Yaklaşan 3 Kasım erken genel seçimiyle ülkemizde yürütülen demokrasinin "gerekleri" bir kez daha yerine getirilecektir. Yıllardır biriken ve çözüm getirilmemiş sorunların yanı sıra son yıllarda yaşanan Cumhuriyet döneminin en derin ekonomik-sosyal krizine bağlı olarak olumsuz yönetimler eliyle bütün ülke; kaynaklarını, zenginliğini, gelecek umudunu kaybetme noktasına getirilmiştir.
Bir yandan AB, bir yandan küresel sistemin parçası haline getirilmek istenen ve bu yüzden çalışma yaşamından hukuk sistemine kadar değişimlerin yaşandığı politik alan, erken genel seçimlerle yeniden şekillendirilmek istenmektedir. 3 Kasım seçimlerinin halkın ekonomik ve demokratik talepleri, ülke bağımsızlığı temelindeki seçenekleri yerine mevcut sistemin aynı işi yapacak "farklı" kadrolarının tercihine indirgenmesi problemin kendisini oluşturmaktadır.
İstanbul'da faaliyetlerini sürdüren TMMOB ve bağlı 21 meslek odası olarak kamu yararına yönelik çalışmalarımız ve uzmanlık alanlarımız gereğince toplumsal sorunların çözümü için iktidara aday olan siyasi partilere yöneltilmek üzere soru, görüş ve önerilerimizi yaklaşan genel seçimler öncesi ortaya koyuyoruz. Yıllardır mesleki faaliyetlerimizin uğraş alanı olan ve mücadelesini sürdürdüğümüz temel konuların başlıklarını kamuoyu ile paylaşmayı sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyor ve yerine getiriyoruz.
Bugün, bilinmektedir ki, emeğin değil, sermayenin entegrasyonu ile küreselleşen dünya küreselleşen yoksulluk, savaş, göç, açlık, soykırım, ekolojik yıkım ve diğer felaketleri üretmektedir.
İnsanlığın ortak ürünü olan teknolojik gelişmeler, hukuk normları tüm insanlara daha mutlu ve güvenli bir yaşamı sunabilecek düzeye geldiği halde; çok geniş toplum kesimlerinin bu gelişmelerden yararlanması engellenmekte, ekonomik ve siyasal bağımlılıkla birlikte yoksullaşma süreci yaşanmaktadır. Bu süreçte, zengin ülkeler daha da zenginleşmekte, yoksul ülkeler daha da yoksullaşmakta, uçurum büyümektedir.
Bugün 6 milyarlık dünya nüfusunun 2.8 milyarı günde 2 dolardan (3 milyon 300 bin TL), 1.2 milyarı da 1 dolardan daha az bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır. En zengin 20 ülkede ortalama gelir, en yoksul 20 ülkedeki ortalama gelirin 37 katına ulaşmıştır. Azgelişmiş ülkelerdeki yaklaşık 4 milyar 600 milyon kişiden; 800 milyonu yetersiz beslenmektedir; 850 milyonu okur-yazar değildir; 2.5 milyarı sağlık hizmetlerinden yoksundur; 3.3 milyarı temiz suya, 1.5 milyarı ise içme suyuna ulaşamamaktadır. Her yıl 11 milyon çocuk önlenemeyen hastalıklardan ölmektedir.
Borç batağına düşürülmüş Türkiye'nin iç ve dış politikaları ne yazık ki uluslararası sermaye örgütleri tarafından belirlenmektedir. Bu ortamda Türkiye'nin üretici güçleri bir kenara itilmekte, emekçi sınıfların haklı talepleri göz ardı edilmekte, milyonlarca insan insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir yaşama mahkum edilmektedir.
Bütün bu koşullar, emekçi sınıfları ve onların bir bölümünü oluşturan hukukçu, sağlık elemanı, mühendis, mimar ve diğer meslek sahiplerinin büyük çoğunluğunu doğrudan yakıcı bir şekilde etkilemektedir. Özellikle son yirmi yılda üretim ekonomisinin bırakılarak rant ekonomisine ağırlık verilmesi ülkemizin ve halkımızın geleceğini tehlikeye attığı gibi, meslek mensuplarının da varlık nedenlerini tehdit etmektedir. Ulusal bilim, teknoloji, sanayileşme ve kalkınma politikalarının belirlenmesi ve gerçekleştirilmesi, halkımızın ve dolayısıyla biz meslek mensuplarının refah düzeyinin yükseltilebilmesi için en önemli araçlardan birisidir. Bu politikaların belirlenmesini ve yaşama geçirilmesini sağlayacak siyasal iradenin yokluğu, ülkemizi maalesef gelişmiş ülkelerin taşeronu durumuna düşürmektedir.
Bütün alanlar; sanayileşme, tarım, enerji, kentleşme, hukuk, sağlık, kültür, çevre, eğitim vb. ülkenin gerçeklerine ve halkımızın gereksinmelerine göre değil, uluslararası sermaye gruplarının çıkarlarına göre yönlendirilmekte, "her şeye karşın özelleştirme" dayatması sürdürülmektedir. Kamu yararı, hukuksal belgeler ve bilimsel gerçekler bir yana bırakılarak gündeme getirilen uygulamalar kurumsallaştırılmaya, yasal düzenlemelerle güvence altına alınmaya çalışılmakta, yaşamın bütün alanları yürütmenin denetimine ve yönetimine terk edilmektedir. Bilime ve tekniğe aykırılıkla, hukuka aykırılığın baş başa gittiği olumsuz süreç günümüze damgasını vurmaktadır.
