleyi asgari müşterekler üzerinden büyütebilmektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gençler, Kadınlar ve Süreklilik</strong></p>
<p>Mimarlar Odası’nın geleceği, genç mimarların ve kadınların örgütsel yapı içinde daha güçlü yer almasına bağlıdır.<br />
Gençlerin katılımı yalnızca yaşa dayalı bir yenilenme değil; örgütsel sürekliliğin temelidir. Bir örgüt, deneyimini yeni kuşaklara aktarabildiği ölçüde kalıcı hale gelir. Yeni üyelerin süreçlere dahil olması, örgütün canlılığını ve toplumsal bağını güçlendirir.</p>
<p>Ancak son yıllarda odaya katılan bazı yeni üyelerin çeşitli siyasal etiketlerle yaftalandığı görülmektedir. Bu yaklaşım demokratik örgüt anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü örgüt, insanları kategorilere ayırarak değil; ortak mücadele zemini kurarak büyür. Farklı düşüncelerin bir arada var olabilmesi, örgütsel zenginliğin ve demokratik kültürün temel koşullarından biridir.</p>
<p>Kadınların örgütsel yaşamda daha görünür olması ise yalnızca bir temsil meselesi değildir. Kadın özgürlük ideolojisi, demokratik toplum fikrinin en önemli dayanaklarından biridir. Kadının tarihsel olarak yaşamı üretme, koruma ve yeniden kurma rolü; onu doğayla, ekolojiyle ve toplumsal dayanışmayla daha güçlü bir ilişki içine taşımıştır. Bu nedenle kadın mücadelesi yalnızca cinsiyet eşitliği mücadelesi değil; aynı zamanda doğanın, yaşamın ve toplumun sermaye karşısında savunulması mücadelesidir.</p>
<p>Erkek egemen sistemler ise tarih boyunca merkeziyetçilikten, tahakkümden, savaştan, sömürüden ve kandan beslenmiştir. Devletçi ve hiyerarşik yapılar, toplum üzerindeki baskıyı çoğu zaman erkek egemen iktidar kültürü üzerinden yeniden üretmiştir. Bugün dünyanın içine sürüklendiği ekolojik yıkım, savaş politikaları ve derinleşen toplumsal eşitsizlikler de bu tahakkümcü anlayışın ürünüdür.</p>
<p>Bu nedenle kadın özgürlük ideolojisi; daha yerel, daha katılımcı, dayanışmacı ve kolektif bir örgütlenme modelini savunmaktadır. Rekabet yerine paylaşımı, hiyerarşi yerine ortak aklı, tahakküm yerine yaşamı esas alan bu yaklaşım; yalnızca kadınların değil, toplumun bütününün özgürleşmesi açısından yaşamsal önemdedir.</p>
<p>Mimarlar Odası da kadınların karar süreçlerinde eşit biçimde yer aldığı, eleştirinin özgürce ifade edilebildiği ve kolektif iradenin güçlendiği bir örgütsel kültürü büyütmek zorundadır. Çünkü eşitlik, farklılıkların yok sayılmasıyla değil; eşitsizliklerin görülüp dönüştürülmesiyle mümkündür.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şubeler Arası Dayanışma</strong></p>
<p>Örgütsel gücü yeniden kurmanın yolu, şubeler arasında gerçek bir dayanışma kültürü yaratmaktan geçmektedir. Çünkü güçlü bir örgüt, yalnızca merkezden alınan kararlarla değil; birbirine güvenen, deneyimini paylaşan ve ortak mücadele iradesi geliştiren yapılarla var olabilir. Dayanışmanın ilk koşulu ise karşılıklı güven duygusunun yeniden inşa edilmesidir.</p>
<p>Birbirini rakip olarak gören değil; birikimini paylaşan, eksiklerini birlikte tamamlayan ve ortak sorunlara ortak çözümler üreten şubeler, gerçek anlamda mücadeleci bir örgütsel zemin yaratabilir. Bu güven ortamı oluştuğunda, her şubenin ortak bir manifesto ve ortak mücadele hattı etrafında birleşmesi de mümkün hale gelecektir.</p>
<p>Mimarlar Odası’nın ihtiyaç duyduğu şey; merkeziyetçi bir denetim anlayışı değil, ortak akla dayanan koordinasyon ve kolektif üretim mekanizmalarıdır. Merkezi politikalarla uyumlu çalışan, birbirinin deneyiminden öğrenen ve ortak hedefler doğrultusunda hareket eden bir yapı, örgütsel gücü büyütecek ve mücadele kapasitesini artıracaktır.</p>
<p>Ancak bugün yüzbine yaklaşan üye potansiyeline ve çok geniş bir toplumsal etki alanına sahip olan Mimarlar Odası’nın mevcut örgütlenme modeli ve yönetmelikleri, ne örgütü sağlıklı biçimde yönetmeye ne de biriken sorunlara kalıcı çözümler üretmeye yeterlidir. Ne yazık ki mevcut yapı büyük ölçüde geçmiş dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş; bugünün karmaşık mesleki, toplumsal ve siyasal sorunlarına yanıt üretmekte giderek zorlanan bir hale gelmiştir.</p>
<p>Bu nedenle sorun yalnızca mevcut yönetmelikleri uygulamak değildir. Asıl ihtiyaç, onların sınırlarını aşabilecek yeni örgütsel modeller geliştirebilmek ve bunları hayata geçirebilmektir. Örgütü canlı tutacak olan şey statik kurallar değil; katılımcılığı büyüten, üretimi artıran, kolektif iradeyi güçlendiren ve mücadeleyi süreklileştiren örgütlenme biçimleridir. Yönetmelikler yalnızca çerçeve sunabilir; mücadeleci bir örgütü asıl ayakta tutan şey ise ortak amaçlar etrafında birleşmiş politik irade ve kolektif çalışma kültürüdür.</p>
<p>Bu noktada MYK’nın koordinasyonunda temsilciliklerin, BKBT’lerin ve şubelerin yalnızca idari işlerin yürütüldüğü yapılar olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bu alanlar; düşünce üreten, tartışan, politika geliştiren, meslek alanına müdahale eden ve üyeleri örgütleyen gerçek çalışma ve üretim merkezlerine dönüştürülmelidir. Bunun en önemli yolu ise aynı hedefe inanan, ortak mücadele bilinci taşıyan ve örgütsel sorumluluğu paylaşan bir yapı kurabilmektir.</p>
<p>Bilmeliyiz ki örgütler yalnızca seçimlerle ya da yönetsel mekanizmalarla güçlenmez. Bir örgütü güçlü kılan şey; üyelerinin kendisini o yapının gerçek öznesi olarak hissetmesi, ortak mücadele hattına inanması ve kolektif emeğin parçası haline gelmesidir. Eğer temsilcilikler, BKBT’ler ve şubeler kendi bulunduğu alanlarda söz üreten, üyelerini sürece katan ve ortak çalışma kültürünü büyüten merkezlere dönüşebilirse; Mimarlar Odası yalnızca mesleki bir kurum değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal mücadele odağı haline gelecektir.</p>
<p>Şubeler arası koordinasyon Merkez Yönetim Kurulu üzerinden yürütülen mevcut ilişkilerle ve yönetmeliğe göre olan toplantılarla sınırlı kalmamalıdır. Bunun yanında ortak çalışma ağları, sürekli tartışma platformları ve kolektif üretim alanları oluşturulmalıdır. Özellikle şube yöneticilerinin mesleki ve politik başlıklarda düzenli olarak bir araya geleceği örgüt içi eğitim programları hayata geçirilmelidir. Bu buluşmalar yalnızca bilgi aktarımının yapıldığı teknik toplantılar değil; örgütün yaşadığı sorunların açık biçimde tartışıldığı, eleştirilerin ifade edildiği ve çözüm önerilerinin kolektif biçimde geliştirildiği demokratik zeminler haline gelmelidir.</p>
<p>Bu tartışmalar sonucunda ise belirli alanlara odaklanan çalışma grupları oluşturulmalıdır. Meslek hakları, genç mimarların sorunları, kadın çalışmaları, ekoloji, kent politikaları, yerel demokrasi, örgütlenme modeli ve eğitim gibi başlıklarda oluşturulacak kolektif çalışma grupları; hem örgütsel üretimi artıracak hem de şubeler arasında sürekli bir dayanışma ilişkisi kuracaktır. Böylece bilgi ve deneyim belirli merkezlerde toplanan bir ayrıcalık olmaktan çıkacak, bütün örgüte yayılan ortak bir hafızaya dönüşecektir.</p>