ABD'nin doğal kaynaklar üzerindeki denetim ve yeni egemenlik arayışları bölgemizde yoğunlaşmıştır. Öncelikle Irak'ı kapsayan; ülkemizi de çok yakından etkileyecek savaş rüzgarları esmeye başlamış, ABD, BM 'den gelen eleştirilere rağmen "tek taraflı olarak" Irak'a savaş ilan etmiştir. Şimdi de ülkemizi bu savaşın içinde rol almaya zorlamaktadır.
Erken genel seçim sonrasında mevcut politikaları sürdürecek bir siyasi iktidarın oluşması durumunda, bu siyasi iktidar demokratikleşmeyi AB ile pazarlık sınırlarında tutarak, uluslararası sermayenin dayattığı düzeni pekiştirmeye çalışacaktır. Halkın yararına olmadığı bugüne değen defalarca ispatlanmış yapısal düzenlemeler, bu kez daha teknik ayrıntıları da kapsayarak sürecek, özelleştirmeler hızlanacaktır. Uluslararası sermayenin ve yerli ortaklarının beklentisi, halkımızın temel hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi talebinin, AB kriterleriyle sınırlanarak IMF'nin dayattığı mevcut ekonomik programa devam edilmesidir. Bu durumda seçimler sonucunda oluşturulan "siyasi kompozisyonun" genel olarak krizin olumsuz etkilerini geniş kitleler üzerinde yayarak sürdüreceği, ülke çapında yoksullaşmanın artacağı anlaşılmaktadır
Kamuoyunun talebi olarak silahlanma ve faize ayrılan bütçeler yerine eğitime, sağlığa, kültüre, yatırıma bütçe ayrılmasını, yolsuzluk ve talan anlayışıyla sürdürülen rant ekonomisi yerine insana ve ülkeye yatırım yapılmasını, IMF politikalarının reddedilmesini TMMOB olarak istiyoruz.
Bu görüşlerimizden yola çıkarak siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarla ilgili sorularımızı ülkeyi idare etmek iddiasında olan partilere sorarken, yarın nelerle karşı karşıya kalacağımızı daha net bir şekilde ortaya çıkarmayı, kendi çözüm önerilerimizi sergilemeyi, kentimizin ve ülkemizin sadece "sakini" değil "gerçek sahibi" olduğumuzu bir kez daha göstermeyi hedefliyoruz.
İktidara aday partilerin de, gerekli sorumluluğu göstererek bizlerin olduğu kadar geniş kesimlerin de endişe ve meraklarını ifade ettiğini düşündüğümüz sorularımıza yanıt vereceğine inanıyor, bu yanıtların her fırsatta takipçisi olacağımız için özellikle iktidarlarında kendilerine döneceğini şimdiden belirtmek istiyoruz.
İşte tespitlerimiz ve sorularımız:
HİZMETLERİN SERBEST DOLAŞIMI, YABANCI TEKNİK ELEMANLAR
- Türkiye'nin temel gündemine oturtulan "AB'ye entegrasyon süreci" geniş kesimlerin haklarını gözeten bir yaklaşımla ele alınmamaktadır. Teknik elemanlar için bugün yaşanan sıkıntıların 2005 yılında yürürlüğe girecek olan GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) sonucunda yabancı teknik elemanların serbestçe hizmet verebilmesiyle çok daha artacaktır. Bu anlaşma sonuçları itibariyle mühendislik-mimarlık hizmetlerinde yabancılarla rekabet şansımız ortadan kaldırılmaktadır.
- Öte yandan ülkemizde son yaşanan ve etkileri uzun yıllar sürecek olan derin krizlerle geniş emekçi kesimlerle birlikte mühendis-mimarların da işsizlik ve yoksulluğu giderek artmaktadır. Yabancı mühendis-mimarların gerek AB, gerek GATS ile avantajlı konumları, Kamu İhale Yasası gibi süreçte yapılan bazı yeni düzenlemelere de yansıtılmış durumdadır. Mühendislik-mimarlık alanında yabancıların çalışma izinleri konusunda mühendis-mimarlarımızın haklarının korunması bu nedenle özel bir önemdedir.
- Yukarıdaki genel yaklaşım, ülkemizdeki çalışan yabancı teknik elemanların sayısındaki artış, Hizmetlerin Serbest Dolaşımının yaratacağı haksız rekabet koşulları da göz önüne alınarak incelenecek ve bu konuda uzun erimli bir politika oluşturacak biçimde, ivedi önlemlerinde ele alınacağı bir programa taşınması TMMOB tarafından hedeflenmektedir.
Soru: AB'ye entegrasyon sürecinde hizmetlerin serbest dolaşımını nasıl düzenlemek istiyor, hangi somut önlemleri almak istiyorsunuz? GATS anlaşmasının mühendislere ve mimarlara etkilerini, yabancıların çalışma izinlerini düzenleyen yasaları ne şekilde hazırlayacaksınız?
OLASI MARMARA DEPREMİ İÇİN TESPİT, UYARILARIMIZ ve SORULARIMIZ
- İstanbul ve Marmara bütün bilimsel inceleme ve raporlara göre depremini beklemektedir. Her durumda yıkıcı bir ve ya birkaç depremin önümüzdeki otuz yıl içinde gerçekleşeceği kesin olmasına rağmen afet zararlarının azaltılması yönünde kenti büyük bir organizma olarak gören ve fiziki yapının değiştirilmesine yönelik ciddi, sonuç alıcı bir çaba henüz gösterilememiştir. Yapılmış olan çalışmalar yerel yönetimler ve valilik tarafından afet sonrasına ilişkin kurtarma amaçlı olarak kalmıştır. Oysa İstanbul'un mevcut afet risklerinden arındırılması, bir programla kentin yeniden yaşanabilir hale getirilmesi gerekmektedir.