<p>Mimarlar Odası ayrıca; farklı alanlarda çalışan, deneyim sahibi, söz üretebilen ve örgütsel hafızayı taşıyan yöneticilerin katılımıyla güçlü danışma kurulları oluşturmalıdır. Ancak bu yapılar yalnızca meslektaşlardan oluşan dar bir çerçeveyle sınırlı kalmamalıdır. Çünkü mimarlık; kent, ekoloji, emek, kültür, toplumsal yaşam ve kamusal alan mücadelelerinden bağımsız düşünülemez. Bu nedenle danışma kurulları; farklı mesleki disiplinlerden uzmanların, öğrencilerin, kent savunmalarının, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve toplumsal mücadele alanlarında söz üreten temsilcilerin katılımıyla oluşturulmalıdır.</p>
<p>Böyle bir yapı, Mimarlar Odası’nın yalnızca kendi içine konuşan bir meslek örgütü olmasının önüne geçecek; toplumsal muhalefetle bağlarını güçlendiren, çok yönlü düşünebilen ve ortak mücadele hattı kurabilen bir anlayışı büyütecektir. Kent mücadelesi yalnızca mimarların değil; emeğiyle yaşayanların, öğrencilerin, kadınların, ekoloji hareketlerinin ve kent hakkını savunan bütün toplumsal kesimlerin ortak mücadelesidir.</p>
<p>Bu kurullar yalnızca görüş bildiren sembolik yapılar olmamalıdır. Her danışma kurulu belirli bir konuya odaklanmalı; ilgili alandaki sorunları tespit eden, çözüm önerileri geliştiren ve somut çalışma programları oluşturan üretken mekanizmalara dönüşmelidir. Örneğin ekoloji, genç mimarlar, kadın çalışmaları, deprem, kent politikaları, meslek hakları, eğitim, yerel demokrasi ve emek süreçleri gibi başlıklarda oluşturulacak danışma kurulları; yalnızca tartışma yürütmekle kalmamalı, aynı zamanda mücadele hattını ve çalışma planlamasını da ortaya koymalıdır.</p>
<p>Bu yaklaşım, örgütsel aklı birkaç kişinin karar alanına sıkıştıran merkeziyetçi anlayış yerine; kolektif düşünceyi, katılımcılığı ve toplumsal dayanışmayı büyüten demokratik bir örgüt modelinin gelişmesini sağlayacaktır.</p>
<p>Şubeler, MYK öncülüğünde belirli aralıklarla düzenli biçimde bir araya getirilmeli; ortak karar süreçlerini hayata geçirecek iki yıllık çalışma programları hazırlanmalıdır. Örgütsel dönüşüm yalnızca niyetle değil; süreklilik taşıyan bir çalışma disipliniyle mümkündür. Burada zaman büyük önem taşımaktadır. Örgütün kendi çalışma aksını oluşturabilmesi için gerekli tartışma ortamına, kolektif üretim alanlarına ve yeterli zamana sahip olması zorunludur.</p>
<p>Kararların yalnızca seçim dönemlerine sıkışmadığı, düzenli buluşmalarla ortak politikaların üretildiği bir yapı; örgütsel sürekliliği güçlendirecek ve Mimarlar Odası’nı yeniden mücadeleci bir hatta taşıyacaktır. Genel merkezin koordinasyonunda, hangi şubenin hangi alanda desteğe ihtiyaç duyduğu ve bu ihtiyacın hangi şube tarafından karşılanabileceği ortak bir planlamayla belirlenebilir. Böylece dayanışma soyut bir söylem olmaktan çıkar; örgütlü, planlı ve kolektif bir çalışma biçimine dönüşür.</p>
<p><strong>49.Dönemin Hafızası, 50. Dönemin Mücadele Aksı</strong></p>
<p><strong>50.</strong>Dönemde ortaya çıkan birlikte üretme ve birlikte yönetme anlayışı, Mimarlar Odası açısından yalnızca geçici bir yönetim pratiği değil; önemli bir örgütsel ve politik deneyim yaratmıştır. Farklılıkların birlikte çalışabildiği, ortak emeğin öne çıktığı, dayanışmanın güç kazandığı ve kolektif aklın daha görünür hale geldiği bu süreç; yeni dönemin en önemli kazanımlarından biridir.</p>
<p>Her ne kadar bu anlayışı geriye çekmek isteyen, geçmişin merkeziyetçi ve tekçi yöntemlerini yeniden üretmeye çalışan yaklaşımlar bulunsa da; ortaya çıkan demokratik kültür artık kolayca tasfiye edilebilecek bir noktada değildir. Çünkü bir kez birlikte üretmenin, birlikte karar almanın ve dayanışmayla güçlenmenin olanakları görülmüştür. Bu hafıza artık örgütün kolektif belleğine kazınmıştır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki, karşıtlarımızın mücadele araçları ve yöntemleriyle mücadele ederek farklı bir gelecek kuramayız. Aynı merkeziyetçi, dışlayıcı ve denetimci yöntemleri yeniden üreterek yalnızca onların kötü birer taklitçisi haline geliriz. Bu nedenle mesele yalnızca sorunlarımızın nedenlerini tespit etmek değildir; o sorunları hangi yöntemlerle çözeceğimizi de doğru belirlemektir. Eğer demokratik bir örgüt istiyorsak, mücadele yöntemlerimiz de demokratik olmak zorundadır. Eğer dayanışmayı savunuyorsak, örgütsel ilişkilerimizi de dayanışma üzerine kurmak zorundayız. Yöntem ile hedef birbirinden kopuk değildir; kullanılan yöntemler zamanla örgütün karakterini belirler.</p>
<p>50.Dönem seçimlerinin kaderini de tam olarak bu anlayış belirleyecektir. Birlikte üretme, birlikte yönetme ve kolektif mücadele kültürü, yeni dönemin gerçek gücü olacaktır. Bu iradeyi en güçlü biçimde ise şubelerin yönetim kurulları, temsilcilikleri, BKBT’leri ve örgütsel üretim alanları taşıyacaktır. Biliyoruz ki örgütün gerçek gücü, yalnızca merkezde değil; bulunduğu her yerde söz üretebilen, mücadele eden ve dayanışmayı büyüten kadrolardan doğar. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde temel sorumluluklarımız açıktır. 29 şubenin ortak politikalar etrafında bir araya gelmesini sağlamak, şubeler arası dayanışmayı büyütmek ve örgütsel kopuklukları gidermek zorundayız. Mimarlar Odası politikalarını yalnızca MYK üyelerinin sorumluluğu olarak görmekten vazgeçmeli; bütün şubelerin ortak üretimine dayanan kolektif bir anlayışı hakim kılmalıyız. Merkezi birkaç kişinin omzuna yıkılmış bir örgüt modeli sürdürülebilir değildir. Güçlü örgüt; sözün, emeğin ve sorumluluğun tabana yayıldığı örgüttür.</p>
<p>Ekonomik sorun yaşayan şubeler dayanışma kültürüyle desteklenmeli, eksik kalmış alanlarda çalışmaları yeniden başlatacak destekler verilmeli, örgütsel disiplin merkez ile şubeler arasında yeniden kolektif bir anlayışla kurulmalıdır. Hiçbir örgüt tek başına güçlenemez. Bir şubenin yalnızlaşması, aslında bütün örgütün zayıflaması anlamına gelir. Buna karşılık ortak mücadele kültürü büyüdüğünde, örgüt yalnızca yönetsel olarak değil; siyasal ve toplumsal olarak da güç kazanır.</p>
<p>Elbette karşımıza engeller çıkacaktır. Alışılmış ilişkilerden beslenenler, örgütü dar alanlara sıkıştırmak isteyenler ve birlikte üretme kültüründen rahatsız olanlar olacaktır. Ancak sorunlarını çözebileceğine inanan, ortak mücadele iradesi taşıyan ve geleceği birlikte kurmaya kararlı bir topluluğu hiçbir güç geriye düşüremez, engelleyemez.</p>
<p>Önümüzdeki dönem; demokrasiye, dayanışmaya, kolektif emeğe ve birlikte üretme kültürüne inanan kadroların dönemi olacaktır. Çünkü gelecek; birbirine güvenenlerin, birlikte mücadele edenlerin ve örgütlü dayanışmayı büyütenlerin olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>“Mimari Proje Yarışmaları” ve “Mimarlık”ın, “Andışıklık(*)” Bağlamıyla Birlikte; “ÖNKOLOKYUMLU(**) Mimari Fikir Projesi Yarışmaları(***)” ve “Mimarlık Eğitimi&#8230;”</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimari-proje-yarismalari-ve-mimarlikin-andisiklik-baglamiyla-birlikte-onkolokyumlu-mimari-fikir-projesi-yarismalari/</link>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Metin Karadağ]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25253</guid>