- Kentlerin alt yapı -ulaştırma- imar ve şehircilik alanında birikmiş problemleri artarken, fiziki çevrenin sağlıklı hale getirilmesi için kayda değer bir çalışmaya henüz geçilememiştir. Diğer taraftan İstanbul gibi bir metropolde afet risklerine karşı yaşam çevrelerini dayanımsız hale getiren ranta dayalı imar düzeni ise aynen yürütülmektedir.
- Kentlerin depreme hazırlanması gibi devletin birinci öncelikte olması gereken önemli bir konu, gündemde hiçbir zaman gereken ağırlığına kavuşamamış, hem bilimsel çalışmaların geliştirilmesi, mikro bölgeleme yöntemi ile afet risklerinin saptanması hem de buna ait yasal düzenlemelerin yapılması için çok ağır kalınmıştır. Depreme karşı önlemler geliştirmenin fazla maliyetli olacağı, ülkenin ekonomik kriz içinde bulunması gibi gerekçelerle on milyon nüfuslu İstanbul'un can ve mal güvenliği ikinci plana itilmiştir. Siyasal kadroların yeterli desteği sunmaması sonucunda ne yazık ki bilimsel gerçekliklerin gereği yerine getirilememiş, işin gerçek sahibi olan; kararları ve yaptırımları bulunan kalıcı bir kurumsallaşma yaratılamamıştır.
- Bu konuda kamuoyuna bilgi ve yetkililere uyarı olarak TMMOB'nin tekrarladığı önerilerimiz:
1. Su toplama havzaları, dolgu alanları, heyelan bölgeleri, dere yatakları, sahiller, zemin bakımından elverişsiz bölgeler, afet riski taşıyan alanlar her ne şekilde olursa olsun yerleşime açılmamalı, halen bu özelliklere sahip olan yerleşmeler gerekli önlemler alınarak boşaltılmalıdır.
2. Kaçak yapılaşmayı teşvik eden, bir yandan ranta dayalı imar düzenini diğer yandan sağlıksız yaşam çevrelerini "yasallaştıran" imar afları ve her ne ad altında olursa olsun bu çeşit düzenlemeler toplum gündeminden derhal ve kesin olarak çıkarılmalıdır.
3. Planlama öne çıkarılmalı, plan kararlarına başta kamu idaresi uymalı ve vatandaşların uyması mutlaka sağlanmalıdır. Kamu denetimi özellikle bu alanda yoğunlaştırılmalıdır.
4. Afet zararlarını azaltma programı içinde kentin yapı stoku nicelik ve nitelik bakımından belirlenmeli, afet riskleri anlaşılır bir şekilde somutlaştırılmalıdır.
5. Afet risklerinin azaltılması, risklerin önlenmesi ve ancak yeniden yaşanabilir kentler oluşturmak için kentsel rehabilitasyona gidilmelidir. Kentsel rehabilitasyon kavramı yapılı fiziki çevreyi sadece "sağlamlığı" ile ele alıp varolduğu haliyle ayakta tutmak dar anlamında değil, ancak bunun yanında ikincil riskleri, kaotik bir organizmaya dönüşmüş yapılaşmayı bütüncül olarak sorgulayan bir pencereden yorumlanmalıdır.
6. Tekrar güvenli çevrenin ve güvenli yapıların elde edilmesi, kentlerin ve ülkenin öncelikle yerleşim bölgelerindeki güvenli çevre değişimi için Ulusal Deprem Konseyi tarafından önerilmiş hukuki zemin TBMM tarafından yasallaştırılmalıdır. Vatandaşın hak zayiatının önüne geçecek düzenlemeler ve asıl olarak sağlıklı kentsel dönüşümü sağlamak için kaynak, ilgili kamu kurumları tarafından derhal sağlanmalı, rehabilitasyonun tamamlanması için mali sistem oluşturulmalıdır.
7. Bütün yapılı fiziki çevre mutlaka plancı-mimar-mühendis tasarımı ve uygulaması nezaretinde gerçekleştirilmeli, kaçak yapılaşma ile imar ve fen kurallarına aykırı olarak herhangi bir şekilde yapı meydana getirilmesine, daha sonra kullanılmasına asla izin verilmemelidir. Diğer taraftan yapı denetimi bütün ülkede kamusal bir nitelikte mutlaka sağlanmalıdır. Bu denetimin bir ayağı sayılabilecek TMMOB ve ona bağlı odaların meslektaşını denetleyebilmesinin önündeki anlaşılmaz engeller kaldırılmalıdır.
8. Bir kentin ortak kullanımında olan alt yapı, ulaşım yapıları ile okul, hastane, eğitim yapıları ve insanların toplu bulunduğu iş merkezleri gibi yapılar öncelikle hiç vakit geçirilmeden güvenli hale sokulmalıdır.
9. Yapı sigorta sistemi, yapımdan kullanıma kadar bütün aşamaları kapsayacak şekilde kurulmalıdır. Hukuk dışı, imar mevzuatına aykırı yapılaşmanın önüne geçmek için yerel yönetim tarafından ruhsat ve iskan belgeleri ciddiyetle düzenlemeli, merkezi yönetim ve mali sistem ile yapı üretimi tam denetime alınmalı ve sigorta kurumları tarafından taşıdığı riskler yönetilmelidir.