		<description><![CDATA[Belki hatırlarsınız daha önce “Kalitenizi belirleyen; kaliteyi talep etme kalitenizdir&#8230;” demiştik&#8230; Burada ele aldığımız konuda da, “Andışıklık” bağlamı üzerinden “Kalite Arayışının” gerek ve şart olduğu “Mimari Proje Yarışmaları”yla “Eşleştiği Noktaları” değerlendirmeye çalışacağız&#8230; Bilirsiniz, “Daha Sağlıklı Kentler” için “Daha Sağlıklı Mimarlık” gerek ve şarttır&#8230; Dahası bunun devamı olarak da “Daha İyi]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Belki hatırlarsınız daha önce <strong><em>“Kalitenizi belirleyen; kaliteyi talep etme kalitenizdir&#8230;”</em></strong> demiştik&#8230; Burada ele aldığımız konuda da, <strong>“Andışıklık”</strong> bağlamı üzerinden <strong>“Kalite Arayışının”</strong> gerek ve şart olduğu <strong>“Mimari Proje Yarışmaları”</strong>yla <strong>“Eşleştiği Noktaları”</strong> değerlendirmeye çalışacağız&#8230;</p>
<p>Bilirsiniz, <strong>“Daha Sağlıklı Kentler”</strong> için <strong>“Daha Sağlıklı Mimarlık”</strong> gerek ve şarttır&#8230; Dahası bunun devamı olarak da <strong>“Daha İyi Kentler”</strong> için <strong>“Daha İyi Mimarlık”</strong> gerek ve şarttır da; diyebiliriz&#8230;</p>
<p>Kent yaşamında doğrudan fark edilmese bile; içinde yaşanılan toplumda, <strong>“Kamuyasal”</strong> nitelikte <strong>“İyilik”</strong> ya da <strong>“İyi”</strong>nin <strong>“DNA”</strong>sını oluşturan <strong>“Vicdan”</strong> ve <strong>“Vefa”</strong> temelli <strong>“İkili Sarmal”</strong>dır&#8230; Ve bu <strong>“İkili Sarmal”</strong>; yani toplumsal <strong>“DNA”</strong>yı oluşturan <strong>“RNA”</strong> parçaları <strong>“Bireyleri”</strong> birbirlerine; <strong>“Vicdan”</strong> ve <strong>“Vefa”</strong> üzerinden birbirlerine bağlanırlar&#8230;</p>
<p>Kimse birbirini sevmek zorunda değildir, çünkü sevgi; <strong>“Kişisel”</strong> bir niteliklidir&#8230; Ancak herkes birbirlerine karşı saygılı olmak zorundadır, çünkü saygı; <strong>“Kamuyasal”</strong> bir niteliklidir&#8230;</p>
<p><strong>“Sağlıklı Kentsel Bütünlük”</strong> açısından bu tür niteliklerin nasıl bir yansıma ile <strong>“Üretilen Mimariye”</strong> etki ettiğini yeniden düşünmemiz gerekmez mi?&#8230; Tabii ki her zaman!&#8230; Çünkü istesek de istemesek de <strong>“Sağlıksız Kentsel Bütünlük!&#8230;” </strong>her açıdan sağlığımıza sürekli olumsuz olarak etki etmektedir&#8230; Bu nedenle <strong>“Gerçekliğe, boş</strong>(nafile)<strong> yolculuklar yapmaya gerek yoktur&#8230;”</strong> Çünkü birebir yaşıyor ve görüyoruz; <strong>TOKİ</strong> örneklerinde olduğu gibi!&#8230;</p>
<p>Bir kente içinden ya da dışından olsun; neresinden bakarsanız bakın nicelik olarak gördükleriniz; o kent ve insanları hakkında nitelik olarak da kabaca bir bilgi edinebilir ve aklınızda biriken iyilik ve kötülükleri sıralarsanız; <strong>“aynı zamanda o kenti okumuş da olursunuz&#8230;”</strong></p>
<p>Her konuda herkes için uygun olabilecek <strong>“En İyi”</strong>nin aranması ve ona ulaşılması için mutlaka birbirinden farklı yollar olabilir&#8230; Ancak burada emin olduğumuz, öteden beridir bildiğimiz bir yol varsa, o yol da <strong>“Yarışmalardır&#8230;”</strong></p>
<p>Özellikle <strong>“Mimari Yarışmaların”</strong> aynı zamanda <strong>“Zorlu Bir Sınav”</strong> olduğunu biliyoruz zaten&#8230; Burada herkes için iyi olana ulaşmak her zaman <strong>“Kamuyasal”</strong> bir zorunluluktur&#8230; Çünkü o kentte hep birlikte yaşıyoruzdur ve bu konu da herkesi doğrudan ilgilendiriyordur&#8230;</p>
<p>Öncelikle toplumun ortak kullanımında olan tüm mekânların tasarlanmasından üretilmesine kadar; her aşama, o toplumu oluşturan <strong>“Toplum Teki”</strong> yani bireyler olarak her birimizi etkileyeceği için de herkesin ikna olması ya da ikna edilmesi esastır&#8230;</p>
<p>Bilmediğimiz şeyin, sahibi de olamayız; bu nedenle biz bir kent yaşamının parçası olarak; bilmek hakkımızı sonuna kadar savunma hakkına da doğal olarak sahip çıkmalıyız&#8230;</p>
<p><strong>“İyiler”</strong> içinde <strong>“En İyi”</strong> olanı seçmek hakkı; konunun uzmanlarının da bilgilendirmesi eşliğinde yapılacak olan <strong>“Mimari Yarışmalar”</strong>; yaşamımızı biraz daha iyi kılmak hedefiyle yapıldıkları için <strong>“Kamuyasal Yararlılık”</strong> da herkes adına ortaya çıkacak olan eserden olumlu olarak etkileneceğiz demektir&#8230;</p>
<p>Yarışmalar konusunun sadece kentsel üretim sürecinin zorunlu aşaması haline gelmesini olumlu yönde etkileyecek olan bir başka süreç ise <strong>“Mimarlık Eğitimi”</strong> sırasında <strong>“tam zamanlı bir ders olarak yer verilmesi olacaktır şüphesiz&#8230;”</strong> Bu konuda daha önce ayrıntılarını yazdığım yazıların web sayfaları aşağıdaki dip notlar arasında yer almaktadır.</p>
<p>Örneğin; <strong><em>Mimari Yarışmalar Tarihi’nde “İlk Kez” Yapılan “Eşzamanlı ve Ön-Kolokyumlu Yarışma”dan Bugüne ve “Yeniden!”</em></strong><strong> (****)</strong> gibi&#8230;</p>
<p>Daha önce yapılmış yarışmalar ve uygulama örneklerinin değerlendirilmesinin; <strong>Mimarlık Bölümleri’nde,</strong> örneğin<strong>; “3. ders yıl içinde bağımsız bir ders olarak verilmesi”</strong> mimarlık eğitimine önemli bir katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Bu derste, <strong>“Yarışmaların Jüri Üyeleri”</strong>, <strong>“Ödül Kazananları”</strong> ve isterlerse diğer katılımcılarının yer aldığı; <strong>“Yarışma Anısı/Anıları Kolokyumu”</strong> (<strong>“Son Kolokyum”</strong>) biçiminde; mimarlık öğrencilerinin izleyici olmanın ötesinde; gözlemlerini de aktarabilecekleri bir ortamın sağlanması; hep birlikte kaliteli bir eğitim süreci yaşanmasına büyük katkı sağlayacaktır&#8230; Bu olanaktan mimarlık fakültesi bulunan tüm üniversitelerin <strong>“Mimarlık Bölümleri”</strong>nde okuyan <strong>“Aday Mimarların”</strong> yararlanması; ülke mimarlığına da büyük katkı yapacaktır&#8230;</p>
<p><strong>Herkese, ama herkese başarılı mimari yarışmalar dilerim&#8230;</strong></p>
<p>Hele ki bu yarışmalar bir de <strong>“Ön Kolokyumlu”</strong> olurlarsa; herkese tadından yenilmez güzellikler ve iyilikler sağlayacaktır; <strong>“Kesin!&#8230;”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>(*)</strong><strong>“Andışık”/”Andışıklık”</strong> kelime kavramını,<strong> t</strong>am olarak <strong>“Eş Anlamlı”</strong>/<strong>“Anlamdaş”</strong> olmayan ancak <strong>“Eş Andıran”</strong>/<strong>”Eş Anımsatan”</strong> yerine Sözdizimsel(Sentaktik) ve Anlambilim/Anlambilimsel(Semantik) açıdan; yani kelimelerin ve kavramların dile getirildiği anda; <strong>“Anımsatan”</strong> gibi söyleniş, ses uyumu ile birlikte hemen akla gelmesi bakımından, daha uygun olduğunu gördüğüm için (TDK)Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde olmayan bu <strong>“Andışık”</strong> kelimesini; <strong>“Kelime ve Sözlerin Anlam ve Çağrışım Eşliğini”</strong> anlatmak için uydurdum&#8230; Yıllar önce <strong>“Toplum ve Toplum Teki”</strong>(Birey) için ortak payda <strong>“Hukuki Meşruiyeti”</strong> vurgulamak için; <strong>“Kamuyasal”</strong> kelime/kavramını uydurduğum gibi&#8230; Geçelim&#8230;</p>