Yukarıdaki detaylı açılımda olduğu gibi İstanbul'la ilgili tespit-öneri ve uyarıları yıllardır dile getiren ve bu konularda yapılacak bütün çalışmalara birikimleriyle katılacağını bildiren TMMOB yetkililerden gerekli cevabı alamamış, sonuç olarak İstanbul'un afete hazırlanması aslında savsaklanmıştır.
Soru: On milyonun üzerinde nüfusun yaşadığı, ülkenin sanayisinin önemli bir ağırlığının bulunduğu en büyük kentinde yaklaşan doğal afetin zararlarının azaltılması için yaklaşımlarınız nedir? Yaşamsal önemdeki bu sorun için geliştirdiğiniz projeniz var mı hazırlıklarınız nelerdir? İktidara gelirseniz bugünden farklı olarak neyi değiştireceksiniz?
SANAYİLEŞME POLİTİKALARI
Tüm ekonomik sektörler gibi sanayide küreselleşmeden büyük ölçüde etkilenmiş, merkez ülkelerdeki teknoloji ve bilgi üretimi, çevre ülkelerdeki klasik sanayi üretimini taşeronlaştırmıştır. Finans kapitalin yenidünya düzeninde iletişim ağlarıyla elde ettiği sürtünmesiz düzlem, uluslar arası dolaşımı ve spekülatif sermayenin olağanüstü boyutlara erişmesini berberinde getirmiştir. Ülkemiz için ise AB'ye katılım sürecinde yaşanan değişimler, "Gümrük Birliği" anlaşmasının yarattığı etkilerle uluslararası düzeyde yaşadığı anlamsız, eşitsiz ve kıran kırana rekabet, en son olarak da yaşanan ekonomik kriz sanayileşmenin en azından kısa dönemde hızını kesmiş, diğer sektörlerde yaşandığı gibi içini boşaltmıştır.
Oysa ülkenin kalkınmasında sanayileşme hâlâ en önemli kriterdir. Gelişmişliğin belirtisi sanayileşmede izlenecek doğru politikalardan, teknolojide yenilikçi çalışma ve AR-GE'den geçmektedir. Gümrük birliğinin sonunda ihracatın ithalatı karşılama oranı azalmış, ülke ekonomisinin belli mallardaki rekabet gücü, AB karşısında önemli ölçüde gerilemiştir. Korumacılık oranlarının düşürülmesi önemli ihracat sektörlerinden tekstil-konfeksiyonda bile krizin yaşanmasına neden olmuştur.
Küreselleşmenin ana mantığı sermayenin karlılık oranlarının düştüğü coğrafi ve sektörel alanları terk etme politikası Türkiye'de etkisini göstermiş, çokuluslu firmalar ülkedeki tesislerini kapatmış veya ithalatçı konuma geçmişlerdir.
Türkiye sanayi içinde KOBİ'lerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Tüm işyerlerinin % 97'sini oluşturan KOBİ'ler istihdamın % 52'sini, sanayi gelirinin % 46'sını, katma değerin % 42'sini, sağlamakta buna karşılık sanayiye verilen kredilerin ancak % 4'ünü kullanmaktadır. Bu açık dengesizlik ve kriz sonrasında KOBİ'ler ekonomiden çekilmeye başlamıştır. Bunun sonucunda mevcut sanayi işletmelerinin verimli olanları çok uluslu tekellerin eline geçmektedir.
Soru: Siyasi parti olarak sanayide planlama kavramı hakkında düşünceleriniz nelerdir? Makro dengelerin kurulması ve sektörel bazda düzenleyici bir stratejiniz var mıdır? Mevcut teknolojileri hangi yolla yenilemeyi ve eksik olan AR-GE çalışmalarını arttırmayı, yapısal dönüşümler gerçekleştiren inovasyon (yenilikçi buluşlar) politikalarını hayata geçirmeyi düşünüyor musunuz? Nasıl?
YAŞAM ALANLARI- SU HAVZALARININ KORUNMASI
- İstanbul nazım planına göre doğu batı aksında öngörülen büyüme, daha önce başlayan ancak 17 Ağustos 1999'dan sonra "sağlam zemin" arayışı ile fiili olarak kuzeye yönelmiştir. Yoğun bir yapılaşma baskısı altına giren kuzey ormanları, Ömerli su toplama havzası İSKİ yönetmeliklerindeki gevşeklikler, belde belediyelerin popülist tutumları sonucu plan değişiklikleriyle tehdit altındadır. Bu alanlarda koruma altında olması gerekirken düşük yoğunluklu gibi başlatılan, bu yüzden de 'mazur gösterilmeye' çalışılan yeni yapılaşma kararları daha sonra rant kaygısıyla bu alanları her zaman olduğu gibi tanınmaz hale getirecektir.
Soru: İstanbul'u çevreleyen kuzey ormanlarının korunması, su havzalarının, yaşam alanlarının harap edilmemesi hakkında düşünceleriniz ve yaklaşımlarınız nelerdir?
GÜVENLİ FİZİKİ ÇEVRE-YAPILAŞMA
Anayasanın 56. ve 57. Maddeleri sağlıklı bir çevrenin oluşturulmasını devletin görevi kamunun da ödevi olarak ele almaktadır. Şu anda 3194 sayılı mevcut imar yasası birçok eksiklikleri yanında yinede gereği gibi uygulanmamakta, yapı üretim süreci tasarımcısından uygulamacısına, kamu adına denetim görevi almış olan kurumlarından son kullanıcıya kadar dışlanarak sürdürülmektedir. Kentsel mekanların, alt yapı tesislerinin ve konut yapılarının üretilmesinin neredeyse son elli yıldır içeriğinden boşaltılarak salt kara dönük olarak üretilmesi, "ucuz sermaye birikim süreci" olarak ele alınması mevcut güvensiz, kırılgan, yaşam kalitesinden uzak fiziki çevreyi meydana getirmiştir.