<p><strong>(**)</strong> <a href="http://www.mimarist.org/mimarlikta-elestirel-kuram-var-olmayani-var-kilmak-cabasidir-mukemmel-olanin-mukemmele-ulasma-cabasinin-kendisi-oldugu-gibi/"><strong>http://www.mimarist.org/mimarlikta-elestirel-kuram-var-olmayani-var-kilmak-cabasidir-mukemmel-olanin-mukemmele-ulasma-cabasinin-kendisi-oldugu-gibi/</strong></a></p>
<p><strong>(***)</strong> <a href="http://www.mimarist.org/mimarlik-ve-mimarlik-egitimine-dogrudan-katkisini-saglamak-icin-mimari-proje-yarismalari-ve-kolokyumlari-dersi-gerek-ve-sart-degil-midir/"><strong>http://www.mimarist.org/mimarlik-ve-mimarlik-egitimine-dogrudan-katkisini-saglamak-icin-mimari-proje-yarismalari-ve-kolokyumlari-dersi-gerek-ve-sart-degil-midir/</strong></a></p>
<p><strong>(****)</strong> <a href="http://www.mimarist.org/mimari-yarismalar-tarihinde-ilk-kez-yapilan-eszamanli-ve-on-kolokyumlu-yarismadan-bugune-ve-yeniden/"><strong>http://www.mimarist.org/mimari-yarismalar-tarihinde-ilk-kez-yapilan-eszamanli-ve-on-kolokyumlu-yarismadan-bugune-ve-yeniden/</strong></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mimarlara Mektup Bülteni, Nisan 2026, Sayı: 313</strong><img class="aligncenter size-large wp-image-25254" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk-1024x793.jpg" alt="" width="900" height="697" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk-300x232.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/gerceklige-nafile-yolculuk-768x595.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25255" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/ogrencilerinektigi-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/ogrencilerinektigi-768x1024.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/ogrencilerinektigi-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25256" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/toki.jpg" alt="" width="494" height="672" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/toki.jpg 494w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/toki-221x300.jpg 221w" sizes="(max-width: 494px) 100vw, 494px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Viyana Tavrı</title>
		<link>http://www.mimarist.org/viyana-tavri/</link>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 13:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25250</guid>
		<description><![CDATA[DAM Notları Nisan 2026 Hasan Çakır, Frankfurt Antika filozoflardan Lidyalı Perikles (5. Yy.), kentinin sorunlareına ilgi duymayan bir kentli yalnızca ilgisizin birisi degil, aynı zamanda yararsız ve zararlı birisidir, demiştir. Filozofu öfkelendiren, ona bu sözü söyleten neydi acaba? Ahalisi kentinin sorunlarına ilgi göstermeyen kentlerin vay haline! Vay ki ne vay!]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>DAM Notları Nisan 2026<br />
Hasan Çakır, Frankfurt</p>
<p>Antika filozoflardan Lidyalı Perikles (5. Yy.), kentinin sorunlareına ilgi duymayan bir kentli yalnızca ilgisizin birisi degil, aynı zamanda yararsız ve zararlı birisidir, demiştir. Filozofu öfkelendiren, ona bu sözü söyleten neydi acaba?</p>
<p>Ahalisi kentinin sorunlarına ilgi göstermeyen kentlerin vay haline! Vay ki ne vay!</p>
<p>***</p>
<p>Bir kent ahalisinin kentinin sorunlarına ilgisinin belirtileri neler olabilir? Sözgelimi bir kentte yesil alanlar veya kamusal alanların durumu, ahalisinin  kent sorunlarına ilgisinin göstergesi olabilir  mi? Olabilir diyenler var.</p>
<p>Ama, bir kentin ahalisinin kentin sorunlarına ilgisi, kentsel sorunlara karsı takındığı tavırda görünür. O tavır kent ahalisinin kentsel sorunlarına ilgisinin som göstergesidir.</p>
<p>***</p>
<p>Viyana ahalisi kentte tuhafına giden imar eylemleri karşısında eğlenceli bir ciddiyetle tavır alıyor; beğenmedikleri kentsel değişikliklere, tutmadıkları mimariye gülünç adlar takıp eğlence konusu yapıyor.</p>
<p>Yıllar önce, gezgin yoldaşım Barbara  Çakır – Wahl ile Viyanayı kolaçan ederken&#8230; Turizm Ofisinden Viyanayı tanıtan broşürler edinmiştik: „Viyana ve çevresindekı 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin Viyanalıları öfkelendiren en çarpıcı örneklerine turistik kent turları“ ilgimizi çekmisti.</p>
<p>Broşürde turlar söyle tanıtılıyor:</p>
<p>&#8211; Viyanalılar, kentlerindeki değişikliklere genellikle alaycı ve şiddetli direnişle tepki gösterirler.  Begenmedikleri yapılara esprili adlar takıp dillerine doluyorlar. espri konusu yaparak diline doluyor.  Art Nouveau stili „Sesession“un (sergi binası’nIn) takma adı: altın rengi &#8220;Krauthappl“(lahana sarması için yerel bir takma ad), Adolf Loos‘un Kafe’sinin lakabı &#8220;Kafe Nihilizm&#8221;;  Hans Hollein&#8217;in Albertina Müzesi sundurması &#8220;benzin istasyonu&#8221;&#8230; Viyana Müze Bölgesi&#8217;nin gelişimi de 20 yıl boyunca karalama kampanyaları ve protestolarla birlikte gerçekleşti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211; Bu tur, ilk skandallardan sonra hangi projelerin Viyana şehir manzarası için vazgeçilmez hale geldiğini ve neden böyle olduğunu gösteriyor.</p>
<p>&#8211; Viyana Mimarlık Merkezi rehberleri, sizi özel otobüs, metro veya yürüyerek Viyana ve çevresindeki 20. ve 21. yüzyıl mimarisinin en çarpıcı örneklerine götürecektir.</p>
<p>&#8211; Viyana Şehir Turu, Mimari Tartışmalar, Viyanalıları Ne Öfkelendiriyor? Süre: 2,5 saat,Tarihler: Anlaşmaya göre. 10 veya daha fazla kişilik gruplar için. Diller: Almanca, İngilizce.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Viyana esprili bir kent…Viyana ahalisi, kentte tuhafına giden imar eylemlerine karsı gülmeceli bir tavır takınıyor; eglenceli bir ciddiyetle bizde varız, biz de bu kentte yasıyoruz, diyor adeta.</p>
<p>***<br />
Tiyatro ve sinema sanatçısı, filozof, yazar Peter Üstinov, yıllar önce (Istanbul’da bir söyleşide) „dünyayı gülmek kurtarabilir“ demisti. Bence 20. Yüzyılda söylenmiş mega ciddi sözlerden biridir.</p>
<p>Kent ahalisi, kentlerdeki imar tuhaflıklarına karşı topluca gülme eylemleri yapsa&#8230; Kentleri imar tuhaflıklarından sakınmada etkili olabilir mi acaba bu eylemler?!</p>
<p>Eh! Ama en azından, mimari kültüre duyarlı bir kamuoyu olusmasina katkısı olur, deyip noktayı koyduğumda aklıma yıllardır Viyana’da yasıyan değerbilir dostum mimar Birtan Karain geldi. DAM Notları’nı ona postaladım. Ne der acaba diye merakla beklerken bir not gönderdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vay be, neler olmuş!</p>
<p>Viyana’lı Mimar Birtan Karain’in notu:</p>
<p>Çok güzel bir konu. Bir ilave yapmak isterim. İstersen yazarsın:</p>
<p>Viyana Devlet Opera binası inşası da kamuoyun eleştirileri ile başladı. Anıtsal yapı 25 Mayıs 1869&#8217;da açıldığında, her iki mimar da ölmüştü. Eduard van der Nüll, muhteşem binaya yönelik kamuoyu eleştirilerine dayanamadı. Opera binasını çevreleyen sokaklar, başlangıçta planlanandan bir metre daha yüksek inşa edilmişti ve bu da aksi takdirde prestijli olan yeni binaya versunkene Kiste &#8220;çukur kutu&#8221; gibi aşağılayıcı bir lakap kazandırmıştı. Mimar Van der Nüll açılıştan önce kendini astı ve diğer mimar da kısa süre sonra akciğer rahatsızlığından öldü. Eleştirmenlerden biri olan İmparator 1. Franz Joseph, daha sonra sert sözlerden kaçındı -ya da efsaneye göre- ve nazik bir klişeye başvurdu ve tarihi açıklaması “Es war sehr schön, es hat mich sehr gefreut”: yani “Çok güzeldi, beni çok memnun etti.” dedi.</p>
<p>Fatoş ve ben Viyana’dan selamlarız.“</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25252" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-965x1024.jpg" alt="" width="900" height="955" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-965x1024.jpg 965w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-283x300.jpg 283w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-768x815.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25251" src="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-978x1024.jpg" alt="" width="900" height="942" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-978x1024.jpg 978w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-286x300.jpg 286w, http://www.mimarist.org/file/2026/05/viyana-cevresinde-mimari-turlar-brosur-768x804.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Kent Kimin?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/kent-kimin/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Erkan]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25182</guid>
		<description><![CDATA[Neoliberal Kuşatma Altında Mekân, İktidar ve Yerel Demokrasi Mücadelesi Ahmet Erkan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Kentler, insanlık tarihinin hiçbir döneminde yalnızca barınma ihtiyacına yanıt veren fiziksel yerleşimler olmamıştır. Aksine kent, üretim ilişkilerinin, iktidar biçimlerinin ve toplumsal örgütlenmenin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Bu nedenle kentlerin]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-25183" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule.jpg" alt="" width="740" height="370" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule.jpg 740w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></strong></p>
<p><strong>Neoliberal Kuşatma Altında Mekân, İktidar ve Yerel Demokrasi Mücadelesi</strong></p>
<p><strong>Ahmet Erkan</strong><br />
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi</p>
<p>Kentler, insanlık tarihinin hiçbir döneminde yalnızca barınma ihtiyacına yanıt veren fiziksel yerleşimler olmamıştır. Aksine kent, üretim ilişkilerinin, iktidar biçimlerinin ve toplumsal örgütlenmenin somutlaştığı tarihsel bir mekândır. Bu nedenle kentlerin tarihi, aynı zamanda sınıf mücadelelerinin, egemenlik biçimlerinin ve direniş pratiklerinin tarihidir.</p>
<p>Arkeolojik ve tarihsel veriler, ilk kentlerin ortaya çıkışının üretim fazlasının denetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Mezopotamya’da kurulan erken kentler —Ur, Uruk, Lagaş— yalnızca tarımsal üretimin yoğunlaştığı alanlar değil, aynı zamanda bu üretimin artı değerine el koyan siyasal ve dinsel elitlerin örgütlendiği merkezlerdir. Bu bağlamda kent, daha başlangıcından itibaren sınıfsal ayrışmanın ve devlet aygıtının mekânsal karşılığı olarak ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu saptama, kent kuramcısı Lewis Mumford’un kent tanımıyla örtüşür: Kent, yalnızca bir yerleşim değil, iktidarın örgütlenme biçimidir. Nitekim ilk kentlerin mekânsal düzeni incelendiğinde, merkezde yer alan tapınak ve saray komplekslerinin yalnızca işlevsel değil, ideolojik bir rol üstlendiği görülür. Bu yapılar, egemenliğin görünür kılınmasının araçlarıdır.</p>
<p><strong>Mekânın Siyasallaşması: Antikiteden Moderne</strong></p>
<p>Antik Yunan polisleri, kent mekânının siyasal katılım ile ilişkisini açığa çıkaran önemli örnekler sunar. Agora, yurttaşların bir araya gelerek karar aldığı kamusal bir alan olarak tarihsel bir kırılmayı temsil eder. Ancak bu katılımın sınıfsal ve cinsiyet temelli dışlayıcılığı göz ardı edilemez. Demokrasi, mekânsal olarak kurulmuş; fakat eşitsizlikler üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p>Roma kentleri ise merkeziyetçi yönetimin mekânsal organizasyonunu daha ileri bir düzeye taşımıştır. Askerî yollar, forumlar ve idari yapılar, imparatorluk otoritesinin sürekliliğini sağlayan bir ağ oluşturmuştur. Kent, burada bir yönetim teknolojisi haline gelir.</p>
<p>Orta Çağ’da ise kentler, feodal yapıya karşı gelişen özerklik mücadelelerinin sahnesi olmuştur. Ticaretin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan kent burjuvazisi, yerel yönetim biçimlerini (loncalar, kent meclisleri) inşa ederek merkezi otoriteyi sınırlayan yeni bir güç odağı yaratmıştır. Bu dönem, yerel demokrasinin tarihsel köklerini anlamak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>Kapitalist Modernite ve Kentin Yeniden Üretimi</strong></p>
<p>Sanayi devrimiyle birlikte kentler, kapitalist üretim ilişkilerinin merkezine yerleşmiştir. Kırdan kente göç, işgücünün yoğunlaşması ve üretimin mekânsal örgütlenmesi, kentleri sermaye birikiminin vazgeçilmez unsuru haline getirmiştir.</p>
<p>Bu süreci analiz eden Henri Lefebvre, kentin “toplumsal bir üretim” olduğunu vurgular. Ona göre mekân, tarafsız bir zemin değil; doğrudan doğruya üretim ilişkilerinin bir sonucudur. Kapitalizm, yalnızca malları değil, mekânı da üretir.</p>
<p>Bu çerçevede modern kent planlaması, çoğu zaman teknik bir faaliyet olarak sunulsa da gerçekte sınıfsal bir müdahaledir. 19. yüzyılda Paris’in yeniden düzenlenmesi (Haussmann planları), yalnızca hijyen ve ulaşım sorunlarını çözmek için değil; aynı zamanda işçi sınıfının isyan potansiyelini dağıtmak için gerçekleştirilmiştir. Geniş bulvarlar, askeri müdahaleyi kolaylaştıran bir mekânsal stratejidir.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25186" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-745x1024.jpg" alt="" width="745" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-745x1024.jpg 745w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-218x300.jpg 218w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3-768x1055.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/sulukule-3.jpg 770w" sizes="(max-width: 745px) 100vw, 745px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Neoliberal Dönüşüm: Kentin Metalaşması</strong></p>
<ol>
<li>yüzyılın son çeyreğinden itibaren kapitalizm yeni bir evreye girmiştir: neoliberalizm. Bu süreçte kentler, küresel sermayenin yatırım ve spekülasyon alanlarına dönüştürülmüştür.</li>
</ol>
<p>Neoliberal politikaların kent üzerindeki etkileri üç temel eksende gözlemlenebilir:</p>
<ol>
<li><strong> Kamusal alanın tasfiyesi:</strong><br />