Bu perspektifle:
1. Yapı denetimi, fiziki planlamadan, imar koşullarına, tasarımdan uygulamaya ve sonunda ortaya çıkan yapının kullanımına kadar olan bütün bir sürecin içinde önemli bir aşamadır. Anayasa ve mevcut yasalara göre kamusal bir görev olan denetimin, bu niteliğine rağmen illa bir kaç kişi ve şirketlerle yapılacak bir iş gibi gösterilmesi, yapı sektörünün bütün sorunlarının bu yolla çözüleceğinde ısrar edilmesi yanlıştır.
2. Kamuda çalışan mimar ve mühendislerin Oda üyesi olma zorunluluğunu kaldıran yasal metinler değiştirilmeli, serbest ya da kamuda çalışan tüm mimar ve mühendisler Oda üyesi olmalıdırlar.
3. Yapı üretim süreci her bakımdan kayıt altına alınmalı, teknik elemanların sicilleri meslek odaları tarafından tutulmalıdır. Sektörlerin bütün kesimleri ve ortaya çıkarılan ürünler için bir bilgi sistemi yaratılmalıdır. Yapı ölçeğine inildiğinde ise, her yapının imar durumundan zemin ruhsatına, katlarının yapımından kullanımına kadar bütün aşamalarının teknik açılımları ve sorumlularının bilgisinin yer aldığı adeta bir kara kutu yaratılmalıdır.
4. Sorumluluk zinciri oluşturulmalıdır. Tasarımla başlayan ve projeye dönüşen tasarımın çeşitli kamu kurumlarında incelenerek onaylanmasıyla artık bütün toplumun sorumluluğuna geçmiş olan yapı yapma eylemi, derece derece bu sürece katkısı olan her kesimin görev çerçevesi kadar sorumlulukları da tanımlı hale sokulmalı, sorumluluklar birbirine bağlanarak bir zincir haline getirilmelidir. Diğer taraftan, yapı ruhsatı veren ve denetimini yapan kamu (belediye) kurumunun raportöründen imar müdürüne ve belediye başkanına kadar sorumluk zincirine bağlanmalı, yaptırımları olan bir düzen oluşturulmalıdır. Sorumluluk zinciri ile yapı sürecine katılan bütün kişi ve kurumların belirleyicilik oranına göre ne kadar sorumlu olacağı saptanmalı, bunun devredilemez bir sorumluluk olarak yaptırıma bağlanması sağlanmalıdır.
5. Ülkenin hiç bir yerinde yapı, mimar ve mühendisin tasarım ve izni olmadan yapılamamalıdır. Bu cümlenin devamı olarak, kaçak yapıya her ne şekilde olursa olsun izin verilmemeli, bunun sağlanması için gerekli bütün önlemler alınmalıdır. Kaçak yapıların zaman zaman affedilmesi gibi kötü gelenek kırılmalı, bütün yapı faaliyetleri kayıt altında olmalıdır. Projesine uygun yapılmayan her türlü yapı, mutlaka projesine uygun durumuna döndürülmeli, rant amaçlı olarak proje dışı ilave olarak yapılan imalatlar sökülmeli, proje harici uygulamaya girildiği için ve aynı zamanda eski durumuna getirilmediği süre boyunca işleyecek ağır ceza sistemi kurulmalıdır. Bir yapının kullanma belgesi (iskanı) olmadan kullanılmasına göz yuman zabıta sistemi, kullanılmasını kolaylaştıran elektrik, su, kanal, doğal gaz, telefon,... gibi servisleri satan yine kamu kurumu niteliğindeki kuruluşların durumu yeniden gözden geçirilmeli ve bu trajikomik işlemlere son verilmelidir. Keza bu yapıların mülk edinilmesi, alınıp satılması durdurulmalıdır.
6. Kaçak yapıya daha başlangıcından itibaren müdahale edilebilmesi için bugünkü uzun prosedüre son verilmeli, tespit, durdurma ve yıkım işleminin hızla yapılabilmesi için gerekli yapı polisi teşkilatı oluşturulmalıdır.
Soru: Bütün ülkede rant ekonomisinin sırtını dayadığı en büyük alanlardan olan "inşaat alanına" nasıl müdahale edeceksiniz? Modern şehirler, güvenli çevreler, güvenli konutlar üretmek için anlayışınız, kadronuz ve birikiminiz var mı?
KENTLEŞME VE YAPI ÜRETİM SÜRECİNE İLİŞKİN ÇÖZÜMLEMELER
Mevcut imar yasası ve yönetmelikleri ile ortaya çıkan aksaklıkların ortadan kaldırılması için:
1. Yapı sektörü bütünüyle sigorta sistemi içine alınmalıdır. Bu günkü mevzuat içinde en büyük eksiklik zorunlu yapı sigortası ve mesleki risk sigortasının bulunmamasıdır. Yapının daha proje aşamasında kullanılacak bütün malzemelerinin tanımlara, kodlara kavuşması temin edilmeli, yapıyı sigorta eden kurum hem yerinde hem de yapım sırasında malzeme standardı kontrolünü yaparak, tasarımcı-teknik uygulamacı ve yapımcının da garantilerini ve onaylarını alarak yapıyı riskleri açısından sigorta etmelidirler. Bu tanımlı süre, yerel yönetimler eliyle yapılacak olan kamusal denetimin farklı bir düzeyde tekrarı ve sistemin kendi iç denetiminin sağlanması şeklinde organize edilmelidir. 17 Ağustos'tan bu yana yapı sektöründe yapılmak istenen yasal değişiklikler "yapıda can ve mal güvenliğinin sağlanması"na dayandırılmaktadır. Ancak sadece yapı ölçeğinde ve sadece tekil olarak yapıyı "denetleyen" mimar ve mühendisler ve onların şirketleriyle konu halledilmeye çalışılmaktadır.
2. Oysa en temel yapılması gereken sigorta sisteminin oturtulması için çalışmalar ne yazık ki ilerleyememiştir. Ama her şart altında, vatandaşın güvenli bir çevrede, güvenli bir yapıda oturmasının garantiye alınması gerekmektedir. Yapıda meydana gelebilecek can ve mal kayıpları ile zararlar bakımından sigortalanması iki yıl, on yıl değil, yapının ekonomik ömrü boyunca olacak şekilde değiştirilmelidir. Kaldı ki, sigorta sistematiği sadece bir ticari sigortacılık olmayıp yapı üretiminde yeterli birikime sahip, denetimin eksik yanlarını tamamlayan farklı bir organizasyon olmalıdır. Böylesi bir yapının çekirdeğini ise tüketiciler; merkezi ve yerel yönetimler, üniversiteler ve meslek odaları oluşturmalıdır.
3. Tasarımcının, mesleki sorumluluğundan kaynaklı olarak, tasarladığı ürünün hayata geçmesi sırasındaki işlem, teknik ve sistemlerden haberdar olması, ürünün yapılışını bu anlamda denetlemesi ve olası bir yanlışlığın önüne geçebilmek için yapım sürecinde kendisine danışılan ve fikirleri alınan bir konumda olması gerekir.
4. TUS (Teknik Uygulama Sorumluluğu) sorumlulukları ve kapsamı açısından mutlaka tekrardan mercek altına alınmalıdır. Bir yapının projesindeki gibi yapılacağı sözünü meslek adamı olarak topluma karşı vermiş ve bunu garantilemiş teknik elemanın görevini mesleki kriterlere bağlı olarak yapması sağlanmalı, olası farklılıklardan, yanlışlıklardan sorumlu hale getirilmelidir. Fakat, bir yapının sağlıklı ve güvenli bir şekilde yapılmasında birinci dereceden sorumlulardan biri olan TUS görevlisinin, yapımcı ya da mal sahibi ile olan ilişkisi yeniden kurulmalı, TUS yetkilisi hizmet bedelini mal sahibinden almamalı, mal sahibinin kamusal denetim için bir fona kanuni usullere göre yatıracağı bedellerden, hizmet oranına göre meslek odasının hakemliğinde ödemesini almalıdır.
5. Şantiye şefliği yapının yapımcı ya da mal sahibi tarafından tutulmuş teknik personeli olmalıdır. Yapımcı açısından projenin uygulanması, iş programları yapılması ve inşaatın sürmesi için her an imalat yerinde bulunan teknik adam olarak şantiye şefi bulunmalıdır. Projenin uygunluğundan, TUS sorumlusunun uyarı ve kararlarının hayata geçmesinden görevli ve sorumlu olmalıdır.
6. Yapılı fiziki çevrenin inşa edilmesindeki denetimde, proje aşamasının meslek odalarının proje denetimini zorunlu olarak yapacakları imar yasasında açıkça yer almalıdır.
7. Kamu denetimi, karşılıklı denetim ilkesine göre sağlanmalıdır Bu anlamda, TUS, şantiye şefi, belediyenin mıntıka mimarı ve ya mühendisi kendi içlerinde ilişkilendirilmeli, birbirine karşı olan sorumlulukları saptanmalıdır. Hukuki bakımdan ise yapımcı ya da mal sahibi, mıntıka mühendisi adına belediye, TUS görevlisi adına da meslek odası sorumluluk yüklenmelidir. Sistemin doğru ve güvenli işlemesi için özellikle kurumlar kendi elemanları üzerinde gerekli denetimi sağlamalıdırlar. Sigorta sistemi ise daha önce belirtildiği gibi bu denetimleri farklı bir yönden tamamlayan bir nitelikte olmalıdır.
8. TMMOB'nin TUS yönetmeliği imar yasasının TUS yönetmeliği haline getirilmelidir. Bunun için birliğe bağlı bütün odaların ortak bir çalışma yürütmesi ve imar yasasında yapılacak değişikliğe bu hususun ilave edilmesi sağlanmalıdır.
9. Yapı üretim sürecinde devlet yapılarının inşa edilmesi için düşünülmüş müteahhitlik sistemi dışında yapımcıların etkin ve örgütlü bir yapısı yoktur. Yapımcıların belirli bir niteliğe sahip olması, yaptıkları işi uygularken uymak zorunda oldukları kurallar, etik ilkeler belirgin değildir. Sorumlulukları bir sisteme bağlanmamıştır. Parayı elinde tutan ve bu yüzden yapım sırasında kaliteleri ve kararları etkileyen bu kesimin yapısının bir örgütlenmeye bağlanması, sorumluluk zinciri içine çekilmesi gerekir. Ayrıca teknik elemanların üzerindeki ve mesleki bilgi gerektiren konulara dahi karışmaları konusunda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
10. Denetimin standartları belirlenmelidir. Denetim faaliyetleri atanan bir memur tarafından kendiliğinden yapılabilecek basit bir iş değildir. Deneticilerin geliştirilmesi, meslek odaları tarafından eğitilmeleri ve bu eğitimin sürekli olması temel koşul sayılmalıdır. Denetici kurum ve kişileri neyi nasıl ve ne zaman denetleyecekleri açıklıkla belirlenmesi gerekir.