Parklar, meydanlar, kıyılar ve hatta sokaklar giderek özelleştirilmekte; kamusal kullanım daraltılmaktadır. Kent, yurttaşların ortak yaşam alanı olmaktan çıkarılarak tüketim mekânına indirgenmektedir.</li>
<li><strong> Mekânsal eşitsizliklerin derinleşmesi:</strong><br />
Kentsel dönüşüm projeleri, çoğu zaman düşük gelirli kesimlerin yerinden edilmesine yol açmakta; kent merkezleri yüksek gelir gruplarına tahsis edilmektedir. Bu süreç, literatürde “soylulaştırma” (gentrification) olarak tanımlanır.</li>
<li><strong> Planlamanın tasfiyesi ve piyasalaşma:</strong><br />
Şehir planlama disiplini, kamusal yarar ilkesinden uzaklaştırılarak piyasa dinamiklerine bağımlı hale getirilmiştir. Planlama, bilimsel bir süreç olmaktan çıkarılıp yatırım kararlarının meşrulaştırma aracına dönüştürülmüştür.</li>
</ol>
<p>Bu noktada mimarlık ve planlama disiplinlerinin sistematik biçimde dışlandığı görülmektedir. Karar alma süreçleri, teknik uzmanlık yerine sermaye gruplarının ve siyasi iktidarın çıkarlarına göre şekillenmektedir. Meslek odalarının yetkilerinin sınırlandırılması, denetim mekanizmalarının zayıflatılması ve proje süreçlerinin şeffaflıktan uzaklaştırılması bu dönüşümün somut göstergeleridir.</p>
<p><strong>Kent: Bir Yönetim ve Denetim Aygıtı</strong></p>
<p>Neoliberal kent, yalnızca ekonomik bir dönüşümü değil; aynı zamanda yeni bir yönetim biçimini de temsil eder. Kent mekânı, artık yalnızca üretimin değil; toplumsal kontrolün de aracıdır.</p>
<p>Güvenlikli siteler, kapalı alışveriş merkezleri, kamera sistemleri ve kontrollü kamusal alanlar, kentte yaşayan bireylerin davranışlarını düzenleyen birer disiplin mekanizmasıdır. Bu durum, Michel Foucault’nun “iktidarın mikro-fizikleri” kavramıyla açıklanabilir. İktidar, yalnızca devlet aygıtı üzerinden değil; mekânın organizasyonu üzerinden de işler.</p>
<p>Böylece kent, yaşamın üretildiği bir alan olmaktan çıkar; itaatin, gözetimin ve tüketimin yeniden üretildiği bir yapıya dönüşür. İnsanlar artık kentte yaşayan öznelere değil; yönetilen, izlenen ve yönlendirilen nesnelere indirgenir.</p>
<p><strong>Yerel Demokrasi ve Alternatif Arayışlar</strong></p>
<p>Bu dönüşüme karşı geliştirilen en önemli kuramsal ve pratik yaklaşımlardan biri yerel demokrasi fikridir. Murray Bookchin, merkeziyetçi devlet yapısının yerine, mahalle meclisleri ve yerel konseyler aracılığıyla doğrudan demokrasiyi savunur. Ona göre gerçek demokrasi, insanların yaşadıkları mekân üzerinde söz sahibi olmalarıyla mümkündür.</p>
<p>Bu yaklaşım, Lefebvre’nin “kent hakkı” kavramıyla birleşir. Kent hakkı, yalnızca barınma hakkını değil; kentin üretimine katılma hakkını da içerir. Bu, mekânın yeniden politikleştirilmesi anlamına gelir.</p>
<p><strong>Sonuç: Kentlerin Geleceği</strong></p>
<p>Bugün kentler, tarihsel olarak belki de en keskin çelişkilerinden birini yaşamaktadır. Bir yanda küresel sermayenin kontrol ettiği, metalaşmış ve parçalanmış kentler; diğer yanda demokratik, katılımcı ve kolektif yaşam alanları olarak yeniden kurulmak istenen kentler.</p>
<p>Bu çelişki, yalnızca mekânsal değil; aynı zamanda sınıfsaldır.</p>
<p>Kentlerin geleceği, bu mücadelenin sonucuna bağlıdır. Ya kentler sermayenin birikim alanı olarak kalacak; ya da toplumsal yaşamın yeniden üretildiği özgürleşmiş mekânlara dönüşecektir.</p>
<p>Bu nedenle temel soru hâlâ geçerliliğini korur:</p>
<p><strong>Kent kimin?</strong></p>
<p>Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca kentlerin değil; toplumun geleceğini de belirleyecektir. Çünkü kent sorusu, özünde bir demokrasi sorusudur.</p>
<p><img class="aligncenter size-large wp-image-25184" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-1024x683.png" alt="" width="900" height="600" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona.png 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-300x200.png 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/barcelona-768x512.png 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25185" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-1024x665.jpg" alt="" width="900" height="584" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-1024x665.jpg 1024w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-300x195.jpg 300w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona-768x499.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/cerda-barselona.jpg 1200w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Dilovası işçi katliamı duruşmasının ardından: Biz mimarlara buradan nasıl dersler çıkar?</title>
		<link>http://www.mimarist.org/dilovasi-isci-katliami-durusmasinin-ardindan-biz-mimarlara-buradan-nasil-dersler-cikar/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:57:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Elif Karçık]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25181</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili meslektaşlarım, 8 Kasım 2025 günü Kocaeli’nin Dilovası kentinde, fason parfüm dolumu yapan atölyede meydana gelen patlamada 3 çocuk 6’sı kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği davanın ilk duruşması 24-27 Mart’ta Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüsünde görüldü. Davayı iki gün yerinde takip etme imkânım oldu ve izlenimlerimle birlikte buradan biz mimarları da]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili meslektaşlarım,</p>
<p>8 Kasım 2025 günü Kocaeli’nin Dilovası kentinde, fason parfüm dolumu yapan atölyede meydana gelen patlamada 3 çocuk 6’sı kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği davanın ilk duruşması 24-27 Mart’ta Kocaeli Kandıra Cezaevi Kampüsünde görüldü. Davayı iki gün yerinde takip etme imkânım oldu ve izlenimlerimle birlikte buradan biz mimarları da ilgilendirdiğini düşündüğüm konuları siz meslektaşlarımla paylaşmayı bir zorunluluk olarak görmemden kaynaklı bu metni kaleme almayı görev bildim.</p>
<p>Öncelikle belirtmek isterim ki, bu davanın alenileşmemesi ve duruşmaya katılımın daha az olması için kent merkezinden oldukça uzak olan Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Kampüsüne adeta kaçırılması bilinçli bir tercihtir. Aileler yalnızlaştırılamaya çalışılmış, duruşmanın ilk celsesi izole bir mekânda görülmüştür. Buna rağmen, duruşmaya birçok demokratik kitle örgütü; meslek örgütü, emek örgütü, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri katılmıştır. Duruşmanın gerçekleştiği dört gün boyunca, yalnızca patlamanın meydana geldiği Raviva Kozmetik’e özgü bir tabloyla karşı karşıya olmadığımız, bugün özellikle kadın ve çocuk işçilerin nasıl bir sömürü içerisinde olduğunu, Türkiye’deki vahşi çalışma düzeninin teşhirini ve bu düzenin nereye doğru gittiğini de gözler önüne seren bir süreç yaşadık.</p>
<p>Bu süreçte dinlediğimiz tanıklar ve aile yakınları; işçilerin güvencesiz, kayıt dışı, sigortasız çalıştırıldığı, düşük ücretlerle, günlük 600-700 lira yevmiye ile, gece mesailerine kadar çalıştırıldığı, düzgün bir yemek dahi verilmeden, tuvalete gitme imkânı bulamadan, iş güvenliği ekipmanları olmadan, kendi evlerinden getirdikleri kıyafetler ve yiyeceklerle çalışmak zorunda bırakıldıkları gerçekliğini ifade ettiler. Babası kanser olduğu için çalışmak zorunda olan çocukların, 60 yaşında kalp rahatsızlığı olmasından kaynaklı başka bir yerde iş bulamadığı için sigortasız çalışmayı mahkûm edilen teyzelerin, üç çocuğunun bakımının yanında eğitim ve diğer ihtiyaçları için eve gelir getirmek zorunda olan kadınların öyküsüydü bu, dile kolay. Esnekliği, kuralsızlığı ve keyfiliği dayatan neoliberal politikalar ile kadınları ve çocukları ucuz işgücü olarak gören erkek egemen düzen iç içe geçerek kaçak atölyede çalışmaya mecbur etmişti yaşamları. Sömürü derinleşmiş, kadın ve çocuklar iş cinayetinde hayatını kaybetmişti.</p>
<p>Diğer taraftan binanın yalnızca kaçak bir tadilat geçirmediğini, başlı başına kaçak bir yapı olduğunu ve hakkında yıkım kararı olmasına rağmen yıkılmadığını da öğrendik. İŞKUR binasının hemen yanı başında bulunan bir imalathaneden bahsediyoruz ve bunun görülmemiş, duyulmamış olmasının imkânı olmasa gerek. Ailelerin, defalarca CİMER üzerinden, belediyelere ve ilgili kurumlara şikâyette bulunduğunu; hem yaşanılan sömürüyü ve çalışma koşullarını hem kayıt dışı çalıştırmayı hem de ruhsatsız yapı ile ilgili başvurular yaptığını biliyoruz. Ancak buna rağmen ne Dilovası Belediyesinin ne Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının bu konuda gerekli adımları atmadığını ve süreçleri işletmediğini görüyoruz. Denetime giden zabıta memurları ise parfüm dolu kutularla ve çeşitli hediyelerle geri gönderilmiş; herkes her şeyi bilmesine rağmen müdahale etmemiş! Denetimden sorumlu yerel yönetim ve merkezi yönetimin, işçileri denetimsizliğe mahkûm ettiğini, kamu görevlilerinin de görevlerini yerine getirmediğini hep birlikte duymuş, görmüş, bilmiş olduk.</p>
<p>Tutuklu yargılanan sanıkların savunmalarına bakıldığı zaman ise öfkelenmemek elde değildi. İşverenlerin, daha fazla kar hırsı uğruna işçiler için hayatı nasıl cehenneme çevirdiklerini dinledik, kendilerinin ne kadar basiretli, saygın ve özverili iş insanları olduklarını anlattılar bize (!) Özellikle suçluyu kayırma suçundan yargılanan Ali Osman Akat’ın savunması sırasında mağdurların avukatlarına ve hayatını kaybeden aile yakınlarına dönerek “sesim basiretli geliyor mu?” ve “şov yapmayın, benim üzerimden prim yapmayın” çıkışı, hatta kendisini “büyük balina”, etrafındaki herkesi ise “küçük balık” olarak nitelendirmesi patronların neye ve kime güvendiğini yukarıda da ifade ettiğim gerçekler düşünüldüğünde açık bir biçimde gösteriyor. Üstelik mahkeme heyeti bu konuda gerekli müdahaleyi yapmadı ve mağdurların avukatlarının zorlamasıyla bu konuşmalar tutanaklara geçmiş oldu. Yine Ali Osman Akat, Kocaeli İl Emniyet Müdür Yardımcısı ile bağlantısı olduğunu ve patlamadan sonraki gelişmeleri bu bağlantı üzerinden takip ederek bilgi sahibi olduğunu itiraf etti. Ali Osman Akat’ın Ravive Kozmetik ile doğrudan bağlantısı olmasa da dolayımlı olarak burada dolum işleri yaptırdığı ve şirket sahibi yeğenlerinin danışanı, akıl hocası olduğu gün gibi ortadaydı.</p>
<p>İsmail Oransal ve abisi Ali Altay Oransal ise şirketin sahibi olmalarına rağmen herhangi bir yetkilerinin ve görevlerinin olmadığını, sadece kâğıt üzerinden şirketin sahibi gibi göründüklerini ifade ettiler. İddialarına göre tutuklu yargılandığı sırada hayatını kaybeden babaları Kurtuluş Oransal işletmeyi yönetiyordu, kendilerinin ise hiçbir bağı yoktu (!) Ancak ölen işçi ailelerinin anlattıkları ve bu isimlerin çelişkili ifadeleri bu durumun böyle olmadığını da açıkça ortaya koydu. Ali Altay Oransal’ın mezun olduğu lisans bölümü düşünüldüğünde, imalat ve iş güvenliğiyle ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını inanmak anormal bir durum olurdu. İsmail Oransal’ın eşi Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör ise Ravive Kozmetik ile ortak üretim yaptığı bilinen LYKKE Kozmetik’in sahipleri olarak olası kastla yargılandılar ve aynı biçimde suçu Kurtuluş Oransal’ın üzerine yıktılar. Olası kastla yargılanan dört isim de asıl suçlunun, Kurtuluş Oransal olduğunu iddia ederek kendilerini aklamaya çalıştılar, tanıkların ifadeleri ise durumun hiç de böyle olmadığını herkese gösterdi.</p>
<p>Bugün, her 4 saatte bir işçinin hayatını kaybettiği bir çalışma rejiminin kurulduğu bir düzlemde, avukatların mücadelesiyle bankalara müzekkere yazılarak banka hesaplarının incelenmesi, şirket bağlantılarının araştırılması ve Lider Kozmetik sahibi Nail Köse’nin dinlenmesine karar verildi. Buradaki ilişki ve ticari ağlarının ortaya çıkarılarak tüm bir sorumluların yargılanması ve hak ettikleri cezayı alması bir daha benzer iş cinayetlerinin yaşanmaması açısından kritik öneme sahip. Kamu görevlileri açısından ise soruşturma devam ediyor, mahkeme heyeti soruşturmanın akıbetinin de sorulmasına karar verdi. İkinci celsesi 20 Mayıs’ta görülecek davanın ilk celsesini bir ölçüde özetlemeye çalıştım.</p>
<p>Bunun yanında, işçi sağlığı açısından yapı güvenliğinin, yapı üretim ve denetim süreçlerinin kritik bir öneme sahip olduğunu da görmüş olduk. Patronun, 300 bin lira ücreti fazla bulduğu için yangın merdiveni yaptırmadığının ifade edilmesi, iş güvenliğinin bir maliyet unsuru olarak görüldüğünü gözler önüne sermiş oldu. Ravive Kozmetik’in yer aldığı bina tamamen kaçaktı ve yalnızca arsa tapusu bulunuyordu. Kaçak yapının işletme ruhsatı da yoktu elbette, üstelik parfüm dolum gibi yüksek risk sınıfına giren bir iş yapılıyordu! Yapı inşaatının veya bir işletmenin ruhsat, projelendirme ve uygulama süreçlerinin nasıl yürütüleceği yönetmeliklerde açık biçimde tanımlanmıştır. Ancak burada daha baştan başlayan bir sorun olduğu ve bu konuda ilgili kurumların harekete geçmediği ve müdahale etmediğini öğrenmiş olduk.</p>
<p>Üstelik karşı karşıya olduğumuz durum sadece tekil bir işletmeyle sınırlı değil, öyle ki tutuklu yargılanan bina sahibi duruşmada, “Dilovası’nın %80’inin kaçak olduğunu ve herkesin bunu bildiğini” ifade etti. Buna rağmen binayı kira vermişti çünkü kamusal denetim eksikliğinden güç bulmuştu; herkesin bilip görmezden geldiği onu mu bulacaktı! Kaçak yapılaşmanın olağan hale geldiği, birçok işletmenin de ruhsatsız bir biçimde her türlü güvenlik önleminden ve tedbirden yoksun bir biçimde üretime devam ettiği işçi havzası Dilovası’nda yaşanan bu katliamın, biz mimarlara da düşündürmesi gereken konular, müdahale etmesi gereken sorunlar olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Bunlardan ilkinin yapı üretim ve denetim sürecinin bir bütün olarak kamusal denetime tabii tutulması meselesi olduğunu düşünüyorum. Fiziksel çevre ve planlama dokusunu bozan, kentsel ve sosyal donatıların yetersiz kalmasına yol açan, altyapı hizmetlerinin eksik kalmasına neden olan, birçok çevresel sorunları beraberinde getiren; planlama, mühendislik ve mimarlık hizmetinden faydalanılmadan üretilen yapılar, en başta o yapıda yaşayan halkın can güvenliğini riske atmakla beraber kentlinin, kentin hakkını ihlal etmektir. Burada, yerel yönetimlere planlama, ruhsatlandırma ve denetim konularındaki sorumluluğunu hatırlatmak gerekir. Yerel yönetimlerin bu sorumlulukları etkin bir şekilde sürdürmesi önemli bir konudur. Yerinde tespitler ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Bu bağlamda, biz mimarlara ve Mimarlar Odasına da görevler düştüğüne inanıyorum. Kaçak yapılaşma konusu on yıllardır tartışılan ancak hala önüne geçilemeyen bir durum olarak karşımızda dururken, politik bir yatırım aracına dönüştürülmüşken bizlere düşen görev, halkın sağlıklı, nitelikli, güvenli yapılarda yaşama hakkını, bilim ve tekniği, mimarlığı savunmaktır. Piyasalaşmış yapı denetim sisteminin karşısında durmak, etkin bir kamusal denetimi savunmaktan ve bunun yol ve yöntemini belirleyip yerel yönetimleri harekete geçirmekten geçmektedir.</p>