11. Bütün yapılı çevrede ruhsat almış ve inşaatı başlamış binaların ruhsatında sözü edilen süre içinde bitirilmeleri sağlanmalı, zamanında bitirilemeyen binalar için kamuda ayrılan bir fonla mal sahibi yada yapımcısının elinden alınarak tamamlanmalıdır.. Böylelikle, inşaatın kendi ekonomik ve teknik yapım süresi içinde bitirilmesi, yapı malzemelerinin sağlamlık yönünden dış ortamdan göreceği zararların azaltılması sağlanmalı, isteyenin istediği sürede inşaatını bitirme keyfiyetinin önüne geçilerek kenti sürekli bir şantiye alanı gibi kullanmaları önlenmelidir.
12. İmar yasası yapıya ilişkin yönetmeliklerle desteklenmeli içerik kazandırılmalıdır. Şu anda imar yasası, yapının konumlanacağı arsa üzerindeki sınırları, çekme mesafelerini, giriş kotunu, yapı konturunu,... anlatır durumdadır. Yapım sistemlerine ait ve yapı ekonomisine ait yönetmelikler çok az ve yetersizdir. Yapıda güvenlik değince ya da güvenli yapı değince ne anlaşılması gerektiği konuları bu yönetmeliklerle işlenmelidir.
13. Planlamanın da denetime açılması sağlanmalıdır. Plan müellifliği konusunun üstüne gidilmelidir. Plancı(lar) planı yapıp belediyeye verdikten ve meclisten geçip onandıktan sonra, plan belediyenin malı haline gelmekte ve süreç içinde müellife danışılmadan çeşitli tadilatlara uğramaktadır. Müellifliğin kaybolduğu bu yeni dönemde, tadilatları yapıp onaylayan çoğu idari makamlar üzerinde uzman olmadıkları bir çalışmayı hiçbir sorumluluk taşımadan sürdürebilmektedirler. Bu yanlış uygulama hızla durdurulmalıdır.
14. Uygulama projelerinin geliştirilmesi, standartlarının yükseltilmesi sağlanmalıdır. Tasarımcı müellif tarafından hazırlanan uygulama projesi, yapının yapılmasına olanak verecek ölçüde açık, düzgün ifadeli ve gerekli detaylara sahip olmuş bir şekilde kurumların önüne sunulmalıdır. Özellikle odalar bu konuda, bir kültür mesleğe saygı açısından yaklaşarak kaliteyi arttırma girişimini proje hazırlamadan başlatmalıdırlar.
15. İmar ve planlama konularında uzman bir yargı sistemi oluşturulmalıdır. Gerek kaçak yapıyla mücadelede gerekse imar mevzuatın içinde sistemin gerçek, hızlı ve şeffaf bir adli denetime tabi tutulması açısından uzman bir İmar Yargı sistemi kurulmalıdır.
16. Kamu yapıları (devlete ait yapılar) bazı çok özel durumların haricinde hiçbir şekilde genel mevzuatın dışına çıkarılmamalı, diğer yapılarda uygulanan hükümler aynen geçerli olmalıdır.
Soru: Yukarıda detaylarıyla verilen ve ancak yurttaşların sağlıklı çevrede yaşama hakkını garanti eden devletin zorunlu olarak zaten sağlaması gereken kuralların bu günkü açmazından kurtarılması için hangi sistematiği geliştirdiniz? Meslek odalarının kamu yararına yukarıda açıklanan çözümleriyle nasıl bir paralellik kuracaksınız?
PLANLAMA SÜRECİ - KADASTRO
Yapılı fiziki çevrenin karşımıza bugün çıkan bir çok olumsuzluğu ve özellikle son büyük depremlerde ortaya çıktığı gibi afetlerin felakete dönüşmesinin asıl nedeni "plan" fikrinin son yıllarda terk edilmesidir. Planlamaya önem vermemek, yapılmış planların kararlarına uymamak, plan kararlarını bilim dışı ve ranta dayalı gerekçelerle revize etmek 'kamu yöneticilerinin' olağan davranışları haline gelince içinde yaşadığımız kaotik görüntü ve güvensiz çevre kolektif bir sorumsuzlukla meydana getirilmiştir. Bu yanlış gidişe kesin olarak son verilmelidir. Bu amaçla:
- Kademelendirilmiş plan bütünlüğü süreci başlatılmalı ve ödünsüz sürdürülmeli
- Tüm planlama kademelerinde kişi ve kurumların bilgi edinme, katılım ve başvuru hakları gözetilmeli,
- Ülke kalkınma planları ile uyumlu, ülke kaynaklarının planlı kullanımını sağlayan, bölgesel gelişmişlik farklarını en aza indirgeyen ve dengeleyen, ekonomik sosyal ve ekolojik kararları birlikte veren, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluğunu, çeşitli fonksiyonlardaki yerleşme alanlarını, gelişme yön ve büyüklükleri ile belirleyen, Bölge Planları, Alt Bölge Planları (plan bütünlüğü gerektiren fonksiyonel alt bölgeler ve metropolitan bölgeler) mutlaka yapılmalı,
- Bölge ve Alt Bölge Planları, Bakanlık bünyesinde oluşacak "katılımlı ve özerk" bir kurumsallaşma kapsamında yapılmalı, danışma; denetleme mekanizmalarının içinde Bölge ve Alt Bölge Planının gerektirdiği nitelik ve sayıda uzmanlar, ilgili bakanlıkların, üniversitelerin, bölge valiliklerinin, bölge büyükşehir belediyelerinin, ilgili diğer belediyelerin, meslek odalarının temsilcileri yer almalı,
- İmar planlarının hazırlanmasında katılımcılık ve şeffaflık esas alınmalı, bunu sağlayacak mekanizmalar( danışma ve denetleme kurulları) yasa ve yönetmeliklere girmelidir. Planlama ve uygulamada "kamu yararı" ve "meslek etiği" ilkelerine sonuna kadar bağlı kalınmalıdır.
- Kente ilişkin tapu, ulaşım, altyapı, emlak ve diğer bilgileri içeren yenilenmiş kadastral paftalar ve halihazır haritalarla ilişkilendirilmiş "Bilgi Sistemi" oluşturulmalı, kadastro toprağa ilişkin toplumsal ve teknik istek-ihtiyaçlara çok yönlü karşılık verebilecek özellikte güncel ve güvenilir bilgiler içerecek yapıya kavuşturulmalıdır.
- Salt mülkiyet bilgileri ile sınırlı kalmış İstanbul kadastrosu önce kadastronun temel ilkesi olan "yaşatma" ve "güncel tutma" ilkesiyle halihazır haritalarla bütünleştirilmeli, kurumlar ve mahalli idareler belediye teknik hizmetleri için gereksinim duydukları harita bilgilerini kadastrodan bağımsız tutma anlayışından vazgeçmelidirler.
- Bu doğrultuda başta İstanbul kadastrosu olmak üzere tüm Türkiye kadastrosu yenilenmeli ve gerekli yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli, özellikle Medeni Kanun yeniden yapılandırılmalıdır.
Soru: İçinde bulunduğunuz siyasi organizasyonun planlama konusundaki fikirleri nelerdir? Plan hiyerarşisine uyacak mısınız?
ULAŞIM POLİTİKALARI KENT İÇİ ULAŞIM
- TMMOB olarak yıllardır ülkemizin "karayolları ağırlıklı" ulaşım politikalarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmıştır. Kent içi ulaşımda ise öncelikli hedef taşıtların değil, insanların olması ve kamusal hizmet alanı olarak ele alınması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Ulaşım bütün bir sistem olup, demiryolu, denizyolu ve karayolu bütünün parçalarını oluşturmaktadır. Ulaşımda karayolu ağırlıklı politikalardan vazgeçilmelidir.
- Yapılmak istenen ve sık sık gündeme sokulan kentin morfolojisini değiştirecek olan 3. Boğaz Köprüsü projesinden vazgeçilmelidir.
Bu konularda TMMOB tarafından yapılmış olan bilimsel kongrelerde alınmış kararlar uyarınca:
1. Kent içi ulaşım güvenilir, hızlı, konforlu, ucuz ve ulaşım sistemleri arasında ücret uyumu sağlayacak şekilde olmalıdır.
2. Ulaşım ana planı kent nazım ve imar planları ile bir bütün olarak ele alınmalı ve planlanmalıdır. Ulaşım ana planı hazırlanırken, yeni rant alanlarının yaratılmamasına özen gösterilmeli, kentin tarihi ve doğal dokusuna zarar verecek uygulamalardan kaçınılmalıdır.
3. Ulaşım ana planı, kentte yaşayan insanların oluşturduğu yerel örgütlenmeler, ilgili meslek odaları, üniversitelerin ilgili fakülteleri, yerel yönetimler, merkezi yönetimin temsilcileriyle oluşturulmalıdır.
4. İstanbul kent içi ulaşım ulaşımının yönetim erki tek merkezli, ilgili birimlerle koordineli ve demokratik olmalıdır. Yaşama geçirilen projeler, kamuoyuna zamanında duyurulmalıdır.
5. İstanbul kentinin coğrafi yapısı dikkate alınarak, deniz yolu ulaşımının kent içi ulaşımdaki payı arttırılmalıdır.
6. Kent içi toplu taşıma sistemleri temel alınmalı, kitle taşımacılığı hedeflenmelidir. Kent içi toplu taşımada raylı sistemler temel alınmalı, bu sistem lastik tekerlekli sistemlerle desteklenmelidir.
7. Kent içi ulaşımda, oluşturulacak ana ulaşım planına bağlı olarak toplu taşıma sistemleri geliştirilmeli, çağdaş kent ulaşımına uygun olmayan sistemler zaman içinde eritilmelidir. Kent içi ana ulaşım yolları, kavşaklar, oto yollarla kent içi bağlantıları, tüneller, tekniğine uygun olarak aydınlatılmalı, periyodik bakımları zamanında yapılmalıdır.
8. Araçlarda çevre kirliliğini en aza indirgemek için egzoz emisyonlarında düşük oranda zararlı madde içeren LPG, CNG, hidrojen,metil alkol, bitkisel yağ gibi alternatif yakıtların kullanımı teşvik edilmelidir.
9. Kent içi yük taşımacılığında kullanılan araçlara getirilen yük sınırlama yasağı denetlenmeli, bu araçlarda yaş sınırlaması olmalıdır.
10. Kent içi hava, gürültü kirliliği ve araçlardan kaynaklanan trafik kazalarını en aza indirgemek için periyodik olarak yapılması gereken fenni muayeneleri gerçekten tekniğine uygun olarak yapılmalıdır.
11. Toplu ulaşım araçları, ulaşım sistemleri ile tüm alt yapı özürlü ve engellilere uygun bir biçimde düzenlenmelidir.
Soru: Partilerinizin ulaşım politikası öncelikleri nelerdir? Kent içi ulaşım alanında İstanbul metropolünde çözüm önerilerinizi sıralar mısınız?