<p>İkincisi ise yapı güvenliğiyle ile işçilerin sağlığı ve güvenliğini önceleyen mekânsal üretim sürecinin göz ardı edilmesi meselesi. Bu konuda meslektaşlarımızla birlikte bütünlüklü bir politik hattın oluşturulmasının acil bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi bünyesinde kurulacak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu’nun, bu tartışmaların kolektif bir biçimde yürütülmesi açısından önemli bir zemin olabileceğine inandığımı belirtmek istiyorum. İSİG konusunun, mesleki sorumluluğumuzun asli bir parçası olarak ele alınması ve buradan üretilecek politikaların hayata geçirilmesi için tüm meslektaşlarıma da bir çağrıda bulunuyorum. İş cinayetlerine karşı mücadeleyi büyütmenin gerekliliğinin yanında; bizlerin, işçi sağlığını ve iş güvenliğini gözeten mekânsal üretimler yapmanın ilke ve normlarını, bunu hayata geçirme biçimini birlikte düşünmemiz, birlikte tartışmamız ve birlikte eylememiz gerekiyor. Tüm meslektaşlarımı bu konuda duyarlı ve bilinçli olmaya, usulsüzlüklerin karşısında durmaya ve yapılacak çalışmalara omuz vermeye davet ediyorum.</p>
<p>Bununla birlikte 20 Mayıs’ta Dilovası işçi katliamının ikinci duruşması Kocaeli Kandıra Ceza İnfaz Kurumunda görülecek. Bu davanın takipçisi olmak, ailelerle dayanışma içinde olmak ve adalet mücadelesinin birlikte sürdürmek bir daha benzer katliamların yaşanmaması için önem taşıyor. İş cinayeti düzenine dur demek, mesleki ve toplumsal bir sorumluluğumuz gereğidir.</p>
<p>İş cinayetlerine karşı örgütlü mücadeleyi büyütelim!</p>
<p>Elif Karçık</p>
]]></content:encoded>
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlık bir gösteri, bir şov değildir</title>
		<link>http://www.mimarist.org/mimarlik-bir-gosteri-bir-sov-degildir/</link>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Çakır / Dam Notları]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Odadan Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mimarist.org/?p=25178</guid>
		<description><![CDATA[DAM’da bu yılın ilk sergisi: DAM Ödülü 2026. &#160; 2026 DAM ödülü Peter Grundmann &#8211; Mimarlar Grubu‘na verildi. Mimarların Berlin’de eski bir depo binasını bir kültür merkezine dönüstürmede çevreye ve kentsel yasama karsı duyarlı mimarlık eylemi  ödüle layık görülmüs. &#160; Mimar Peter Grundmann , Mimarlık bir gösteri, bir ṣov deǧildir,]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>DAM’da bu yılın ilk sergisi: DAM Ödülü 2026.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2026 DAM ödülü Peter Grundmann &#8211; Mimarlar Grubu‘na verildi. Mimarların Berlin’de eski bir depo binasını bir kültür merkezine dönüstürmede çevreye ve kentsel yasama karsı duyarlı mimarlık eylemi  ödüle layık görülmüs.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mimar Peter Grundmann , Mimarlık bir gösteri, bir ṣov deǧildir, demis. İyi demiṣ!. Üzerinde durulmaya deǧer bir söz. Kentlerimizi, mimari ṣovların ötesinde, olsa olsa doǧaya ve yaṣama duyarli bir mimarlık eylemi, topluma ve insana uygun bir biçimde ṣekillendirebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sergiyi gezerken mimarilk eyleminin toplum için ne kadar önemli olduǧunu düṣündüm  Mimar, mimarlık eylemi ile toplum hayatını doǧrudan etkiler, kentsel yasamı güzellestirmeye önemli katkılarda bulunabilir. Evet, P Grundmann Mimarlar Grubu‘nun DAM Ödülü verilen mimarlık eylemi bunun kanıtı adeta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>30 Ocakta açılan Sergi 10 Mayısa kadar sürecek:  <a href="http://www.dam-online.de/dampreis">www.dam-online.de//dampreis</a> 2026</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kent ve Spor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>DAM’da bu yıl  ilgi çeken sergilerden biri de „Kent ve spor“ Sergisi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Epeydir Avrupa kentlerinde, kamusal alanları, spor aktivitelerinin de yapılabilecegi alanlara dönüstürme eylemleri giderek artıyor; kamusal yeşil alanlar ve açık alanlar spor, oyun ve rekreasyon için geçici veya hatta kalıcı mekanlara dönüştürülüyor. Spor, kentsel yasamın önemli bir ögesi sayılıyor.</p>
<p>Spor ve Kent Sergisi, Avrupa kentlerinde uygulanmıṣ on iki projeyi kapsamlı bir biçimde sunuyor. Bu projeler  spor aktivitelerini kentsel kamusal alanlara &#8211; şehrin en gözde yerlerindeki kentsel futbol sahalarından, çeşitli spor programlarına sahip nehir kenarı parklarına ve hatta oyun ve spor tesisleriyle çevredeki mahalleye açılan okul bahçelerine &#8211; yeni mimari yöntemlerle entegre ediyor. Sergide Son yıllarda gerçekleştirilen iddialı tasarımların yanında mevcut mekanlarda yapılan minimal düzenlemeler de yer alıyor.</p>
<p>Sergiyi gezerken, sporun  kamusal alanlarla entegrasyonunun kentsel yasam kalitesine  olumlu etkisini fark ediyor insan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>21 Subatta açılan sergii 7 Hazirana kadar sürecek: <a href="http://www.dam-online.de/">www.dam-online.de//</a>die Stadt ist der Sport</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasan Çakır, Mart 2026, Frankfurt<img class="aligncenter size-large wp-image-25179" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-446x1024.jpg" alt="" width="446" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-446x1024.jpg 446w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-131x300.jpg 131w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2-768x1764.jpg 768w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari_2.jpg 1184w" sizes="(max-width: 446px) 100vw, 446px" /> <img class="aligncenter size-large wp-image-25180" src="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-666x1024.jpg" alt="" width="666" height="1024" srcset="http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-666x1024.jpg 666w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-195x300.jpg 195w, http://www.mimarist.org/file/2026/04/hasan-cakir_dam-notlari-768x1181.jpg 768w" sizes="(max-width: 666px) 100vw, 666px" /></p>
]]></content:encoded>
			</item>
	</channel>
</rss>
